9 Ocak 2017 Sayı 116
Hakikat ve Mecaz

 

Hakikat ve Mecaz

Muallim Musa Kazım Efendi

Hakikat: Konulduğu manada kullanılan lafızdır.”

                İzahı: Hakikat; fe’îl veznindedir. Ya özne(/ismi fail) veyahut nesne(/ismi meful) manasındadır. Zira bu lafzın müştak olduğu (hakk) fiili lazım ve müteaddî olarak kullanılmaktadır.

“Sebete’ş-Şeyü” yerine “Hakke’ş-Şeyü” denildiği gibi “Esbete’ş-Şeyü” yerine “Hakketu’ş-Şeyü” de denilmektedir.

                Binaenaleyh bunun sözlük manası “Asıl yerinde sabit veya müsbet olan şey.” demek olup sonra metindeki manaya nakledilmiştir.

                Hakikat özne manasına olduğuna göre sonunda ki ‘ta’ terim anlamına nakilden sonra da ittifakla müenneslik alametidir.

                Zira öznenin kendisine müennesliğin bitişmesinde asıl olan fiile tam yakınlık ve tam benzerlik vardır. Nesne manasına olduğu takdirde ise sonundaki ‘ta’  şu lafzın sıfatlıktan isimliğe nakline alamettir. Bu da müenneslikle naklin bir diğerine parçada benzerliğe mebnidir. Bu çoğu ulemanın kavli olup Miftah sahibi buna muhaliftir. Onun görüşüne göre anılan lafız özne manasında olduğu takdirde sonundaki ‘ta’ müennesliğe alamet olduğu gibi nesne manasına olduğu takdirde de müennesliğe alamettir.

                Zira bu takdirde mevsuf mukadderin sıfatı olup ibare “Kelimeten hakikaten”  tekdirindedir.

Nesne manasına “fe’îl” sığasında anılan ve müennes eşit ise de bu eşitlik mutlak olmayıp belki “raculün katîlün/öldürülmüş adam” ve ”İmraatün carîhün/yaralı kadın” gibi mevsufu kendisiyle beraber anılan sigalara mahsustur. “Hakikat”in terim anlamında ki kayıtların izahı da aşağıdaki gibidir.

                Vaz’ , vazi’ itibariyle şer’î, sözlük, kavram ve örfî olmak üzere dört kısma ayrılmıştır. Gerek dilciler tarafından olsun ve gerek başkası cihetinden olsun mutlak olarak vaz’ bir lafzı karinesiz delalet edeceği bir manaya tayinden ibarettir. Vaz’ın manası bu olunca “hakikat”in şu tarifi “salat” lafzı gibi şer’î hakikate ve “esed/aslan” lafzı gibi sözlükteki hakikate, “kelime” lafzı gibi kavramsal hakikate ve “dabbe” lafzı gib i örfi hakikate şamil olur. Binaenaleyh bir lafzın hakikat olmasında muteber olan şey o lafzın kullanılmış olduğu manaya dört çeşit konuluşun birisiyle veyahut bütünüyle konulmuş olması, mecaz olmasında muteber olan şey de onda öyle bir konuluşun bulunmasıdır. Hatta bir lafzın kullanıldığı manaya konuluşunda bütün konuluşlar birleşmiş ise o lafız mutlak hakikattir. “Esed” lafzı gibi; Zira bu lafız sözlükte “yırtıcı hayvan”  manasına konulmuş ve diğer konuluşlardan hiç birisiyle şu lafzın diğer manaya nakli işitilmemiştir ki bir lafzı manaya koymasında dört konuluştan ittifak etmeyip de belki bu konuluş anılan konuluşlardan bazısıyla vukua gelmiş ise o lafız her ne kadar diğer yöne göre mecaz ise de o manaya konuluşunun vukua geldiği tarafla mukayyed bir hakikattir.

                Dua manasında kullanılan “salat” lafzı gibi. Zira “salat” lafzının dua manasına konulması yalnız dilciler tarafından vaki’ olduğu için şu lafız bu manada sözlük olarak hakikat ve şer’en mecazdır.

                Hakikat gibi mecazda mutlak ve mukayyed kısımlarına ayrılır. Çünkü bir lafzın kullanıldığı manaya konulmayışında bütün konuluşlar ittifak etmiş ise o lafız mutlak mecazdır. “Recülün şüca’ün/ cesur adam” manasında kullanılan “aslan” lafzı gibi. Zira bu lafız şu manaya hiçbir konuluşla konulmuş olmayıp belki benzerlik alakasıyla onda kullanılmıştır. Eğer bir lafzın kullanıldığı manaya konulmayışında bütün konuluşlar ittifak etmeyip de belki o mananın konulduğunun dışında olması bazı konuluş yönleriyle ise anılan lafız işte o cihetle mukayyed bir mecazdır. “Özel rükünler” manasında kullanılan “salat/namaz” lafzı gibi ki sözlük olarak mecaz ve şer’an hakikattir.

                Özetlenirse, işte “salat” lafzında olduğu gibi eğer çeşitli yönler olursa bir manaya nispetle tek lafız hem hakikat hem de mecaz olur. Hatta velev ki cihet tek olsun itibarlar muhtelif olduğu surette bile tek manaya nispetle tek lafzın hem mecaz hem de hakikat olması caizdir. Sözlükte “feres/at” manasında kullanılan “dabbe” lafzı gibi. Zira “feres/at”ta iki itibar vardır. Birisi “yerde gezen hayvan”   ların anlaşılanların tümünün fertlerinden olması, diğeri de “dört ayaklı hayvan” manasında tümünün cüziyatından bulunmasıdır.

