27 Şubat 2018 Sayı 117 Sayı 117
Kur'an Her Topluluğa Hitap Eder -II-

 

6- ÇİNLİLER

Hazreti Nuh’un üç oğlu vardır. Nuh’un oğlu Ham batıya gider ve Latinleri oluşturur. Onlardan biri kuzeyde Cermenleri oluşturur. Yafes doğuya gider ve Çinlileri, onlardan biri de Moğolları oluşturur. Sam yerinde kalır, Sami ırkı ile Afrikalıları oluşturur. Irklar böylece doğar. Bu ırk oluşturma uygarlık bakımından böyledir, soy itibariyle değildir. Bu gelişme ırkların oluşmasıdır, insanlık tarihinin toplayıcılık döneminden itibaren başlar.

Hazreti İbrahim’in İshak ve İsmail adıyla bilinen iki oğlu vardır. Bunlardan biri Hıristiyanları, diğeri de Müslümanları oluşturdular. Hazreti İbrahim’in doğuya giden oğulları ise doğu dinlerini oluşturdular. Kast usulüne dayanan Hindulardan ayrılan Buda, Brahmanların öğretilerini beşerileştirmiş, Budizm Hindistan’da değil de Çin’de yayılmıştır.

Çin’de etki edenden çok etki alan bir dünya oluşmuştur. Uygarlıkta Batı ile hep rekabet etmiştir. Orasını işgal edenler o uygarlığın etkisine girerler. Hindistan’ın böyle bir uygarlığı yoktur. Hece yazısını kullanırlar. Sözle anlaşamasalar bile yazı ile anlaşmaktadırlar. Bugün bir buçuk milyar insan o sayede tek devlet hâlinde yaşamaktadır.

Çin zaman zaman Türklerin işgaline girmiştir. Türkler oraları işgal ederler, hattâ Türk hanedanları oraları yönetir. Ne var ki zamanla Çinlileşir, onların  dillerini öğrenir ve onların dinlerine girerler. Çin uygarlık bakımından istila edenleri hep asimile etmiştir.

Müslümanlar Çin ile olan ilişkilerine Hazreti  Peygamber zamanında başlamışlardır. Arap tüccarları Hicri beşinci yolda Çine gitmiş, orada Çinlilere tebliğ yapılmış ve ilk mescit orada inşa  edilmiştir. O mescit hâlen mevcuttur.

Çin’i Tabgaç Türkleri istila etmiş ve oraları yönetmişler, ama kendileri zamanla Türkçeyi unutarak Çinlileşmişlerdir. Sonra Saltuk Buğra Han İslâmiyet’i kabul edince bütün Türkler Müslüman olmuşlardır.

Kur’an’ın gücü o kadar büyük olmuştur ki, Çin’deki Çinlileşmiş Türkler de Müslüman oldular. Günümüzde Çin’de 300 milyon civarında Müslüman Çinli vardır. Böylece Çin uygarlığını da benimsemiş durumdadırlar ve Kur’an orada da etkisini göstermiştir. Kur’an Çin halkına da hitap etmiş ve kendisini benimsetmiş durumdadır.

Devletleri olmadığı halde, halkı yeni dini kendi istekleriyle kabul etmiş bulunmaktadır. İslâm devlet düzeni hemen hemen hiçbir yerde uygulanmamıştır. Dört halifeden sonra yönetim şekli saltanata dönüşmüş, Türkiye Cumhuriyeti dönemine kadar saltanatla yönetilmişlerdir. Ama dinde ve ekonomide başta olmak üzere her yerde etkili olmuş, halk Kur’an’a göre yaşamayı bilmiştir.

Birinci Kur’an uygarlığının en önemli özelliği, kendisi cumhuriyet yönetimini getirmiştir ama cumhur yönetimi olmayan bir dünyada yayılmıştır.

Bunun anlamı nedir?

İslâmiyet kuvvete dayanarak yayılmamıştır. Bugün Türkiye’de % 99 seviyesinde Müslüman vardır. Kimse halkı buna zorlamış değildir, ama Anadolu zamanla İslâmlaşmıştır.

