9 Ocak 2017 Sayı 116
MISIR HUKUKU

NOT: Hukuk İlmi Tarihi, Mahmud Es’ad b. Emîn Seydîşehrî, Daru’l-Funün Hukuk Fakültesi Müderrislerinden, Isparta Mebusu, İstanbul – Matbaa-i Amire, 1332.

Bu metin yukarıda belirtilen aslı Osmanlıca olan eserden çevrilerek günümüz Türkçesine uyarlanmıştır. Bu çalışma Dr. Hasan Özket’in editörlüğünde Dr. Bünyamın Demir tarafından çevrilmiştir.

Günümüz dünyasının siyasi ve iktisadı çalkantılarının anlaşılıp barışa evrilmesi için bu çalışmanın bilinçli bir şekilde incelenmesine inanmaktayız. Katkı sağlaması dileğiyle tartışmaya açılmıştır.

 

MISIR HUKUKU (41-59)

İçindekiler:


1. Belgeler,

2. Mısır’ın eski durumu,

3. Bokhoris kanunu,

 4. Kadınların durumu,

 5. Veraset,

6. Satış çeşitleri,

7. Kredi ve kiralama,

8. Akitlerin şekli,

9. Adalet teşkilatı,

10. Yabancılar idaresinde Mısır hukuku,

11. Mısır teamüllerinde değişim,

12. Sözleşmenin şeklinde değişimin meydana gelmesi,

13. Tescil usulü,

14. Sözleşmelerin korunması,

15. Evlenme Usulünde değişim,

 16. Mülkiyetin Tedavülünde değişim,

17. Hermeyas davası,

18. Romalılar zamanında Mısır hukuku,

 19. Roma hukukunun Mısırda kalkınması.


1. Belgeler: Takriben 1818 yılında Mısır’da Batlamyuslar zamanına mensup mısırlı bir ailenin bütün tasarruf senetleri doğu âdeti üzere bir küp içine konulmuş olduğu halde zeminin altında keşfedilmişti. Bu senetler kısmen ‘dometik’ yazısıyla Mısır dilinde, kısmen de Yunanca yazılmış olup parça parça Avrupalılara satıldı; büyük bir kısmı Paris’te, Turende, Londra’da, Berlin ve Viyana’da genel kütüphane ve müzelere dağıldı. O zamandan beri yineden bu yolda toplanan evrak ve belgeler konuların koleksiyonlarını pek ziyade zenginletti. Bugün[1] çözümleri ve tercümesi ve herkesin anlayabileceği bir şekle konulmasıyla dergilerde yayınlanmış iki yüzü aşan ve belgeler vardır. Öncelikle Rumca metinlerle iştigal, sonra dometik yazısıyla yazılmış olan metinler[2] okunup tercüme edildi.

Sicilyalı tarihçi[3] Diodore ifadelerinden, bütün Mısır kanunlarının kurallarını içeren sekiz kitap mevcut olduğu ve bunlar Mısır yüksek divan mahkeme salonunda hakimlerin önünde açık durduğu anlaşılır; bu kitaplar henüz elde edilmemiştir. Ne vakit bunların keşfine muvaffakiyet hasıl olursa Mısır hukukuna ait eser tamamlanmış olur. Bununla beraber bugün elde bulunan vesikalar, gerçi bizzat Mısır kanun koyucusunun ifadelerini bize ulaştırmıyorsa da muamelelerin nasıl cereyan ettiğini gösteriyor ve hatta bunların metni kanundan daha açık bir dille meramı ifade etmekte olmaları muhtemeldir. Bu vesikalar oldukça mühim olup bunlardan eski Mısır şeriatının toplamı itibariyle bir özetini çıkarmak imkan dairesine girmiştir.

2. Mısır’ın eski durumu: Tarihte ne kadar eski zamanlara gidilirse eski Mısır düzenli bir hükümete, ‘kast’ usulüne dayanan ve ruhani sıfat haiz bir ferdi hükümete tabi bir cemiyet olmak üzere müşahede ediliyor. Bu cemiyette intikam hakkına dair hiçbir eser görülmüyor, hatta bir hatıra bile bırakmaksızın bu hakkın çoktan beri tümüyle zail olduğu anlaşılıyor.

Atalara ibadet bir vazife olup aileler bunu ruhani birinin idaresi altında ifa ederlerdi.

Ailenin babaya dayalı teşekkülü, reisin kadın ve çocuklar ve köleleri üzerinde teamülle tasdik ve tadil edilen iktidarı, arazinin tamamen aileye ait olması ve binaenaleyh hemen devri kabul etmeyen olması, ilk Mısır topluluğunun evsafını teşkil etmektedir.

Çoban hükümdarların ve özellikle Ramessides idaresi altında askeri sınıf öne çımıştır. Kraliyetin etkisi gittikçe daha fazla hissolunuyor ve mülk hakkı bir dereceye kadar değişime duçar olup arazinin miri hukuku hükümdar ile ruhban ve asker sınıfları arasında taksim olunur.

3. Bokhoris kanunu: MÖ VIII.asırda yeni bir idare usulü tesis ediyor. Bocchoris adında hükümdar[4] özgürlük sözleşmesini tasdik ediyor. Mısırın asıl hukuki hayatı da o zamandan itibaren başlıyor. Zamanımıza ulaşan vesikalardan hiç biri bu devirden daha ileriye geçemediği halde anılan devirden itibaren pek fazla çoklukla bulunmaktadır. Bunlar da mutedil bir ‘kasıt’ usulünün varlığı, ailenin daha sınırlı bir dairede bulunduğu, aile reisinin dahi iktidarının sınırlı olduğu, emlakte icra edilen taksimler sebebiyle ilk cemaatin dağıldığı, emlakin tedavülle elden ele geçtiği ve mübadelelerde kadınlarla çocukların aracı olması ve tasvip etmesi kafi olduğu görülüyor. Vesayet bile çocuk edinme şeklinde dahil olmuştur.

