27 Şubat 2018 Sayı 117 Sayı 117
Kur'an Her Asra Hitap Eder - II -

 

6- SELÇUKLULAR DÖNEMİ

Henüz dört Halife zamanında İran fethedilmiş ve böylece İslâmiyet Arap nüfuzunun dışına çıkmıştır. Emeviler işgal ettikleri yerleri Araplaştırıyorlardı. Bundan dolayıdır ki bugün Irak, Suriye, Mısır ve Kuzey Afrika hep Arap görülmektedir. Bugün Arap ülkeleri de geniş nüfusa sahiptir. Bunun temeli Abbasilere değil, Emevilere bağlıdır. Abbasiler ise Arapçılık yapmamışlar, Arapları yönetmek için başka kavimleri ordularına almışlardır. Bunların başında Türkler gelmiştir.

Türkler İran’dan sonra yine ilk dönemlerde İslâmiyet’le karşılaştılar. Çetin savaşlar sonunda Türkler mağlup oldular ama İslâmiyet’i de kabul ettiler. O dönemde Roma’yı Cermenler işgal eder ama onlar da Hıristiyan olur. Slavlar da Türklerin Müslüman olması nedeniyle, onlar da kendilerini korusunlar diye Hıristiyan olurlar.

Miladi 1000 yıllarına tekabül eden bu dönem tek tanrılı dinlerin yeryüzüne hakim olduğu dönemdir. Hindistan, hattâ Çin de bu dönmede İslâmiyet’le tanışmıştır. İslâmiyet artık sadece Arap dünyasının dini olmamış, bütün insanlığın dini olmuştur. Abdülkerim Saltuk Buğra Han’ın (M. 922-955, H.309-344) İslâmiyet’i kabul etmesiyle artık İslâm dünyasına hakim olanlar Türkler olmuşlardır.

Türkler Araplardan tamamen farklı bir ulustu.

a)      Araplar çöllerde yaşayan sıcak ülkelerin çocukları idiler, Türkler ise soğuk ülkeler olan Orta Asya’da yaşayan insanların çocukları idiler.

b)     Türkler at üstünde büyük devletler kuran halklar idiler. Göçebe devletler kurmuşlardı. Araplar ise İslâmiyet’ten önce kabile hayatı yaşıyorlardı.

c)      Araplar Mezopotamya ve Mısır uygarlıkları arasında sıkışmışlardı, Türkler ise Asya bozkırlarında yaşamakla beraber Çin ve Hint uygarlıkları ile hemhal olmuşlardı.

d)     Türklerin inançları mistisizme kaçan Şamanizmin etkisinde gelişmişti. Arapların inançları ise daha çok Mezopotamya ve Mısır putperestliği içinde oluşmuştu.

Önce Karahanlılar Müslüman olmuşlardır. Ondan sonra Gazneliler Müslüman olmuşlar, daha sonra da Selçuklular Müslüman olmuşlardır. Abbasi uygarlığını devralan Selçuklular olmuşlardır. Selçuklulardan sonra Abbasiler ikinci dereceye inmişlerdir.

Kur’an bu sefer Arap olmayan halkların kitabı olmuştur. Kur’an artık sadece Arapların değil, Türklerin ve Arapların kitabı olmuştur. Kur’an’ın tedrisinde ve tefsirinde herhangi bir duraklama olmamıştır. Abbasiler döneminde başlayan Yunan etkisi devam etmiş ve Kelam ilmi doğmuştur. Ama Kur’an bu sefer Doğu mistisizmiyle karşılaşmıştır. Araplar tarafından bilinmeyen bu mistiklik Kur’an’a yabancı olmamıştır.

Bir taraftan Yunan felsefesi Kur’anîleştiriliyor, diğer taraftan Doğu mistisizmi de Kur’anîleştiriliyordu. Kur’an sanki Yunanistan’da inmiş de oradaki yanlış felsefe akımlarını düzeltmiş gibi oldu. Kur’an sanki Çin ve Hint’te inmiş de oradaki mistisizmi tashih ediyordu.