Şimdi batıya bakalım. Müslümanlar batıya işçi olarak gitmektedirler. Gittikleri yerde Hıristiyan olmuyorlar, yerliler Müslüman oluyor. Yerliler Müslüman olmasalar bile, oralara işçi olarak giden Müslümanların nüfusları artıyor.

Çin’de de devlet İslâmiyet’i kabul etmiş olmadığı halde yüzde 20’ye yakın halk Müslümandır. Çinli Müslümanlar Müslümanlıklarını Kur’an sayesinde korumaktadır.

Batılılar son yüzyılların teknolojisini kullanarak dünyayı istila etmişlerdir. Hemen her yere gidip yerleşmişler, yerli halkı asimile etmişlerdir. Amerika kıtaları Hıristiyandır, ama bu Hıristiyanlık yerli halkın Hıristiyanlaşması ile olmamıştır. Avrupalıların orada çoğalması ile Hıristiyan olmuşlardır. Hıristiyanlık İncil’in gücünden ziyade, sömürü sermayesinin gücü ile yayılmıştır. Dünyada iki milyar Hıristiyan vardır. Çin, Hindistan ve diğer uygar yerlere girip de oraları Hıristiyanlaştıramamışlardır.

Demek ki Kur’an diğer kavimlere hitap ettiği gibi Çinlilere de hitap etmektedir.

Gelecekte ne olacaktır?

Budizm Kur’an’ın verileri içinde tetkik edilecek, bu dine karışan hurafeler müsbet ilmin metotları ile ayıklanacak ve Çin’de Budizm uygarlığı yeniden canlanacaktır.

 

7- GÜNEYDOĞU ASYA

Hindistan’da Hint-Avrupa ırkı yaşamaktadır, yani İranlılarla, Ruslarla ve Avrupalılarla akrabalıkları vardır. Yerliler de vardır. Hindistan fetihlerle İslâmlaşmaya başlamıştır. Buranın doğusunda Çinli olmayan, ırk olarak çekik gözlü olmayan esmer bir ırk yaşamaktadır. Bu ırk Avustralya ve adalara kadar yayılan bir ırktır. Buralar Çin’in hakimiyetinde olmamış, Budist de olmamışlardır. Buralara İslâmî fetihler gitmemiştir. Ama buraya sadece tüccarların gidip onlarla alışveriş etmeleri nedeniyle buralar Müslüman olmuşlardır. Bugün oralarda Endonezya ve Malezya gibi güçlü ve uygar iki devlet vardır.

Bunlar fetihlerle değil, sadece Kur’an’ın etkisiyle Müslüman olmuşlardır. Kur’an’ın getirdiği hükümler kendi ırk ve düşünce anlayışlarına uyduğu için Müslümanlığı kabul etmişlerdir.

Kur’an insanlara hitap ederken ne Çinlilere ne de Türklere doğrudan hitap eder, ama bir şekilde herkese hitap etmiştir. O ülkelere gidip gezdiğimizde, oralarda da bizim bildiğimiz İslâmiyet’i görürüz, hem de Sünni mezhep olarak görürüz, Hanefi mezhebi olarak görürüz.

Kur’an insanlara beş vakit namazı ve orucu emretti. Namazların vakitlerinin bulunması, kıblenin tayini sorunlarını çözmek için Müslümanlar astronomiyi ve coğrafyayı keşfettiler. Ayrıca barut da bulunmuş, İstanbul havan topları ile fethedilmiştir. Osmanlıların Avrupa’ya doğru ilerlemesi ile Avrupalılar da bunları öğrendiler. Bunlara dayanarak Amerika kıtasını keşfettiler. Bunun dışında istilaya gelen Haçlı askerlerin Avrupa’ya ticari mallar götürüp satmaları sonucu Avrupa’da ticari hayat başladı. O zamana kadar çok fakir olan Yahudiler, ticari hayat sayesinde Avrupa’ya hükmetmeğe başladılar. O zaman başlayan güçlenme sayesinde bugün bütün dünyaya hükmediyorlar.

Avrupa Yahudileri dünyadan ham madde alıyor, Avrupa fabrikalarında işletiyor, sonra dünyaya mamul madde olarak satıyorlardı. Avrupalılar işçiliği doğulular kadar bilmedikleri için el emeği yerine makina emeği ikame edilemeye başlandı. Böylece bugünkü makina sanayii doğdu. Bu arada buhar gücü keşfedildi ve tüm dünya Avrupa gemileri ile istila edildi.

