27 Şubat 2018 Sayı 117 Sayı 117
Kur'an Tarihi İle Korundu - II -

 

 

6- Kur’an Sünnet ile örneklendirildi

Kur’an gerek okunması, gerek yazılması, gerek tüm tarihiyle ortaya konmuş kitaptır. Kur’an masalların, hikâyelerin anlatıldığı bir kitap değildir. Büyük Nutuk nasıl İstiklâl Savaşı’nı hikâye etmekteyse, bir tarihin görüntüsüyse, Kur’an da böyledir. Orada anlatılanlar Hazreti Muhammed’in yaşadıklarıdır, uyguladıklarıdır, yaptıklarıdır. Ancak sadece bundan ibaret değildir.

Hazreti Peygamber’in zamanında Kur’an’dan başka sözleri yazdırılmadı. Ancak Kur’an kitap hâline gelip artık onun değişmesi sözkonusu olmadığı zamanlarda, raşit halifeler de Kur’an’ı istişare ile uyguladılar. Böylece Kur’an’ın son âyeti nâzil olduktan sonra otuz sene peygambersiz uygulandı. Bundan sora Hazreti Peygamber aleyhisselâmın bilhassa Medine’de yaptıkları teker teker tesbit edildi. Böylece Kur’an’ın yaşanan bir modeli ortaya çıktı.

Kur’an örnekleme sistemini getirmiş, hükümleri birer misalle izah etmiştir. Kur’an’a ilk baktığınızda işçilik sistemi yoktur. Hazreti Musa’nın istcaresi dışında icareden bahsetmemektedir. Ama “ücret” kelimesi çok çok geçmektedir. Faiz yasaklandığı için kazanç sağlayan ekonomik işletmelerde sabit işçilik haram edilmiş, onun yerine ortaklık sistemi getirilmiştir. Ancak diğer taraftan hizmet işleri vardır. Mesela bir berber tıraş ederken elbette ücret alacaktır, yahut sokağı süpüren kimse elbette ücreti istihkak edecektir.

Peki, bunlara ait hukuk nasıl düzenlenecektir?

Bunun çözümü nikâh ve talak hükümleri, mihir hükümleri ile konmuştur. Mihir bir kıdem tazminatıdır, yahut işten çıkarma cezasıdır ama o zaman bu kavramlar mevcut değildi. Kur’an ne yapıyor? Kur’an bunu nikâh ve talakta anlatmaktadır. Biz o anlaşmayı esas alarak işveren ile işçi arasındaki hukuku öğrenmiş oluyoruz.

Bununla beraber, Kur’an’ın getirdiği müesseseleri kavramak kolay iş değildir. Çünkü o zamana kadar bilinmeyen bir düzen sözkonusudur. Kur’an’ın insanlar tarafından anlaşılması için Cebrail Hazreti Peygamber’e gelmiş ve ona uygulatmıştır. Hazreti Peygamber on senelik öğretmenliğinde Kur’an’ın canlı bir modelini ortaya koymuş, böylece Kur’an’ın anlaşılması sağlanmıştır.

Kur’an nâzil olurken dil ilimleri yoktur. İnsanlar ancak ibari mânâlarını anlıyorlardı. İşari delei ve iktizai mânâlarını anlamak için ne vakitleri ne de bilgileri vardı. Cebrail Hazreti Muhammed’e, Hazreti Muhammed de arkadaşlarına uygulatıyordu. Gerek kendi, gerekse raşit halifeler zamanında Kur’an’ın bir hayat modeli ortaya çıktı.

Yasalar nasıl yapılmaktadır? Önce yasalar çıkmakta, sonra uygulanmakta, bu da uygulamada zorluklar ortaya çıkarmaktadır.

Kur’an böyle oluşmamıştır. Kur’an bir taraftan insanları eğitiyor; onlara emretmeden ve yasalaştırmadan öğretiyor. Mekke’de on üç sene böyle yapmıştır. Sonra uygulama yaptırıyor. Böylece zihnen yetiştirdiği kimselere uygulama yaptırmaktadır.