Kur’an böylece Arapça dışındaki dillerde de gelişmeye, yorumlanmaya ve açıklanmaya başlandı. Kur’an yine bütün diğer eserlerin üzerindedir. Her şey Kur’an ile yorumlanıyor, Kur’an ile izah edilebiliyordu. Diğer kitaplar eskiyor ve yenileri yazılıyordu ama Kur’an hiç eskimiyor, her zaman tüm kitaplar onun etrafında kaleme alınıyordu.

Selçuklularda dil henüz gelişmemiştir. Dolayısıyla kitaplar Arapça yazılıyordu. Bu sadece Türkçenin kısırlığından ileri gelmiyordu. Arapça sayesinde tüm İslam âlemine hitap ediliyordu. Türklerin devletleri daima çok uluslu devletler olmuştu. Hunlar, Göktürkler, Uygurlar, Moğollar hep geniş topraklarda birçok kavimleri yönetmişlerdir. Selçuklular döneminde uluslar arasındaki anlaşma ancak Arapça ile gerçekleşiyordu. Bununla beraber Selçukluların dili Farsça idi.  

Kur’an bir taraftan göçebe imparatorluk devlet modeli içinde yadırganmadan el üstünde tutuluyor, diğer taraftan tasavvufun kaynağı olan Çin ve Hint ülkelerinde de herhangi bir yadırganma ile karşılaşmıyordu. Her gün okunuyor, yorumlanıyor ama hiç kimse bu işe yaramaz kitaptır diyemiyordu. Bugün Asya’da yayılan İslâmiyet hep Türklerin İslâmiyet anlayışıdır.

 

7- OSMANLILAR DÖNEMİ

Selçuklular Asya halkları ile ilgilenmişlerdir. Savaşları daha çok yine İslâm halkı ile olmuştur. Karahanlılar Çin ülkesini hedef almışlar, Gazneliler Hint ülkesini hedef almışlardı. Selçuklular ise Bizans’ı hedef aldılar. Müslümanlar Çin ülkesinde galip geldiler ama orada yeni uygarlık oluşturmadılar, yani Çinlilere karşı mukavemet edip yeni uygarlık kurmadılar. Hindistan’da da durum budur. İslâmiyet’le yan yana yaşayan bu topluluklar ya Müslüman oldular ya da etkilendiler ama yeni uygarlıklar oluşturamadılar.

Selçuklular Hıristiyan âlemini derinden etkilediler. Avrupa İslâmiyet’i ilk olarak Kuzey Afrika’dan gelen Müslümanlar karşısında yaşadığı mağlubiyetle tanıdı. Endülüs’le bin yıl yakın komşu olarak yaşadılar. Avrupa’nın uyanmasına neden oldular. Ama sonunda orada Avrupalılar Müslümanları mağlup etmişler ve onlara bir tehlike teşkil etmemişlerdir.

Oysa Selçukluların yerine geçen Osmanlılar dönemi, İslâm uygarlığının zirvede olduğu zamanlara rastlar. Osmanlılar Bizans imparatorluğunu yenmişler ve onun vârisi olmuşlardır. Müslümanlar Sasanileri de yendiler ama onların yönetiminden hiç etkilenmediler. Onları merkezlerinde terk edip yeni fetihlere girişmediler. Oysa Osmanlılar İstanbul’u fethettiler, Bizanslıların yerine oturdular ve Avrupa’yı tehdide başladılar.

Osmanlılar bin yıllık bir imparatorluğun vârisi olarak İstanbul’a gelip oturdular; hem de onları kovarak değil, onlarla birlikte oturdular. Selçuklular zamanında da Hıristiyanlar asla tedirgin olmamışlardır.

Osmanlı yönetiminin avantajları vardır.

a) Bizanslılar, Katoliklerin ve barbarların Anadolu’yu ve İstanbul’u yağma etmelerine mâni olamıyorlardı. Oysa Osmanlılar Anadolu’yu ve Trakya’yı saldırılara karşı koruma gücüne sahipti. Osmanlılar Trakya’ya Bizans İmparatorluğu’nun dâveti ile geçtiler.

b) İçerde de yağmacılar vardı, iç güvenlik ve huzur yoktu. Osmanlı Türk yönetimi adaleti ve güvenliği sağlıyordu.

c) Halk askere gidiyor, ağır vergiler ödüyordu. Osmanlı Türk yönetimi sayesinde Rumlar askerlikten muaf odular, vergiler de hafiflemiş ve değişmez olmuştu.

d) En önemlisi, Yörükler dağlara geliyor, otlaklardan ve yaylalardan yararlanıyordu. Kışın sürüleriyle tarlalara iniyor, tarlaları hem otlardan temizliyor hem de gübreliyordu. Ayrıca mamul mallarına pazar bulmuş ve et mamullerini onlardan alabiliyorlardı.