Yahudi tüccarlar kara Avrupa’sına dinsizliği yayarken, İngiltere’de ise Anglikan kilisesi korundu, o sayede dünyaya Avrupa uygarlığı götürüldü. İşgal edilen yerlerde Hıristiyanlık yaygınlaştı. Bugün yeryüzünde Hıristiyanlar nüfus itibariyle işte bundan dolayı en fazladırlar.

Avrupalılar bu arada Güneydoğu Asya ülkelerine de uğrayıp istila ettiler. Buraları da işgal edip Hıristiyanlıkla onları da sömürmek istediler. Orada sadece Kur’an’ın Müslüman ettiği İslâm cemaatlerini buldular. Ancak onları Hıristiyanlaştırmak mümkün olmadı, oraların Avrupalılaştırılması mümkün olmadı. Halk Müslüman kalmaya devam etti.

Yahudi sermayesi dünyayı müstemlekecilikle işgal ediyordu. Avrupa’daki küçük küçük devletler bile sermayenin finanse ettiği gemilerle, ateşli silahlarla gidip oraları işgal ediyor, oraya medeniyet götürüyordu. Asya ve Güneydoğu Asya ülkeleri de bu müstemlekelerden olmuştur. Avrupa Yahudileri dünyayı tek devlete götürmek için birinci ve ikinci dünya savaşlarını çıkardılar. İkinci Cihan Savaşı sonunda dünyada müstemlekeciliği kaldırdılar, dünyayı Amerikan sermayesine açtılar. Böylece dünyanın tüm pazarlarına artık doğrudan kendileri hakim olmayı denediler. İşte bunun sonucu olarak müstemlekecilik sona erdi. Doğu Asya ülkelerinde Budizm’e ve İslâmiyet’e dayanan ülkeler bağımsızlıklar kazandılar.

Japonya, Kore, Vietnam ülkeleri güçlü devletler ortaya çıkardı.

Bu arada Endonezya ve Malezya İslâm devletleri olarak ortaya çıktı.

Önce dinsiz İslâm devletleri kuruldu. Halkı dinsizleştirmek için çetin  mücadeleler olmuştur. Halk direnmiş olsa da hâlâ istenen İslâmî düzen kurulamamıştır. Ancak halk İslâmiyet’i korumuştur. Günümüzde de yeni camiler açılmakta ve ibadetler sürdürülmekte, Kur’an tedris edilmektedir. Zaman zaman dindar yöneticiler de iktidar olmaktadır.

Kur’an sonunda buralarda dışarıdan bir İslâmî fetih olmadan İslâmî devletleri kurmaya götürmektedir. “ADİL DÜZENE GÖRE İNSANLIK ANAYASASI”nın duyulup buralara ulaşmasından sonra, buralarda en kısa zamanda  Kur’an düzeni kurulmuş olacaktır.

Kur’an bu kavimleri de kendi yapılarına göre organize etmektedir.

 

8- SİYAH AFRİKA

İnsanlar siyah derili olarak yaratılmışlardır. Sonra mutasyona uğrayarak üç ırk ortaya çıkmıştır. Biri doğudaki çekik gözlü Çin ırkı, Moğol ırkı. Diğeri batıda çekik gözlü olmayan beyaz ırk. Bir  de Afrika’daki siyah ırk.

Afrika orta kuşak içinde yer alan bir kıtadır. Afrika’nın ekvator ormanları o kadar sık ve geçilmezdir ki, Arabistan çölünden daha vahşi alandır. Buralardaki insanlar aynı zamanda savaşçı kabilelerden oluşmaktadır. Uygarlığın doğmasından sonra Ekvatorun kuzeyindeki yerler uygar topluluklar tarafından bilinmiş iken, güney Afrika’dan haber yoktur. Osmanlıların ilk gelişmekte olduğu zamanlarda, Kuzey Afrikalı tarih üstadı İbni Haldun dünyanın yuvarlak olduğunu anlattığı zaman, güney yarımkürede insanlar yoktur. Çünkü oralar denizlerle kaplıdır diyerek güney Afrika’daki insanlardan söz etmemektedir.