Evvelki usulde bazı fiillerle bazı münasebetlerden doğan görevlerin dışında hiçbir görev tanımıyordu; Bokhoryusun kanunlarından itibaren görevler özellikle insanın seçme ve rızasıyla meydana gelirdi.  Aile münasebetlerine kadar her şey pazarlığa dahil olarak sözleşmelere üzerinde anlaşılmış olur ve esas teşkil ediyor.

4. Kadınların durumu:Var olan vesikalarda, nikâh tam rızalarıyla hareket eden iki şahıs arasında akdolmuş bir adi sözleşme şeklinde görülüyor; çocuklarının evlenmesi için baba ve anneleri tarafından rıza verildiğine dair hiçbir alamet görülmüyor. Nikah akdinde babayı veya akrabası veya vasisi bizzat veya taraflarından vekilleri hazır bulunmaksızın kadın doğrudan doğruya pazarlığa girişirdi; hatta erkeğe velisi tarafından teslim edilmeyip belki o kendi nefsini teslim ederdi.

Evlenmek istediği kıza talip olan erkekle talip olunan kız daima kendi adlarına sözleşme yaparlardı; kendisini kadın olarak kabul ettiğini talip olan erkek talip olunan kıza karşı taahhüt eder ve ona bir veya belli sayıda akçe parçası verirdi. Bunlar sözleşme için bir çeşit pey akçesi teşkil ettiği gibi gerek giyim, gerek günlük masraflar ve diğerleri için her ay veya her sene vermeyi taahhüt ettiği tahsisatın miktarını da tayin ederdi.

Eğer evlenilmek istenilen kadının özel mülkiyeti varsa olduğu gibi onun sahibi olarak kalır ve idaresini elinde tutardı, kocanın ondan bir şey talep etme yetkisi olmazdı. Menkul malların korumasını temin için de kıymetini bildiren bir defter düzenlenirdi. Bu durumun tümünde kadının mallarını temin için kocanın gerek hâlen ve gerek gelecekte malik olduğu bütün malların üzerine ‘ipotek’ konulurdu; hatta bazen koca bütün malını karısına verirdi ve hiç olmazsa ona bir mihr verir veya bir mihr vermesini taahhüt ederdi. Bu usul ile kadının mutlak özgürlüğü veya ev idaresindeki hâkimiyeti –domination-  kabul edilmiş olurdu[5].

Bununla birlikte kadının bu imtiyazlarını değiştirecek cihetlerde vardı. Şöyle ki kadın ruhbanlar sınıfına mensup olmadığı sürece koca benzer şartlarla başka kadınlar alabilirdi. Bundan başka koca boşama yetkisine de haizdi; şu kadar ki evlenilmek istenilen kadın ihtiyat tedbirlerini alabilirdi; kısaca kocası kendini terk edebilirse de ona bir miktar akçe verirdi ve hâlen malik olduğu ve gelecekte malik olacağı bütün mallarını nikâhtan doğacak çocuklara miras bırakacağını taahhüt ederdi. Zaten bu taahhüt bir kaide idi.

Mısırlılarda bir çeşit medeni nikâhı veya bir mezhebi takdis mevcut olduğunu farz ettirecek bir şey zamanımıza kadar zuhur etmemiştir. Nüfus siciline benzer bazı şeyler, verginin toplanmasına, angarya istifasına (vefaya karşılık talep etme) ve evlatlık tesisine mahsus defterler bulunmuştur. Lakin bunlarda da ailenin oluşmasına bir tesiri olmayan bir inzibat tedbirinden başka bir şey görülmüyor.            Geçmişlerin şahadetiyle anlaşıldığına göre çocukları sokağa bırakmak yasaklanmıştı. Lakin bu yasaklama da yalın bir inzibat tedbiri kabilinden olup kanun koyucunun bundan maksadı insan hayatına riayetten ziyade ahalinin nüfusunu korumaya hizmetti[6].

Erkek ile kadının hiçbir zaman merasime tabi olmaksızın irtibatı, kadının kocanın idaresinde olmaması Emancipation, çocukların hareketlerinde bağımsız olmaları, meşru çocuklarla doğal çocuklar arasında hiçbir fark bulunmaması, çok eşliliğin cevazı mukavele özgürlüğünün neticesi idi. Akraba arasındaki nikâh hakkında bile bir yasaklama malum değildi ve biraderler ile kız kardeşler arsındaki irtibattan daha çoklu bir nikâh yoktu.

Zaten metin bir surette oluşmakta olan aileleri zorbalığın yok edemeyeceği bir güçtür. Mısır hükümdarları erkek ile kadının serbestçe irtibatlarına engel olmaktan bir şey istifade etmeyeceklerdi.

5. Veraset:Satış sözleşmesinden anlaşıldığına göre, oğlan olsun kız olsun çocuklar babalarına bilinen süregelen şekilde eşitlik içinde varis olurlardı. Yalnız büyük oğluna bir miktar fazla Preciput verilirdi; bu ziyade gerçekte bir çeşit bir ücret kabilinden idi, çünkü büyük oğul terekenin taksimine değin onu temsil etmek ve hak sahipleri arasında taksim eylemek vazifesiyle mükellefti.

6. Satım çeşitleri:Satım veya satım şekli altında sayılan kısımlara dair elde edilen dayanaklar çokluk açısından nikâh sözleşmesinden az değildir. Bu belgeler Mısırda mülkiyetin adeta zamanımızdaki gibi oluştuğunu ve arazinin pek ziyade parçalara ayrılmaya duçar olduğunu ve şu kadar ki fiiliyatta istifade çoğunlukla pay sahipleri arasında müşterek olduğunu gösteriyor. Lakin mülkiyetin tedavülü bunun üzerine düzenlenen sözleşmeler Mısırlılar yanında bazı özellikler ortaya çıkarmaktadır ki anlatılması ve açıklanması faydadan uzak değildir. Çünkü hukukta her şekil bir fikrin mahsulüdür, ilmin vazifesi o fikri meydana çıkarmaya çalışmaktır.