İşte Osmanlılar, halkıyla ve yönetimiyle tam bir işbirliği içinde Anadolu’ya yerleşmişlerdi. Kur’an bu yeni durumda da rehber olmaya devam etti, Müslümanları ve Hıristiyanları rahatsız etmedi. İmparatorluktan vâris kalan müesseselere benzer müesseseler Kur’an’la çok iyi uyum sağladı. Yönetim uygarlaştı ama çökme olmadı.

Osmanlılar Avrupa’yı fethe başladılar. Ancak Anadolu’da olanlara benzer olaylar Balkanlar’da da devam etti. Halk Osmanlılardan memnundu. İsyanlar Hıristiyanlardan değil, Yörüklerden ve Şiilerden geliyordu. Kur’an imparatorlukla birlikte uygarlığı oluşturdu. O şartlarda da yol gösterici olmaya devam etti.

Viyana kuşatmasından itibaren imparatorluk gerilemeye başladı.

I. Kur’an uygarlığı yaşlanmıştı. Artık ömrünün son günlerini Osmanlılarda yaşadı. Bunun sonucu olarak Avrupa uygarlığına teslim olmaya başladı. Ama Kur’an 1900’lara kadar hep üstün hakimiyetini korudu. 1900’larda İslâmiyet’e karşı alenen saldırılar görülmeye başladı. Meşrutiyetçiler de onlarla beraber olmaya başladılar. Sanki Kur’an devre dışı oluyormuş gibi oldu ama Cumhuriyet’i yine Kur’an kurmuştur.

Osmanlı İmparatorluğu’nun müesseseleri İslâmî olmaktan çıkmış, Batı düzenine uydurulmuştu. Ne var ki Batı da inkılâplar yapmış ve İslâm müesseselerine uymaya çalışmıştır. Mesela, “emiru’l-mâ” “amiral” olmuş; sonra Türkiye’ye Batı kılığı ile girmişti, yani aslı yine İslâm’dı. Dolayısıyla Batı uygarlığı da İslâmiyet’in etkisi sebebiyle Kur’an’ın eseri idi. Batı, akit serbestliğini kabul etmekle hukukta İslâmî anlayışı benimsemiştir. Böylece Osmanlılar Kur’an’ı görünürde terk ediyorlardı ama yine de Kur’an’ın kuralları içine giriyorlardı. Kur’an bugünkü Batı medeniyetinin de mimarıdır. Kimse, Batı’nın Tevrat ve İncil dışı bir uygarlık olduğunu iddia edemez ama, Batı Roma hukuku yerine zamanla İslâm hukukunu almıştır.  

                                                                                   

8- CUMHURİYET DÖNEMİ

1900’larda alenen İslâm düşmanlığı başlamış, bu düşmanlık Meşrutiyet’te de devam etmiştir. Ne var ki, imparatorluk yıkılınca imdada yine Kur’an koşmuştu. Anadolu’daki ulema yani din adamları mağlubiyeti benimsemediler, istilaya evet demediler. Din adamları Anadolu esnafı ile Kur’an’ın etkisiyle anlaştılar ve kurtuluş hareketlerini maddeten desteklediler. Din adamları eşkıyaları “Kuvva-yı Milliye”ye çevirdiler. Böylece mağlup olan ve yıkılan imparatorluğun yerine Kur’an sayesinde yeni devlet ortaya çıktı. Sonra askerler bunu organize ettiler ve İstiklâl Savaşı kazanıldı.

