9 Ocak 2017 Sayı 116
Kur'an Eşsizdir - 2

5. Her Yaşa Hitap

 Bugün ders kitapları yazılmaktadır. Genel olarak 10 yaşına kadar çocukların anlayacağı temel eğitimin kitapları vardır. Sonra 15 yaşına kadar çocukların anlayacağı kitaplar vardır. Bunlara “ilkokul kitapları” denmektedir. Sonra 20 yaşına kadar insanların anlayacağı kitaplar vardır. Bunlara “ortaöğretim kitapları” denmektedir. Sonra 25 yaşına kadar olanların anlayabileceği kitaplar vardır. Artık bundan sonra insanlar rüşde ermiştir ve o yaştaki insanlara hitap eden kitaplar mevcuttur.

Şu sorulabilir: Acaba Kur’an hangi yaştaki insanlara hitap eder?

Kur’an beşikteki çocuklara hitap eder. Kur’an’ın kendine has müziği vardır. Bu müzik insan fıtratına uygundur. Müzik insan bedenindeki hücre protoplazmasındaki devri düzenler. Titreşim düzgün hareketi sağlar. Sinir hücrelerindeki kanallara etki eder. Açılıp kapanan devrelerde takıntı varsa düzeltir. Bunu yapan en iyi müzik insan sesi ve uygun müziktir. İşte Kur’an bu müziğin en üstününü taşır, yaşlılara da çocuklara da hitap eder.

Kur’an yedi yaşındaki çocuklara da hitap eder, bu yaştaki çocuklar Kur’an’ı en kolay bir şekilde ezberlerler. Kur’an dünyada en çok ezberlenen ve en kolay ezberlenen kitaptır. Kur’an konuşma dili ile halka hitap eder. Ne var ki yaşlanıp tecrübeler edindiğimizde Kur’an’ı daha iyi anlamaya başlarız.

Her yaşın anlayışı neden farklıdır?

Birincisi, insan beyni küçüklüğünde öğrenme dönemlerindedir, dili öğrenmektedir, topluluk içinde yaşamayı öğrenmektedir. Daha sonra insan yaşadıkça karşılaştığı olaylardan hep ders almakta, her olay beynine yerleşmekte ve yaşlandıkça hayat tecrübesi kazanmaktadır. Bu tecrübeler ona olayları yeniden tahlil etme imkanını vermektedir.

İşte, Kur’an öyle bir kitaptır ki, baştan küçükken veya gençken onu okurken sıkıcı olmadan her şeyi anladığını sanırsın. Kur’an benim beynimdeki bilgilerden oluşur sanırsın. Ne var ki yaş ilerleyip de zihnin açıldıkça ve yeni olaylarla tecrübe kazandıkça, Kur’an’da yeni şeyler okur, yeni şeyler anlar ve farklı şeyler görmeye başlarsın. Bu durum ölüme kadar böyle devam eder. Başka bir kitapta bu özelliği bulamazsınız.

Burada şunu da belirtmemiz gerekir. İnsan hangi şart ve topluluklarda yetişirse o şart ve topluluklarla ilgili kültürü almakta, o şartlar içinde bilgi ve tecrübe kazanmaktadır. Köyde büyüyen insan şehre geliyor ve orada senelerce yaşıyor, ancak köydeki alışkanlıkları ve anlayışları bırakmamıştır. Şehirli ise köye gidip yaşayamamaktadır bile. Şehirdeki hayat onu köydeki sıkıntılara katlanamaz hâle getirmiştir.

Köy-kent ayırımı dışında, topluluklar da farklıdır. Aynı dili konuşan küçük belde halkının anlayışı değişiktir. Bu beldedeki anlayış diğer beldeye uymaz. Karadenizli başkadır, Güneydoğu Anadolulu başkadır. Fransızlar başkadır, Hindular başkadır. Her topluluğun kendilerine göre oluşmuş bilgi ve beceri kültürü vardır. Yazılan kitaplar bunlardan bir gruba hitap eder. Ya köylülere ya kentlilere, ya Fransızlara ya Malezyalılara. Dolayısıyla her yaşa dediğimiz zaman aynı zamanda her kültüre anlamına da gelmektedir. Çünkü yaşla tecrübe elde ediyoruz, o tecrübe de değişik şartlarda değişiktir. Kur’an bunların hepsine hitap eder. Her yaştaki insan kendi düşüncesine göre Kur’an’ı anlar ve ondan eşit şekilde yararlanır.

Kur’an’la ilgilenen, onu sevip okuyan ile merakından okuyan insanlar arasında bir dağılım yapsak, acaba hangi yaştaki insanlar onu daha çok okumaktadır desek, bunun eşit olarak dağıldığını göreceksiniz. Sizin Kur’an’la tanışmanız ve ona ilgi duymanız geç yaşlarda olabilir. Ama eğer herhangi bir yaşınızda Kur’an’la tanışmış iseniz, artık o sizinle daima aynı uzaklıktadır. Yaşlandıkça ben şu zamanda Kur’an’la ilgilenmeye başladım, şu yaşlarımda ilgim arttı, sonra azaldı veya bir daha arttı diyemezsiniz.