Bir şeyin topluluk tarafından uygulanır hâle gelmesi için çeşitli safhaları vardır.

a)      Önce öyle bir projenin yapılması gerektiğine halkı inandırmanız gerekir. Farz edelim ki Türkiye’ye Adil Düzeni getirmek istiyoruz. Getirebilmek için öncelikle halkımızı buna inandırmamız gerekir. Biz kırk senedir uğraştık ama buna inanan bir cemaati yetiştiremedik. Oysa Hazreti Muhammed aleyhisselâm 13 sene içinde halkı buna inandırdı. Biz neden inandıramadık? İnandıramadık çünkü biz Kur’an’ı o zaman anlamamış ve onun istediğini yapacak durumda değildik.  

b)     Sonra proje yapılmalıdır. Biz çalıştık ve Adil Düzen projesini ürettik ama ona inanan topluluk bulamadık. En yakın arkadaşlarımız bile siyasetle, bürokrasiyle veya derneklerle yakından ilgileniyor, oralarda bir yetki almaya çalışıyorlar. Oysa bizim “Adil Düzen”den başka çıkar yol olmadığını bilen bir topluluğa ihtiyacımız vardır. Hazreti Muhammed bunu Cebrail’in öğretileri ile başardı.

c)      İnandırma aşiret seviyesinde olmalı ve plan bu aşiret tarafından hazırlanmalıdır. Bundan sonra uygulama durumu ortaya çıkacaktır. Madde madde peyderpey uygulanacak ve yeni düzen ortaya çıkacaktır.

d)     Uygulandıktan sonra da semereleri ortaya çıkmalıdır.

İşte, Kur’an’ın mucizesi birinci Kur’an uygarlığının oluşmasıdır.

Hazreti Peygamber’in Kur’an’ı doğru anladığını sonraki gramer ve fen ilimleri göstermiştir.  

 

7- Dört Halife Devri tüm vakaları ile tarihtir

Kur’an ve sünnetler birer tarih değildir. Tarih, devrin tarihçileri tarafından tarih olarak yazılan kitaplardır. Vakayı yaşayanların ağızlarından dinleyerek olayları birleştirip anlatan kitaplardır. Hazreti Muhammed’in tarihî hayatı Medine’ye hicretle başlar. Mekke hayatı tarihî hayat değildir. Hele peygamberlikten evvelki olaylar kendisinin anlattıklarından ibarettir.

Bundan istisnası vardır. Kur’an’ın inişi çok açık bir şekilde yazılı olarak bize gelmiştir. Ama Medine hayatı Medine Vesikası ile resmiyet kazanmış ve Cumhuriyet tarihine kadar açıkça bildiğimiz tarihi vakalardan oluşmuştur. Hazreti Ömer tarihin başlangıcını hicretle başlatmıştır. Para Hazreti Ömer zamanında çıkarılmıştır. Devletleri tarihe mâl eden savaşlardır. Bedir Savaşı ile artık siyasi güç olmuştur. Hazreti Peygamber’in ölümü ile devlet kendisinin varlığını ispat etmiştir. Tarihte büyük devletler kuran hükümdarlar olmuştur. Ancak ölümleri ile devletler çöküp giderler. Oysa Hazreti Peygamber’in ölümünden sonra Kur’an varlığını sürdürmüştür.

Mekke’de Hazreti Muhammed yoktur, Kur’an vardır. O insanları toplayıp cemaat yapmaktadır. Medine’de ise Kur’an’dan çok başkan olarak Hazreti Peygamber vardır. Kur’an Hazreti Muhammed’in yaptıklarını teyit eder durumdadır. Hazreti Muhammed’in ölümünden sonra Kur’an yine ortaya çıkmıştır. Medine’deki karışıklığı Kur’an’ın âyetleri önlemişti; Muhammed’e inananlara o öldü, Allah’a inananlar için O vardır dediler.