İstiklâl Savaşı baştan sonuna kadar Kur’an’a dayanıyordu. İstiklâl Savaşı’nda Kur’an ehli tek vücut olmuş ve düşmanlara birlikte karşı koymuşlardır. Ne Kürtler ne Aleviler karşı cephede yer almadı. Çerkez Ethem karşı tarafa geçtiği halde, Çerkezler hep beride savaşa devam ettiler. Buradan çok açık olarak anlıyoruz ki, Kur’an Cumhuriyet’in kuruluşunda da etkinliğini sürdürmüştür. İslâm âlemi İstanbul’daki halifeye değil, Anadolu’daki kıyama destek verdi. Bunu yaptıran ne idi? Bunu yaptıran Kur’an idi. Verilen fetva şu idi: Padişah esirdir, onun emirleriyle amel caiz değildir. Anadolu uleması ne dedi? Padişaha inanıyorsak o yenilmiş ve esir olmuştur, ama eğer Allah’a inanıyorsak O ölmez.  

İstiklâl Savaşı dine dayalı olarak kazanılmıştır. Bunun en açık şahidi, “Hakkıdır Hakka tapan milletimin istiklâl” mısraıdır. Biz bunu İstiklâl Marşımızda hâlâ söylüyoruz.

Cumhuriyet kurulduktan sonra ne oldu? Yaşlanmış, ihtiyarlamış I. Kur’an medeniyetinin sonradan oluşmuş müesseseleri kaldırıldı, düzende İslâmiyet getirildi.

Cumhuriyet döneminde Tevhid-i Tedrisat getirilmiş ve medreseler kapatılmıştır ama Kur’an öğretimi devam etmiştir. Tevhid-i Tedrisat Kanunu dini eğitimi zorunlu gördüğü halde, fiilen Kur’an öğretimine ara verilmiştir. Sonra İsmet İnönü zamanında dini tedrisata yeniden geri dönülmüş, Kur’an yeniden anlaşılmaya başlanmıştır.

Osmanlılar zamanında okullarda Arap harfleri ile Arapça okutulur, herkes güya Arapça bilirdi. Oysa Arapçayı sadece birtakım seçkin âlimler biliyor, halk ise Kur’an’dan habersizdi. Hattâ Kur’an’ın mânâsı üzerinde düşünmek bile meşru sayılmazdı. Halk bin sene önceki içtihatlara dayanan fıkıh kurallarını ezberlemekle yetinirdi.

Oysa, 1950’den sonra Kur’an Türkçe mealleriyle yazılmaya başlandı, Kur’an’ı anlamak için herkes seferber oldu. Okullar açıldı. Kitaplar yazıldı. Kur’an’ın hükümlerini benimseyen kuruluşlar ortaya çıktı. Bediüzzaman Cemaati, Kur’an’ı yönetimin merkezine oturtmanın gereğini biliyorlar ama zamanı gelmediğini söylüyorlardı. Millî Görüşçüler ise “Adil Düzen” adı altında Kur’an düzenini önerdiler. Askerler de eski fıkıh İslâmiyet’inin yerine Kur’an İslâmiyet’ini tercih eder oldular.

Hâsılı, 20. yüzyıl Kur’an’ın yüz yılı olmuş, Kur’an artık yeni uygarlığı tesis için kullanılır hâle gelmiştir. III. Bin Yıl Uygarlığına doğru adımlar atılmıştır. Akevler, Adil Düzen çalışmalarından Kur’an’ın günümüzün ihtiyaçlarına cevap vereceği şekilde yararlandı. Çalışmalarda “Adil Düzene Göre İnsanlık Anayasası” ortaya çıktı.

Şimdi Kur’an’a inanmayanlar da Kur’an’la yakından ilgilenmektedirler. Kur’an’ı okudukları zaman onlara asla eskimiş bir metin izlenimi vermemektedir. Kur’an eskilere değil, III. bin yıl insanına hitap ediyormuşçasına canlı ve tazedir.

Günümüz döneminde insanların karşılaştıkları sorunlar vardır. Bunların çözümünü Kur’an çok ileri ve açık bir şekilde ifade etmiştir. Önce devletin yapısı üzerinde kesin bilgiler vermektedir. Demokratik, laik, liberal ve sosyal hukuk devletinin bütün müesseselerini ortaya koymuştur. Ekonomide işsizlik, açlık, borç ve bürokrasi sorunlarını çözmüştür. Genel hizmet müesseseleri ile devlet anlayışı muasır medeniyetin ilerisine gitmiştir.

