27 Şubat 2018 Sayı 117 Sayı 117
Osmanlı Esnaf Teşkilatının Temelleri

 

 

Osmanlı Esnaf Teşkilatı, münferit bir çalışma olarak ele alınsa dahi tarihi derinliği bu konunun bir tez çalışması sınırları ve süresi içinde hakkıyla çalışılmasına imkan vermeyecektir. Konunun girift yapısı da bir ikinci etmen olarak göz önünde bulundurulmalıdır. Her ne kadar bizim çalışmamız esası itibariyle esnaf teşkilatı ile alakalı değilse de, çalışmamızın ilgili bölümlerinde detaylandırdığımız tabloların ve verilerin nasıl bir anlam çerçevesi dahilinde anlaşılması gerektiğini göstermesi açısından Esnaf Teşkilatı’na ilişkin genel bilgiler vermekte fayda vardır.

Bir hayat tarzı olarak İslam’ın ortaya çıkışı beraberinde birçok sosyo-ekonomik değişim meydana getirmiştir. İslam’ın getirdiği ahlak anlayışı ve insanı yaratılmışların en üstü “Ehsen el Halikin” olarak tarif etmesi doğal olarak ideal Müslüman’ın hangi özelliklere sahip olması gerektiği konusunda araştırmaların önünü açmıştır. Bu araştırmalar Arap İslam mutasavvıflarının çalışmalarına yansımıştır. “Genç delikanlı”, “yiğit” manasında Arapça bir kelime olan “feta” ideal müslüman insanı ifade eden bir terime dönüşmüştür. Tirmizi, Cüneyd Bağdadi, Sülemi ve ibnü’l Arabi feta kelimesini  bu şekilde tanımlayan mutasavvıflardandır.[1]

Fütüvvetname’ler  de “Feta” kelimesinin Kuran’da geçen anlamlarını açıklayıcı nitelikte bilgiler içermektedir. İdeal insanın nasıl olması gerektiği, hangi özellikleri taşıması gerektiği ile ilgili  ayet, hadis gibi kaynaklara dayanarak feta olarak kabul ettikleri kişilerden misaller vererek oluşturdukları eserler “Fütüvvetname” olarak isimlendirilmiştir.[2] “Fütüvvet”[3] kelime anlamı itibariyle gençlik anlamına gelir, bunun yanında Arap geleneklerinde kahramanlık, cömertlik ve misafirperverlik anlamlarına da gelmektedir. Fütüvvet kavramı zamanla İslami bir anlam kazanmış ve İslam’ın ilk yıllarında “fityan” denilen gençlik birlikleri kurulmuştur.[4]

Türklerin İslam’ı kabul etmesi ve İslam’ın Türkler arasında yayılması ile birlikte yetişen Türk mutasavvıfların arasında fütüvvet fikri yerleşmiştir. Bu mutasavvıfların yetiştirdiği ve Anadolu’ya gönderdiği talebeleri Anadolu’da muhtelif mahallere yerleşmiş ve yerleştikleri yerlerde Ahi Teşkilatı’nı kurmuşlardır. Ahi Evren işte bu şekilde İslam terbiyesi aldıktan sonra Anadolu’ya gelenlerin en önemlilerindendir. Anadolu’da kurulan Ahi Teşkilatı, nizamları ve teşkilatlanması açısından Osmanlı Esnaf Teşkilatı’nın oluşumunu etkilemiştir.[5] İbn Battuta, Anadolu seyahati sırasında ahilik ve fütüvveti anlatırken; ahilerin Türkmenlerin yaşadığı bütün kasaba ve köylerde bulunduklarını ve bunların şehre gelen yabancıların misafir edilmesi, onların gıda ve konaklama ihtiyaçlarının sağlanması, eşkıya ve haydutlardan korunmaları gibi konularda eşsiz olduklarından bahseder.[6]