Başkanlık kime kalacaktı? Mekkelilerde mi, Medinelilerde mi?

Kur’an önce muhacirlerden bahsediyordu. Araplar ise kendilerine baş olarak Kureyşlileri tanıyordu. Buna dayanarak Hazreti Ömer Hazreti Ebu Bekir’in halife olmasını istedi. Herkes gelip biat etti. Böylece nizasız halife seçilmiş oldu.

Bu durumda ne gibi yenilikler oldu?

a) Kural olarak ölecek kimse kendisine halefini seçtirir. Hazreti Peygamber bunu yapmadı, kimseye bunu seçin demedi. Çünkü bu usul şer’î değildir. Peygamberlik bitmiştir. Veraset yönetimi de bitmiştir. Artık tüm insanlığın gelecekte kabul edeceği cumhuriyet dönemi başlamıştır. Dünyada hâlâ hanedanlıklarla yönetilen güçlü ileri devletler vardır. İşte bu usulü Hazreti Peygamber reddetmiştir. Kur’an ve Sünnetin o günkü çağın değil, bugünkü çağın da ne kadar ilerisinde olduğu ortay çıkmıştır.

b) Hazreti Peygamber halefini seçmediği gibi Allah ona erkek evlat da vermemiştir. Çünkü halk onu başkan yapardı. Nitekim bugün bile birçok tarikatlar oğlu veya damadını halef yapmaktadır. Kur’an verasetle yönetme sistemine de son veriyordu. Amcasının oğlu Hazreti Ali vardı; hem damadı hem de asabe olarak vârisi idi ama sahabeler hiçbir zaman Hazreti Ebu Bekir’e karşı Hazreti Ali’yi ileri sürmediler.

Sonra Hazreti Ebu Bekir halefi olarak Hazreti Ömer’i seçtirdi ama Hazreti Ömer bu sistemi değiştirdi. Şuraya seçmelerini tavsiye etti. Hazreti Osman  böyle seçilmişti.

Hazreti Osman katledildiği için karışıklık olmuş ve Hazreti Ali üzerinde ittifak sağlanamamıştı. Bunun sebebi de devletin büyüyüp merkezi idarenin başarısız olmasıdır.

Halifelerin gerek seçilmesi gerekse yönetmeleri çok açık bir şekilde tarihî olarak bize intikal etmiştir. Bunların en önemli hususu ve özelliği istişare müessesesidir. Sünnet kadar önemlidir. 30 yıl bu uygulama yapıldı. Bugün onların icmaları Kur’an’ı anlamamızda büyük etki etmektedir.  

Dört Halife devrinde büyük fetihler gerçekleştirildi. Bu da o devrin tarihileşmesine ve Kur’an’ın tarih içinde anlaşılmasına sebep olmuştur. Dört halife devri otuz sene sürmüştür. Bu dönemde istişare ile Kur’an’ın uygulanması usulü getirilmiştir. Kur’an’ın anlaşılması ve uygulanmasında sonra misal olmuştur.

Kur’an’ın cemi yani toplanması  ve kıraati de bunların zamanında olmuştur.

 

8- Kur’an icmalarla kesinleştirildi

Kur’an eski usul ve sistemlerle ortaya çıkmadı. Dil olarak Arapça kullanıldı, yazı olarak da onun yazısı alındı, ancak yazı Kur’an’a göre gelişti. Harfler noktalandı, harekeler kondu. Sahifeler ve satırlar standartlaştırıldı. Kur’an’ın yazılması da tamamen kendisine has usulle gerçekleşti. Kur’an her nâzil oldukça uygun tahta, deri, kemik gibi parçalara yazıldı. Her parçanın başında ondan önceki parçanın son kelimesi yazıldı. Yan yana raflara dizildi. Sonra kurralar vasıtasıyla kitap hâline getirildi.