Ne var ki, bugün ilk insanın Nil’in yüksek yerlerinde doğduğu sanılmaktadır. İnsanlar buradan kuzeye doğru yayıldığı zaman güneye doğru da yayılmışlardır. Ayrıca avcılık döneminde insanlar sallara binerek denizlerdeki adalara da açılmışlardır. Avrupalılar buharlı gemilerle dünyayı keşfetmeden önce de dünyanın her yerinde insanlar mevcut idi.

İslâmiyet’in gelmesiyle İslâmiyet Avrupa’nın içlerine de yayılmaya başladı. Kuzey Afrika’nın güney bölgeleri bilinmekte idi. Etyopya ve Sudan biliniyordu, ama Sudan bile bir İslâm devletinin vilayeti olmamıştır.

Beyaz Müslümanların haberi olmadan Afrika’nın içlerine doğru İslâmiyet yayılmış, buraların halkı İslâm devleti oluşmadan da Müslüman olmuşlardır. Afrika’nın putperest kabileleri kendi kendilerine İslâm devletlerinden kopuk olarak Müslüman olmuşlardı.

Müslüman oldular çünkü Kur’an onlara da onların istediği şekilde hitap ediyordu.

Sonra Avrupalılar bol doğal kaynakları olan Afrika’yı keşfedip oraları müstemleke hâline getirmek istemişler, benzer şekilde oraları da Hıristiyanlaştırmaya çalışmışlardır.

Kur’an’ın arkasında hiçbir güç olmadığı, tam aksine silahlı Avrupa onlara karşı cephe aldığı halde, Afrikalılar Hıristiyanlaşma yerine Müslümanlaşmayı tercih etmektedirler. Beyazların yönetimine karşı siyahların direnmesi oralara İslâmiyet’i yaymıştır.

Afrika’nın içlerine girip orada devletler kurulunca, karşılarında 100 milyonu aşan Müslüman toplulukları bulmuşlardır. İkinci Cihan Savaşı’ndan sonra Avrupalıların sömürme gücü sona ererken, Amerikalıların pazarı olarak fazla etkili olamamış ve oralarda İslâm devletleri ortaya çıkmıştır. Bunların içinde en güçlüsü Nijerya’dır. Biz Türkler bile bu ülkelerden haberdar değildik. Necmettin Erbakan’ın D-8’leri içinde Nijerya da yer aldı.

Asya’nın doğu ve güney ülkelerinde olduğu gibi, Afrika’nın içlerinde de İslâm devletleri ortaya çıkmıştır.

Hâsılı, Kur’an siyah Afrika’da iki önemli rolünü oynuyor. Bir taraftan Afrika halklarını İslâm dinine getirmekte ve Müslüman nüfus Afrika’da da çoğalmaktadır. Diğer taraftan  Afrika ülkeleri İslâm düzeni içinde uygarlaşmaya başlamıştır. İngiltere’de hâlâ krallık devam ederken, İslâm devletleri ise cumhuriyetle yönetilmektedir.

Kur’an işte böyle bir kitaptır.

Buradan şunu anlıyoruz ki, Kur’an buralara yayılırken yayanlar görevli peygamberler değildir. Önce tüccarlar buraya varıyor ve onlarla ilişkiler kuruyor. Sonra oralardaki halkan çıkan hevesli adamlar Kur’an’ı tedris ediyor ve memleketlerine döndüklerinde Kur’an’ı halkına anlatıyorlar. Kur’an sayesinde İslâmiyet peygambersiz dünyaya yayılmış olmakta, Kur’an sayesinde onlar uygarlaşmaktadır. O kadar ki, sonra uygar Hıristiyanlar geldiği zaman, onların karşısında halk bir aşağılık duygusuna kapılmıyor, kendi kitaplarının onlarınkinden üstün olduğunu hemen görüyor ve direniyorlar.