Mesela, ben Kur’an’la okuma bakımından çok küçükken tanıştım. Kur’an okumayı öğrenmeye ne zaman başladığımı hatırlamıyorum. Ama ben Kur’an’ın mânâsıyla lise öğrencisi iken Ömer Rıza Doğrul’un “Tanrı Buyruğu” kitabı ile tanıştım. O yaşlarımdan beri fırsat ele geçtikçe ve imkan buldukça Kur’an’la meşgulüm. Diğer işlerden ayırdığım zamanı daima Kur’an’a veririm. Diğer ilimleri de Kur’an’ı anlamak için öğrenmeye çalışırım.

Bu özellik Kur’an dışındaki başka bir kitapta bulunmaz.

 

6. Her İlme Hitap

İnsanlarda hayvanların aksine kalıcı hafıza vardır. İnsan beyni edindiği kavramlara bir ad takar ve onu hafızasına alır. Bunun yanında bir de şeklini veya resmini çizerek yerleştirir. Kavramları cümleleştirerek bir bir düşünme mekanizmasını geliştirir. Bunun önemi şuradadır. Kendi bilgisini başka kimseye aktarır, o da saklar. Böylece bilgiler nesilden nesile intikal eder. Kişi edindiği bilgileri cümleleştirir. Duyduklarını birleştirerek başkalarına aktarır. Yazının icadıyla bu bilgi aktarılması nesilden nesile intikal etmektedir. Böylece ataların elde ettikleri bilgiler yeni nesillere ulaşmaktadır.

Uygarlık, birbirine benzeyen ama aralarında ilişki olmayan oluştan, birbirine benzemeyen ama aralarında ilişki olan duruma geçmedir.

İlimde de böyle özellikler vardır. Herkesin aynı şeyi bilmesinden çok herkesin farklı şeyler bilmesi ve bu farklı şeylerin birbiriyle birleşerek ortak bilginin doğmasıdır. Örnek olarak herkes demirci, herkes marangoz, herkes duvarcı olursa, o zaman herkes kendi işini kendisi yapar ve ilkel dönemde kalırız. Ama aramızdaki bilgileri paylaşır, herkes kendi ihtisas işlerini yaparsa, eğer bu çalışmalar bir plan ve proje içinde olursa; apartmanlar meydana gelir, füzeler yapılır ve insanlar aya gider ve uzayın derinliklerine dalar.

Burada önemli olan husus iki tanedir. Herkesin ayrı ayrı şeyleri iyi bilmesi ama bunların birbirlerini tamamlayacak şekilde uyumlu olmasıdır.

İşte bu işbölümü sonucu ilimler ve anlayışlar da ihtisas kazanmaya başlamıştır. Bir hukukçu mühendislikten anlamaz, mühendis de hukuktan anlamaz. Bir tıp kitabını alıp okuduğunuzda, tabip değilseniz bir şey anlayamazsınız. Oysa Kur’an her ilmin sahibine ayrı ayrı hitap eder. Matematikçi için Kur’an bir matematik kitabı, fizikçi için fizik kitabı, maliyeci için de bir maliye kitabıdır.

Kur’an bunu nasıl başarmakta ve bu işi nasıl çözmektedir?

Kâinatta her şey çift ve benzer yaratılmıştır. Her konu belli matematik formüllerle veya kurallı tasniflerle oluşmuştur. Her ilmin konusu aynı esaslara dayanır.  

Batılılar dil olarak aynı dili kullanırlar, aynı kelimeleri kullanırlar. Her sahada kelime aynı ama anlamı farklıdır. Mesela Türkçede “kaza” kelimesini ele alınız. “Kaza orucunu tuttum. Ben kaza ve kadere boyun eğerim. Yalova kaza idi vilayet oldu. Kaza teşriden ayrıdır. Ahmet trafik kazasında gitti.” Görülüyor ki kelimelerin anlamları değişiktir.

İşte, Kur’an öyle bir dile sahiptir ki siz onunla bütün ilimlerin terminolojisini üretirsiniz. Analog olana o anlamları verebilirsiniz. İnsanda iki kalb olduğunu, bunun birinin sadrda yani başta, diğerinin ise cevfde yani karında olduğunu söylemektedir. O halde siz mühendis iseniz pompayı kalb olarak anlayabilirsiniz, transformatörü kalb olarak anlarsınız. Bir maddeyi, haberi veya enerjiyi dağıtan merkez olarak görebilirsiniz. Garajlar, istasyonlar ve rıhtımlar da birer kalbdir.