Mülkün şahıslara geçmesi üç şekilde olurdu:

Birincisi, satıcı ile müşteri arasında hâsıl olan bir karşılıklı rıza neticesidir. Buna “paralı akit” ismi verilir. Bu akitte satışa konulan tayin olunur ve paranın tamamen eşitleneceği de tasdik ediliyorsa da paranın miktarına asla itiraz olunmaz. Satıcı diğer iki muamele ile satışı tamamlamaya mecburdur; biri tasarruf senetlerini müşteriye teslim etmek, diğeri zuhuru melhuz her türlü istihkak davasına evcition karşı ihtiyaç durumunda müdafaayı deruhte ederek müşteriyi güvendirmektir.

İkincisi, satıcının yemini ile tasdik olunmasıdır, bu surette satım bir borç sıfatına haiz olur.

Üçüncüsü, hakem huzurunda satıcı tarafından zilyetliğin müşteriye teslim edilmesidir.

Satım akdinin icrasından sonra ‘kadastro’ defterlerinde satanın ismi yerine müşterinin ismi yazılırsa da bu muamele mücerret idari merasimden ibaret olup yukarıda geçen üç türlü akit ile tamamlanmış olan satışın neticesi idi. 

Üç türlü sözleşme şeklinin ikincisinin günlerin geçmesiyle yavaş yavaş kullanımdan kalktığı anlaşılıyor.  Süregelen uygulama birinci ile üçüncü şekle, yani rızaya dayalı satım ile elden teslim hususlarına itina edilmiştir[7].

Mısırda satıma dair sözleşmelerin en dikkat çekeni para şartının daima peşin belirtilmiş olması ve miktarının hiçbir vakit zikrolunmamasıdır; bu ikinci cihetin o kadar ehemmiyeti yoktur, çünkü satıcı müşteriyi ibraya vefa göstermesi ile ibra ederdi; hâlbuki birinci cihet bize garip görünür, çünkü bu şartın veresiye satışı menedeceği zannolunur. Hâlbuki bu cihet zahiri bir muameleden ibaret idi, Mısırlılar veresiye bir satım akdetmek isterlerse muameleyi tahlil ile iki senet düzenlerlerdi, biri peşin para ile satışı, diğeri paranın tamamen veya kısmen satıcı tarafından ikraz edildiğini muhtevi idi. (Mısırlıların akitleri hep tek taraflıdır.)

Mısırlıların satımı yalnız peşin şeklinde yapmalarının sebebi tetkik edilirse taahhütlerin zorunlu yaptırımlı olması hakkındaki iptidai fikirlerin bir eseri olduğu anlaşılır. İnsanlar mücerret iki iradenin tevafukuyla bir hukuki zorunluluğun doğabileceğini ilk anda idrak edecek dereceye ulaşmamışlardı. Geçmiş zamanlarda taahhüdün feshi kabil olmayan sayılabilmesi için –biri tarafından yapılan teslim muamelesi gibi- fazla bir muamelenin daha vücuduna ihtiyaç vardı. İlmi ıstılaha göre “eşya sözleşmeleri” her tarafta mücerret “rızaya dayalı sözleşmeler”den önce ortaya çıkmıştı. Mısırlılara göre de önceden, satım bir eşya sözleşmesiydi.

7. Kredi ve Kiralama:Elde edilen belgeler içinde akçe veya buğday ikrazına dair senetler dahi bulunmaktadır. Çoğunlukla vade pek kısadır ve her ne suretle olursa olsun ödemeyi geciktirme borçluyu şiddetli bir ceza şartıyla Clause pénale duçar ederdi. Çoğunlukla bu yüksek fiyatta faizler şart kılınmıştır. Bununla beraber bir inzibat kanununun faiz adıyla anaparadan ziyade bir meblağın istenmesini yasakladığı da Didorun şahadetinden anlaşılıyor.

Mustakriz (borç eden) tarafından dayine (alacaklı) alışıldığı gibi verilen teminat (güvence) bir rehin veya bir ‘ipotek’ veya bir bey’ bilvefadır (vefaen satış).  Bu surette muamele iki senede tefrik olunurdu; biri dayin-i mürtehin (rehin kabul eden alacaklı) tarafından borcun ödenmesi durumunda rehini iade edeceğine dair bir ikrarı, diğeri medyun (borçlanan) tarafından vadesinde borcu ödeyemediği durumda merhunu (rehin alınan malı) sattığına dair bor verene yapılan bir şartlı satışı kapsamaktadır.  Borcun ödemesinin olmaması durumunda teminat olan malı bor veren zapt edebilirdi, ama borçlunun şahsını zapt edemezdi.

Sayısız kiralama senetleri de görülmüştür; bunlarda arazi daima bir sene müddetle kiralanırdı, bu durum Mısır gibi belli vakitlerde su baskınlarına maruz kalan bir memlekette ziraî durumlardan kaynaklanıyordu.

8. Sözleşmelerin şekli:Alışılan şekliyle sözleşmelerin yazılarak ispat edilmesi gerekirdi. Yazılmış beyyinenin kaybolması durumunda borçlu olduğu iddia edilen taraf yeminiyle tasdik olunurdu. Senet ya özel imza ile veya noter tarafından ve fakat daima beş şahit yüzleşmesinde düzenlenirdi. İranlıların istilasından sonra ‘Dara’ zamanından itibaren daima yedi şahit bulunmuştur. Şahitlerden her biri senedin üzerine sözleşmenin bir suretini kendi eliyle yazar, altına şahit sıfatıyla imzasını koyardı. Bu suretle papirüs kağıdı şahitlerin sayısınca aynı ifadeleri tekrar eder ve tarafların imza ettikleri asıl senet doğal olarak bunlardan başka olurdu.

