9 Ocak 2017 Sayı 116
Galip Bahtiyar; Millî Ticaret ve Kredi - II -

 

 

 

NOT: Galip Bahtiyar’ın Hayat mecmuasında yayınlanan “Milli Ticaret ve Kredi” başlıklı yazısının birinci kısmının metnidir. 1926 da yayınlanan bu metin  Dr. Bünyamin Demir tarafından latinize edilmiştir. Galip Bahtiyar İttihat ve Terakki Cemiyetinin son kongre üyeleri tarafından kurulan “Teceddüt Fırkası”nda yöneticilik yapmış çeşitli kamu görevlerinde bulunduktan sonra 1939 yılında CHP’den İstanbul milletvekili seçilmiştir. Makale cumhuriyetin kuruluş döneminde ticaret-kredi ilişkisini örnekler ile izah etmesi açısından önemlidir. Yabancı sermaye ve dış dünya ile entegrasyona o dönemdeki bakışı yansıtması yazıyı kıymetli kılan bir diğer husustur.

MİLLİ TİCARET VE KREDİ 2

                Milli ticaretin inkişafını temin eden kredilerin en mühimlerinden biri de “ihracat kredisi” dır. İhracat kredisi uzun vadeli ıskonto kabilinden bir muameledir. Yalnız ıskonto edilecek senedi imza eden ihraç memleketinde bulunur. İzah edelim: Son zamanlardaki mübadelelerin hemen % 70’i hep vadelidir. Mal satışları vadeli olduğu gibi ödemeler de vadelidir. Alman ticareti uzun müddetli kredileri ihracata da teşmil ettikleri günden itibaren diğer memleketler de bu çareye tevessül etmişler ve neticede krediler de hudutları aşarak uluslararası bir şekil iktisap etmiştir. Lıvırpol, Havur gibi mühim piyasalarda pamuk 3 ay vade ile satılır.

Anurs, Roterdam şehirlerinde Alman, Finlandiya, İskandinavya partileri tütünler 6 ay vade ile satılığa çıkarılır. Maden, mensucat ve zahire de böyledir.

Tabiidir ki ticaretini genişletmek isteyen tüccara zorunlu olarak bu vecihle kredi ile mal verilmelidir ki rekabete mukavemet etsin. Eğer bunu yapamazsa ya müşterisini kaybeder veyahut araya giren ve peşin para ile ödemede bulunan aracılara fiyat kırarak mal satar ki bu da zarurete düşürücüdür. Şu halde o da kredi ile mal satacaktır. Şu kadar ki tüccar sattığı malın bedelini aylarca bekleyemez. Buna her sermaye müsait değildir. Bu sebepten memlekette ihracat kredisi yapan müesseselere müracaatla hariçteki müşterisinin senedini makul bir ıskonto mukabilinde kırdırır ve bedelini alır. Batı memleketlerinde bu muamele o kadar genelleşmiştir ki çoğunlukla bayi malını adeta arada bulunan bankaya satıyormuş gibi iş görür. Müşteriyi tanımadığı da olur. Bu ihracat kredisi sayesinde başka memleketlerin dış ticareti emin ve müsterih bir inkişafa mazhar olur. Bu nevi kredi muamelesini tedvir edemeyen memleketler ise diğerlerin cizye darı mesabesine giriyor.

Büyük ticaret ve sanayi memleketleri ihracat kredisi sermayesinin tenakusundan ve bu nevi kredi muamelatının tevkifinden son derece ürküyorlar. Ve ne vakit buhran sebebiyle bankalar bu muameleleri ifada tereddüt gösterirlerse derhal muhtelif muavenetlerle şu itibarın ehemmiyet ve nüfuzunu genişletiyorlar. Mütareke akabinde İngiltere’nin müşterisi olan memleketlerin bazısında zuhur eden mali buhranlar hasebiyle İngiliz bankaları ihracat kredisinde biraz sıkı davranmak yolunu ihtiyar etmişlerdi. Bu durumdan haberdar olan hükümet derhal ihracat kredileri sigortası adıyla bir büro ihdas ve bu büronun emrine 20 milyon sterlin bir sermaye tahsis etti ve böylece bu itibarı yine eski ehemmiyetle devam ettirdi. Almanların o müthiş mali buhrandan silkinip de normal hale avdet eder etmez ilk düşünceleri yine bu ihracat itibarını tesis etmek oldu.

Bizde bu ihracat kredisinin bankalarca muazzam bir hale ifrağ olunmaması ve pek nadiren yapılan bu nevi işin “şahsi itibar” esaslarına müesses bulunması dış ticaretimizin layıkıyla inkişafına ciddi bir engel teşkil ediyor.

İhracat mallarımızdan en mühimlerini itibar ve revaçta bulundukları piyasalara biz kendi marifetimizle arz edemiyoruz. Sebebi ise bu ihracat kredisinin tanzim edilmemiş olmasındadır. O şekilde ki üretimimizin buradaki piyasalarla dış piyasalarındaki fazla fiyatı masraflar çıktıktan sonra bazı ahvalde Türkiye’ye göre % 15-20’yi bulur. Yani biz bu yüzden % 15-20’yi kaybediyoruz. Bu ise milli servet için oldukça mühim bir zarar teşkil eder.