Kur’an her konuda bir kuralı açıklar, diğerlerinin de ona kıyas edildiğini bildirir. Toplulukların bir tek hayvan gibi olduğunu belirterek, topluluktaki olayların benzerinin canlı vücudunda olduğunu anlatır. İşte bu özelliğinden dolayı Kur’an her ilim sahibinin ihtisasına göre ayrı şekilde hitap eder ve onu gerçek ilim sahibi yapar.

Bunun yararı nedir?

Bu uygarlık için çok önemlidir. Çünkü ilimler gittikçe ihtisaslaşmakta ve birbirlerinden kopmaktadır. Bugün göz doktoru gözdeki hastalığı tedavi ederken başka hastalıklara sebep olmaktadır. Göz doktoru ile kalb doktoru arasındaki kopukluk insanlığı hastalıklı ümmet hâline dönüştürmektedir. Oysa bunlar aynı fakülteyi okudu. Hele doktor ile mühendis arasında tamamen kopukluk mevcuttur. İşte ihtisaslaşan ilimler arasında bu kopukluğu giderecek ortak bir kitaba ihtiyaç vardır. Bunu sağlayacak yegane kitap Kur’an’dır.

Bugün ilimler arasındaki bu kopukluğu matematik gidermektedir. Çünkü matematiği kullanan bütün ilimler aynı formülleri kullanmaktadır. Bir ekonomistin kullandığı formüllerle bir mühendisin kullandığı formüller aynıdır. İşte sosyal ilimler için birlik sağlayacak kitap Kur’an’dır. III. bin yıl uygarlığı sonunda bu konu daha iyi anlaşılmış olacaktır.

Kur’an’a herkes tav’an ve kerhen teslim olmuş olacaktır.

 

7. Her Topluluğa Hitap

Her topluluğun kendine özgü dili olduğu gibi kendine özgü örfü de vardır. O topluluk onları bir gerekçeye dayanıp kabul etmez. Kimse sofraya koyduğumuz ekmeğe Türkler neden “ekmek” demiştir, Araplar neden “hubz” demiştir deyip irdeleyemez ve açıklayamaz.

Topluluk ekmeğe bir şey demenin gerekli olduğunu bilmiş, raslantı olarak “ekmek” demiştir diyebiliriz. Bir köyün içinde bakarsınız değişik kimselerin değişik yerleri vardır. Eskiden “şaman” denen, şimdi “papaz” veya “imam” denen din adamı vardır. Bazen bunlar birden fazla da olabilirler. Köyün bir ağası vardır, varlığı ve cömertliği ile ağa olmuştur. Dişçisi vardır ve bu kişi aynı zamanda köyün cerrahıdır. Tersizi vardır, diğer meslek erbabı vardır. Bunların seçilmeleri önemli değildir. Kur’an bunların geliş şeklinden ziyade bunların nasıl iyi kimse olacağını anlatır, topluluğu iyiliğe götürür.

Ulusların da kendilerine özgü yapıları vardır. Bu her zaman mantıkî değildir.

Türk halkı askerine saygılıdır, onu mutlak güç kabul eder ve onunla iktidar çekişmesi yapmaz. Hanedan, Osmanlı hanedanı gitmiş ve yerine askerler gelmeye başlamıştır. Askerlerin halkın istemediği ve benimsemediği davranışları da olmuştur ama halk hiçbir zaman askerlerle çatışmaya girmemiştir. Oysa siviller ne zaman iktidar olmuşlarsa askerler müdahale etmişler ve halk askerin müdahalesini çoğu zaman alkışlamıştır. Bu özellik Türklerin mantıkla izah edilemeyen bir örfleridir.

Amerika’yı ele alınız. ABD’yi yönetenler sayıları 5 milyonu geçmeyen Yahudilerdir; onların içinde de bugün 200 kadar Yahudi zenginleridir. ABD halkı hep onların emrindedir. İki parti vardır. Partilerden her ikisi de o sermayenin kontrolündedir. Halk o sermayenin iki temsilcisinden birini seçer. Dinlemeyen cumhurbaşkanları suikast yapılarak öldürülür. Ama ABD halkı buna karşı değildir. Yapısı ile sermayeye teslim olmuş durumdadır.

İngiltere’yi ele alınız. İngiltere hâlâ krallıktır, lordlar kamarası ile idare edilmektedir. Oysa lordlar Fransa’ya gelen Cermen ırkından İngiltere’yi işgal eden kimselerdir. Ne var ki sınıf oluşturdukları halde o kadar birbirleri ile uyuşmuşlardır ki, İngiltere’de kimse krallığın kaldırılmasını bile düşünmez. Lordlar kamarası da devam eder gider.

Hindistan’daki kast sistemi de böyledir. Şiilerdeki ehli beyt anlayışı da böyledir. Türkiye’deki Atatürkçülük de böyledir. Ruslardaki sosyalizm de böyledir.

