9 Ocak 2017 Sayı 116
EKONOMİK MESAFE

EKONOMİK MESAFE

“TARİHİ YARIMADA HANLARI ÖRNEĞİ”

 Araştırmanın metodu, haritalardan elde edilecek “ekonomik mesafe”nin sosyal ve iktisadi anlamlarını incelemek olacaktır. Araştırmaya dahil olan hanları limana ulaştıran yolun uzunluğunun aynı yolun genişliğine bölünmesinin ekonomik mesafeyi ifade ettiği kabul edilmektedir. Hanın uzaklığı bu değerle ölçülecektir. Bu uzaklık ile hanın mimari büyüklüğü, faaliyet alanı, yapım tarihi arasında matematiksel ilişki aranarak yerleşimin mimarisi ile ekonomisi arasındaki ilişki tarihi yarımada hanları örneği üzerinde aranacaktır.

Hanlar kavramı geniş bir gelişim ve bilgi hinterlandından beslenmektedir. Hanlar gerek fonksiyon gerekse bulundukları konum itibarı ile farklılıklar arz etmektedir. Mimarı yapıları, dönemin ekonomi durumu, ticaret yollarının pozisyonu, yaşanan yüzyıldaki siyası gelişmeler, doğal afetler gibi birçok olgu hanların oluşum ve gelişimini etkileyen faktörler olarak kabaca sıralanabilir. Bizim çalışmamızda ise tarihi yarımada özelinde hanların limana olan mesafeleri ile hanların büyüklükleri ve yapıldıkları yüzyıl arasında bir ilişkinin varlığı aranacaktır.

Bu ilişkiyi ararken bazı sınırlandırmalar getirmek zorundayız. Örneğin İstanbul hanlarını incelerken hanların yoğunlaştığı eski Eminönü bugünkü Fatih ilçesi içerisinde Kapalıçarşı ile Haliç arasında kalan vadiyi inceleyeceğiz. Bu kabulle yola çıkmamız bu bölgenin dışında İstanbul’da han olmayışından değil de mukayese edebilme kolaylığı sebebiyledir. Örneğin hanlar bölgesinin dışında bugün ki Laleli, Saraçhane, Süleymaniye, Galata, gibi bölgelerde hanların varlıkları bilinmektedir. Ancak ilgili bölgeler gerek han sayısının az olması itibariyle gerekse liman ile irtibatı sebebiyle bu çalışmanın dışında tutulmuştur.

Şekil 1Turuncu ile taralı kısım incelediğimiz bölgeyi göstermektedir. Harita:Wolfgang Müller Yorum: Bünyamin DEMİR

 

Bizim çalışmamız kabaca konumları izah edecek Nuruosmaniye Camii ile Beyazıt Camii arasından başlayan ve Halice inen vadi üzerindeki hanların incelenmesi olacaktır. Bu bölge Osmanlı zamanında ticaret bölgesi olarak bilinmektedir. Bu bölge; üst tarafta Mese (Divan yolu) ile liman arasında kuzey güney yönünde, batıda eski saray ile doğuda Mahmut paşa camii arasında kalmaktadır. Limana inildikçe bu aks doğu batı yönünde genişlemektedir.

Bu bölgenin arazi yapısı incelendiğinde iki tepe arasında kalan bu alanın yapılaşma için fiziki açıdan uygun olduğu görülmektedir. Gerek eski Saray- Süleymaniye bölgesindeki arazi meylinin keskin yükselişi gerekse Daye Hatun –  Rüstem Paşa Medresesi aksındaki yükseliş yerleşimi etkilemiştir. Ayasofya ile Rüstem Paşa Medresesi arasında kalan bölge de fiziki koşullar açısından değerlendirildiğinde hanların yerleşimine uygundur ancak bu bölgede bu yönde bir gelişme gözlenmemektedir. Aynı şekilde limandan başlayıp Mese’ye doğru uzanan aksta hanların dağılımı gözlenirken şehrin ana ulaşım aksının güneyinde hanların yer almadığını görüyoruz.