Fetihler sonunda halkın uygarlaşması peygamberli uygarlaşma değildir. Peygamberin kurduğu örgütün oraya ulaşmasıdır. Bu uygarlık yeni bir uygarlık olmaz, mevcut uygarlığın oraya gitmesi olur. Halk oralar fethedilmeden İslâmlaşırsa, bu peygambersiz bir uygarlaşmadır. Türklerin İslâmiyet’i kabul etmeleri, doğu ve güney Asya, Afrika ve Amerika zencilerinin İslâmlaşması böyle bir olaydır.

Bu da bize gösteriyor ki, III. Bin Yıl Uygarlığı peygambersiz oluşacaktır.

 

9- AMERİKA ZENCİLERİ

Amerikan yerlilerinin bekledikleri doğulular vardı. Doğudan kurtarıcılar gelecekti. Avrupalılar Amerika kıtasını keşfedince ve Avrupa gemileri oraya yaklaşınca, Amerikan yerlileri onları dostlukla karşıladılar. Orada gelişen uygarlık vardı. Oysa Avrupa’dan Amerika’ya göç edenler Avrupa’nın kopukları ve eşkıyaları idi. Onlar oraları yağmalamak için gidiyorlardı. Yerli halka saldırıyor ve ateşli silahlarla onları imha ediyorlardı. İstiklâllerine düşkün yerliler sonuna kadar savaşarak soykırımına uğradılar. Hâlen bugün yerli Kızılderililerden örnek köyler kalmıştır ama soyları ve uygarlıkları bitmiştir.

Kuzey Amerika’da Protestanlık, Güney Amerika’da bağımsız Katolik kiliseleri gelişmiştir. Yerlileri Hıristiyan etmekten ziyade, yerlileri yağmalama politikası güdülmüştür. Amerika’nın bâkir topraklarına Avrupalılar yerleşir. Ancak bunlar bir sorunla karşılaştılar. O geniş toprakları işleyecek işçiler bulamıyorlardı. Bir kaynak keşfettiler. Afrika’nın içlerinden maymunları yakalayıp götürdükleri gibi insanları yakalıyor, gemilere dolduruyor ve Amerikan pazarlarında satıyorlardı. İslâmiyet’e göre savaşsız esir toplamak haram bir şeydi. Ama Amerikan eşkıyaları için bunu yapmak mübahtı ve başarı idi. Böylece Amerika’da kalabalık bir zenci köleler topluluğu ortaya çıktı. Bunlar Hıristiyanlaştırılmışlardı. Ama köleler yani zenciler beyazların araçlara binemez, onların yedikleri lokantalarda yiyemezdi. Hindistan’dan beter beyaz-siyah ayırımı söz konusu idi.

Amerika’ya sanayi girince, Amerika’daki toprak sahipleri ile sanayiciler arasında zenci köle savaşı başladı. Sanayiciler, köleliğin kaldırılmasını ve işçiler hâlinde sanayiye alınmasını istediler. Toprak sahipleri ise köleliğin kalkmamasını istediler. Aralarında güney-kuzey savaşları oldu ve güneyliler yenildiler. Kölelik yasaklandı. Yani, Amerikalılar köleliği insanlık adına yasaklamadılar, köleleri toprak sahiplerinin elinden parasız alabilmek için yasakladılar. Kölelerin ve köleliğin adını değiştirdiler, işçi yaptılar. Bugün yeryüzü bu işçilik sistemi içinde köleleştirilmiş bulunuyor. Herkes iş arıyor, yani köle olmak istiyor.

İşte, Amerika’da böylece siyah ırk azad edilmez biçimde köle olarak veya işçi olarak yaşarken, birden bire Amerika’da Kur’an ortaya çıktı. Zenciler kendi kendilerine Müslüman olmaya başladılar. Tamamen bağımsız ve kendi anlayışları içinde Kur’an Müslümanlığı ortaya çıktı. Mescitler oluşturdular, cemaatleşmeye başladılar, ekonomileri düzelmeye başladı.

Tamamen kendi kendilerine ve kendilerine göre başlayan Müslümanlık baştan çok yadırgandı. Çünkü bu Müslümanlık hiç de bildiğimiz Müslümanlığa benzemiyordu. Zamanla Kur’an’ı ve Arapçayı öğrendiler. Günümüzde bildiğimiz İslâmiyet’e yaklaşmışlardır.