Görülüyor ki, her topluluk kendine bir düşünce seçer, oluşunu ona bağlar, sonunda o sayede birlik sağlanır ve halk ulus olur, topluluk olur.

Kâbe bir binadan ibarettir ama ona atfedilen kutsiyet sayesinde iki milyondan fazla insan her yıl orada toplanmaktadır. Her ulusun kendi kabulü var, öylece oluşmaktadır.

Kur’an’ın buradaki özelliği, her topluluğu muhatap alması ve onların sosyal yapısını bozmadan daha üstün bir yere ulaştırmasıdır. Eğer talip olan olsa ve vaktim olsa; Kur’an’a göre sosyalizm, Kur’an’a göre kapitalizm, Kur’an’a göre saltanat, Kur’an’a göre cumhuriyet anayasalarını hazırlardım. Marks’tan çok daha ileri seviyede Kur’an’a göre komünist anayasasını yazabilirdim. Yani Kur’an bunları da rahatlıkla öğretir.

Kur’an toplulukları önce olduğu gibi kabul eder, onların sosyal yapılarını anlatır. Ondan sonra kendi sosyal yapılarını bozmadan onların nasıl hak düzenine ulaşacaklarını, halkının nasıl cennete gideceğini anlatır. Bu sayededir ki Arabistan Krallığı ile İran Cumhuriyeti ve lâik Türkiye Devleti Kur’an’a karşı aynı mesafededirler. Ne devletin ne halkın Kur’an’la bir sorunu yoktur. Şeriata şiddetle karşı olan askerler bile “Kur’an İslâmiyet’i” demektedirler. Çünkü Kur’an onların istediği gibi hitap etmektedir.

Aynı eserin böyle her topluluğa ve zihniyete hitap etmesi ve sonunda onları “Adil Düzen”e götürmesi, Kur’an’dan başka bir kitabın başarabileceği bir iş değildir. Böyle bir kitap telif etmek insan için mümkün değildir. Kur’an, bu özelliğinden dolayıdır ki 1400 yıldır etkin bir durumda çeşitli toplulukların içinde en çok değer verilen bir kitaptır. Ama kimse onu değiştirme ihtiyacını duymamaktadır.

Kur’an herkese kendine yani nabzına göre şerbet veren bir kitap da değildir. Çünkü toplulukların zararlı anlayışlarına da şiddetle saldırmaktadır. Kur’an şirke, küfre, münafıklığa ve fitneye karşı şiddetle cephe almıştır. Kur’an zararsız olanlara dokunmamaktadır.

 

8. Uygarlaştırma

Kur’an kendinden başka hiçbir silah kullanmamıştır. Parayı kullanmamıştır. Herhangi bir dini kuruluşu kullanmamıştır. Ama daha ilk nâzil olduğu zaman halka tesir etmiştir.

a) Mekke’de okunurken müşrikler Kur’an’a karşı baskı kullanmışlardır. Ama Müslümanlar gittikçe çoğalmış ve direnmişlerdir. Bunu yani bu direnmeyi Kur’an’dan başka bir şey yapmamıştır.

b) Medine’de muhacirlerle ensarı kardeş yapmış, tüm Medine halkı Müslüman olmadan Kur’an’ın emrine girmiş ve Arabistan’da ilk olarak bir devlet ortaya çıkmıştır.

c) On sene içinde Arabistan Yarımadası’ndaki bürtün Arapları birleştirerek tek ulus yapmıştır.

d) Kur’an o zamana kadar bilinmeyen Usulü Fıkıh ilmini çıkarmış, o sayede Kur’an insanlığa sosyal konularda ilmî düşünmeyi öğretmiş, tümevarım metodunu getirmiştir.

e) Kur’an fıkıhtaki adil hükümler sonucu kısa zamanda eski dünyanın her tarafına yayılmış, oralarda uygarlıklar oluşmuştur.

f) Yunan felsefesini kelam ilmi olarak ıslah etmiş ve tüm dünyaya yeni düşünce getirmiştir.

g) Doğu mistisizmini tasavvuf ilmi içinde açıklamış ve böylece ahlâkı da ilmîleştirmiştir.

h) Çağımıza kadar ulaşan en önemli gelişme olarak, bugünkü Avrupa uygarlığının doğmasına sebep olmuştur.

Şöyle ki:

- Kur’an Müslümanlara namazda kıbleye dönmeleri gerektiğini emretmiştir. Müslümanlar dünyaya yayılınca kıbleyi bulmak için gerekli ilmi ve teknolojiyi geliştirdiler. Coğrafya ve trigonometri sayesinde kıbleyi her yerde bulabilir hâle geldiler. Bunu Mezopotamya ve Hint matematiğini geliştirerek sağladılar.