Bunların yanında 17. ve 18. asırlarda Anadolu esnaf cemiyetlerinin ve Ahilik Teşkilatı’nın Osmanlı’nın kuruluşunda ve siyasi istikrarsızlık dönemlerinde irade göstererek bazı şehirlerin idaresini ele aldıkları bilinmektedir.[7]

Fütüvvet ahlakı köylerdeki gençlerin olduğu gibi şehirdeki esnafın da davranışlarını etkilemiştir. Ahi zaviyelerinde genç işçilere alçakgönüllülük, dayanışma ve ustaya itaat gibi konularda eğitim verilirdi. İşçilerin sosyal ve iş disiplini Fütüvetname’ler ve ahi zaviyelerince sağlanmaktaydı. Fütüvvet adabı bu anlamda sosyo- ekonomik yapının ahlaki boyutunu  yerine getirmekteydi.[8]

Esnaf Teşkilatı’nın temeli olan fütüvvetin ardından “Hırfet”[9] kelimesini tanımlamak gerekir. Hırfet; belirli bir beceri ve sanat gerektiren işlerin kazanç elde etmek için yapılması işine verilen addır. Bu mesleği icra eden kişilere ise “Ehli Hırfet” denilmektedir. 18. yüzyıldan önce Hırfet’i oluşturan bütün iş ve meslek gruplarının başına cemaat anlamında esnaf, erbap, ashap gibi ifadeler kullanılmaktadır. Bu yüzyılın sonlarına doğru hirfeti oluşturan iş ve meslekler üretilen mal ve hizmete göre isimlendirilmektedir. 19. yüzyılda “esnaf” kelimesi hem “hırfet” hemde “Ehli Hırfet” kelimelerinin yerine kullanılmaya başlanmıştır. [10]

Lonca

 15. yüzyılın sonlarından itibaren bir yer ismi olarak kullanılırken esnaf sistemiyle ilgili kullanılması 17. yüzyılın ilk yarısından sonra başlamaktadır. Lonca esnaf amirlerinin ( kethüda, yiğitbaşı, nizam ustaları) ihtiyaç olan hammaddeyi temin edip esnafa dağıttığı, ihtiyaç halinde depoladığı, ürün haline gelen malın kontrolünü yaptırdığı, ihtiyaç olması halinde ürünü toptan olarak sevk etmek için depoladığı yerdi. Lonca[11], esnafın ihtiyar ustalarının toplandığı, kendi nizamlarını oluşturmak ve uygulamak, yeniden düzenlemek kanunlara uygun hale getirmek, esnaf teşkilatı ile ilgili her konuyu görüşmek için kullanılan bir yerdi. [12] Ayrıca esnaf arasında çıkan ufak anlaşmazlıklar da kadıya intikal ettirilmeden burada çözülürdü. Müslüman ve gayrimüslim unsurları loncada uzun süre bir arada  devam edememiş, gayrimüslimler ayrı bir lonca kurmuşlardır.[13]

Gedik

 Osmanlı Esnaf Teşkilatı da 17. yüzyılın ortalarından itibaren oluşmaya başlamıştır. Gedik esnaf birlikleri tarafından o işin ve mesleğin yapılabilme  hakkının kime verileceğinin tespitidir. Ergin’in ifadesiyle gedik; “icra-yı san’at ve ticaret edebilmek selahiyeti” şeklinde tanımlanmıştır.[14]

 Ustalık verme yetkisinin esnaf birliklerinde toplanması ve bu yetkinin esnaf nizamları ile düzenlemesiyle “gedik hakkı” tanımı ortaya çıkmıştır.  Bundan sonra sınırlı olan gedik dükkânlarının hangi esnafa hangi şartlar ile işletilmek üzere verileceğinin tespiti esnaf nizamlarında kayıtlı hale getirilmiştir. Devletin bu nizamları tanıması bir anlamda esnafın tekel doğuracak haklarının verilmesi anlamına geliyordu. Gedik dükkanları ile mal sahipleri arasında oluşan analaşmazlıkların giderilmesi için yürütülen muamelat gedik hukukunu doğurmuştur denilebilir. Sonuç olarak esnafın mal ve hizmet satın alması, üretmesi ve satması ile ilgili düzenlemeleri yapmak noktasında en geniş yetkilerin esnaf birliklerine verilmesi ile gediklerin oluştuğu söylenebilir.[15]