Şekil 2Tarihi yarımada da ki yükseltilerin yerleşime etkisi  Harita:Wolfgang Müller Yorum: Bünyamin DEMİR

Bizans döneminde doğu batı yönündeki Mese ile şehir çok belirgin bir hat ile ikiye ayrılmıştır. Bu aksın hipodromdan başlayıp Constantin Forumu (bugünkü Çemberlitaş) ‘nu geçerek Thedosius Forumu(bugünkü Beyazıt)’na uzanmakta ve orada ikiye ayrılmaktadır. Birinci aks Havariyyun Kilisesi (bugünkü Fatih Camii)’ne doğru yönelirken diğer aks güneye Likos Deresi (Bayrampaşa Deresi) üzerinden Forum Bovis (bugünkü Aksaray) geçerek Forum Arkadius (bugünkü Cerrahpaşa)’ya ulaşır.

Mese etrafındaki revaklar ve dükkânların varlığı bilinmektedir. Ancak Osmanlıda Mese aynı yatırımı alamamıştır. Fatih devrinde Kapalı Çarşının imar edilmesi ile ticaret bu bölgede yoğunlaşmıştır.  Osmanlı’nın bu ticari tercihin sebebi farklı bir araştırma konusudur. Bu tespit, hanların yerleşimi açısından önemli olduğu için bu kadarı ile yetineceğiz. Yukarıda hanların yerleşimini izah ederken Mese’nin ötesinde hanların bulunmadığını belirtmiştik. Muhtemeldir ki hanların Mese’nin ötesine, şehrin güneyine inmemesinin temel sebeplerinden biri Mese’nin ticari öneminin Osmanlı’da devam etmeyişidir, diyebiliriz. Amaç Mese’ye değil, Kapalı Çarşıya ulaşmaktır. Bu durumda sorulması gereken bir soru da Kapalı Çarşı’ya güneyden ulaşan aksın neden değer kazanmadığı ve bu bölgeye neden hanların inşa edilmediğidir. Bunun en temel nedeni ticari liman olarak Haliç’in kullanılmasıdır, diyebiliriz. Güneyde Marmara kıyısında bulunan limanların tercih edilmeyişi bu bölgede hanların imar edilmemesinin nedenidir diyebiliriz. Bu limanların neden, kullanılmadığı konusunda birçok değerlendirme vardır.  Haliç’in bir doğal liman ve korunaklı bir bölgede olması Marmara’ya bakan limanların bu denli korunaklı olmaması bu tercihte etkendir. Şehrin Marmara’ya bakan kıyılarında antik çağdan beri yapıla gelen dalgakıranların varlığını biliyoruz. Bu dalgakıranlar limanların korunması için inşa edilmiş olmalıdır. Bu anlayış Bizans döneminde de devam etmiş şehrin güneyindeki limanların korunması için yatırım yapılmıştır. Bunun yanında Likos Deresi’nin getirdiği alüvyonların bu bölgede limanı etkilemesi, bu limanlara devamlı yatırım ihtiyacını doğurması, Haliç’in liman olarak daha uygun bir bölge olduğunu göstermektedir. Haliç’in ticari liman olarak İstanbul’un ilk çağlarından beri kullanıldığın biliyoruz. Osmanlı da bu geleneği değiştirmemiş tarihi yarımadanın kuzeyinde yer alan bu korunaklı bölgeyi birinci derece ticaret limanı olarak kullanmıştır. Bu bölgede Bizans’tan kalan bazı yapılar (Balkapanı Hanı gibi) Bizans döneminde de ticari tercihin bu bölgede olduğunu göstermektedir.

Şekil 3Fatih devrinde tarihi yarımada hanları Harita: Ali Saim Ülgen Yorum:Bünyamin Demir

Fetih ile birlikte kentin bir çok yerinde imar faaliyetleri başlamış ve bir çok noktaya çarşılar inşa edilmiştir. Ancak Çarşıyı Kebir diye isimlendirilen ve şehrin en büyük çarşısı olan bugünkü Kapalı Çarşı inşa edilmiştir. Bu bölgede Fatih tarafından imar edilen Cevahir Bedesteni bugün hala ayakta durmaktadır. Cevahir Bedesteni ve Bodrum Kervansarayı arasında kurulan bu çarşı zamanla gelişmiş ve genişlemiştir.

