9 Ocak 2017 Sayı 116
Yeni İlm-i Siyaset Yazıları - III -

 

  DEMOKAHREDİCİ’DEN DEMOKRASİ’YE

Dünyada ki hemen her devletin ve devletten de öte tüm insanlığın dilinde, gündeminde olan en mühim kavram “demokrasi”. Arapsaçına dönmüşlüğün bir ifadesi olan bu kavramın bir zamanlar düşmanlığını yapanlar bile bugün sahipliğinin peşinde. Peki asıl sahip kim?

Kimine göre Amerikan askerlerinin nemli gözlere uzattıkları namluların adı. Kimine göre aristokrasinin yeni bir formu. Kimine göre çoğunluğun merkezi ele alıp azınlığın yönetimi. Kimine göre ise merkezin yokluğu ama yönetimin ise kaosu. Peki hangisi ?

Biz bu tariflerin hiçbirini “Demokrasi” olarak görmüyoruz. Çünkü bu tariflerin hepsi kuvveti üstün tutan dünya görüşünün bize yansımaları hakkın değil.

İlki olsa olsa Militarizm olur. Zaten bugün dünyaya “Demokrasi” dağıttığını iddia eden ABD(Allah’ın Belası Devleti) bu kavram adı altında dünyayı kendi militarist rejimine ve sermaye sistemine boğduğu gayet açıktır.

İkincisi ise Güncel Saltanat diyebileceğimiz apayrı bir model. Roma İmparatorluğu’ndan Modern Dünyaya yansımalar.

Üçüncüsü ise Sezai Karakoç’un deyimiyle ”Hükümdarın hükümdarlığı için halka yalvardığı ve bir o kadarda eşsiz zulümler işlemesidir.” Yani zumün meşruiyet kaynağı. Bunun temel sebebi ise yönetimin merkezden yerele şekillenen bir anlayışla var olmaklığıdır. Bunun adına ise demokrasi değil demokahredici denir.

Dördüncü de söylediğimiz ise hakka daha yakın ama hak olmayan bir kavram. Yerinden yönetime yakın fakat değil  çünkü çözümsüz bir merkezi reddediş var. Modern dünyanın bireyselci anlayışı önplanda bireyin yok olmasını engellerken toplumu yok ediyor. Kısacası bu ademi merkeziyet fikrinin devamı ademi siyasettir.

Bizim çözümlememiz ise .kuran temelli olan bir çözümleme olacak zira demokrasinin hakka dayanan içeriğinden bahseden en önemli metin kurandır. Zira Kuranî Görüş tamamen hakkı üstün tutan dünya görüşünün bir ifadesidir.

Bize göre demokrasi onarlı sistemin varlığıdır. 10 kişinin bir araya  geldiği bir grup kendi ocağını ve temsilcisini seçer. Bu temsilcilerin olduğu bir 10 kişi gelir ve bucak temsilcisini seçer. 10 bucak bir araya gelir ilçe temsilcisini, 10 ilçe temsilcisi il temsilcisini bu şekilde kıta ve insanlığın başkanı seçilene kadar devam eder üç kişin biatını çekmesi o alanın düşmesine yol açar ve sayının 20 ye ulaşması   sistem bir düşer yani alttakilerin ezilmesi yukarıda ki sistemin çökmesi demektir. Bu sebebden dolayı bu sistemin esası Adalet olacaktır. Peki neden on ve yedi ilişkisi bu sayıları açıklayan ise Bakara Suresinin 194. ayetidir orada hacc meselesinde  üç gün ve ayrı bir yedi gün orucundan bahseder ve kamil sayı on der. Zariyat suresinde ise kuran ikili sistemi kurmuştur. 10 sayısında ki ikili sistemin bozulması teklilere bağlı olmasından gelir. Zaten bugünkü ticaret hukuk sisteminde de bir kooperatifi kurmak için en az yedi sayısına ihtiyaç vardır. Güncel mevzularda ilahi kitabda ki norm sayılar da bu esası açıklıyor.( bkz. http://medhaldergi.com/oku.php?makaleno=46 )

Ve Kuran son olarak Kevser kelimesiyle çokluk ilişkileri olarak da bunu dile getirir. Yani azınlığın haklarını da bir kelimeyle ifade eder. Yani biz Kevser Suresine Demokrasi Suresi diyerek terceme etsek hata etmiş olmayız. Sure içinde ki “salat” kavramı dayanışmayı ve toplantıyı da ifade eder kurban “nahr” kelimesi de yedirme ve içirmeyi ifade eder. Zira tarih boyunca kurban toplumlar içerisinde kutsala adak olarak nitelenmiştir İslam’da da kurban kelimesi Allah’a onu dünyada temsil eden Kamu’ya olur. Şimdi ayetlerin kısa mealine geçelim. Bu meal 31 Nisan 2011 tarihinde Felah Grubunun yaptığı tefsir çalışmasından süzülerek alınmıştır.

Yaşatan ve Çalıştıran Allah adına

Muhakkak ki biz sana topluluk yönetimini/demokrasiyi verdik.

İşte bu sebeble toplantını yap/namaz kıl ve (insanlığı) yedir ve içir/kurban kes

Şüphe yok ki şom ağızlıların sisteminde kısırlık vardır/soyu kesiktir.