9 Ocak 2017 Sayı 116
İktisadi Teşekkül Olarak Hanların Tarihçesi

Sivil mimarinin güzel örneklerinden olan hanlar ticari hayatın gelişmesiyle birlikte dünya tarihindeki yerlerini almışlardır. Yapıldıkları döneme, coğrafyaya ve kültüre bağlı olarak oluşturulan adları ve fiziksel farklılıkları olsa da fonksiyon itibari ile türdeş olan bu özgün yapılara ribat, kervansaray ve han başlıkları altında kısaca değinilecektir.

1.1.Ribat

Ribat, Arapça kökenli bir kelime olup (r-b-t-)[1] kökünden gelmektedir. Ribat, kelime anlamı olarak 1. iki şeyi birbirine bağlayan ip , 2. münasebet anlamlarına gelmektedir.[2] Fonksiyon yönünden askeri bir yapı olarak karşımıza çıkmaktadır. Ordu sefere giderken yolda ikamet etmek durumunda kaldığı noktalara bir diğer ifadeyle ordunun gidebileceği bir günlük mesafelere bu ribatlar inşa edilmiştir. İlk ribatlar resmi vakıf kuruluşlarıdır. Güran Ribat’lara ilk örnekler Abbasiler dönemine ait olduğunu belirtirken, Harun Reşit kuzey Afrika valisi Harşama’ya 795 yılında Tunusta yaptırdığı ribatı ilk örnek olarak göstermektedir. Ancak ilk yapılan ribatların Emeviler dönemine ait oldukları bilinmektedir.[3] Ayrıca Şam yakınında Ksarül- Hayrül-Garbi civarında 8. yüzyıla ait bir ribat bulunmuştur. Gazneliler’de  de bu tip yapıların bulunduğu bilinmektedir. Gazneli Mahmut’un Tus valisi Arslan Cazip,  11. yüzyılda Sengbest Ribatını yaptırmıştır.  Ayrıca Gazneli Mahmut 1020 senesinde Ribat-ı Mahi’yi yaptırmıştır. Bu ribatın en önemli özelliği 4 eyvan şeması ve eyvan kubbe birleşiminin büyük Selçuklulardan da önce bu eserde gerçekleşmiş olmasıdır. Dört eyvanlı avlu şeması Karahanlı mimarisinde de devam etmiş ve Selçuklu kervansaraylarının öncüsü olarak Karahanlı mimarisi ile Selçuklu mimarisi arasındaki ilişkiyi kurmuştur.[4] Böylece hanların aslının ribatlara dayandığını söylemek mümkündür.[5]

Askeri amacın yanında, savaşlardan sonra bu önemini kaybeden ribatlar sosyal oalarak da değişik fonksiyonlar icra etmişlerdir. Sınırların genişlemesi sınır bölgelerine yeni ribatların yapılması ihtiyacını doğurmuştur. Bu bağlamda daha önce yapılan ve sınırların genişlemesi ile iç kısımlarda kalan ribatlarda bir fonksiyon değişimi gözlenmiştir. Kervanların ağırlanması ve yolcuların barındırılması gibi işlevler yüklenmeye başlayan ribatların yanısıra, yolcu ve kervanların güvenliği açısından tehdit olabilecek yerlere de ribatlar yapılmaya başlanmıştır. Ribatların gelirlerleri çevreden gelen öşr ile sağlanırdı.[6]

1.2. Kervansaray

Kervansaray kelimesi farsça olup kervan anlamına gelen “karban” ve “saray” kelimelerinden türemiştir. Kervansaray genellikle şehirlerarasında kervanların konaklaması için kullanılan yapılara verilen bir isimdir. Kervansaraylar ile ilgili gerek yerli gerek yabancı araştırmacıların bir çok çalışması mevcuttur.[7]

Kervansarayların asıl menşeleri hakkında muhtelif görüşler mevcuttur. Bazı batılı sanat tarihçileri bunların Bizans yapısı olan Ksenedokion’un devamı oldukları yönünde görüş beyan ederler. Ancak günümüzde örneği olmayan bu yapıların kervansaraylara temel oluşturacak bir yapı oldukları noktasında yeterince delil bulunmamaktadır.  Karl Müller, İran’daki Büyük Selçuklu Kervansarayları’nın Doğu Roma Kastrum’larından geldiğini ileri sürse de Kurt Erdman bu yapıların Kasr’ül Hayr’ül Garbi’deki kervansaraya bağlı olarak Sasani menşeli olduğunu bildirmektedir.[8]

Kervansaraylar ribat temelli yapılardır.[9]  Osmanlı’ya kadar kervansaraylar büyük değişimler geçirmiştir. Önceki devirlerde ribatlar dini ve askeri hüviyetli yapılarken daha sonra ticari yani bir anlamda sivil mimarinin alanına girmişlerdir. Kervansarayların ilk dönemlerde askeri nitelikleri dikkate alınarak daha güvenlikli yapılar olarak inşa edilmişlerdir. Siyasi ortamın da etkisi ile kervansarayların askeri özellikleri zayıflamış ve daha dışa dönük olarak inşa edilmeye başlanmıştır. Gerek mimari gerekse sosyal açıdan değişimi tetikleyen bir diğer neden de ticari fonksiyonların bu yapılara entegre edilmesi olmuştur.