Çalışmamızda belirttiğimiz; büyüklük, hanların limana olan mesafesi, hanların bulundukları yolların genişliği gibi bilgilerin ölçülüp tespit edilmesi gerekmektedir. Bu bilgilerin tespiti için elimizde bulunan bilgilerin değerlendirilmesi gerekecektir. Çalışmamız Osmanlı dönemi İstanbul’unu kapsadığı için çalışmamızın başlangıcını İstanbul’un fethiyle başlatıyoruz. Böylece tarihlendirme aralığımız 15 y.y. ile 19. y.y. arasında olacaktır. Bu yıllar arasında yapılan hanların ölçümlenmesinden önce tespitlerinin yapılması gerekir. Bu konu ile ilgili yapılmış bazı çalışmalar vardır. İstanbul hanları ile ilgili en kapsamlı çalışma Ceyhan Güran’ın “ Türk Hanlarının Gelişimi ve İstanbul Hanları Mimari” çalışmasıdır. İlgili çalışma bu konu ile ilgili kapsamlı bilgiler içermektedir. Hanların kitabeleri olmadığı için hanların mimari üslup ve yapı şekillerine dayanarak hanların hangi yüzyılda yapılmış olduğunu belirlemektedir. Bu eserın dışında 1956 yılında Metin Erksan’ın yapmış olduğu yüksek lisans tez çalışması klasik Osmanlı hanlarından 16 tanesi hakkında bilgiler sunmaktadır. Güran çalışmasında bu tezden bahsetmektedir. Erksanın çalışmasında da hanların tam tarihleri verilmemekte Güran’ın tespit yöntemi kullanılmaktadır. Bu iki çalışmanın dışında Ekrem Hakkı Ayverdi’nin “Fatih Devri İstanbul” kitabında o dönem İstanbul hanlarından bahsetmektedir. Fatih Sultan Mehmet devrinde Ayverdi’nin çalışmasına göre on sekiz adet han bulunmaktadır. Bu çalışma 1542 tarihli Vakıflar Tahrir Defteri’ne dayandığından bu defterde kayıtlı olmayan hanların olup olmadığı hakkında yeterince bilgiye sahip değiliz. Bu tahrir defterinden sonra yazılmış olan 1600 tarihli Vakıflar Tahrir Defteri ile mezkur defter arasında uyuşmazlıklar vardır. Bu iki defter arasındaki uyuşmazlıklar, hanlar konusundaki tespitleri de yanılmalar olabileceği ihtimalini doğurmaktadır. Nitekim 1600 tarihli defterde öncekinde olmayan hanların bulunduğunu biliyoruz.1600 tarihli İstanbul Vakıfları Tahrir Defteri’nde eskisinde zikredilmeyen 4 farklı kervansaray tespit edilmiştir ki bunlar: Mahmutpaşa’da Kervansaray, Ahi Turmış Mahallesi’nde Kervansaray, Yahudi Mahallesi’nde Molla Gürani vakfiyesi Kervansaray,  Tahtakale’de Murat Paşa Vakfı’ndan Kervansaray’dır. Güran’ın han listelerine baktığımızda Ayerdi’nin çalışmasının temel alındığı görülmektedir. Ancak Ayverdi Vakıflar Tahrir Defterini ve Fatih Vakfiyesini temel almaktadır. Fatih devrinde bu kaynaklarda bulunmayan hanların imar edilmediğini söylemekelimizdeki bilgiler ile mümkün değildir. 1506 depreminde yıkılmış olabilecek hanların olabileceği ihtimali gibi faktörleri hanların sayısı noktasında kesin çizgiler çizmemizi engellemektedir. Yine i. Aydın Yüksel’in II Beyazit- Yavuz Sultan Selim devri kitabı bize o dönemde 9 adet hanın varlığından bahsetmektedir. Ancak bunlar da Güran’ın listesinde yoktur. Bu çalışmaların dışında İstanbul hanları ile ilgili bir çok kaynak vardır. Evliya Çelebi’ye göre 17. yüzyılda İstanbul’da bulunan kervansaraylar şunlardır; Fatih Sultan Mehmet Han Kervansarayı, Beyazıt Han Kervansarayı ,Yavuz Sultan Selim Han Kervansarayı, Süleyman Han Kervansarayı, Ahmet Han Kervansarayı, Ayasofya yakınında Kapıcılar Kervansarayı (karşı karşıya iki büyük han), Atmeydanı yakınında Koca Mehmet Paşa Kervansarayı, Kurşunlu Han Kervansarayı, Baklalı Han Kervansarayı, Vefa Hanı Kervansarayı(sahibi Pertev Paşa, Mimar Sinan yapısı), Atpazarı Hanı Kervansarayı, Melek Ahmet Paşa Sarayı yanında Sinan Paşa Kervansarayı (Mimar Sinan yapısı), Bitpazarı yanında Atik Ali Paşa Kervansarayı gibi. Bizim tez çalışmamızda 19. Yüzyılda İstanbul’da bulunan hanların sayısı 180 , yüksek lisans çalışmamızda Pervitich Haritaları’nda yaptığımız han sayımında ise hanların sayısı 249 olarak görülmektedir.