9. Ceza Hukuku:Yunanca ve demotikce (Eski Yunan ve Mısır'da, günlük işlerde kullanılan halk yazısına verilen ad) yazılan papirüsler ceza hukuku hakkında hiçbir şey ifade etmiyor[8].  Onun için bu konuda yalnız tarihçi Diyodor tarafından verilen bilgi ile yetinmek mecburiyeti hasıl olmuştur. Bundan başka Mısır kanunlarının bu bölümü ihtimal ki o kadar fayda bahşetmemektedir; zecri muameleler bütün despotik ülkelerde olduğu gibi şiddetli ve keyfi olup idam ve cismani cezalar ifrat derecede idi.

Anne-babasını öldüren şahsın vücudu dikenler içine atılır ve o suretle ateşle yakılırdı. Evladını katleden baba veya anne öldürdüğü çocukla beraber kucak kucağa bağlanır ve o halde üç gün üç gece teşhir edilirdi. Öldürmeye teşebbüs eden herkim olursa olsun idam edilirdi. Gücü yettiği halde bir ölümü engellemeyen suç ortağı sayılır ve bir cinayeti haber vermeyen dövülürdü. İstek ve kesin karar verme ile hayvan itlafı idamı gerektirirdi, çünkü hayvanların hayatı kanunun himayesi altında idi. Mabud olan bir hayvan velev dikkatsizlik eseri olarak itlaf edilirse o mabudun rahibi hem hâkim hem cellat sıfatını alırdı. Sözleşmeyi ve yemini bozma idamı gerektirirdi. Büyük bir suç ile isnadıyla iftira edenler dahi idam edilirdi. Yalancı şahit idam olunur ve idamdan evvel elleri kesilirdi. Hükümet sırlarını düşmana ihbar edenlerin dili koparılırdı. Zina başkasının hakkını genel ahlaka tecavüz ve kan karışımına sebep olduğundan zina eden erkeğin erkekliği ve kadının burnu kesilirdi.

Yunanlıların en fazla hayret ettikleri ve fakat hazm ve ihtiyata riayet olmak üzere taklit etmedikleri kanun hükümlerinin inzibatinin teyidine ait yönleridir; bunlar pek çokça ve oldukça dikkatli idi.

Dilencilik ve serserilik ve tembelliği yasaklamakla cinayetlerin kaynaklarından bir takımını izale için her Mısırlı eyalet memuruna her sene ismini ve durumunu ve mallarını ve sanayi mahsulünü bildirmeye mecbur tutulmuştu. Doğru bilgi vermeyenler ve namusu ihlal edici bir surette yaşayanlar idam edilirdi.

Diyodor hırsızların bir reis idaresinde bir cemiyet teşkiliyle çalıntı malların ona verilmesinin adet olduğunu ve sahibi malının dörtte birini reise terk ederse kalanının kalanını geri alabildiğini beyan ediyor. Hırsızlığın cezasız kalmasına ihtimal verilemeyeceğinden bu hırsız cemiyetinden işret maksadından mürekkep yağmacılıktan ibaret olmak lazım geldiği istidlal olunuyor.

Ceza muhakemeleri usulü daha ehemmiyetli değil idi. Tahkikat icrası için başlıca vasıta işkence ise de diğer memleketlere nispetle daha nazikane idi ve diğer beyine bulunmadığı takdirde tarafların yeminlerine veya mabutların haniflerine müracaat olunurdu[9].

            9. Yargı Teşkilatı ve Muhakeme Usulü: Tarihçi Diodorun ifadesinden anlaşıldığına göre her eyalette bir mahkeme vardı. Adalet usulünü tesis için de bir yüksek divan mevcuttu. Bu divan yukarı, orta ve aşağı Mısır’da üç ruhani beldenin (yani Menfis, Heliopolis ve Teb beldelerinin) en mümtaz adamlarından seçilen onar rahip yani otuz üye ile bir başkandan oluşmuştu[10]. Bu hâkimler ahali tarafından seçilir olunur ve kendileri sınıflarınca jüri ehlinden olmakla beraber hükümet tarafından dahi senelik tahsisatı verilirdi. Vazifelerine ait sorunlarda kendi amirlerine bile itaat etmeyeceklerine dair hükümdar tarafından yemin ettirilirler ve her türlü müdahaleden uzak bulunurlardı.

Suç sayılan fiillerin kanuni sorumluluğu ölümle de düşmediğinden her şahsın fiillerini ölümden sonra muhakeme ile yükümlü ve kırk hâkimden oluşan bir özel mahkeme daha vardı. Vefat eden her Mısırlı tezkiye olunur ve herkesin onu suçlamaya yetkisi bulunurdu. Vaki suçlama gerçekleşirse genelin kötülemesine hedef olur ve cesedi teçhiz ve defin ayininden mahrum tutulurdu ve bu hükmün aileye de şümulü olurdu. Fiilleri hiç bir şahıs tarafından sorgulanmayan kimsenin cenazesine  saygı fevkalade icra edilirdi.

Diodor yüce divan huzurunda geçerli muhakeme usulünü teferruatıyla açıklıyor. Konuşarak savunma yasak olup yargılama yazılarak cereyan ederdi. Taraflar birer layiha ve cevap olarak layiha verme yetkisine haiz idiler. Hâkimler gizli müzakere ederlerdi. Mahkemenin yetkisi hem hukuka hem de cezaya şamildi. Davacı iddialarında 51 kendi fikrince hasmının duçar olması gereken cezayı ve talep ettiği tazminatı açıklamaya mecburdu. Mahkeme, kararını sayfanın altına yalnız bir ‘olur’ veya ‘olmaz’ kelimesini yazmakla açıklar ve onu gerektiren sebepleri göstermezdi. Başkan dahi kendi önünde asılı duran kıymetli bir taş üzerine kabartılmış ‘Hakikat/Verite’ tasvirini iddiası kabul edilen tarafın alnına asarak delaleten hükmü bildirirdi.