Kervansarayların ticaret kervanının ihtiyaçlarını karşılama görevi ve bu özelliklerde inşa edilmiş olması, ticaret nakliye araçlarının hayvanlar olması ve bu hayvanların barınma ve yiyecek ihtiyacının karşılanması gerkliliğinden kaynaklanmaktadır. Ayrıca kervandaki yolcu ve tüccarların dinlenme-beslenme ihtiyaçlarının karşılanması da kervansarayların yapısını etkileyen önemli faktörlerdir. Bu saiklerle kervansaraylar, hayvanların barınması, ticaret emtiasının depolanması ve ticaret erbabının barınması ihtiyacını karşılayabilecek nitelikte ve bununla beraber korunaklı yapılar olmalıdır. Kervansarayların mimari yapıları incelendiğinde ihtiyaçları karşılamak için tasarlandıkları görülmektedir. Kervansaraylarda hayvan ve insan unsurunun birbirinden ayrı tutulma çabası, bu yapılarda ahırlar için ayrı nefler düşünülmesine sebep olmuştur. Kervansarayların yapı malzemesi genellikle taş olmuştur. Sayıları az da olsa kerpiç ve tuğladan yapılmış olanları da vardır;  Daye Hatun Kervansarayı, Kurtlu Tepe Kervansarayı bunlara örnek olarak gösterilebilir.[10]

  Orta Asya’daki kervansaraylar ise  kerpiçten yapılmıştır. 

Kervansarayların ticari fonksiyonları sebebiyle çevrelerinde küçük bir ticaret merkezi oluşmuştur. XIII. yüzyılda Kayseri ile Malatya arasında bulunan Karatay Kervansarayı çevresinde bu şekilde bir oluşum meydana gelmiştir. Kervansaray inşasının ardından onbeş dükkan ve kira getiren konutların orada inşa edilişi bu tezi desteklemektedir. Aynı şekilde Tokat – Zile yolu üzerinde bulunan Pazar Hanı, Eğirdir civarındaki Pınarpazarı Hanı bunlara örnek olarak gösterilebilir. Yapılan araştırmalar Anadolu’da yaklaşık yüz kervansarayın bulunduğu bilgisini vermektedir. Bu kervansaraylardan doğu- batı yönünde; Iğdır Han, Hekim Han, Karatay Han, kuzey-güney yönünde de; Durak Han, Çakallı Han, Ezine Pazar Han örnek olarak sayılabilir.[11]

Kervansaraylarda ikram edilen yemekler bulundukları yerler açısından farklılık göstermektedir. Şerhrin dışındaki kervansaraylarda genellikle arpa çorbası ikram edilirdi.[12] Fatih ve Süleymaniye kervansaraylarında ; bulgur, pilav, zerde, özellikle maydanozlu pirinç çorbası, koyun eti, yahni, ekşi aşı, paça, pestil, kabak reçeli, aşure, turşu, yoğurt ve ekmek misafirlere ikram edilmekteydi. Şehir dışında bulunan kervansaraylarda ise  yiyecek genellikle yakın köylerden temin edilmekteydi ve daha kısıtlıydı.[13]

Osmanlı döneminde tek katlı kervansaraylar bulunduğu gibi çok katlı kervansaraylar da bulunmaktaydı. Özellikle 16. yüzyılda Osmanlı’da iki katlı kervansaraylar ağırlık kazanmaktadır. Diyarbakır’daki Hüsref Paşa Kervansarayı, Edirne’deki Rüstem Paşa Kervansarayı iki katlı kervansaraylara örnek olarak gösterilebilir.[14] Bunlarda alt katların depolardan ve ahırlardan oluştuğu üst katların ise ikamet için ayrıldığını görmekteyiz. Üst katların insanların barınma ihtiyaçlarını karşılamak için tasarlanması temel olarak ahırlar ve depoları insan unsurundan uzak tutmak için yapılmıştır diyebiliriz.

1.3. Han

Han, Farsça kökenli bir kelimedir. Ancak bu konuda muhtelif görüşler mevcuttur.[15]  Kervansaraylar şehirlerarası ticaret yolları üzerinde bulunurken hanlar şehirlerde bulunmaktadır. Şehir hanlarının bir kısmında ahırların bulunmaması şehir hanlarını kervansaraylardan ayıran bir diğer özelliktir. Şehir hanları genellikle iki katlıdır. Alt katlar depolara ve ahırlara ayrılırken üst katlar odalardan oluşmaktadır. Genellikle iki katta da odaların ve depoların önü revaklıdır. Avlu ağırlıklı olarak kare yahut dikdörtgen şeklindedir.