            Bizim çalışmamızda hanların büyüklüklerinin ölçümü imar planlarında işli olan hanların ölçülmesi ile başlamıştır. Elimizdeki imar planlarında bulunan ve aynı zamanda 15 ila 19 yüzyıl hanlarından olan hanların sayısı 39 dur.  Bunun dışında imar planlarında işlenmiş hanlar vardır ancak bu hanların yapım tarihi bilgileri elimizde yoktur. Bunun dışında mimar Ali Saim Ülgen’in Fatih Devri İstanbul Haritası ve indeks çalışması vardır. Bu harita üzerinden ölçümleyebildiğimiz han sayısı 5’tir. Böylelikle çalışmamıza dahil olan hanların sayısı 44 e ulaşmaktadır. Kaynaklarda zikredilen diğer hanların yerlerinin ve büyüklüklerinin tespiti yapıldığında bu çalışmanın genişletilmesi mümkündür. Ancak bugünkü veriler ile değerlendirmeye tabi tutulabilecek hanların sayısı 44 dür.

Şekil 416-19 Y.Y. da yapılmış hanların haritalarda olanları farklı renkte işaretlenmiştir. Harita:Ekrem Hakkı Ayeverdi Yorum: Bünyamin Demir

                Yukarıda belirttiğimiz üzere hanların büyüklüklerini ölçerken Fatih ilçesi imar planları kullanılmıştır. İmar planlarında Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’nun da desteği ile hanların yerleri ve büyüklükleri işlenmiştir. Hanların işgal ettiği arazinin metrekaresini ve limana olan mesafesini bu haritalar üzerinden tespit etmek mümkündür. Hanların önündeki yolun genişliği konusunda farklı haritalardan mukayeseli hareket etme ihtiyacı doğmuştur. Haritalarda hanlar, tarihi eser olduğu için farklı bir tarama ile işaretlenmiştir, ancak sokak genişlikleri hakkında böyle bir tasnif yoktur. Bu sebeple Charles Edouard Goad’un İstanbul Sigorta Haritaları’ndan faydalanılmıştır. Bu haritalarda sokak genişlikleri “feet” cinsinden aralıklarla verilmiştir. Bu mesafeler m’ye çevrilmiştir. Ancak her hanın önündeki yolun genişliği farklılıklar göstermektedir. Bazı noktalarda daralmalar yaşanırken bazı yerlerde sokağın genel gidişatının dışında bir genişleme gözlenmektedir. Bu sebeple hanların önündeki yolun genişliğini hesaplarken o yolun limana kadar olan mesafe genişliklerinin aritmetik ortalamaları alınarak o yol için bir ortalama değer bulunmuştur.