Bu mahkeme ve gerek her eyalette valinin nezdinde teşkil olunan madon mahkemeleri hükümdara pek sıkı bir surette bağlıydılar. Hükümdar mutlak iktidarını adliye işlerinde bile icra ederdi. Bizzat kendisi muhakeme etmek veya münasip gördüğü kimseye muhakeme ettirmek için herhangi bir davayı hemen görülmek üzere bulunduğu mahkemeden alabilirdi[11].

10. Yabancılar idaresinde Mısır hukuku:Yukarıda yazılı kanunlar İran idaresi altında değiştirilmeksizin devam etmiştir. Hatta Keyhusrev’in babası yurt olarak Mısır’da milli kanunların genişlemense yardım etmiş olduğundan Mısırlılar indinde bile kendilerinin başlıca kanun koyucularından sayılmıştır.

Makedonyalıların idaresi altıda iş başka türlü oldu. Gerçi Lagus’un oğlu Batlamyus ve takip eden tabilerinin fikir ve adetlerine doğrudan doğruya yasaklamaktan sakınırlardı. Lakin kendilerini Mısır hükümdarı kıldıkları halde aslen Yunanlı olduklarını hatırdan çıkarmadılar. Yeni idarede Yunanlılar divanı ve orduyu istila ettiler. Resmi memuriyetler hemen özellikle onlara yöneltildi. Mahalli ticaretin büyük bir kısmı onların eline geçti.

Daha Firavun zamanında Mısırın bazı limanlarında vatandaş Yunan tacirleri geniş imtiyazlara nail idiler. Aralarında seçtikleri hâkimlerden başka hâkim tanımazlardı. Bu durum bugün ‘kapitülasyon’ adı verilen usulden ibaret idi. Batlamyuslar zamanında dahi Yunanlılar kendilerini aynısıyla bugün Fransızların Cezayir’de bulundukları halde buldular. Şu farkla ki iki tarafın dini birlik kabul etmezdi. Onlar milli kanunlarını ve hâkimlerini muhafaza ettikleri gibi yerliler de kendilerininkini muhafaza ederlerdi.

11. Mısır teamüllerinde değişim:Bu durum içinde Mısır teamüllerinin devam etmesi mümkün değildi. Yunanlılık önce idareye sonra medeni hayata nüfuz etti. Batlamyuslar Mısır adetlerine uygun düşmeyen şekilde kanun koymaya başladılar. Ayırmaksızın bütün tebaaları hakkında tatbik edilmesi uygun emirler neşrettiler. Yerliler de kendi ihtiyarlarıyla Yunan noterleri huzurunda sözleşme yaparak ve davalarını Yunan mahkemelerinde ikame ederek şu değişime tabi oldular. Her iki şekilde gerek esas ve gerek şekil itibarıyla Yunan kanunu tatbik olunurdu. Bundan başka gerek mukavele ve gerek dava hususunda taraflardan biri Yunanlı olursa öncelikle bu biçimde muamele edilirdi.

12. Sözleşmelerin şeklinde değişim: Yunan kanun koyucu yerliler arasında sözleşmelere bile müdahale ederek şeklini değiştirmiştir. Özetle yukarıda görüldüğü üzere ‘yurt olarak’ yedi şahit talep edip bunlardan her biri akdin başka bir suretini yazar ve altına imza koyardı. Batlamyuslar devrinde ise mülkü aktarma gerektiren her Mısırlı sözleşmesi on altı şahitle yapılır oldu. Bunlar imzalarını senedin görünen yerine koyarlardı. Senedin suretini yeniden yazmazlardı. Rehinsiz ve ipoteksiz bir ad kredi akdi gibi daha az önemi olan akitler için altı şahit ile iktifa olunurdu.

Yerliler sözleşme akdi için Yunan noterlerine müracaat ettiğinde noterler onların ismi ile beraber baba ve analarının ismini, sanat ve ikametgâhlarını kayıt ve zapt ettikten başka yerlerine diğer bir şahıs ikamesiyle sahtekârlık icrasını meydan vermemek için ihtiyat tedbiri olmak üzere kendilerinin şemailini de yazarlardı.

13. Tescil usulü: Mısırlı ve Yunanlı bütün sözleşmeler yeni bir kaideye tabi tutuldu ki o da tescildir. Bugün bilinen en eski tescil Abifanik idaresi zamanında mö 185. seneye aittir. Bu konuda toplanan rüsum öncelikle paranın 1/20’si sınırında idi, çok geçmeksizin katlanarak bu % 10’a çıkarılmıştır[12]. Rüsum bizde olduğu gibi müşteriye aitti.

Yerlilere ait senetlerin tescili çoğunlukla memleketin diliyle yapılırdı. Lakin Filemotor zamanında sözleşmeler istisnasız Yunanca tescil olunur oldu.

Alınacak resmi vergilerin senelik zorunlu miktarı tarafından (kim?) hesap olunurdu. Rüsumun miktarı senedin altında gösterildikten ve bir müfettiş tarafından vize edildikten sonra hükümet veznedarı toplarsa makbuzunu asıl senet üzerine kayıt etmeyip başkaca bir makbuz ilmühaberi verirlerdi.

Tescil kaidesi Romalıların idareleri zamanında da devam etmiş. Fakat daha basit olan eski usule avdet dönülmüştür. Bilinene en son senet miladi 154 tarihine rastlamaktadır. Bu rüsumun ne vakit ve ne suretle ilga edildiği de bilinmemektedir.  

14. Sözleşmelerin korunması:Kanun sözleşmelerin (tescilini emir etmekle yetinmeyip) mahkeme kaleminde kayıt veya sözleşme korumacısı –Coservateur des contrats- nezdinde saklanmasını da talep ederdi. Yunan medeniyetinin dahil olduğu bütün memleketlerde bu usule riayet olunurdu. Bu tedbir senetlerin muhafazası maksadına bağlı ise de bazen onların daha kolay biçimde kaybolmasına sebebiyet verirdi. Kısaca tarihçi Yusuf’un hazır bulunduğu bir ihtilal neticesinde Kudüs’te bu durum meydana gelmişti.