Gerek yazılmasında, gerek okunmasında, gerek yorumlanmasında ihtilaflar ortaya çıkar. Bütün bilgilerimiz zannidir. Biz her zaman hata edebiliriz. O halde Kur’an’ın kendisini anlarken hatalarımız olabilir. Bu hatalarımızı olumlu kabul etmediğimiz zaman hayat olmaz. Her şeyi hatalı görürsek de birlik sağlayamayız. Kur’an öğretisi ile onu bizlere ulaştıranlar bir usul geliştirdiler; o da “icmâ usulü”dür. İcmayı iyi kavramamız gerekir.

Şimdi biz bir toplantı yapsak, bir konuda karar almamız gerekirse değişik teklifler gelir. Farz edelim ki toplantı saati üzerinde tartışıyoruz. Herkes değişik saat öneriyor, anlaşamadık. Bu durumda yapacağımız iş herkesin kendi önerisi ile toplantıya gelmesidir. Uzunluğunu da kendisi tayin etsin. Cumartesi günü öğleden sonra istediği saatte gelsin ve gitsin diyelim. Bu doğru bir uygulamadır. Herkes kendisine uygun saatte gelip giderek kendisine rahatlık sağlasın. Sadece şu kaydı koyuyoruz. Kendi belirlediği saatte gelsin ve gitsin. Çünkü onunla işi olanlar o saati ayarlarlar. İşte bu uygulama sünnet uygulamasıdır, şeriat uygulamasıdır. Herkesin kendi içtihadı ile hareket  etmesidir.

Bununla beraber burada bir noktada birleşmiş oluyoruz; o da Cumartesi öğleden sonra gelmekte birleşiyoruz. Biri çıkıp da ben Pazar günü gelemem diyemez. Peki, saatte keyfilik var da günde neden keyfilik yoktur. İşte Kur’an mü’minlere bunu öğretti; o da ittifak etmemizdir. Buna “icma” denir.

İcma değişmez mi?

İslâm âlimleri bunu da ikiye ayırdılar, bazı icmalar asla değişmez, buna muhkem dediler, bazıları ise ??? yani icma ile değişebilir. Bunu Kur’an üzerinde ele alalım. Kur’an’ın nüzulü tamamlanmıştır. Bize icma ile gelmiştir. Bu değişmez, çünkü Kur’an yeniden nâzil olmaktadır. Ama Kur’an’ın bir mânâsı üzerinde icma varsa onun mânâsını farklı anlayabiliriz. Yorumlamada değişiklik yapabiliriz. Ama değişikliği yapabilmemiz için bizim icma etmemiz gerekir. Biz zekât deyince kırkta bir alıyoruz. Bunda icma vardır. Artık içtihadımızla bunu değiştiremeyiz ama icmamızla değiştirebiliriz.

İşte, Kur’an icma müessesesini getirmekle tarihi içinde korunmuş olmaktadır. Eğer icma müessesesi olmasaydı, zamanla değişe değişe başka bir şey olurdu. Oysa Kur’an icma müessesesini getirmekle Kur’an’ı tahrif olmaktan korumuştur. Bu sebepledir ki şimdi ortaya biri çıksa ve Kur’an toplanmadan önce yazılmış bir belge bulsa, bu belgeyi boyası ve derisiyle karbon 14 ile tesbit etsek, bu belgenin sıhhatinden ilmen şüphe etmesek, biz onu Kur’an’ın içine idhal edemeyiz. Çünkü icma ile sabit olmuştur. Onu oraya sokmamız için bugün mevcut bütün Kur’an nüshalarını bir araya getirmemiz, kurraları toplamamız ve onların ittifakı ile değiştirmemiz gerekir. Bunlar bugün mümkün olamayacağına göre Kur’an üzerinde yeni icmalar da oluşmaz.

Yeryüzünde bu şekilde oluşmuş başka bir kitap yoktur; yazısıyla, okunuşuyla, mânâsıyla böyle bir kitap mevcut değildir. İşte onu tarihî belge yapan budur. Bu da onun mucizesidir. İcmanın bir kuralı vardır. Geçmiş icmaların olduğuna da icma etmemiz gerekir. Yeni uygarlık doğarken icmalar sıfırdan başlar ve o uygarlığın icmaları oluşur.

