9 Ocak 2017 Sayı 116
Yeni İlm-i Siyaset Yazıları - I -

Yeni İlm-i Siyaset Yazıları - I -

DÜZENİN İDEOLOJİSİ Mİ? DİNİN KELAMI MI?

                İlm-i siyaseti yeniden anlama ve yorumlama çabamız halihazırda ki siyasi anlayışın gidişatını kabul etmeyişimişiz ve bu anlayışın temellerinin güç eksenli olmasındandır. Bugün hangi siyaset kitabını elinize alırsanız alın anlayış siyaseti adalet merkezli değil güç eksenli ele aldığını göreceksiniz.

                Bize gelince İslamî İdare demezden evvel neden Düzenin Kelamı dedik? Sebeb gayet açık öncelikle İlm-i Siyasetin temel kavramlarını tartışmaya açmak ve hatta dinsel terminolojide kullandığımız her kavramın sosyal düzende pratik yaşamda ki karşılığını bulmaktır. Zira, bugün en çok kullandığımız dini kavramlar şirk, tevhid, iman, din, çok tanrılı din, tevhid dini, tanrının oğlu olma,iman, islam vs. her kavram kelam ilmimizde ne yazık ki açıklanırken hep o günün tabirlerinde kalmış tarım toplumunun sosyal yaşamında bir mana ifade etmiş ama sanayi toplumuna gelindiğimizde ise bunlara net karşılık verİlmemiştir ne yazık ki. Burada şu yanlış anlayışa kapı aralamayalım niyetimiz geçmişi eleştirmek karalamak değil sadece geçmişin günümüze gelene kadar inşa etmiş olduğu adalet binasında daha güzel bir yaşama ulaşmak için bir tuğla koymaktır.  Biz, burada kavramların tanımlarını yeniden yapma çabasına girerken eskiden verilmiş o tanımları reddetmiyoruz. Bilakis o tanımlardan hareket ederek metafizik olandan fizik olana geçiyoruz yani imanı inanç olarak güven olarak tanımlarken aynı zamanda bir dine güvenen bir topluluğa vatandaş olan diyoruz. Usulumuz ise kelime anlamı ve tarihsel olarak çıktığı ortamdan hareket edip evrensel mesaja ulaşmaktır.

Din; klasik tanım “insanı dünya ve ahirette saadete ulaştıracak ilahî kurallar bütünü” bu içerisinde fizik olanı da barındırıyor. Şöyle ki dünya da insanı mutluluğa ulaştıracak olan şey nizamdır, düzendir ve hatta devlettir. Bu noktada din aslında dünya için inançtan ziyade bir yaşamdır, harekettir, eylemdir. Din bizim lügatimizde Düzendir. O sebeble bizde dinsiz/düzensiz devlet olamaz lakin devletin de dini/bireyin inancı olmaz. Gelin laikliği tanımlayalım ne çıkacak ?

İlahi Kitab(kural); dinin tanımında geçen ilahilik mevzuu ilahilik klasik manada kutsallık olarak yorumlanmış. Halbuki kutsal kelimesinin arapça karşılığı olsa olsa “mübarek”, “bereket”, “tebareke” olur. İlahilik, kavramın ismi mensub olması da kendini ele veriyor zaten İlaha mensub, Allah’a mensub olan. Yani zamanı ve mekanı kapsayan olur çünkü Allah zaman ve mekandan münezzeh o halde ona mensub olan münezzeh olma çünkü o şeydir ama zaman ve mekanla da mukayyet değildir. O halde kapsayıcı olur yani bugünün diliyle evrensel olur. İlahî Kurallar, ilmî ve evrensel olan örnek hükümlerdir deriz.

İman; kelime anlamı olarak  güven, dayanma, kabul, emniyet vs. günümüz manasında daha çok inanma gönülden kabul etme olarak gelir. Bu durumda İman, dine/düzene güvenme dayanma ve onunla yaşamı kabuldür. Yani dayanışmadır, devletin vatandaşı olmadır. Mümin kelimesi de vatandaş, devletleşen, dayanışan anlamına gelir. Ey iman edenler ayetinin nüzul süreçleri manaları ve siyak sibaklarıyla da incelersek gayet açık bir anlama kavuşur.

Allah; Kuran bu kelimeyi bazen “Kamu” anlamında kullanır. Ganimet ve karzı hasen ayetleri misal olarak gösterilebilir.

Tevhid; birleme anlamına gelir bir olan Allah deriz inanç olarak bunu kabul ederiz sosyal/siyasal anlamda da toplumun her bir ferdinin devlet karşısında bir olmasıdır. Herkese hukukuna göre birebir muamele edilmesidir. Kısacası, sosyal adalet. Bütün peygamberlerin mücadelesi.

Şirk; sosyal adalet anlayışına zıt amel edip toplumu kamplaşmaya sürüklemek. Varolan hukuka alterntif düzenleme getirmeksizin hem yaşayıp hem karşı koymak kısacası terör. Mekke’li aristokratların tavırları buna bir örnek.

İslam; selam kökünden gelir. Esenlik barış huzur ve güven ortamı toplumsal kaosun yokluğu diyebiliriz. İslam Dini içinde Barış Düzeni gayet yerinde bir yorum olur.

Çok tanrılı inanış- Pagan toplumu; bu anlayış tamamen çok sınıflı toplumda adam kayırmacılığın, üst sınıf ve alt sınıf oluşumunun, ezen-ezilen ilişkisinin, Marxist teoride burjuva-proleterya, Arap siyaset geleneğinde mevalîlik Arap-Acem kavgası vs. , Türklerde kahin, kral, asker/halk ayrımı ve gelişen büyük uçurum. Peygamber’in (s.a.v) veda hutbesinde “Arab’ın Acem’e Acem’in Arab’a bir üstünlüğü yoktur üstünlük ancak takva iledir” sözünün sosyopolitiği burada kendini gösteriyor.

Tanrı’nın oğlu olma; bu anlayış Yahudi, hristiyan toplumlarında ortaya çıkan hüdaytinabit bir anlayış değil zira daha evvelinde “firavn” da da bu ortaya çıkmıştı. Zira firavn; tanrı ra’nın oğlu demektir. Bu Tanrı/Kral anlayışı daha çok iktidara sahip olanın gücünü artırma halkın inanışı ile otoritesini daha da güçlendirmek için bunu yapmıştır. Çünkü burada ki ilişki şöyledir; insanlar acı çektikçe dine daha çok sarılır ve muhafazakarlaşır. Dinin kaynağı da Kral olunca ona sarılır onun zulmüne katlanır ve böyle bir kısır döngü oluşur ve gider.

Bu kavramlar için yaptığımız bu girizgah aslında İslam Kelamının bir geleneğidir. Olması gereken de budur.  Zaten eğer siz bir siyasetten bahsediyorsanız bunun içini doldurmanız gerekir ki bu da ancak ve ancak ilim ile mümkündür.  Yeni Dünya Düzeni’nin siyaset anlayışı bu perspektiften yürüyecektir biiznillah.