9 Ocak 2017 Sayı 116
Galip Bahtiyar; Millî Ticaret ve Kredi

 

NOT: Galip Bahtiyar’ın Hayat mecmuasında yayınlanan “Milli Ticaret ve Kredi” başlıklı yazısının birinci kısmının metnidir. 1926 da yayınlanan bu metin  Dr. Bünyamin Demir tarafından latinize edilmiştir. Galip Bahtiyar İttihat ve Terakki Cemiyetinin son kongre üyeleri tarafından kurulan “Teceddüt Fırkası”nda yöneticilik yapmış çeşitli kamu görevlerinde bulunduktan sonra 1939 yılında CHP’den İstanbul milletvekili seçilmiştir. Makale cumhuriyetin kuruluş döneminde ticaret-kredi ilişkisini örnekler ile izah etmesi açısından önemlidir. Yabancı sermaye ve dış dünya ile entegrasyona o dönemdeki bakışı yansıtması yazıyı kıymetli kılan bir diğer husustur. Yazının ikinci kısmı bir sonraki sayıda yayınlanacaktır. Metin ile ilgili bir değerlendirme yazısı yazının ikinci kısmı ile birlikte bir sonraki sayıda okuyuculara sunulacaktır.

 

MİLLİ TİCARET VE KREDİ -1-

Iskonto vadelerini hiç olmazsa altı aya çıkarmalıyız.

                Ticaretin terakki ve inkişafı “itibar” denilen manevi sermayenin vücuduyla kaimdir. Bu esası mutlak olarak kabul etmek icap eder. Mübadele tarikiyle açılan ilk ticaret devresinde bile emniyet muhassalası olan itibarın pek mühim bir rol oynadığı sabittir.

Öteden beri cari bir düstura göre nakdi sermayesinin birde itibari sermayesi vardır ki bu o tacirin dürüstlüğü, piyasadaki marufiyeti, iştigal ettiği ticaret şubesindeki vukuf ve ihtisası, becerikliliği gibi amillerle ölçülür ve çoğunlukla maddi sermayesinin iki üç misline baliğ olur. Tüccarlar arası bu itibara sermaye havası derler. Frenkler bunu “kredi” kelimesiyle ifade etmektedirler. Bir memlekette kredi esasları ne kadar geniş olursa o memlekette ticaret de o kadar terakki ve tevessü eder.

Ticaret eskisi gibi basit kaidelerden çıkarak fenni ve sınaî vasıtalarla mepsuten mütenasip terakki etmiş ve “fennî” olmuştur. Gerek istihsalin, gerek imalatın tezyidi bunların piyasaya arz ve teklifi ve iştirası gayet dakik ve fenni bir takım kaidelere tabi bulunmaktadır. Doğal olarak bu muamelatın nazımı olan kredi de aynı surette fennileşmiş ve iktisadi ticaretlerin gayet mühim bir faslını teşkil etmiştir. Denilebilir ki son zamanların ticari inkişafı ancak ticaret kredileri sayesinde mümkün olabilmiştir.

Yeni ve iyi esaslarla iktisadi mübarezeye atılan ve bu sahada da harp meydanlarında gösterdiği besalet ve şahameti ispata azim bulunan yeni Türkiye Cumhuriyeti ticaret nizamını da terakkilere mazhar kılmak istediği bu zamanda “Milli Ticaret Kredisi”ne son derece önem vermesi elzemdir.

Türkiye’de kredi ne merkezdedir?

Şurasını itiraf icap eder ki bugün Türkiye’deki kredi sermayesi ve kredi usulleri milli üretiminin ve mili ticaretin ihtiyaçlarını tatmin etmekten çok uzaktır.

Bu düşüşün sebeplerini araştıracak olursak iki önemli netice karşısında bulunuruz:

1. Memleketimizde doğal sermaye çoktur. Fakat buna mukabil mütedavil sermaye mahduttur. İhracat yaptığımız memleketlerden de fazla sermaye gelmediği gibi her ticaret merkezleri muamelatına önemli tesirler icra eden uluslararası sermaye de azalmıştır.

Bazı hesaplara nazaran hesap öncesi memlekete yıllık 10, 16 milyon uluslararası sermaye gelir, bunun büyük kısmı memleket de kalır idi.