- Çinlilerden öğrendikleri mıknatısı pusula şeklinde geliştirerek açık denizlerde seyahat etme imkanını ortaya koydular. Demek ki Kur’an’ın kıble emri Müslümanların coğrafya, astronomi, trigonometri ve pusulayı dünyaya yaygınlaştırmalarına sebep oldu.

- Bunları Müslümanlardan yani Kur’an’dan öğrenen Batılılar açık denizlere açıldılar ve Amerika kıtasını buldular. Böylece yeni dünya keşfedildi.

- Bu durum Müslümanların bulduğu matematik, fizik, kimya, biyoloji gibi ilimlerin Batı’da kabulüne neden oldu. Böylece Avrupalılar müsbet ilme ve fıkıhçıların bulduğu tümevarıma dayanarak uygarlaşmaya başladılar.

- Tarihte Mezopotamya-Mısır, İran-Yunan, Hıristiyanlık-Roma uygarlıkları gelip geçti. Bunların her birinin kurucu peygamberi ve kitabı vardı; Hazreti Nuh, Hazreti İbrahim, Hazreti Musa ve Hazreti İsa. Şimdi ise İslâm’ın etkisi ile oluşan Avrupa medeniyeti içindeyiz.

Bu uygarlığın Kitabı Kur’an’dır. İnsanlık bu son uygarlık sayesinde şeriat (demokrasi), İslâm (lâik), halk (sosyal), adil (liberal) ve kurallar (hukuk) düzenine, yani Kur’an sayesinde ulaştı. Bu son uygarlık nakle dayanan son uygarlıktır. Bundan sonra akla dayanan uygarlıklar gelip geçecek, Kur’an kıyamete kadar onlara da rehber olacaktır. Kimse Kur’an’ın bu yaptığını yapacak bir kitap telif edemez.

Denebilir ki, biz de Kur’an gibi uygarlığa götürecek kitap yazdık. Bundan sonra bizim bu kitabımız insanlığı 1500 yıl sonra bugün hayal edemediğimiz uygarlığa götürecektir. Şüphesiz bu bir iddiadır. İspatlanması için 1500 yıl geçmesi gerekecektir. Ancak 1500 sene sonra Kur’an seviyesinde yahut ondan üstün kitap olduğunu öğrenebiliriz.

Aslında bu mümkün olmaz, olamaz.

Neden mümkün olmaz?

Çocuk doğar, onu anne babası eğiterek ve büyüterek onbeş yaşına getirir. Ondan sonra belki de o anne babasından daha akıllı olmuştur. Anne babası bunu artık değiştiremez. Ne olduysa odur. Kişi bundan sonra kendi kendisini yönetecektir. Bununla beraber elbette anne babasının öğrettikleri üzerine oturtacak ve bu arada kendi hayat felsefesini oluşturacaktır.

İnsanlık Kur’an’dan sonra baliğ olmuştur. Artık kendi sorunlarını kendisi ilmiyle çözebilecek durumdadır. Dolayısıyla yeni kitap zaten Kur’an seviyesinde etkili olamaz. Yapacağınız iş önce Kur’an’a uymaktır. Sonra araştırarak Kur’an’dan iyisini getirirseniz, hepimiz ona uyarız, yani en az 500 sene sonra ona uyarız. Araplar ellerinde bir kitap olmadığı için Kur’an’a uydular. Tevrat ehli, İncil ehli, Budistler, Hindular uymadı. Ama şimdi ispatlandı ki Tevrat ve İncil Kur’an’ın onda biri seviyelerinde. Artık tüm dünya Kur’an’a uymakla yükümlüdür.

 

9. Çağımızın Sorunlarını Çözer

Herhangi bir kitap yazıldığı zaman yazarın yazdığı zamana kadar yaşanmış olayları içeren ifadeler bulunabilir. Ondan sonrakiler de onlara kıyasla ortaya konur. Bu bakımdan hiçbir kitap canlı gibi değildir. Televizyon ekranlarında canlı programlar bunun için diğerlerinden daha çok izlenir. Canlı olmayana soru soramazsınız. Orada ne anlatılmışsa onu anlarsınız. Halbuki canlıya soru tevcih edebilirsiniz.

Kur’an böyle değildir. Kendisi diyor ki; sorduğunuz her soruya cevap veririz ve hepinize ayrı ayrı her gün hitap ederiz. İşte Kur’an’ı biz böyle anlıyoruz, çünkü Kur’an bunu kendisi söylüyor.

Bir eseri okuduğunuz zaman onun varsayımları içinde okuyacaksınız. Ancak o zaman onun ne demek istediğini anlarsınız. Onun ne demek istediğini anladıktan sonra, söyledikleri hakkında doğru-yanlış hükmüne varabilirsiniz.