Gedikler müstakar ve hevai olarak ikiye ayrılmıştır. Hevai  gedikler kişiye ait olup kişi istediği yerde sanatını icra edebiliyorken, müstekar gedikler ise dükkan ve mağaza gibi mahallere mahsus olduğundan bunların dışında faaliyet gösterilmesi yasaktı. Ayrıca gediklerin zaman zaman genişletildiği veya kısıtlandığı bilinmektedir.[16]

Osmanlı Esnaf Teşkilatı’nın oluşmasında ahiliğin büyük etkisi vardır ancak Osmanlı Esnaf Teşkilatı’nın tamamen ahileştiğini söylemek mümkün değildir. Bunun yerine Osmanlı Esnaf Teşkilatı’nın her dönem ahilikten etkilendiğini söylemek daha doğru olacaktır. Aksi taktirde Ahi Teşkilatı’nın yalnız Esnaf Teşkilatı’nı etkilediği söylenmiş olacaktır ki bu da doğru değildir.[17]

 Osmanlı Esnaf Teşkilatı’nın 17. yüzyıldan itibaren loncalaştığı tezine karşın Kala, bu görüşün doğru kabul edilemeyeceğini belirtmektedir. Ayrıca  lonca yani esnafın hammaddesinin depolandığı, üyeleri arasında dağıtıldığı ve nizamlarının yapıldığı yerlerin daha önce de var olduğunu ancak bu tarihlerden sonra bu mekanlara lonca denmeye başladığını  ifade eder. Gediklerin ise devletin esnafa bir müdahaleden ziyade esnaf teşkilatını geliştirmek için desteklediği ve bir anlamda devletin de bu teşkilat içerisinde bulunarak esnaf teşkilatını geliştirmek istediğini belirtmektedir. Gediklerin, esnaf teşkilatı üzerindeki etkilerini ahiliğin, esnaf üzerindeki etkilerinin zayıflamasına bağlanmaması, bunun tamamlayıcı bir faktör olduğu konusundaki görüşler, gerçekte ahiliğin Osmanlı Esnaf Teşkilatı üzerindeki etkilerinin devam ettiğinin bir göstergesidir.[18]

Osmanlı Esnaf Teşkilatı

            Osmanlı Esnaf Teşkilatı, Selçuklu esnaf birliklerinin devamı niteliğindedir. Bu birliklere katılımda sergilenen tören ile fütüvvete girerken yapılan tören aynıdır. Esnaf birliğinde ustalar, kalfalar ve çıraklardan oluşan bir çalışma düzeni vardı. Çıraklıktan ustalığa yükselişte liyakate bakılırdı. Esnaf ve dükkan sayısı sınırlandırılmıştı. İhtiyaç nispetinde üretim bu tedbirleri getirmiştir. Esnaf birliklerinde maharet ve beceriye göre bir sınıflandırma söz konusu değildir.[19] Bu sınırlandırmalar esnaf teşkilatının devlet otoritesi altında ezildiği izlenimini oluşturmamalıdır. Esnaf teşkilatı Osmanlı devlet yapısı içerisinde önemli bir unsur olmuştur. Öyle ki bazı semt isimleri dahi adını esnaf gruplarından almıştır.[20]

 Osmanlı Esnaf Teşkilatı’nın tamamını ilgilendiren bir esnaf nizamı yoktur. Ancak farklı esnaf grupları özelinde devletçe onaylanmış nizamlar bulunmaktadır. Bu konuda  doğramacı, süzenci, basmacı esnafları ile ilgili fermanlara yansımış ilgili fıkralar bulunmaktadır.[21] Ayrıca Osmanlı Esnaf Teşkilatı ile ilgili şer-iyye sicillerinde Bursa, Manisa, Tokat, Gaziantep ve İzmir gibi Anadolu şehirleri hakkında bilgiler vardır.[22]

            Esnaf teşkilatının yöneticileri; kadı, muhtesip, şeyh, nakip, kethüda, yiğitbaşı ve ehli vukuf olarak sıralanabilir.