Harb-ı umuminin Avrupa iktisadı uzviyetinde meydana getirmiş olduğu ihtilallar bu sermayeyi tahdit etmiştir.

Mamafih memleketimize yine hariçten hayli para gelmekte ise de bu; ancak ihracat mallarımızın bedeli yani istihsalde bulunduğumuz miktar mahsulün mukabilidir. Binaenaleyh az çok masraf mukabili olan bu sermaye milli ticaret sermayesine önemli bir şey zam ve ilave edememektedir.

Memleketimizde muamelede bulunan kredi müesseselerinin zamanın terakki ve gereksinimlerine intibak edemeyerek kredilerini eski ve döküntü usuller dairesinde tedvir etmeleridir.

Buna ek olarak ahalimizin de henüz “iktisadi” tasarruflar esasına riayet etmedikleri de gözlenmektedir ki bu da kredi buhranına tesir icra eden etkenlerdendir.

Memleketimizin cömert ve bereketli sinesinde depolanmış bulunan defineler ve kaynaklar servetin istismarı milli sermayenin ve neticesi olarak kredinin artmasına yardım edeceği der kardır. Fakat bu istismar işini başarabilmek için lazım gelen sermayeyi nereden bulmalı?

Bu mesele ayrı bir bahis teşkil ettiği cihetle sadedimizin haricinde olmakla beraber şurasını kaydetmek isteriz ki bu sermaye hariçten gelebileceği gibi büyük bir kısmı dâhilden de tedarik olunabilir. Bunun için ahalimizin “iktisadi” tasarruf esaslarına riayet etmeleri lazımdır. Daha doğrusu halka bu esasları telkin etmek resmi ve gayri resmi teşekküllere terettüp eden bir borçtur.

Memleketimizde kazancından arttıranların ekserisi paralarını ya emlake yatırır veyahut kemer veya sandığa istif eder.

Birinci şıktaki tasarruf yine az çok bir tasarruf ise de biz de toprak geliri ve bunun tamamlayıcısı olan gayrimenkul geliri batı memleketlerinde olduğu gibi tamamıyla seyyal ve cevval bir mahiyeti göstermediği cihetle bu tarz tasarruftan, mütedavil sermaye ve kredi büyük bir istifade temin edemez.

İkinci şekil yani kemerler veya sandıklara para depolama milli iktisat için bir cinayettir.

Vakıa olarak henüz bizde diğer memleketlerde hatta komşumuz Bulgaristan’da olduğu kadar “tasarruf” müesseseleri yoktur. Bu da önemli eksikliktir. Bu eksikliği telafi etmek en önemli vazifelerdendir.

Bu vadide evvel emirde düşünülecek şey bütün müteferrik tasarruf müesseselerinin nazımı ve müdiri olmak üzere bir “ana” bankası vücuda getirmektir. Fakat buraya gelinceye kadar halka, en ufak tasarruf meblağının akim durmaktansa gelir getirecek bir bankaya yatırması suretiyle hem kendi menfaatine ve hem de memleket iktisadiyatına hizmet etmiş olacağı münasip şekilde ve mütemadiyen telkin olunmalıdır.

Öyle farz ve tahmin olunmaktadır ki bizde bu suretle toplanacak ufak tasarruflar miktarı her halde mühim bir kredi müessesinin ana sermayesini teşkil edebilecek kadar çoktur.

Bu mesele bir esas, bir programdır. Fiiliyata konulması az çok zamana muhtaçtır. Fakat hali hazırda milli ticareti tazyik eden kredi buhranına daha ameli çareler bulmak icap eder ki bu önemli meselede memleketimizde öteden beri müesses olup Türkiye yüzünden önemli miktarda paralar kazanmış mali müesseselere bırakılmış bir vazifedir.

İzah edelim!

Bugün Türkiye’de faaliyet icra eden bankaların tümünün muamelatı aşağı yukarı şudur:

1-Rehinler, kıymetli madenler ve taşlar. Hisse mukabili ikrazat, mevduat mukabili cari hesap.

2- Emtia üzerine avans, vesikalar üzerine avans ve bunlara ek olarak sınırlı bir şekilde şahsi krediler ve ıskontolar.