 

9- Kur’an’ın hükümleri kıyasla genişletildi

Kur’an’dan önce peygamberler geldi, kitaplar geldi. Onlar kendi zamanlarını ve kavimlerini ilgilendiren hükümler getirdiler. Her topluluğun her asır için ayrı şeriatları olmuştur. Kur’an son kitaptır. Diğer bütün kitaplarda olanlar da onun içinde vardır. Her topluluğa hitap eder. Tüm insanlığa hitap eder. Bir de her çağa hitap eder.

Bundan bin sene önceki dünya ile bugünkü dünyayı düşünün. Akşam olduğu zaman karanlığı aydınlatmak için mumları bile yoktu. Deveden başka binecekleri at, katır ve eşek vardı. Ancak bağırarak uzaktakilere seslerini duyurabiliyorlardı. Oysa bugün Ay’a gidiyoruz. Atomları parçalıyoruz. Bugün o günkü mantıkla yaşamak mümkün değildir. Bunu bilmeyen yoktur. Oysa biz Kur’an’ı şimdi okuyoruz, hiçbir zorluk çekmeden hayatımıza ışık tutuyor ve önümüzü aydınlatıyor.

Kur’an bunu nasıl yapabiliyor?

Bütün bunları Kur’an’da her olaya bir örnek seçerek ona hükmü yüklüyor, kalanların onlara kıyas yapılacağını emrediyor.

a)      Önce öyle örnekler seçiyor ki o örneklerin modası geçmiyor. Kıyamete kadar insanlar onlardan yararlanacaklardır. Örnek olarak ineği ve deveyi seçiyor. Bunlar her zaman bizim besinimiz olacaktır.  

b)     Seçtiği bu örnekler öyle örneklerdir ki, onların dışındaki bütün oluşlar onlara kıyas edilir. İnsan vücudunu düşünelim. Milyarları çok aşmış hücreler vardır. Bunlar dokuları oluşturur. Tür olarak 20 30 çeşit hücre vardır. Şimdi bunlar değişik dokuları oluşturur. Bu dokulardan birer tanesini seçip bize tanıtsa bütün vücudu tanıtmış olur. Çünkü onlara kıyas edilmeyen hücre kalmaz. İşte Kur’an bunları seçerek kitapta hükümler vermektedir. Dolayısıyla Kur’an’da olmayan herhangi bir konu kalmamaktadır.

c)      Seçilen örnekler ölçülebilir ve tartılabilir örneklerdir. Dolayısıyla mukayese bizim için sayılar üzerinde olmaktadır. Hayat sonunda rakamlardan ibarettir. Acıkırsanız karnınızı doyurmanız gerekir. Nasıl doyurayım? Diyelim ki hurma bulduk, satın alarak doyacağız. Manav hemen bu ne kadar der. O halde hükümler öyle seçilmedir ki diğerleri onunla karşılaştırılabilsin. Üzüm şarabı dediğimizde bu ölçü yapılabilmektedir. Ama içki derseniz bu ölçü yapılamaz.

d)     Kur’an’da öyle örnek seçilmelidir ki insanlar onu bilebilsin ve ona kıyas yapılabilsin. Buna en iyi örnek üzümdür. Hemen hemen dünyanın her ikliminde yetişmektedir.  

Kur’an ne yapıyor?

Kur’an böyle kıyas yapılacak maddeleri seçiyor ve dolayısıyla tüm devrelere ve topluluklara hitap ederek düzenlerini kurmalarını öğretiyor. Bu usulle geçmişteki sorunları çözdüler, şimdi biz de günümüzün sorunlarını çözüyoruz.