15. Evlenme usulünde değişim: Yunanlı bir kadın, evli olsun olmasın, velisi hazır olmadıkça adet üzere akit yapma yetkisinde değildi. Veli dahi karısı veya oğlu veya kardeşi yahut damadı olurdu. Kayıtlar bu adetlerin genel olduğunu göstermektedir. Hatta ‘Gayos’ Romalıların idaresinde bile mevcut olduğunu beyan ediyor.

Mısırlı bir kadın dahi Yunan akdi icra etmek için bu şarta riayete mecbur oldu. Bunun bir merasimden ibaret olduğunda şüphe yok ise de nikahın yunanlaşmasına doğru ilk adım atılmıştı. Milattan önce ikinci asırdan itibaren de Batlamyus Filopatur –Ptolémée Philopator-‘un bir emirnamesi gereğince Mısırlılara ait sözleşmelerin sakı da değişmeye başladı. Kadının üste çıkması artık evvelki kadar kesin bir lisan ile şart kılınmazdı. Getirdiği çeyiz daima onun mülkü olarak kalırsa da kocası tarafından idare olunurdu. Karı-koca arasında hakiki bir mal ortaklığı yahut yalınız üçte biri kadına ait olmak üzere bir gelir şirketi tesis eden sözleşmeler dahi elde edilmiştir. Nikâhın feshi durumunda kadın bir sene müddetle bütün mallardan istifade ederdi.

Bundan başka Makedonyalıların istilasından önce talak yalınız kocanın hakkı iken sonraları kadına dahi boşama hakkı verildi. Bu suretle Mısır nikâhı yavaş yavaş Yunan nikâhına yakınlaşmaya başladı.

16. Mülkiyetin tedavülünde değişim:Mülkiyetin tedavülü dahi değişime tabi olmuştur. Bir kere satış sözleşmesinin yeminle tasdik usulü pratikten kalkıp yalnız mülkün rıza ile satımı zilliyetliğin teslimi usulleri kaldı. Bu iki darlı akdin Yunan kanunlarında muadilleri vardı. Romalıların idaresi zamanında Mısırlılar tarafından Yunan şeklinde yapılan satım senetleri paranın miktarını da ihtiva etmektedir.

Teminat gösterme hususunda problemler ortaya çıkmıştır. Şöyle ki: Eski Yunan eserlerinde bulunan satım[13] senetlerinin tümünde satılanın teslimine dair teminat bayi tarafından verilmeyip belki provandor yahut satımın doğrulayıcısı -confirmateur- denilen bir 3. şahıs tarafından gösterilirdi. İlk etapta bu özellik bize garip görünür. Bizim anlayışımıza göre satım senedinde bu teminat gösterilmese böyle satımın mahiyetinde dahil olup akitten sonra bayi satılanı müşteriye teslime mecburdur. Senette de bizzat alakadar olmayan bir 3. şahıs uhdesine böyle bir mecburiyetin nasıl tahmil olunabildiğini idrakte problem çekeriz. Lakin iptidai kavimler hukukunda muameleler bu şekilde anlaşılmazdı. Meşru ve icrası zorunlu bir akit meydana gelmesi için tarafların rızası yeterli olmayıp 3. bir şahsın araya girerek kefil olması gerekirdi. Bizim nazarımızda adeta bir tazminli sözleşmeden başka bir şey olmayan kefalet onların nezdinde asıl sözleşmenin bir rüknü olup taraflardan her birini diğerine karşı vazife ifasına mecbur kılmak maksadına bağlanmıştı. Bu sebepten dolayı kefil hakkında asıl sözleşme yapan derecesinde ve belki daha fazla şiddetle muamele olunurdu. Taşınmaz malların tedavülünde dahi bu kaideye riayet olunurdu. Akit iki şahıs arasında değil belki üç şahıs arasında cereyan eder ve teslim mecburiyetini yalnız bayi ile müşteriyi bir diğerine bağlayan 3. şahıs sözleşme yapardı. Şu kadar ki kendisinin bayi olanı sıkıştırmaya hakkı olurdu. İşte iptidai hukuk böyleydi. Daha yeni bir devrede fikirler değişti. Satıcının 3. şahıs ile zincirleme kefil olarak doğrudan doğruya müşteriye karşı taahhüt altına girmesi kabul oldu. Çok geçmeksizin onun araya girmesi de sırf bir merasimden ibaret kaldı. Hatta tümüyle kalktı. Bu sebepten Atina hukukunda onun yalnız izleri bulunur. Lakin Yunanistan’ın diğer yönlerinde senetlerin geçmişte olduğu gibi bu merasime riayetle düzenlemesine devam edildi.

Makedonyalıların istilasından sonra bu merasimin Asyada ve Mısırda tatbik olunduğu görülmektedir. Hatta Mısırlılar Yunan belgeleriyle sözleşme akdini yaptıkları zaman ona hareketini yakınlaştırmaya mecbur oldular. Şu kadar ki şekle riayetle beraber adetlerine muhalefet etmemiş olmak için bir çare buldular ki satım senedi daima bir ‘provandor’un araya girmesini gösterirse de bu aracı bizzat bayinin kendisinden ibaret olurdu.

Yunan belgelerinde Mısır kanunları ile yasak olan borçlanma için hapis usulünün dahi ortaya çıktığı görülüyor. Senetler hükümsüz olarak icra ediliyor.

17. Hermiyas davası:Hermeyas davsı hakkında Lajid/Lagides[14] zamanına ait olmak üzere meydana çıkarılan Yunanlı bir papirüs hukuk erbabı arasında pek fazla tanınmışlık kazanmıştır. Bu belgeye Hermiyas adında Yunanlı bir zabıt ile bazı Yunan hizmetleri ifaya memur bulunan Choachytes korporasyonuna mensup yerli bir aile arasında ‘Teb’ şehrinde bulunan bir hanenin mülk edinilmesi hakkında mö 117 tarihinde görülen bir dava üzerine sadır olmuş bir ilamdır.