Biz Kur’an’ı kendisinin kuralları içinde anlamak zorundayız. Dolayısıyla Kur’an’ı okurken herkes okuduğu anda Allah ile konuştuğunu kabul edecektir. Kur’an bizim için bugün nâzil olmuştur, günümüzün sorunlarını çözmektedir şeklinde varsayıyor ve ona göre Kur’an’ın çözümlerini ortaya koyuyoruz. Ondan sonra da meydan okuyor ve diyoruz ki; Haydi, siz de çözüm getirin bakalım. Getirdiğiniz çözümleriniz bizim çözümlerden daha iyi çözümler olsun, o zaman biz onlara uyalım. Kimse çıkıp da, biz işte şu çözümleri getirdik, bunlar Kur’an’ın çözümlerinden üstündür diyemiyor. Yasaklarla, suçlamalarla, okutmamakla, alay etmekle bizi bastırmaya çalışıyorlar ama başaramayacaklar.

Çağımızın temel sorunları vardır, Kur’an bunları çözüme kavuşturmuştur.

1. Kur’an’ın öncelikle çözdüğü sorunlar şunlardır.

a) Kur’an özel mülkiyet sorununu çözmüştür. Özel mülkiyet olmadan topluluk yönetilemiyor. Ama özel mülkiyet de tekelleri oluşturup halkın sömürülüp helâk olmasına neden oluyor. Şimdiye kadar bu soruna dengeli formül bulunamamıştır. Oysa İslâmiyet bunu çok basit şekilde çözmüştür. Önce ticareti serbest bırakmış, sonra faizi yasaklamıştır.

b) Sonra karz-ı hasen yani faizsiz kredi ile tüm işsizliği çözmüştür. Oysa faizli kredi ile sermaye spekülatörleri devreye girmekte, üretim durmaktadır.  

c) Kur’an ticari sermayeye sermaye vergisini koyarak tekelleşmesini önlemiştir. Böylece korunmuş liberalizmin formülünü getirmiştir.

d) Ekonomide eğer halk bir sorunu çözemiyor, serbest rekabet sisteminde sorun çözülmüyorsa, o zaman bunu ne devlet ne de sermaye yapacaktır. Kur’an’a göre faizsiz kredi ile desteklenmiş iktisadi vakıflar bunu yapar ve sorunu çözer.

2. Sağlık sorunu, savunma sorunu, tamir-bakım sorunu gibi çıkar paralelliği sağlanamayan sorunları da genel hizmet müessesesi ile çözmüştür.

3. Demokrasiyi içtihat ve icma sistemi ile çözmüş, devletin istismarını önlemiştir.

4. İşletme mülkiyeti ile sermayenin istismarını önlemiştir.

Burada dikkat edilirse çağımızın en karışık ve işin içinden çıkılmaz sorunlarını Kur’an bugüne hitap ederek çözmektedir. Gerçi bizim elimizde Kur’an’ı yorumlayacak bir peygamber yoktur ama onun yerine müspet ilim vardır. Kur’an ondan yararlanın diyor.

Kur’an insanı Hazreti Adem’den başlatır. Hazreti Nuh peygambere kadar ders veren anlamında Hazreti İdris peygamberden bahseder ve Hazreti Nuh peygambere gelir. Mağaralardaki resimler Hazreti Nuh peygamberden öncedir, insanlığa avcılığı öğretmiştir. Hazreti Nuh döneminde insanlık kent yönetimini öğrenmiştir. Hazreti İbrahim insanlığa ilmi, Hazreti Musa şeriatı, Hazreti Davud ekonomiyi, Hazreti İsa lâikliği  öğretmiştir. Kur’an ise bunların hepsinin birlikte uygulanması örneğini vermiştir. Artık bundan sonra yeni kitap gelmeyecek, yeni nebi gelmeyecek demiş, bundan sonraki uygarlıkların içtihat ve icmaa dayanarak oluşacağını bildirmiştir. Vahyin yerini ilme bırakmıştır.

İlk Kur’an uygarlığı zamanında ilim olmadığı için Kur’an’ın haber verdiği ilim uygarlığı ancak III. bin yıl için söz konusudur.

Bugün insanlığın elde ettiği ilim ve teknoloji ile artık Kur’an’ın önerdiği beşerî uygarlığın tesisinin imkân dahiline girdiğini gördüğümüzde, Kur’an’ın nübüvveti sona erdirmesindeki hikmeti anlıyoruz.

 

10. Kur’an’a Denk Kitap

Kur’an’a denk bir kitabın getirilemeyişi kendi başına bir mucizedir. Madem ki Kur’an insanlara meydan okuyarak Kur’an’a benzer sûre getiriniz demekte, 1400 senedir tüm insanlığı buna davet etmekte ama kimse bunu getirememekte ise; o halde Kur’an Allah’ın sözüdür.

Şimdi bu meydan okuyan ayetleri ele alalım. 