İşte böylece şunu görmüş oluyoruz ki; çağlar geçmiş, değişmiş, çok farklı ve zıt anlayışlar ortaya çıkmıştır ama Kur’an bunlardan yararlanmadan yoluna devam etmiştir. Şimdi de III. Bin Yıl Uygarlığını kurmaktadır. Bu uygarlık kurulduğunda Kur’an’ın mucizesi asıl o zaman ortaya çıkacaktır. Kur’an’ın silahsız gücü dünya uygarlığını bir lokma şeklinde yutacak ve yeni uygarlık, yani Adil Düzen uygarlığı doğacaktır.

 

9- I. KUR’AN UYGARLIĞI

Tarihte gelip geçmiş uygarlıkları hatırlayalım.

a)      Toplayıcılık döneminde insanlar meyve topluyor ve onunla geçiniyorlar, kamışlardan yaptıkları çardaklarda oturuyorlardı. Bugünkü başlıklı sütunları o devrin kamış demetlerinden kalmadır.

b)     Avcılığa başladılar ve azalan meyvelerin yerine hayvanların etinden yararlanma yoluna gittiler. Avladıkları hayvanların derilerinden yaptıkları çadırlarda oturdular. Daha çok mağaralarda yaşadılar.

c)      Çobanlık dönemimde hayvanları ehlileştirdiler. Ağıl yaptılar. Sütten çok yönlü yararlandılar. Keçelerden oluşan çadırlarda yaşadılar. Göçer Türkler de hâlâ yurt dedikleri bu çadırlarda yaşamaktadırlar.

d)     Tarım döneminde halk tarlaları ekti ve elde ettiği ekinle geçinmeye başladı. Ürettiği tarım ürünlerinin yapraklarını hayvanlara yedirdi, gübresini de tarlada kullandı.

Bu dört ilkel topluluk döneminden uygar topluğa geçildi.

Uygar topluluk demek, iş bölümüne ulaşmış topluluk demektir. Kişiler kendileri üretim yaparlar, ürettiklerini satarlar, kendilerine gerekli olanı satın alırlar.

Bu uygarlaşma hareketi Milattan önce 3000 yıllarında başladı ve 5000 yılda tamamlandı. Bugün artık kimse kendi ürettiğini tüketmiyor.

Bu uygarlaşmanın evreleri şunlardır.

a)      İlimde yazı icad edilmiş ve insanlığın bilgi birikimleri artık nesilden nesile değişmeden ve unutmadan aktarılabilmiştir. Tabletler üzerinde yazılma merhalesinden, günümüzde bilgisayarlara yazma merhalesine ulaşılmıştır.

b)     Dinde lâiklik gelmiştir. Lâikliğin iki veçhesi vardır; biri insanları kendi inançlarında serbest bırakmak, diğeri de inançların ilmiliği ve akliliği ilkesidir. Eskiden mucizelerle inanılıyordu, şimdi ispatlarla inanılıyor.

c)      Ekonomide ise kişiler ürettiklerini satıyor, bu satış neticesinde elde edilen para ile tüketeceklerini satın alıyor. Bu da ancak kâğıt paranın kullanılması ile mümkün oluyor. İnsanlık bu kâğıt paraya ancak yirminci yüzyılda ulaşmıştır.

d)     Siyasi hayatta da demokrasi yönetimi ulaşılan son noktadır. Bu da yerinden yönetimli içtihat sistemidir.

Uygarlaşmada geçirilen merhaleler.

0)     İlk uygarlık Nuh aleyhisselâmla başlar. Uygarlığın temeli orada atılır. Çivi yazısı bulunur, kanunlar yapılar, kentler inşa edilir. Bu uygarlığın özelliği olarak sulama tarımında değişik kavimlerden halklar bir araya geldi, birleşip kentler kurdular. Bu sayede ortak lâik hukuk doğdu.

1)     Sonra İbrahim aleyhisselâm geldi. İlimde uygarlığı sağladı. İnsanlara müsbet düşünmeyi, akılla düşünmeyi ve ispatlı davranmayı öğretti. İlmi kavmîlikten çıkarıp beşerî bir müessese hâline getirdi. Hazreti Nuh hukuk düzenini kurmuştu ama bir eksiği vardı; kuralları koyanlar uygulayıcılar olduğu için keyfi yönetim devam etti.