Kadı

 Bulunduğu bölgede esnaf birliklerinin en üst makamını teşkil eden kadılık, aynı zamanda bulunduğu yerin mülki amirliğini ve belediye başkanlığını yapmaktaydı. Esnafı denetlemek görevinin yanında esnaf teşkilatının üyelerini tayin ve azletmek de görevleri arasında idi. Şehre gelen tarım ürünlerini sicile kaydetmek, artanı orduya yahut merkeze sevk etmenin yanında esnaf birlikleri arasında çıkan anlaşmazlıkların giderilmesinde karar mercisidir. Ceza  verilmesi gereken esnafı cezalandırırdı. Şehirdeki esnaf miktarının ayarlanması da kadının yetki alanlarından biriydi. [23]

Muhtesip

            Piyasayı denetleme işini yapan kişilere muhtesip denilmekteydi. Bu Hz. Ömer tarafından kurumlaştırılan ve daha ziyade ticari faaliyetleri denetlemede kullanılan bir kurumdu. Ayrıca muhtesip, esnaf birliklerinde, devletin temsili görevini yerine getiriyordu. Osmanlıda bu görevin emanetle yapılması ile birlikte muhtesip, ihtisap emini adını almıştır. İhtisap emini çarşıları dolaşır, denetimi sağlar  ve gerektiğinde ceza uygulardı.[24]

Şeyh

            Esnaf grubunun başkanlığı görevini yerine getiren bu kişi esnaf tarafından seçilir, esnaf arasında çıkan  ihtilaflar önce şeyh tarafından çözülmeye çalışılırdı.[25]

Nakip

            Şeyhin, esnafın yanında bulunan temsilcisine verilen isimdir.[26] Ayrıca nakıb, Ergin tarafından şöyle tarif edilmektedir: “Bir cemaatin şahid ve nazırı ve ahvalinin zamin ü kefili ve arifi olan kimseye denir.”[27]

Kethüda(Kahya)[28]

            Bazı esnaflarda nakibin görevlerini de üstlenmekle birlikte esnafın işlerinin takibi ve yapılan toplantıların idare edilmesi görevlerini yerine getirirdi. Kethüdanın yiğitbaşı tayini ve dükkan açma gibi hususlarla da ilgilendiği bilinmektedir. Ekseri her esnaf  teşekkülünün kethüdası vardı ancak bazen  yakın bir zanaat kolunun kethüdasına bağlı olan esnaf da vardı.[29] Kethüda, esnaf ile devlet arasındaki vasıta olduğundan hükümet nezdinde itibarlı bir konuma sahipti.[30]

Yiğitbaşı

            Yiğit, fetanın karşılığıdır. Yiğitbaşı makam itibariyle kethüdadan sonra gelmekte olup esnafın itibarlıları arasından seçilirdi. Kethüda ile esnaf arasındaki irtibatı sağlamakla görevli olan yiğitbaşı, Müslim, Rum ve Ermenilerce kendi aralarından seçilirdi.[31]Görev olarak kethüdanın yardımcısı konumundaydı. Esnaf arasında çıkabilecek nizalarda ilk başvurulan kişi yiğitbaşı olurdu. Bir kalfa yahut ustanın bağımsız bir şekilde iş yapabilmesi için yiğitbaşından icazet alması gerekiyordu.  Yiğitbaşı  ayrıca disiplin işleri ile de ilgileniyordu.[32]

Ehli vukuf

            Ehli vukuf,  bilirkişi anlamına gelip bazı esnaflarda bulunuyordu. Kadıya esnaf ile ilgili konularda yardım eden bu kişi aynı zamanda fiyat tespiti, tartı aletlerinin damgalanması gibi işleri de yapardı.[33]

Bir sonraki hafta esnaf nizamları konusunda bir yazı yayınlanacaktır.