وَإِنْ كُنتُمْ فِي رَيْبٍ مِمَّا نَزَّلْنَا عَلَى عَبْدِنَا فَأْتُوا بِسُورَةٍ مِنْ مِثْلِهِ وَادْعُوا شُهَدَاءَكُمْ مِنْ دُونِ اللَّهِ إِنْ كُنتُمْ صَادِقِينَ(23) فَإِنْ لَمْ تَفْعَلُوا وَلَنْ تَفْعَلُوا فَاتَّقُوا النَّارَ الَّتِي وَقُودُهَا النَّاسُ وَالْحِجَارَةُ أُعِدَّتْ لِلْكَافِرِينَ(24) 

“Kulumuza indirdiğimizden reyb içinde iseniz, mislinden bir sûre getirin. Allah’tan başka bütün tanıklarınızı da çağırın. Reybde doğru iseniz bunu yapın. Yapamazsanız ki, yapamayacaksınız. Yakıtı taş ve insan olan ateşten  korunun. Kâfirler için hazırlanmıştır.” (2/23)

Burada Kur’an’ı inkâr edenlerin reyb içinde olmadıkları, sadece inanmamak için inanmadıklarını söylediklerini söylemekte, çok açık bir şekilde benzerini getirmelerini istemektedir. Tabii benzerini getirmesi için önce Kur’an’ı öğrenmek zorundadır.

Kesin sonuç şudur. İnanmak istemeyen kimse Kur’an’ı sonuna kadar okuyamaz, çünkü Kur’an’ı anlayamaz. Anlayamadığı için de sonunda nazirini getiremez. Ama Kur’an’ı öğrendikten sonra da artık onun mislini getiremediğini bilir. Tanıklarınızı da çağırın, size Kur’an insan sözüdür diyenleri de çağırın denmektedir.

 

أَمْ يَقُولُونَ افْتَرَاهُ قُلْ فَأْتُوا بِسُورَةٍ مِثْلِهِ وَادْعُوا مَنْ اسْتَطَعْتُمْ مِنْ دُونِ اللَّهِ إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ(38)

 “O uydurdu mu? diyorlar. Söyle misli s3Ure getirin. Bu sözünüzde sadık iseniz Allah’ın dışında gücünüz kime yetiyorsa onları da çağırın.” (10/38)

Bundan önceki âyette “reyb” diyordu, burada “iftira etti” diyorlar. Yani yukarıda “biz inanmak istiyoruz ama şüphelerimiz var” diyorlar; burada ise doğrudan “iftira etti” diyorlar. “Gücünüzün yettiğini çağırın” deniyor. Orada “şahitlerinizi çağırın” diyordu.

 

أَمْ يَقُولُونَ افْتَرَاهُ قُلْ فَأْتُوا بِعَشْرِ سُوَرٍ مِثْلِهِ مُفْتَرَيَاتٍ وَادْعُوا مَنْ اسْتَطَعْتُمْ مِنْ دُونِ اللَّهِ إِنْ كُنتُمْ صَادِقِينَ(13) فَإِلَّمْ يَسْتَجِيبُوا لَكُمْ فَاعْلَمُوا أَنَّمَا أُنزِلَ بِعِلْمِ اللَّهِ وَأَنْ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ فَهَلْ أَنْتُمْ مُسْلِمُونَ(14)

“Onu uyduruyor mu? diyorlar. Söyle, doğru iseniz misli uydurulmuş sûre getirin. Allah’tan başka gücünüzün yettiği kimseleri çağırın. Eğer size cevap vermezlerse bilin ki bu Allah’ın ilmi ile inzâl olunmuştur. O’ndan başka ilah yoktur. Artık müslim olacak mısınız?” (11/13-14)

Onlar öyle mi diyor? Siz de onlara deyin ki; tamam, ama mislini getirin. On sûre getirin. Herhangi on sûre getirin.

Burada her sûrenin kendi başına sayılar sisteminde bir düzeni olduğu ifade edilmektedir. Ayrıca sûreler arasında belli bağlantıları olduğu ifade edilmektedir.

İnsanlık Kur’an üzerinde durduğu müddetçe onun sırlarını çözecek ve neden ona benzer bir kitabın oluşturulamayacağını ispatlayacaktır.

 

قُلْ لَئِنْ اجْتَمَعَتْ الْإِنسُ وَالْجِنُّ عَلَى أَنْ يَأْتُوا بِمِثْلِ هَذَا الْقُرْآنِ لَا يَأْتُونَ بِمِثْلِهِ وَلَوْ كَانَ بَعْضُهُمْ لِبَعْضٍ ظَهِيرًا(88)

“Şöyle de. Bu Kur’an’ın mislini getirmek üzere tüm insanlar ve cinler içtima etseler onun mislini, birbirlerine arka olsalar da getiremezler.” (17/88)

İns ve cin bir araya gelse bu Kur’an’ın mislini getiremeyeceklerdir.