Bazı analoji müesseseleri hakkında örnekler verelim.

a)      Kur’an namazın nasıl kılınacağını bize öğretiyor. Toplantıların nasıl yapılacağını kıyas yoluyla bildiriyor. Çağrı nasıl yapılacak, hangi yerde toplanılacak, kıyafetler nasıl giyilecek, başkan nasıl seçilecek, nasıl oturulacak, görüşmeler nasıl yapılacak? Kur’an bunları bize öğretmiş oluyor.

b)     Zekâtla ortak bütçeyi oluşturuyor ve bölme usullerini yani ortaklıkları da orada bize öğretiyor.

c)      Hac uluslararası kongrelerin yapılış biçimlerini öğretiyor.

d)     Kurbanla sağlıklı et üretiminin ve kesiminin nasıl yapılacağını bize öğretmektedir.

e)      Evlenme ve boşanmalarla işçi işveren münasebetleri öğretmektedir.

f)      Kur’an’ın büyüklüğü ile yazılacak ders kitaplarının büyüklüğü ve şeklini bize anlatmaktadır.

Görülüyor ki, kıyas yoluyla gelecekte oluşacak sorunları çözme yollarını bulmuş oluyoruz. İnsanlara kıbleyi farz etti, onun sayesinde trigonometri doğdu ve bu dünyayı keşfettik. Şimdi de uzayı keşfediyoruz.

 

10- Kur’an Tevrat ve İncil ile karşılaştırıldı

Kur’an Mekke’de okuma yazmayı bilmeyen biri tarafından okunmaya başlandı ve 13 sene sonra Medine’ye göç edildi. Medine’de devlet kuruldu. Kur’an artık yasa hâline geldi, tek yasa idi. Site başkanı olan devlet başkanı kendi sitesini Kur’an’la yönetiyordu. Mekke’de Arap tüccarları vardı. Bunlar o günkü dünyanın en uzak yeri olan Çin’e bile gidip mal alıp getiriyorlardı. Dolayısıyla dünyanın o gün ulaştığı uygarlıktan haberdar idiler. Medine’de ise Yahudiler vardı. Medineliler Yahudilerin yaşayışlarını ve hayatlarını biliyorlardı. İlginçtir, Yahudilerin Medine’de havraları yoktu, hattâ hahamları bile yoktu; sadece Yahudi âlimleri vardı.

Araplar İbranice bilmiyor ve Tevrat’ı anlayamıyorlardı ama Yahudiler Arapça biliyor ve Kur’an’ı anlıyorlardı. Böylece Müslim olamayan Arapça bilenler Kur’an’da söylenenlerle Tevrat ve İncil’de olanları karşılaştırıyorlardı. Bugün Tevrat ve İncil Türkçeye çevrilmiştir. Biz de okuyup Kur’an’da olanlarla karşılaştırıyoruz.

Tevrat’ı veya İncil’i okuduğumuzda sanki hadis kitapları okuyoruz, sanki fıkhı okuyoruz, sanki tefsirleri okuyoruz gibi okursunuz. Bu kitaplarla Kur’an arasında zihniyet çatışması yoktur. Mesela İncil’deki “pader” kelimesini “rab” kelimesi ile değiştirin, Kur’an’ın anlattıkları ile fark ortadan kalkar.

Kur’an’ın anlattıkları ile Tevrat’ta anlatılanlar arasında küçük küçük farklar vardır. Mesela Kur’an’da Hazreti Yusuf’u kardeşleri kuyuya atıyor, sonra onu bir kervanda olanlar çıkarıyor deniyor. Tevrat’ta ise yine kendileri çıkarıp kervana sattılar deniyor. Hikâye aynı hikâyedir, Hazreti Yusuf’un hikâyesi.

Tevrat şeriatı, İncil dini anlatıyor. Bunlar Kur’an’ın hükümlerini içeriyor. Kur’an tarihi kitap olmasaydı yani nasıl oluştuğunu bilmeseydik, aslı olmayıp da tercümesi bulunsaydı, birileri sanki onları özetlemiş olacaktı.