Dava ‘Chrematistes mahkemesi’ denilen ve bir miktar Yunan memurlarıyla yerli üye mülazimlerinden oluşmuş bulunan seyyar bir mahkeme huzurunda görülmüştü. Taraflar açısından Philocles ile Dinon vekil olarak hazır bulunurlardı. Tarafların senetlerini ibraz ettiler. Lakin Hermiyas’ın senetleri iddia edilene tevafuk etmedi. Davalılar ise mükemmel senetlere malik olmaktan başka hükümdarın emirlerindeki açıklığa binaen zaman aşımıyla da delil getiriyorlardı[15]. Gerçi davacıların senetleri yeminle güven altına alınmış değilse de onlar savunma makamında bu merasimin yapılmış olması senedin hükümsüzlüğünü gerektirmeyeceğini ortaya koyuyorlardı. Mahkeme onların lehine hükmetti ve Hermiyas onların mülküne taarruz etmeden men edildi[16].

Garip bir güzel tesadüf eseri olarak bu ilamda anılan senetlerin tümü hâlâ mevcut olup bazıları Rumca diğer bazıları da motikcedir[17].

Bu incelemenin daha faydalı bir neticesi de Batlamyuslar zamanında Mısır hukukunun önemli bir kısmını tam belgeler kesin açıklama ile tanıttırmakta olmalarıdır.

18. Romalılar zamanında Mısır hukuk: Romalılar Mısırda Makedonyalıların eserini takip ettiler. Gerek yerlilerin ve gerek Yunanlıların adet ve kanunlarına riayet ettiler. Hatta vergilerin toplanması ve iltizama verilmesi hususunda Batlamyuslar tarafından kullanılan idari tedbirleri bile muhafaza ettiler.

Caillaud adındaki Fransız gezgin 1818 tarihinde Teb vahasındaki araştırmasında bir münasebetle ortaya çıkan bazı ihtilafların çözümü için Mısır valisi ‘Tiberius Alexander’ tarafından mö 68 tarihinde neşredilen uzun bir emirnamenin metnini elde etmiştir. Vali bunda Mîrinin -başlıca mahkemesiz icra ve hapis usullerini tatbik yetkisinden ibaret bulunan-  imtiyazlarını muhafaza ediyor. Ogustosun bir kararı gereğince Mısırda kadınların çeyizlerini imtiyazlı olarak geri alma isteme yetkisine haiz olduklarını ve onların malı olan bu çeyiz kocalarının borçlarından dolayı haczedilmeyeceğini de bu vesileyle ihtar ediyor[18].

Senelerin düzenlenmesinde Yunan hukukuna çoğu zaman riayet edildi. Kısaca 154 miladiye ait belgede yerli bir kadının kocası hazır olduğu halde diğer yerli bir kadına bir mülk sattığı görülüyor. Hâlbuki senedin içeriğinde kocanın hazır olmadığı anlaşılıyor. Gerçi kadının malını sattığı sırada kocanın hazır olması abes bir şekilden başka bir şey değilse  de  Yunan geleneklerine riayet daima zikrediliyordu. Hâlâ bu cihet bütün ahali mülkiyetlerinin Roma şehri sıfatını haiz olduklarını tasdik eden ‘Karakalan’ zamanından bir asır sonra yani miladi IV. asırda düzenlenen bir azat namede dahi görülmektedir. Mısırlı kadın Romalı sıfatını haiz olduğu cihetle akdi icra için izin almaya muhtaç değilken fiiliyatta hâlâ izinli imiş gibi gösteriliyordu. Yukarıda yazıldığı gibi 154 tarihli satış senedi Rumca olarak hâlâ ‘satışın doğrulayıcısı’ ibaresini içermektedir.

Akraba arasında evlenme usulü dahi çoğu zamanlar devam etti. Ogustos zamanında yaşayan tarihçi Sicilyalı Diyodor, Neron zamanında yaşamış olan İskenderiyeli Philon gözlemlerine dayanarak bu durumdan söz ediyorlar. ‘Karakalan’nın fermanından ve Mısır ahalisinin Hıristiyanlığı kabulünden sonra bile yerliler tarafından enişteler ve baldızlar arasında akdedilen evliliklere hükümet müsaade ederdi. Bu muameleler ancak v. asırda yasaklanmıştır[19].  

19. Roma hukukunun Mısırda yükselmesi ve okutulması:Roma hukuku Mısırda yavaş yavaş fakat kendince yükselmekle bir şekilde nüfuz etti. Son olarak keşfedilmiş olan papirüslerde kısaca vasiyetnamelerde izlerine rastlanmaktadır. ‘Alexandersever’ zamanında akdedilmiş bir nikah sözleşmesinde kadın çeyizinin Roma kanununa uygun olarak kendine iadesini şart kılıyor. Wailly tarafından neşredilen tarihi meçhul ve Latince yazılmış iki belgeden biri bir zabıt tarafından akdedilen bir satışın baskı vukuuna bağlı olarak feshinin, diğeri bir azat etmenin nimet naşane selıkdan dolayı feshini içermektedir. VII. asrın başlarında ‘Heraklius’ zamanında İslam fetihlerinden birkaç sene önce düzenlenen satış senetleri artık Roma merasiminden başka hiçbir şeyi içermemektedir.

Roma hukukunun Mısırda yalnız tatbik değil, belki okutulmuş olduğu da anlaşılıyor. 1880 yılında Turisina manastırında Rumca açıklamasıyla beraber Roma hukukuna ait sayısız fıkralar bulunmuştur. Berlin müzesinde ‘Pabyanine’ ait olmak üzere Mısırdan satın alınmış birçok parçalar vardır. Lover müzesi 1882 yılında Kayyum beldesinde bulunmuş olan bazı güderi parçaları satın aldı. Bunlar ‘Pabyanine’nin 9. kitabının yeni bir takım fıkralarını ‘Pol’ ve ‘Olpiyen’in açıklamalarıyla beraberdir.