Birinci zümredeki maddeler ticaret kredisi değildir. Bunlar adi rehindir. Bu muamelat bankaların rizikosuz temin ettikleri karlar cümlesindendir. Ticarete faydaları yoktur.

Emtia (vesikalar) üzerine avans; kredi farz olmakta ise de bu faraziye yalnız unvanın delaletinden neşet edip hakikatte bunlarda adi rehindir. Hatta adi rehinden daha şiddetli şartları çağrıştırmaktadır. O kadarki pek başı sıkılıp da çaresiz kalan tüccar bile bu vasıtaya istemeyerek müracaat eder.

Emtia üzerine avans muamelatında bizde cari usule göre ticari maddelerden biri bankaya rehin bırakılır. Banka kendi eksperleri vasıtasıyla o malın kıymetini takdir eder. (Bu hususta bizdeki ekspertizlerde ayrıca tetkike şayandır) banka bu takdir olunan kıymetin mala göre % 50’sine kadar bazen 75’ine kadar para ikraz eder. Fakat bu takdirde de o mal bankanın depolarına naklolunmalıdır (nakil keyfiyeti pek mühim masraflar içerir). Borç bir muayyen müddet zarfında ödenmediği takdirde banka malı her kaça bulursa satar. Bu rehin muamelesinin en ufak safhası borçlunun üzerine yıkılan hesapsız masrafları içerir. Ayrıca da ikraz olunan meblağdan senelik faiz ve yine ayrıca aylık komisyon istifa olunur.

Bu suretle bizde emtia üzerine avans muamelesi ücret ve masrafları % 18 kadar bir nispet tutar ki ticaret için bu miktar pek pahalıdır.

Vesikalar üzerine avans da az çok bu tarzdadır. Binaenaleyh bu iki muameleyi hakiki ve ticari krediler sayısına dahil etmek doğru değildir. Bunlar rehindir. Yalnız merhun ticari eşyadır.

Mali müesseselerce asıl kredi yani gerek ticaret ve gerek sınai sermayesinin artırılmasına yardım eden kredi şahsı krediler, ıskontolar ve son zamanlarda batı memleketlerinde ticarete pek mühim yardımları dokunan ihracat kredileri ve sanayi kredileridir.

Bizde yalnız şahıs kredi ile ıskonto muamelesi yapılmaktadır. İhracat kredisi henüz mevzu bahis olmamıştır.

Şahsi kredi, mali müesseselerden birinin tacirin manevi sermayesine itimat ederek o sermaye nispetinde yalnız imza mukabilinde para ikraz etmiş demektir.

Bizdeki şekliyle bu adeta bankanın o tüccara teveccüh ve ademi teveccüh etkenleriyle ölçülen bu kredi şu zihniyet tesiriyle büyük bir genişlik iktisap edemiyor. Vakıa olarak her yerde şahsi kredi gayet nazik ve bankaları son derece düşündüren bir keyfiyettir. Fakat batıda “blanko kredi”  denilen itibar tarzının cereyanı için fenni ve mazbut usuller konulduğu cihetle oralarda daha faydalı bir şekle irca olunmuştur. Her an cümle bankalarda bulunan gayet kuvvetli istihbarat şebekeleri piyasadaki tacirin yalnız ve mali durumunu değil işteki muvaffakiyet etkenlerini düzenli fişler vasıtasıyla tespit ederler. O derecede ki bu türlü fişler o tacirin muamelatına ait en ince ve tali noktaları bile tespit etmiştir. Bundan başka ayrıca birde defterlerin tetkiki, şebekeleri vardır ki blanko krediden istifade etmek isteyen veya istifade eden tüccarın defterler ve vesikalar bu şebeke marifetiyle sıkı teftiş ve kontrole tabi tutulur. Bütün bu tetkik ve kontroller mahrem tutulduğu gibi fazla olarak banka istihbar vasıtalarından medyununa istifade temin edebilecek özellikleri de ona bildirir. Adeta ona rehberlik eder.

Bu sayede Avrupa bankalarında “blanko kredi” meçhul üzerine değil malum ve sabit hükümler üzerine iptina ettiğinden adeta rehin mukabili ikrazlar kadar emin bir surette cereyan eder.