                “Feras” birinci itibarla “dabbe” lafzının hakiki manası ve ikinci itibarla mecaz manasıdır. Binaenaleyh “dabbe” lafzı “feras” manasında birinci itibarla kullanıldığında sözlükte hakikat ve ikinci itibarla kullanıldığında sözlükte mecaz olur. Çünkü birinci itibarla sözlükte “dabbe” lafzı “feras” manasına konulmuş olduğu halde ikinci itibarla o manaya konulmuş değildir.

                Yapılan izahlardan anlaşıldığı üzere tarifte kayıt yönüyle muteber olup anılan tarif “hakikat konulduğu manada o manaya konulmuş olması itibariyle kullanılan lafızdır.” şeklindedir.

                Hakikat ile mecaz kullanılan lafzın engellerinden oldukları için tarifteki ‘kullanma’ kaydında – lafzın manaya konulduğu zamanda olduğu gibi- konulduktan sonra ve kullanımdan önce bir lafza gerek hakikat ve gerek mecaz ismi verilmeyeceğine delalet vardır.

“Hakikatin tarifinde mürtecel ve menkul de dahil olur.”

                İzahı: Mürtecel, ilk konuluşla konulduğu mananın dışında bir manada alakası olmaksızın doğru kullanılmayla kullanılmış olan lafızdır. Alakasız kullanım doğru ise yeni konuluş olduğundan mürtecelin ikinci konuluşla konulduğu manada kullanılmış lafız olarak hakikat olduğunda şüphe yoktur. Müşterek lafızlar hep bu kabildendir. “Tenkîh” sahibi “Mürtecel konulduğu mananın dışında bir manada kullanılan lafızlar kabildendir.” demiş ise de onun böyle demesi ancak mürtecelin ilk konuluşuna nazarandır.

Menkul konulduğu mananın dışında bir manada kullanımı galip olan ve o mana kendisinden karinesiz anlaşılan beyan ve ilk mana ile bu mana arasında alaka bulunan lafızdır.

Kullanımın galp gelmesi de ayrı bir konuluş olduğu ve lafzın kullanıldığı manaya delaletinde karineye de ihtiyacı olmadığı cihetle menkulün de hakikat olduğunda şüphe yoktur. Menkuliyet ancak nâkil cihetinden meydana geldiği için menkul nâkile nispet olunarak şer’î menkul, örfî menkul, kavramsal menkul denir de sözlük menkulü denilmez. Zira lügat asıl nakil ise ona tarıdır.

Hakikatin Hükmü

                “Amm(/genel) olsun, hass(/özel) olsun, emir olsun, nehiy olsun, niyet edilmiş olsun, edilmemiş olsun mutlak üzere hakikatin hükmü konulduğu mananın sübutu ve o manadan nefyinin olmayışı ve müştereke tercih edilen mecaza rüçhanıdır.”

                İzahı: Hakikatin konulduğu manadan nefyinin olmayışından maksat hakikatin ıtlak olunduğu şeyden hakiki mananın nefyinin olmayışındandır. Çünkü nefy olunacak şey lafız değil manadır. Binaenaleyh pedere “baba değildir” denilmesi doğru olmaz. Yani “peder” lafzının hakiki manası o lafzın hakikat olarak ıtlak olunduğu şeyden selb edilmez. “Zira bir şeyin kendi nefsinden selbi batıldır.” Fakat “dede”  “baba değildir” denilmesi doğrudur. Çünkü bunda bir şeyi nefsinden selb yoktur.

Soru: “ما هذا بشرا...” ayetinde Mısırlı kadınlardan hikâye yoluyla Hz. Yusuf (as)’dan beşeriyet nefiy olunmuştur. Beşeriyet ise Yusuf (as)’nın hakiki manasıdır. Mademki hakiki mananın hakikatten nefyi yoktur bu halde şu aşağıdaki nefiy nedir?

Cevap: Sözünü ettiğimiz yerdeki mümteni olan nefiyden maksat hakiki olarak nefiydir. Ayette beşeriyetin Yusuf (as)’dan nefyi ise hakiki olarak nefiy değil belki onun beşer cinsinden olmadığını mübalağa yoluyla iddia şekliyle nefiydir.

                Hakikatin mecaza rüçhanı da hakikatin karineden istiğnasına mecazın ise hakiki manayı iradeden engelleyen bir karineye ihtiyacına mebnidir.

Tenbih: Hakikatin mecaza rüçhanı hakiki mana ile mecaz manadan her birini irade mümkün olan ve lafzı iştiraki bulunmayan şekillere mahsustur. Binaenaleyh bir lafız mecaz ile müşterek arasında deveran ederse müşterek hakikat olduğu halde ona haml olunmayıp mecaza haml olunması daha yakın ve daha kuvvetlidir. Zira belli karine hafi olduğu takdirde müşterek maksut mananın anlaşılmasını ihlal eder.

                Yani ondan maksut olan mana anlaşılmaz. Hâlbuki mecazda böyle bir mahzur düşünülemez. Zira hakiki manayı iradeden mani’ karine var ise mecaza, yoksa hakikate haml olunarak maksut mananın anlaşılmasına halel gelmez. “Vat’ı” manasında hakikat “akd” manasında mecaz veyahut her ikisinde müşterek olma ihtimalleri arasında deveran eden “nikah” lafzı gibi.

                Bir de mecaz, müşterekten daha çoktur. Bu da istikra ile malumdur. Hâlbuki daha azı daha çoğa katmak öncelikli ve doğruya yakın olandır. İşte metinde mecazı “müştereke tercih olunan” kaydıyla tavsif bu gibi nüktelere mebnidir.