Memleketimizde mallarımızı üreticinin sıkıntılı mevsimi olan üretim anındaki sıkıntısını kapatan birçok yabancı mubayaa teşkilatı mevcuttur. Bunlardan bazısı tüccardır. Bazısı aracıdır. Her birisi de fazla kar teminine koşuşturmaktadırlar. Bu gibi müesseseler ticaret için lazım olmakla beraber şurası da kayda değerdir ki Türk müstahsil ve tacirleri kredisizlik yüzünden zebun bir halde iken diğerleri mensup oldukları memleketlerin mali teşkilatlarından istifade ettikleri cihetle daha iyi mevkide bulunuyorlar. Bu yüzden her iki unsur ticaret arasında oldukça muteberiz bir ahenksizlik daha doğrusu “dengesizlik” vücut buluyor ki bu ahenksizlik tahfif ve hakiki ticaret kaidelerinin gerektirdiği “muvazene” yi tesis etmek lazımdır.

Bu da bizde ihracat kredisi sistemini mazbut esaslara bina etmek suretiyle meydana getirilebilir.

Bu kredi sermayesi nereden temin olunmalıdır? Mesele buraya gelince bir iki açıklamada bulunmak zarureti hasıl olmaktadır. Memleketimizde mühim ve mali müesseseler vardır. Bunların başında Osmanlı bankası bu suretle sermayesi ve şimdiye kadar yapmış olduğu işlerden temin ettiği menfaatler hasebiyle pek mühim bir müessesedir. Türkiye’de iş yapmış Türkiye’de kazanan ve şimdiye kadar Türkiye Türklerle yaptığı işlerden hem de zarar görmemiş (bilakis) hâlâ bu banka Türkiye’nin iktisadi inkişafına da hizmet etmesi icap ettiği cihetle bu işe lazım olan başlangıç sermayenin mühim bir kısmını o koymalıdır.

Bundan başka ihracat ticaretimize pek alakadar bulunan Ziraat bankası ve hatta tütün tekel idaresi de birer miktar sermaye koyarak bu mühim işi deruhte etmiş olurlar. Her halde ihracatımızın muntazam ve memlekete hayırlı bir surette tanzimi ancak bu ihracat kredisi muamelesinin tesisi sayesinde kabildir. Be bu bir hayati meseledir.

İktisadiyatın en basit kaidelerinden biri de aşağıdaki tanımlarla ile irade olunur:

İthalatı ihracatından fazla olan memleket gittikçe fakirleşir, ithalat ve ihracat bilançosu dengede olan ise yaşar. Fakat ihracatını artırabilen memleketlerdir ki zengin olur, refah ve saadet kesp eder.

Şu halde bir memleketin iktisadi inkişaf çareleri düşünüldüğü zaman evvel emirde o memleketin servet kaynakları itibariyle ihracat kabiliyeti hesap olunarak bu kabiliyeti azami dereceye ulaştırma vazifesi derpiş olunmalıdır. Bunun için bir taraftan üretime kredi vermekle beraber bu üretimin maddi ve ameli ifadesi olan ihraç hükümlerini de tanzim ve genişletmelidir. Üretimleri layık olduğu bedel ile nakde tahvil etmek ve bunun için dünyaca makbul ticaret kaide ve usulünü kabul etmek zaruridir. Bu usul ve kaidelerden biri de yukarıda izahına çalıştığımız ihracat kredisidir.

Bu mesele hakkında ne kadar açıklamaya girişsek yine ehemmiyetini tamamıyla izah edemeyiz. İklim, tabiat, toprak itibariyle bizde yetişen nefis mahsulâtın bazısına gerek komşu ve gerek uzak memleketlerde kuvvetli rakiplerimiz vardır ki rekabetin meşru ve gayri meşru çarelerinden hepsine tevessül etmektedirler. O derecede ki en ufak reklamlarında bile bu muhtelif rekabet tarzlarının aksine tesadüf olunur. Bu memleketlerin ekserisinde tüccar ihracat kredisinden istifade ediyorlar. Bu sayede bizim tüccarımızın senelerden beri mal verip de daha şimdiye kadar kendi ismini tanıtamamış olduğu memleketlere nüfuz ediyorlar mallarını gayet muvafık şartlarla sattıkları gibi o piyasalarda zengin ve fakat vasisiz yetim gibi duran bizim kendi üretimimize da sahip çıkıyorlar.

Bizim ticaret erbabı bu türlü genişleme ve ihracat mıntıkalarına nüfuz edemiyor. Bir iki müstesnadan başka dış memlekette Türk ürünlerini genelleyecek hakiki Türk ticaret teşekkülleri adları bulunmuyor.

Bu noktanın ehemmiyetle nazarı dikkate alınması icap eder. Her halde buna bir çare bulunarak memlekette yeni bir nizam yenilemesi ve terakki tesis eden Cumhuriyetin mefhumuna ve muvafık bir tarzda dış ticaretimizin tanzimi ehemmiyete derpiş olunacak vazifelerdendir. Milli ticarete yardım edecek olan itibar esaslarından biride “varantlar”dır. Varantlar emtia üzerine avans muamelelerin sıkı rehin hükümlerinden çıkarılması banka mevduatı üzerine poliçe çekmek gibi “umumi mağazalara” ödünç verilmiş eşya kıymeti üzerine adet olarak tedavüle kabil ve ıskonto olunabilir senet verilmesidir. Bu usul tüccara fevkalade kolaylık muciptir.

Varantlar meselesi geçen seneler hükümetçe nazarı dikkate alınmış ve bu hususta bazı hükümler konulacağı söylenmiştir. Her halde bunun da bir an evvel fiiliyata çıkarılması ve bilhassa “ziraat varantları” denilen tarzın bir an evvel tatbiki pek elzemdir. Fakat bunlar yapılmakla beraber ihracat kredisi muamelatının tesisi önemli işlerdendir.

Galip Bahtiyar