            Hanların limana olan mesafelerinin tespitinde kullandığımız yöntem oluşan ticaret yolları üzerinden bir ölçümün sonucu ortaya çıkmıştır. Liman ile Kapalı Çarşı arasında hanların yerleştiği bölgede oluşmuş iki ana ticaret yolu mevcuttur; bunlardan birincisi Rüstem Paşa Camii ve Çukur Hanın yanından başlayıp Kapalı Çarşının içine yönelen Uzunçarşı Caddesidir. Bu cadde Bizans döneminde de vardır ve Mese’ye ulaşır, oradan da Kadırga Limanı’na iner. Ancak Osmanlı’da bu yolun Kapalı Çarşı’ya ulaşmak için kullanıldığı; yolun kapalı çarşıya geldiğinde daralmasından anlaşılmaktadır. Amaç Mese’ye ulaşmak olsaydı yol, limandan geldiği şekliyle büyük bir daralmaya maruz kalmadan devam ederdi. Diğer ana ticaret yolu; liman bölgesinde bulunan Bahçekapı bügünki Hidayet Camii’nden başlayıp Sultanhamam ve Mahmut Paşa yokuşu ile Kapalı Çarşı’nın içine dönmektedir. Çemberlitaş’tan Vezir Hanı ve eskiden orda bulunan Elçi Hanı’nda Mahmut Paşa yokuşuna inen yol Mahmut paşa yokuşuna gelmeden iyice daralmaktadır. Bu da yine Bahçekapı’dan gelen yolun Mese’ye değil Kapalı Çarşı’nın içine gittiğini göstermektedir. Bu iki ana aksın yanında yine kuzey güney yönünde bugünkü Mısır Çarşısı’ndan başlayıp Kapalı Çarşıya doğru Çakmakçılar yokuşuna kadar çıkan yoldur. Bu yolun varlığı Ali Saim Ülgen’in Fatih Devri Haritası’nda bulunmakta ve Balıkpazarı’na çıkmaktadır. Mısır Çarşısı’nın mimari şekli bu tezi doğrulamaktadır. Kuzey güney yönünde bu aksı doğrulayan çarşı, doğu batı yönünde bu aksı Mahmut Paşa yokuşu akasına bağlamaktadır.

Şekil 5Ana Ticaret Yolları. Harita:Ekrem Hakkı Ayeverdi Yorum: Bünyamin Demir

            Kuzey güney yönünde ilerleyen bu ana ticaret akslarının dışında aynı zamanda bu iki aksı birbirine bağlayan bir aks daha vardır. Yine Bahçekapı’dan başlayıp Fatih Devri Haritası’nda da işli olduğu haliyle Sultan hamam üzerinden Bey Kervansarayı’na oradan Mercan yokuşu üzerinden Eski saraya uzanan Çakmakçılar yokuşu aksıdır. 15. yüzyılı gösteren Ülgen haritasında göremediğimiz, ancak daha sonra oluştuğunu tahmin ettiğimiz Süleymaniye bölgesini, bu ticaret akslarına bağlayan bir yolun varlığı, 19 yüzyıl Ayverdi haritalarında görülmektedir.

            Bu yolların tespiti, hanların limana olan mesafelerini tespit açısından önemlidir. Zira bu yolların konumları dikkate alınmadan en kısa yoldan limana olan mesafe arazi kotları dikkate alınmadan hesaplandığında, yahut kuş uçuşu mesafeler hesaplandığında daha farklı sonuçlar elde etmek mümkündür. Ancak gerek ana yolun dışına çıkılmasının arazideki eğim sebebiyle değişmesi, gerekse oluşmuş doğal işleyişe muhalif olması sebebiyle değerlendirilmesi düşünülmemiştir. Söz konusu yollar tarihte olduğu gibi günümüzde de kullanım açısından aynı önemi korumaktadır.

Şekil 6Hanlar ve yolların birlikte işlendiği pafta. Harita:Ekrem Hakkı Ayeverdi Yorum: Bünyamin Demir

Ölçümleme yapılırken yukarıda izah ettiğimiz yöntemler ile hanların büyüklükleri, limana olan mesafeleri ve hanların önündeki yolların genişliği hesaplanmıştır.