Tarihte buna benzer bir olay Türklerde olmuştur. İslâmiyet Orta Asya’ya girerken Türkleri iki şekilde buldu. Yerleşik tarım dönemine geçmiş halklar İslâmiyet’i Sünni ve Şii olarak benimsediler, fıkha göre yaşamağa başladılar. Oysa dağlarda ve bozkırlarda göçebe hâlinde yaşayan Yörükler bu hayata ve fıkhın hükümlerine uyamadılar. Hemen Kur’an’ı kabul ederek Müslüman oldular ama ibadetlerini şeriata göre yapmadılar. Kendilerine göre bir mezhep oluşturdular. Bunlar Alevilerdir. Tamamen peygambersiz bir Kur’an dini doğmuştur. Şimdi cem evlerini açtılar ve İslâmiyet’i fıkha göre öğrenmeğe başladılar.

İşte, ABD’de de zenciler için böyle bir durum ortaya çıktı, kendileri kendilerine göre bir Kur’an dinini geliştirdiler. Dolayısıyla Kur’an onlara da hitap etmiş, onların ihtiyaçlarını da karşılamıştır. Namaz kılın denmiş ama namazı fıkıhta olduğu gibi tanımlamamışlardır. Onlar da kendilerine göre namaz kılmaktadırlar.

Amerika’da tehlike olmaya, Kur’an’ın gücü ile Amerika zencileri Amerika için tehlikeli olmaya başlayınca, bu sefer köleliliğin kalkmasına gerçekten girişmek zorunluluğu ortaya çıkmış, Kilisenin gerçek Hıristiyanlığa dönmeye başlaması ile zenci Müslümanlığının gelişmesi durmuş bulunmaktadır. Ben öyle sanıyorum ki, onlar Amerika’da için için Kur’an’a göre çalışmaktadırlar. Yarın ABD’de bir zenci eyaleti oluşacak ve oradaki yönetim İslâmî olacaktır. Böylece Kur’an sayesinde Amerika’da da zenci Müslümanlığı oluşacaktır.

 

10- SOVYETLER

Yahudilerin tekel sermayesi, 1500’lerden beri eline geçirdiği sermaye ile dünyayı yönlendirerek çağımıza kadar gelmiştir.

1-     Önce kiliseyi ilme karşı organize etmiş ve kilisenin tutuculuğundan yararlanarak halkı kiliseye karşı tutmuş, Protestanlığı icat ederek papanın otoritesini sıfıra indirmiştir. Böylece kavimler üstü otoriteyi yıkmıştır.

2-     Sonra feodal devletlerden birini destekleyerek diğerlerinin üstüne çıkarmış ve kavmi krallıklar oluşturmuştur. Böylece alt direnmeyi de kırmıştır.

3-     Sonra diktatörleri ortaya koyarak krallıkları yıkmış ve kavmi devletler oluşturmuş, demokrasiyi getirmiştir.

4-     Sonunda gelişmiş ülkelerde sermaye tekeli ile halkı çalıştırmış, gelişmemiş ülkelerde sosyalizmle halkı parasız pulsuz bırakmıştır.

Rusya genişlemiş ve Orta Asya’yı, Sibirya’yı, Moğolistan’ı işgal etmiştir. Böylece birçok İslâm ülkesi Rusya’nın yönetimine girmiştir. Müslümanlar savaş vermiş ancak yenilmişlerdir. Sonra Sovyetler gelince tüm halk şiddetli bir şekilde dinsizlik propagandasına girişmiştir. Rusya Müslümanları ağır dinsizlik baskısı içinde kalmışlardır. Bu baskı oralarda henüz tam olarak sona ermemiştir.

Bir şeftali bahçesini diktiğiniz zaman bir-iki sene sonra meyve vermeye başlar, beş-altı yaşına gelince yaşlanır. On seneden sonra artık verimsiz hâle gelir. Bahçeye yeniden şeftali dikmek için eski ağaçları kökünden söküp bahçeden atmak gerekecektir.