Alman bankalarının bu husustaki teşkilatı cidden hayrete şayandır. Alman ticaretinin inkişafı ancak bu kredilerin fenni bir surette tamimi sayesinde mümkün olabilmiştir.

Memleketimizde henüz şahsi kredi bu kadar mazbut bir dereceye gelmediği cihetle bu itibar tarzı -tabir sert olmakla beraber– adeta keyfe tabi gibi bir şeydir. Bizde ki mali müesseselerdeki istihbarat işleriyle meşgul bulunan şebeke; işi fenni ve ilmi bir surette yapmadığı cihetle şahsi krediler de bankalar istihbarat heyetinin teveccühüne mazhar bulunan sınırlı zümrelerden harice çıkamıyor.

Maksadımızın şahsi kredi namıyla önüne gelene pare ikraz etmek olmadığını izaha lüzum yoktur sanırım! Böyle bir faraziye gülünç olur. Demek isteriz ki haddi zatında son derece dakik ve nazik olmakla beraber ticaret ve sanayinin terakkisinde pek büyük etkileri görülen bu nevi krediyi biraz daha fenni şekle irca; milli ticaret ve sanayiye daha faydalı olabilmelerini temin etmelidir. Bu sayede namuslu müteşebbis iş bilir şahsiyetlere çalışmak ve muvaffak olmak ve böylece memleket iktisadiyatı için faydalı bir unsur hazırlamaya geçmek fırsatı verilmelidir.

Kredinin diğer bir şekli de ıskontodur.

Iskonto vadeli bir poliçenin bedelini vadesinden evvel belli bir bedel mukabilinde istifa edebilmektir.

Ticaretin ruhu olan bu ıskonto keyfiyeti diğer memleketlerde belli kaidelere tabidir. Hatta birçok yerlerde hükümet bankaları ıskonto nispetini tespit ve ilan ederler. Diğer bankalarda bütün ıskontolarını hükümet bankaları tarafından kabul olunan nispetlere göre tanzim ederler.

Ticaretin esası, sürat ve itibar olduğundan ve peşin para ile iş görmenin gerek sürat ve gerek itibar artırır. Etken olmadığı nazarı dikkate alınırsa ıskonto muamelatının ehemmiyeti derhal anlaşılır.

Türkiye devleti milli müesseseleri ıskonto işlerini yapmaktadırlar. Fakat bu ıskontoda gayet dar bir daire içinde dönmektedir.

Bundan başka Türkiye’de faaliyet icra eden kredi müesseseleri ıskonto müddetlerini de çoğunlukla 31 güne hasredip fazla vadeli senetleri kırmaktan içtinap ederler.

Iskontonun bu şekli ticareti teşvik edecek mahiyette değildir. Özellikle bizde istihsal maddelerinin bir çoğu çiftçiye veya birinci toplayıcı ellere avans vermek suretiyle iştira olunabilir. Tütün, afyon, pamuk gibi mühim ihracat mallarımızda bu tarz caridir. Kıymetleri itibariyle mühim sermayelere ihtiyaç gösteren bu maddelerin peşin para ile tedvir olunmalarının imkânı yoktur. kredinin burada mühim bir tesiri olacağı şüphesizdir. Hâlbuki ekim mevsiminden hasat vaktine kadar en az altı ay zaman vardır. Bu müddet zarfında tacir mütemadiyen avans veya kaparo gibi meblağları tesviyesine mecburdur ki bunu yalnız kendi sermayesiyle yapamayacağı cihetle zorunlu olarak istikraz çaresine başvurur ve poliçe verir.  Şu kadar ki bu poliçelerin bir işe yaraması için bankalarca ıskonto edilmeleri zaruridir. Bankalar nihayet 31 gün vadeli senetleri kabul ettikleri cihetle bu suretle yaptıkları yardım pek sınırlı bir sahaya mahsur kalır.

Kendi mali müesseseleri nezdinde daha geniş kredilere nail bulunan hariç erbap ticareti bizim tüccarlara ciddi surette rekabet ettikleri gibi mal fiyatında da etkili olurlar. Bu itibarla ıskonto vadelerinin hiç olmazsa altı ay temdidi hususunu temin etmelidir. Bu o kadar önemli bir meseledir ki hemen hal olunmazsa milli ticaretin süratle terakkisini ümit etmek zor olur.