2)     Sonra Musa aleyhisselâm geldi. Tevrat’ı bir yasa olarak getirdi ve halkı kişilere değil de Tevrat’a uyulmayı zorunlu kıldı. Hazreti Musa hukuk düzeninde büyük değişiklik yaptı. Artık kuralları yöneticiler koymuyordu. Yasama ile yürütme ayrılmıştı.

3)     Sonra Davut aleyhisselâm geldi. Devletçiliği getirdi. Halkın tek başlarına yapamayacağı işleri devlet yüklendi. Devlet filoları oluşturuldu ve Akdeniz medeniyet havzası olarak göl hâline geldi. İnsanlığı bir ülke hâline dönüştürmenin temelleri atıldı.

4)     Sonra İsa aleyhisselâm geldi. Devletin dışında onun emrinde olmayan ve ona da emretmeyen, eşitlik için yardımlaşan ve dayanışan bir anlayışı getirdi. Bugünkü Avrupa uygarlığının temelini attı.

5)     En sonunda Kur’an geldi. Kur’an, bütün bu ayrı ayrı yapılan inkılâpları birleştirerek bir arada uygulama imkânını getirdi. İşte bu peygamberli son uygarlık oldu. I. Kur’an Uygarlığı insanlığı zirveye çıkardı. Karalar uygarlığı sona ermiş oluyor. Sonra denizler uygarlığı dönemi başladığında başka uygarlıklar ortaya konacaktır.

 

10- II. KUR’AN UYGARLIĞI

I. Kur’an Uygarlığı sayesinde, Hazreti Nuh peygamberden itibaren başlayan ve ilimde yazı, dinde ilmilik, ekonomide mübadele ve yönetimde içtihat sistemi Kur’an’la en yüksek safhaya ulaştırılmış, böylece uygarlaşma tamamlanmıştır. İnsanlık on beş yaşına girmiş ve baliğ olmuştur. Bundan sonra artık II. Kur’an uygarlığı başlayacaktır.

II. Kur’an uygarlığının başladığını gösteren emareler nelerdir?

a)      Her uygarlığın ömrü 1000 senedir. Bu uygarlıkların başlayıp bitme tarihleri Miladın bininci yıllarına dayanır. M.Ö. 3000 Nuh Uygarlığı, 2000 İbrahim Uygarlığı, 1000 Musa Uygarlığı, 000 İsa Uygarlığı; M.S. 1000 I. Kur’an Uygarlığı gelmiştir. Şimdi de M.S. 2000 yıllarında II. Kur’an Uygarlığı gelecektir. Zira Kur’an son kitap olduğunu belirtmiş, yeni peygamber gelmeyecek ve yeni kitap inmeyecektir demiştir. Yeni uygarlıklar içtihat ve icmaya dayanılarak peygamberlerin vârisleri olan âlimler tarafından kurulacaktır denmiştir.

b)     Hak uygarlıklardan 500 sene sonra kuvvet uygarlıkları doğar. Hak uygarlıklar hukukta ve yönetimde adım atarlar, kuvvet uygarlıkları teknikte ve ekonomide adım atarlar. Böylece birbirini destekleyerek uygarlıların gelişmesini sağlarlar. Nuh Uygarlığı Mısır, Musa Uygarlığı Yunan, İsa Uygarlığı ortaçağ, I. Kur’an Uygarlığı da bugünkü Avrupa uygarlığını doğurmuştur. Doğu uygarlığı zirvede iken Batı yeniden doğar, Batı uygarlığı zirvede iken Doğu uygarlığı doğar. Bugün Batı zirvededir; teknik ve ekonomide zirvededir, hukuk ve yönetimde sıkıntıdadır. II. Kur’an uygarlığı doğmaktadır. Hem tarih itibarı ile bunu biliyoruz, hem de yaşayarak böyle olacağını görüyoruz.