Tevrat’ta anlatılan Hazreti Adem, Nuh, İbrahim, Musa ile ilgili kıssalar ile sonra anlatılan Hazreti Davut ve Hazreti İsa kıssaları Kur’an’la büyük paralellik gösteriyor. Kur’an’ın getirdiği müesseseler onlardan mükemmeldir. Kur’an’ın namazı onların namazından daha anlamlıdır ama onlarınkinden büyük fark göstermez. Yahudiler borazan öttürüp havraya çağırırlar. Hıristiyanlar çan çalarlar. Müslümanlar ise ezan okurlar.

Bir atölyeye bir makine imal ettirecekseniz önce gider ustanın başında durup parçaları teker teker inşa eder, projesiz bir modeli oluşturursunuz. Böylece atölyedekilere proje olmadan bir şeyi şifahi öğretilerle üretmeyi öğretmiş olursunuz. Sonra proje yaparsınız. Projeyi ölçümlendirirsiniz. Ancak o proje ile de atölyedekiler makineyi imal edemez. Sonra siz gidersiniz, işçilere projeyi gösterip projeden imalat yapmayı öğretirsiniz. Ondan sonra artık projeye göre üretim yapınız dersiniz. Allah da Tevrat, İncil, Zebur ve Furkan (doğu dinleri) ile insanlara projesiz imalatı öğretti. Elde Kur’an’dan önce gelmiş dinler vardı. Bunlar Kur’an’ın dinini getirdiler. Kur’an yoktu ama uygulaması vardı.  

Ondan sonra örnek olarak sünnet uygulaması geldi. Bu iki uygulama örnek uygulamadır, Kur’an’ın anlaşılması için gerekmektedir. Bu sayede Kur’an anlaşılır hal almıştır.

Şimdi biz III. bin yıl uygulamasını yapıyoruz. II. Kur’an uygarlığını kuracağız.

Elimizdeki imkanlar nelerdir?

a)      Elimizde eski kitapların uygulaması vardır. Tevrat, İncil, Vedalar ve Brahmanizm uygulamaları vardır. Bu kitaplar değişmiş olsalar da elimizde mevcuttur. Kur’an’ı anlamada bunlardan yararlanıyoruz. Çünkü bu dinler Kur’an’ın anlaşılması için öncü olarak gönderilmiştir.

b)     Elimizde peygamber uygulaması vardır, sünnet vardır. Eski kitaplar kadar açık, onlardan daha açıklayıcıdır. Onlardan yararlanıyoruz.

c)      Bin senelik I. Kur’an uygarlığı fıkıh, usul ve tefsir ilimleri ile elimizdedir Onları okuyarak, tarihi öğrenerek Kur’an’ı anlama imkanına sahibiz. Elimizde I. Kur’an uygarlığı örnek olarak bulunmaktadır.

d)     Nihayet Batı’nın ulaştığı müsbet ilim ve kuvvet uygulamaları da elimizdedir. Kur’an’ı anlamada onlardan yararlanıyoruz. Kur’an’ı müsbet ilmin verileri ile yorumluyoruz.

Demek ki Kur’an bütün tarihi ile elimizdedir ve tarih Kur’an’ı anlamamız için yaşanmıştır. Tarih Kur’an’ın öğrettiklerinden ibarettir. Bundan büyük mucize olabilir mi?

 

 

 

7. KUR’AN TARİHİ İLE KORUNDUمحفوظ بالقصص

1-      Kur’an ezberlendi, yazıldı, okundu

2-      Tarihçiler Asrı Saadeti yazdılar.

3-      Kur’an’ın altı nüshası günümüze ulaştı

4-      Bizans tarihçilerince uyum içinde

5-      Hz. Muhammed’in özel hayatı çok iyi biliniyor

6-      Kur’an Sünnet ile örneklendirildi

7-      Dört Halife’nin hayatı biliniyor

8-      Kur’an icmalarla kesinleştirildi

9-      Kur’an’ın hükümleri kıyasla genişletildi

10-  Kur’an Tevrat ve İncil ile karşılaştırıldı

 

 

SÜLEYMAN KARAGÜLLE

Yay. Haz.:REŞAT NURİ EROL