9 Ocak 2017 Sayı 116
Yeni İlm-i Siyaset Yazıları - II -

 

                                               KAVRAMLARIN İNTİHARINDAN DİRİLİŞİNE...

            Bu satırlar sadırlarında huzursuzluk ve zihinlerinde karışıklık olan ve benimle aynı çağda aynı fikrî kaderi paylaşan tüm kardeşlerime düşünceye dair bir arzuhâlimdir.

            21. yy’ın başlarında sosyal, siyasal ve hukuki her alanda kavramlar; birbiri içine girmiş, insanların hayat mücadelesine çözüm üreteceği yerde sorun yaratmış olmasının sebebiyle incelenmeye mahkum.

            Bugün Ortadoğu tutuşmuş. kimine göre samimi olarak yükselen bir halk ayaklanması, kimine göre batılı stratejistlerin halka halk eliyle darbe yapma planları olarak algılanan karışıklıklaraslında zihnimizde yaşamış olduğumuz kavganın fotoğrafı. O fotoğrafın karesinden bize yansıyanlar. isyan, darbe, devrim, inkılab, rejim ve düzen kavramlarıdır.

            Kavramlar kargaşası, fikirler kumkuması, insanların hengâmesi, milyonların tepkisi, özgürlük, hakk, adalet, açlık... Hepsi aslında tek bir şeyde düğümleniyor temel ve  tek bir dert tek bir kavga Gorki’nin deyimiyle Ekmek Kavgası. Her insanın milenyum çağında ki gelişmeye uğrayamamış(!) tek sorun İşsizlik. İşte hemen hemen bütün isyanlar, darbeler ve hatta devrimler ekonomik temelde ortaya çıkan sosyal patlama hadiseleridir. Zaten bütün isyan türleri güçlerini içinde bulundukları eko-politik kriz hallerinden alırlar. Peki ama bunlar meşrû ya da gayrimeşrû gördüğümüz bu kavramlar nedir? Meşrûluk kaynağını nereden alıyorlar? Herşeyden de mühimi bugün bunların gündeme gelmesi modernitenin sonu mu? Yoksa daha ileri bir seviyesi mi?

            İsyan; temeli ve görüntüsü tamamen ekonomik olan ve sistem ya da düzene karşı değil yönetim ahvaline bir tepki olarak ortaya çıkan sonrasında belki kanlı devam eden ilk çıkışı meşrû olmakla beraber kanla bitişi doğal hukuk ve pozitif hukukta da gayrı meşrû olan durumlardır.  İsyan anarşizme dönüşürse zulüm ahlak ile bütünleşirse adalet vuku bulur.

            Darbe; her ne şekilde nasıl olursa olsun ister sivil eliyle ister militarist(askerî) bir ahvalde olsun. Yönetime ordunun el koymasıdır. Meşruiyyetini doğal hukuktan aldığı gibi asker eliyle kurulan demokrasilerde anayasal düzenlemeyle de pozitif hukuktan da alma durumu vardır. Fakat burada şunu söylemeli doğal hukuktan meşrû olmaları doğal hukukun sadece verdiği bir hakk değil gidişatın bozulması ve insanların tehlikeye gitmesi durumunda eyleme geçilmesi ihtiyacındandır. nitekim İstiklal Harbinin de yönetim destekli olmamasına rağmen mevcuda gelmesi haktır. Fakat gidişatın kötü olduğuna kim karar verecek.

            Devrim; mevcut düzene duyulan  tepkinin en son raddine varması. Kaosun çıkmazında ki tek çıkar yol sosyalizme göre. Ama meşrû değil  o da kaynağını tek ve sadece doğal hukuktan alıyor ama kime göre?

            İnkılab; en büyük yanılgımız, devrim kelimesinin mürâdifi olarak görülen devrimin Arapça karşılığı diye bize tarih kitaplarında okutulan bu kelime; kanlı bir mücadelenin değil silahlı bir mücadelenin değil mürekkepli ve kalemli cihadın adıdır. Hedefi rejimi değiştirmek değil bir şeyleri yıkmak devirmek değil sistemi düzeltmek ve yaşayan insanları ekonomik manada refaha sosyal anlamada ise felaha ulaştırmaktır. Zaten devrim kelimesinin Arapça karşılığıda es-sevra kelimesidir.

            İslamın dünya görüşünde ve hukuk nizamında meşrû olan tek ve yegane hal inkılab kavramıdır. Bir Müslüman bir şeyleri yıkmakla ya da bir şeylere küfretmekle değil duruşuyla, fikriyle, inancıyla bir sosyal değişime imza atmaktır. Zaten saydığımız kavramların hepsi iktidar yollarını hedef almıştır. Ve makyavelist siyasette de iktidara giden her yol mübahtır. Fakat İslam bizden adalet ister iktidar değil. Adaletin ise esaslı yolu teşkilattır. Teşkilat zaten her imkana kapı açar.

Ey bu dünyanın ADALET arayan tüm insanları teşkilatlanın...