Mısırda son zamanlarda elde edilmiş olan belgelerin ne derece fayda verdiği yukarıdaki ifadelerden anlaşılır. Bunlar hukuk tarihinin yeni bir konusu hakkında bilgi vermektedir.



[1] Anılan evrak Letronne ve Amedee Peyron gibi ilim adamları tarafından çözülmüş ve tercüme edilmiştir.

[2] Sicilyalı Diodore Sezar ve Ogustosun çağdaşlarındandır, Avrupa ve Asya’yı görmüş ve Roma’da ‘Tarih Kütüphanesi’ adıyla kırk citten oluşan bir eser meydana getrimişti. Bu eser yaratılıştan mö 60. seneye kadar bütün vakaları içeriyordu. Bugün ancak on beş cildi mevcuttur.

[3] Brugseh ve Revillont’un çalışmaları sayesinde.

[4]Bocchoris Mısır’ın 24. sülalesinin son hükümdarına Yunan tarihçileri tarafından verilen isimdir. Yukarı Mısır ile orta Mısır Habeşlilerin elinde olduğu halde bu zat aşağı Mısır hükümetiyle kanaat ederek adilane idaresi ve kanunlarıyla meşhurdu. Lakin 7 sene sonra (mö 67) Habeş hükümdarı ‘Sayaton’ hücum edip payitahtını zapt ve kendisini ateşle yaktırdı ve 25. sülaleyi tesis etti. Bazı tarihçiler Bokhoryusu Hz. Musa’nın Firavunu zannetmişlerdir. O halde milattan on yedi asır evvel hüküm sürmüş olması lazım gelir.

[5]Yunanlar kadının bu hakimiyetinin anlamakta müşkülat çekerler ve bundan hayrete düşerlerdi. Mısırı görmüş olan müverrih ‘sicilyalı diodor’ bu hale pek güzel dikkat etmiş ve ‘eşhas beyninde münakid nikah mukavelatında daima kadının erkeğe tefevvuku suprematie şart kılınıyor, zevc tezevvüc eylediği kadına itaat eyleyeceğini taahhüt ediyor’ demiştir.

[6]Çağdaş ilim adamlarından bazıları balada muharrer malumatı kabul etmek istemiyorlar.

 

[7]Bu suretle biri mülkiyeti diğerine aktarma, diğeri zilyetliği müşteriye teslimden ibaret bulunan iki türlü akdin kullanılması Mısır’a mahsus değildir. Kitaplardan bunun Yunanistan’da mevcut olduğu anlaşılıyor.  “Ravon”  papirüsleri de miladın altıncı asrında İtalya’da yürürlükte olduğunu gösteriyor. Roma hukukunda mülkü nakleden sözleşme değil belki teslimdi. Bu durum aktarmanın diğer bir muamele ile meydana çıkarılması için fazla bir sebep teşkil ederdi.

[8]Birch, Chaba, Dévira, Maspéro tarafından neşredilen hiyeroglif yazısını içeren papirüslerde adlî tahkikatı muhtevi zabitnameler bulunmakta ise de bunların tercümesi Mısır ceza hukuk hakkında bir doğru fikri hasıl edebilecek derecede sağlıklı değildir.

[9]Ozberyas mahkemesi huzurunda bir maznun tarafından iddia makamında irad edilen şu cümleler dikkate değerdir: “Ben küfür söylemedim. Kimseyi aldatmadım. Kimsenin malını gasp etmedim. Hile kimseleri nifak ve nizaya düşürmedim. Kimsenin hakkında zulüm etmedim. Kimseyi fesada davet etmedim. Tembel değilim. Sarhoş olmadım. Kimseyi gayri meşru hareketlere teşvik ve icbar etmedim. Yasak olan şeyleri görmeye çalışmadım. Müzevirlik ve lafazanlıkta bulunmadım. Kimseyi dövmedim. Kimse hakkında arkasından fena söz söylemedim. Kalbime hasetlik gelmezdi. Padişahım ve pederim hakkında layık olmayan sözleri söylemedim. İftirada bulunmadım. Köle ve cariyelere fena muamele –yani kuvvet ve iktidarımı suiistimal- etmedim. Mabutlarımın emirlerine itaatte kusurum yoktur. Açlara ekmek, susuzlara su, çıplaklara elbise verdim. ”

[10]Egger yayımladığı bir papisrüs üzerine yazılmış bir tahkikatın bir fıkrasında keyfiyetin divan başkanına havale olunduğunu görmüştür.

[11]Yunan tarihçileri -ihtimal kendi ‘Demokratik’ müesseseleriyle elde ettiği çelişki sebebiyle- bu kanunları makul görerek sitayişinde ittifak etmektedirler.

[12] 140 senesiyle 120 senesi arasındaki II. Evergale zamanında.

[13]Mesela bir mabuda satış şeklinde yapılmış azat nameler görülüyor ki ‘Delf’  mabedinde bundan yüzlerce elde edilmiştir. 

[14]Lajidler, Batlamyuslar sülalesidir. MÖ 323 en 30 tarihine kadar Mısırda saltanat sürmüştür. 

[15]Mısır hukukunda zaman aşımının temellük meydana getirdiği anlaşılmıyor.

[16]Bu ilamın Fransızca tercümesi 1883 de neşredilmiştir.

[17]Mösyo Revillou dosyanın bütün evrakını toplamaya ve bu muhakemenin iki bin sene sonra incelenmesini yeniden icraya muvafık oldu. Bu incelemeden anlaşıldığına göre ilam  usule uygun olarak verilmişti. Hermiyas tarafından ikame edilen hak talebi davası hakikaten sebepsizdi.

[18]Bu meti dahi son vakitler de neşredilmiştir.

[19]İmparator ‘Zenon’un buna dair olan 475 tarihli müessesesi Jüstinnyen’in kanunlarında bulunmaktadır.