c)      Bir uygarlık ancak iki uygarlığın sentezinden doğar. Sümer Uygarlığı, çobanlıkla tarımcılığın sentezi ile doğmuştur. Mısır Uygarlığı, Mezopotamya ile Nil halkı uygarlığının sentezi ile doğmuştur. İbrani Uygarlığı, Mısır ile Sümer uygarlığının sentezi ile doğmuştur. Yunan Uygarlığı, Mısır ile İbrani uygarlığının sentezi ile doğmuştur. Hâsılı, medeniyetler eski medeniyetlerin sentezinden doğar. III. Bin Yıl Uygarlığı, Batı Uygarlığı ile İslâm Uygarlığı’nın sentezinden doğar. Ne var ki bu sentezi yapabilmek için iki, üç, hattâ daha fazla asır süren bir hazırlık devresi geçirilir. Hazreti Nuh 300, Hazreti Musa 200, Hazreti Muhammed 400 sene evvel gelip uygarlık hazırlıklarını yaptılar. Bugünkü yeni uygarlığın sentezi için de hazırlıklara Osmanlılarda başlandı. Biz en az iki asırdır Batı’yı öğreniyoruz. Harf inkılâbını da biz yaptık ve II. Kur’an Uygarlığı’nı kuracak bir kültüre ulaştık.

d)     II. Kur’an Uygarlığı artık doğrudan vahye dayanmayacak, ilme dayanacak; Kur’an’ın ilimle açıklanmasına dayanacaktır. İlimler de iki asır içinde tamamlanmıştır. Artık müsbet ilmin seviyesi III. Bin Yıl Uygarlığını kuracak seviyeye ulaşmış, teknolojik seviyesi de Kur’an’ı uygulayacak hâle gelmiştir.

Görülüyor ki, Kur’an’ın ‘artık yeni peygamberler gelmeyecek, yeni kitap inmeyecek’ haberi, onlara ihtiyaç kalmayacak, insanlık kendi uygarlığını kendi ilmi ile kuracaktır demektir. Kur’an’ın bunu çok açık bir şekilde ifade ettiği görülür. Kur’an’ın söylediği gerçekleşmiştir. İnsanlığın o seviyeye ulaşacağını haber vermiştir. Bu da elbette onun inkâr edilemez mucizesidir.

Biz II. Kur’an uygulaması için 1950’lerde faaliyete geçtik. Bu amaçla Nur cemaati oluştu. Bu amaçla Millî Görüş cemaati oluştu. Akevler Adil Düzen çalışmaları bu amaçla yapılıyor.

Şunu da belirtelim ki, İslâm uygarlığı 1700’lerde gerilemeye başlamıştır. Ama İslâm âleminin bu gerilemesi savaşlarda yenilme şeklinde ortaya çıkar. Bu dönemde İslâmiyet’in inanç ve hükümlerine saldırı cesaretini kimse gösterememektedir. Bu saldırı 1900’larda başlar. Her yıl ilerleyerek 33 senede zirveye ulaşır. Sonra ‘muasır medeniyetin üstüne çıkacağız’ deyip Kur’an’a saldırı durur. 1967 yılında İzmir Akevler Kredi ve Yardımlaşma Kooperatifi kurulduğunda artık duraklama son bulmuş, çalışmalarda aktif hâle geçilmiştir.

Bu dönemde büyük başarılar elde edilmiştir. Dinde F. Gülenciler, siyasette Erbakancılar, ekonomide holdingler, ilimde ise Adil Düzenciler 33 senede en aşağıdan en üste çıktılar. Ne var ki bunlar bu yükselişlerini Adil Düzende değil de Batı düzeninde yani zalim düzende yaptılar. Şimdi bu başarıyı Adil Düzende yani Kur’an düzeninde göstereceklerdir. 33 senelik zaman işlemeye başlamıştır.

Kur’an insanlığa her çağın sorunlarını çözebilme ve onlara yeni hamle yapma gücünü kazandırmıştır.

 

 

 

 

09. KUR’AN HER ÇAĞA HİTAP EDER      لكل عصر

1-      MEKKE DÖNEMİ

2-      MEDİNE DÖNEMİ

3-      HALİFELER DÖNEMİ

4-      EMEVİLER DÖNEMİ

5-      ABBASİLER DÖNEMİ

6-      SELÇUKLULAR DÖNEMİ

7-      OSMANLILAR DÖNEMİ

8-      CUMHURİYET DÖNEMİ

9-      I. KUR’AN UYGARLIĞI

10-  II. KUR’AN UYGARLIĞI

 

 

SÜLEYMAN KARAGÜLLE

Yay. Haz.:REŞAT NURİ EROL