İslâmiyet bin senelik tarihi ömrü içinde yaşlanmıştır. Birinci Kur’an Medeniyeti sona ermiş, ikinci Kur’an Medeniyeti oluşmak zorundadır. Bunun için yeryüzünün önce dinsizleştirilmesi yani bâtıl inançların atılması ve temizlenmesi, sonra hak inancın ve düzenin yerleştirilmesi gerekir. Allah hiçbir zaman yıkma işini inanmışlara ve iyi insanlara vermez. Yıkım işi zalimlerin ve kâfirlerin görevidir. İşte bu amaçladır ki yeryüzünü ateist modası sarmıştır. Bu moda karşısında dünyanın dört büyük dini mağlup olmuş ve sinmiş vaziyettedir.

Yeryüzündeki yaşlı ağaçlar sökülmüş, ama kalan kökler yeni filizler vermek üzeredir. Bunun başarılması için halkın inanç direncini sağlam tutması gerekmektedir. Bâtıl inançları atmış, saflaşmış, arınmış ve temizlenmiş inançlara ihtiyaç vardır. Bunu başarmak için dinler aşağıdaki yolları seçmek zorundadırlar.

a)      Dinler kitaplarını bugünkü müsbet ilmin ilkeleri içinde yorumlamak zorundadır. Kitaplarına girmiş veya gelenekler hâline gelmiş hurafeleri atmak durumundadır. Bunu Kur’an ehli Kur’an’ı müsbet ilimlerle yorumlamak suretiyle yapacaktır. Diğer dinler ise kitaplarını yeniden gözden geçireceklerdir.

b)     Dinler birbirleri ile çekişmeyi ve boğuşmayı bırakmalı, birlikte dinsizliğe ve ahlâksızlığa karşı savaşmalıdır. Faize ve zinaya karşı birlikte savaş açmalıyız.

c)      Dinler savunmadan vazgeçip atağa kalkmalı ve insanlığın problemlerini çözmeli, yani günümüzün sorunlarına birlikte çareler bulmalıdırlar. İnsanlığı dinlerin buldukları çarelerle kurtaracaklardır. Dünya böylece dinsizlikten ve ahlâksızlıktan çıkacak, insanlık böylece açlığı yenecektir.

d)     Nihayet, işte tam da burada Kur’an devreye girecektir. “ADİL DÜZENE GÖRE İNSANLIK ANAYASASI” tüm dinler tarafından ele alınmalı ve insanlar kendilerine göre çözümlerini üretmelidirler. Bunu gerçekleştirmek için Kur’an’dan yararlanmalıdırlar. Biz Kur’an’ı anlamak için onların kitaplarından yararlanmalıyız. Onlar da kendi kitaplarını anlamak için Kur’an’dan yararlanmalıdırlar.

İşte bu işi en çok başarabilecek olan halklar, birlikte barış içinde yaşamayı öğrenmiş olan halklar, Eski Sovyet halklarıdır.

Bu Müslümanların özellikleri nelerdir?

a)      Bunlar İskitlerden gelme halklardır. Yapıları birbirlerine benzemektedir. Onları dinler birbirinden ayırmıştır, ama bin seneden fazladır birlikte yaşamaktadırlar. Dolayısıyla bu birlikteliği halk olarak onlar başarabilirler.

b)     Bu halklar aynı sosyalizmin çemberinden geçmiş, aynı baskılara maruz kalmışlardır. Aynı zorluklar içindedirler. Dayanışmak zorundadırlar.

c)      Nüfusları birbirine yakındır ve iç içe yaşamaktadırlar. Dolayısıyla ortak dinî araştırma merkezlerini kurabilirler.

d)     Bağımsızlıklarını sürdürebilmek için zor olanı yapmak zorundadırlar. Kur’an onlara bu sahada yol gösterici olmak durumdadır. Elde Kur’an gibi bir yol gösterici olduktan sonra herhangi bir sıkıntıları yoktur.

 

 

10b. HER TOPLULUĞA HİTAP EDERلكل  قوم     

1-    ARAPLAR

2-    KUZEY AFRİKA

3-    İRANLILAR

4-    TÜRKLER

5-    HİNTLİLER

6-    ÇİNLİLER

7-    GÜNEYDOĞU ASYA

8-    SİYAH AFRİKA

9-    AMERİKA ZENCİLERİ

10-  SOVYETLER

 

 

SÜLEYMAN KARAGÜLLE

                                                                                                                                                                                                             Yay. Haz.:REŞAT NURİ EROL