[1] Kala, s.18.

[2] age, s.19.

[3] Bu konuda örnekler için bkz. Muallim Cevdet, İslam Fütüvveti ve Türk Ahiliği (İbn-i Battuta’ya Zeyl), Cezair Yarar (Çev.), İstanbul, İşaret Yayınları, 2008, s. 23-29.

[4] Ahmet Tabakoğlu, “Ahilik ve Gençlik”, Ahilik ve Esnaf, İstanbul, 1986, s.196.

[5] Bkz. Ömer Lütfi Barkan, Konolizatör Türk Dervişleri, Hamle Basın Yayın, İstanbul

[6] Ebu Abdullah Muhammed İbn Battuta, İbn Battuta Seyahatnamesi, A.Sait Aykut (çev.), İstanbul, Yapı Kredi Kültür Merkezi., 1997, Cilt.I, s.404.

[7] Ömer Lütfi Barkan, “Osmanlı İmparatorluğunda Esnaf Cemiyetleri”, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Mecmuası, Cilt. 41, No.1-4, 1984, ss.39-46.

[8] Halil İnalçık, Devleti Aliyye, İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2009, s.41.

[9] Hırfet hakkında detaylı bilgi için bkz. Osman N. Ergin, Mecelle-i Umur-ı Belediye, İstanbul, İBB Kültür İşleri Daire Başkanlığı Yayınları, 1995, s.507.

[10] Kala, s.41.

[11] Lonca için Bkz. Suraiya Farooqhi, Osmanlı Dünyasında Üretmek, Pazarlamak, Yaşamak, Gül Ç.Güven Özgür Türesay (çev.), İstanbul, Yapı Kredi Kültür Merkezi, 2003,s.137.

[12] Kala, s.47.

[13] Ergin, Cilt.1, s.553.

[14] age, Cilt.2, s.641.

[15] Kala, s.59.

[16] Ergin, Cilt.2, s.641-642

[17] Kala, s.65.

[18] age, s.68.

[19] Ahmet Tabakoğlu, “Osmanlı Esnaf Teşkilatı”, Toplu Makaleler İktisat Tarihi, s.344

[20] Bkz. Fahri Solak, “ İstanbul’da Adını Esnaf Gruplarından Alan Semt, Mahalle ve Sokak İsimleri”, Dünü Bugünü İle Haliç, 22-23 Mayıs 2003, ss.225-228.

[21] Ergin, s.533.

[22] İzmir esnaf teşkilatı ile ilgili Bkz. Tuncer Baykara, “ XIII. Yüzyılda İzmir Esnaf Teşkilatı Hakkında Notlar”, Türkische Wirtschafts und Sozailgeschichte von 1071 bis 1920, Wiesbaden, 1995, s.27.

[23] Ahmet Tabakoğlu, Türk İktisat Tarihi,Dergah yayınları, İkinci Basım, İstanbul,1994, s.280

[24] age, s.280

[25] age, s.280.

[26] age, s.280.

[27] Ergin, Cilt.1,s.538.

[28] Kethüda’nın ve Kahya terimleri  için Bkz. Canatar, Mehmet, “Kahya ve Kethüda Terimleri üzerine”, Osmanlı Öncesi İle Osmanlı Cumhuriyet Dönemlerinde Esnaf ve Ekenomi Semineri, İstanbul Üniversitesi, 9-10 Mayıs 2002, ss. 180-199.

[29] Mübahat S.Kütükoğlu, “ Osmanlı Esnafında Otokontrol Müessesesi”, Ahilik ve Esnaf, İstanbul, 1986, s.59.

[30] Ergin, Cilt.1,s.540.

[31] age., Cilt.1, s.549

[32] Tabakoğlu, s.280

[33] age, s. 280.