 

                Çalışmamızın başlangıcında da belirttiğimiz üzere hanların büyüklükleri, önlerindeki yolun genişliği ve hanların yapıldığı yüzyıl bilgileri arasındaki ilişki aranmıştır. Bu ilişki aranırken SPSS 15.0 programından faydalanılmıştır. Elde edilen verilerin arasında lineer regresyon analizi yapılmıştır. Bu analizler neticesinde çıkan sonuçlar sıralanmıştır.

 

            Ekonomik mesafe, hanların limana olan mesafesinin limana inen yolun genişliğine oranı ile elde edilir. Bu, bizim çalışmanın başında yaptığımız bir kabuldür. Ekonomik mesafe tabiri literatürde farklı şekillerde daha önce kullanılmıştır. Bizim kullandığımız tabir ise limana olan mesafenin yol genişliği parametresi ile oluşturulmuş halidir ve bizim bu çalışma için kullandığımız bir tanımdır. Hanlar arasındaki ayrımı yapabilmek için limana olan mesafe kadar limana inen yolun genişliği de önemlidir. Yolun genişliği ne kadar fazla ise transfer o kadar rahat sirküle olacaktır. Bunun yanında aynı mesafede bulunan ancak yol genişliği farklı olan iki hanın arasında ayrımın yapılmasında etkin bir faktör olarak yol genişliği ekonomik mesafeye dahil edilmiştir.

Sonucu çıkmaktadır.  “Yol Genişliği”ni sabit değer olarak kabul ettiğimiz için “Zaman” ilerledikçe “Hanların Büyüklüğü” küçülürken “Ekonomik Mesafesi” artmıştır.

Hanların bu vadiye yerleşme sebepleri nelerdir. Rüstem Paşa Medresesi Vezir Han aksının oluşturduğu tepe ile Ayasofya arasında kalan vadi de bu anlamda hanların yerleşimine uygun olmasına karşın bu anlamda bir yerleşim gerçekleşmemiştir. Bunun nedenleri irdelenecek olursa temel neden Kapalı Çarşı’ya ulaşmak için aşılması gerek bir tepenin varlığı olarak yorumlanabilir.  Kapalı Çarşı bugünkü Sultan Ahmet bölgesine kurulmuş olsaydı hanlar yine bu bölgeye mi yerleşirdi, yoksa “bu bölge en uygun bölge olduğu için Kapalı Çarşı buraya inşa edildi” sorusu bir başka irdelenmesi gereken konudur. Bizans döneminde de Kapalı Çarşıyı oluşturan bölgeye doğu ve batı yönünde iki forum yapılması bu bölgenin ticari olarak uygun bir yer olduğundan olmalıdır. Yani bir anlamda bu bölgeden bütün ekonomik unsurlar ile en uygun irtibat kurabileceği için  Kapalı Çarşı oraya kuruldu diyebiliriz. Bir anlamda hem Kapalı Çarşı’nın hem de hanların bu bölgede oluşumunu liman ve arazi faktörü etkiledi diyebiliriz.

Zaman geçtikçe hanlar küçülmüş mesafeleri ise uzamıştır.  Hanların büyüklüğü ile ekonomik mesafesi arasında bir ilişkinin direkt olarak çıkmaması hanların yapıldıkları dönemlerde bu mesafe ayrımının dikkate alınmadığını göstermektedir. Kürkçü Han , Büyük Valide Hanı örneklerinde de olduğu gibi büyük hanların orta bölgelerde bulunduğunu görebiliriz. Hanlara gelen malların yalnızca limandan gelmediği, şehre gelen kervanlar yoluyla da geldiği hanların bu dağılımını desteklemektedir. Hanların büyüklerinde özellikle bodrum katların ahır olarak kullanılması bu yerleşimi destekleyen bir diğer faktördür. Bu bağlamda hanlara limandan tek yönlü mal akışı olmadığı, üst yoldan da hanlara mal sevkiyatının yapıldığını söyleyebiliriz.