Şehir hanlarını kendi içlerinde üç gruba ayırmak mümkündür. Birinci gurup tek avlulu olup ahır kısmı avluya bitişik ancak avludan ayrı olan han tipidir. Bu han tipine örnek Bergama Taş Hanı’nı gösterebiliriz. İkinci gurupta avlulu ikamet kısmının yanında, avlulu bir ahır kısmı bulunmaktadır. Bu han tipine örnek olarak Bursa Koza Hanı’nı gösterebiliriz. Üçüncü gurup hanların özellikleri; içlerinde ikamet edilmeyişidir. Bu han türünde alt kat depolardan üst kat ise ticaret bürolarından oluşmaktadır. Bu han tipine örnek Bursa’daki Emir Hanı’nı gösterebiliriz.[16]

Kervansaraylardan farklı olarak hanlarda zenaat erbabı bulunmakta dolayısıyla ticari fonksiyonunun yanında hanların üretim fonksiyonları da ortaya çıkmaktadır. Hanlarda ticaret ve üretimin yanında, ibadet yapılabilmesi için avlularda  küçük de olsa bir mescit bulunmaktadır. Bu mescitlerde özel günlerde merasimler düzenlendiği bilinmektedir. Esir hanında zaman zaman savaşlarda ele geçirilen esir ve cariyeler bulundurulmakta ve bunların satışları yalnız müslimlere yapılmaktadır. Bu hanların icra ettikleri fonksiyon genele yayılmamaktadır. Esir hanı bu anlamda uç bir örnek olması hasebiyle değerlendirilmiştir. Hanlarda dikkati çeken bir diğer husus içerisinde eğitim faaliyetlerinin yapılmasıdır. İstanbul’daki ermenilerin okula gidememiş olanlarına, ermeni ilim adamları taradından hanlarda muhtelif konularda eğitim verilmekteydi. Zincirli Han’ında açılan bir ermeni dershanesi buna örnek olarak gösterilebilir. Bunların yanında hanlarda ermenilerin cemaat liderlerini seçtikleri olmuştur.[17]

 

 

 


[1] Kuran-ı Kerim’de Enfal suresinin 60. Ayetinde kelime anlamı “sağlamlaştırmak” olanرِبَاطِ  kelimesi zikredilmektedir.

[2] Şemsettin Sami,Kamusu Türki,İstanbul,1899,s.652.

[3] Bkz, Bülent Çetinkaya, “Ortaçağ İslam Dünyasında Ribat”, (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi Sakarya Üniversitesi S.B.E. 2003),  s.15.

[4] Ceyhan Güran, Türk hanlarının gelişimi ve İstanbul Hanları Mimarisi, Ankara: Vakıflar Genel Müdürlüğü, 1978, s.2.

[5] Bu konuda detaylı bilgi için Bkz. M.Fuad Köprülü, “Ribat”, Vakıflar Dergisi, 1942,  ve  Aslanapa, Oktay, “Ribat”, İslam Ansiklopedisi, Cilt.9.

[6] Çetinkaya, s.23.

[7] Bu konuda yapılmış çalışmalar için  Bkz. Kurt Erdman,Das Anatolische Karavansaray des 13. Jahrhunderts I.II.III., Berlin, 1961.  Feridun Akozan, “Türk Han ve Kervansarayları”, Türk ve Sanatı Tarihi Araştırmaları ve İncelemeleri,I, s.133-167.  Gönül Çantay, “Türk Mimarisinde Kervansaraylar”, Türkler 6, Ankara, s.76-86.  Özergin, M.Kemal, 1965, Anadolu Selçuklu Kervansarayları, Tarih Dergisi,15/20, 141-170.  Hakkı Acun (Ed.), Anadolu Selçuklu Dönemi Kervansarayları, Ankara, Kültür ve Turizm Bakanlığı, 2007.  Oktay Aslanapa, “ Ortaçağda Türklerin İleri Bir Sosyal Yardım Müessesesi: Kervansaraylar, Türk Kültürü Dergisi, s.26-30.

[8]   Ayşe Denknalbant, Anadolu Selçuklu Kervansaray Mescitleri, ( Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi İstanbul Teknik Üniversitesi S.B.E. 2004), s.3.

[9] Bkz. Mustafa Cezar, Anadolu Öncesi Türklerde Şehir ve Mimarlık, Ankara, Türkiye İş Bankası, 1977, s.172-177

[10] İnci Kuyulu, “ Anadolu Kervansarayları İle Orta Asya Kervansaraylarının Karşılaştırılması”, Sanat Tarihi Dergisi vııı, (1996),s.52.

[11] E.Emine Naza Dönmez, “ Anadoluda Kervansaraylar ve Köprüler”, Osmanlı Öncesi ile Osmanlı ve Cumhuriyet Dönemlerinde Esnaf ve Ekenomi Semineri, İstanbul, 9-10 Mayıs 2002, s.129.

[12] Karl Tebly, Dersaadet’te Avusturya Sefirleri, Selçuk Ünlü (çev.), Ankara:Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları,1988,s.102.

[13] Murat Özer, “ Seyyahların Gözüyle Osmanlı döneminde faaliyet Gösteren Kervansarylar”, ( Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Teknik Üniversitesi SBE, 2005), s.57.

[14] Güran, s.16.

[15] Bknz. Erksan, s.5.

[16] age, s.21.

[17] Özer, ss.73-77.