Kur’an’a nazire getirmek Hazreti Peygamber zamanında kolaydı. Çünkü onun zamanında Kur’an tamamlanmamıştı ve henüz getirdiği düzen yaşanmamış, yaptığı inkılâplar ortaya çıkmamıştı. Zaman geçtikçe Kur’an’ın mucizeleri ortaya çıkmaktadır. En büyük mucize III. bin yıl uygarlığını kurmuş olması olacaktır. 1500 sene önce söylenenlerle, şimdiki sorunları çözmüş olması, yine saldıranları yenmesi en büyük mucize değil midir? Kur’an’ın etkisi azalacağına artmaktadır. Bu da mislini getirmeyi zorlaştırmaktadır.

 

أَمْ يَقُولُونَ تَقَوَّلَهُ بَل لَا يُؤْمِنُونَ(33) فَلْيَأْتُوا بِحَدِيثٍ مِثْلِهِ إِنْ كَانُوا صَادِقِينَ(34)

“Onu o geveliyor mu? diyorlar. Yok onlar iman etmiyorlar. Sadık iseler onunkine benzeyen bir söz getirsinler.”(52/33-34)

Burada “bir söz getirin” denmektedir. Kur’an, sûre, on sûre ve bir söz. Çünkü her sözde mucize vardır. Kur’an’ın böyle bir özelliğe sahip olduğunu iddia etmesi ve binlerce sene sonra bile bunun getirilemeyişi kesin bizim inanmamız için yeterli sebep değil midir?

 

Tarih boyunca insanlar Kur’an’a karşı çıkıp onu yok etmek için savaşmasalardı, söz söylendi geçti olacağı için sorun biterdi. Kur’an’a karşı savaş Mekke müşrikleri zamanında açılmış, sonra Medine’de saldırı savaşları şekline dönüşmüştür. Kur’an çok daha uygar imparatorlukları yıkmıştır. Onun sayesinde uygarlaşan Avrupa bugün onun en şiddetli düşmanı olmuştur. Yahudilerin sömürü sermayesi dünyayı kendi emrine almak için Avrupalıları kullanmış ve dünyayı fethetmiş, hattâ Müslüman ülkelerini de ele geçirmiştir.

Bir düşünür, “Müslümanların elinden Kur’an’ı almadıkça onları yenemezsiniz” demiştir. Bunun üzerine harekete geçerek başta Türkiye Cumhuriyetinde medreseleri, tarikatları kapattırmış, Kur’an okumayı yasaklamış, tahrif amacıyla tercümeciliğe girişilmiştir. Tatili cumadan pazara çevirmiş, böylece yeni nesle Kur’an’ı unutturacağını sanmıştır. Oysa bugünkü Türkiye’de Kur’an en etkin kitap olmaya devam etmektedir.

Osmanlılar fıkıhçılarla müslüman idiler, bin sene önceki Kur’an anlayışı ile yaşıyorlardı. Oysa bugünkü Türk milleti Kur’an’a göre müslümandır.

Şiiler ve Sünniler arasında da yakınlaşma başlamış, Kur’an mü’minleri birleşmişlerdir. Bütün fitne çabalarına rağmen, Hıristiyanlarla Müslümanlar birbirine yaklaşmaktadır. Diğer iki büyük dinle de ilişki kurulacaktır. Dinler arası diyalog demek Kur’an’ın zaferi demektir. Zaten Kur’an bunu hedeflemekte, tek tanrıya inananların dayanışmasını istemektedir.

Komünizmin yaptıkları bâtıl inançları temizlemesidir. Kur’an’ın yerleşebilmesi için yer açtı. Bir şeftali bahçesi yaşlanınca artık meyve vermez olur. Eski ağaçları söküp atarlar ve yeni fidanları dikerler. İşte eski medrese ve kilise dinlerini komünizm ve kapitalizm söküp atmıştır. Ama ne kilisenin ne de medresenin kökünü kurutamamıştır. Şimdi yeni fidanlar yeşeremeye başlamıştır.

Bediüzzaman “300 sene sonra” demiştir. Ben ise daha yakın, “30 sene sonra Adil Düzen insanlık tarafından uygulanmaya başlayacaktır” diyorum. Bizim yılları belirtmemiz sadece tarihten istidlâl etmedir. Bediüzzaman’a göre yaşlanan I. Kur’an uygarlığının bin yıllık ömür içinde 30 yaşlarında kemale ermesi şeklindedir. Ben de üç yaşında artık konuşmaya başlayacağını söylüyorum. XXI. yüzyılın 33’er yıl gelişmesi bana bu asrın ilk 33 yılında “Adil Düzen”in yerleşme yılları olacağını müjdelemektedir. Şimdiden Kur’an’ın zafer işaretleri dünyayı sarmıştır.

 

                Düzenleyen

Reşat N. Erol - Dr. Hasan Özket