27 Şubat 2018 Sayı 117 Sayı 117
Kur'an Her Yaşa Hitap Eder - I -

 

11. HER YAŞA HİTAP EDER

Bilgisayarınızı açın. Orada öyle dosyalar vardır ki, siz açıp okuyabilirsiniz ama o dosyalarda değişiklik yapamazsınız. Bir kısım dosyaları ise açıp içinde değişiklik yapabilirsiniz. Hayvanların dosyalarında hayvanlar değişiklik yapamazlar, aynen alırlar. 

İnsanlarda ise üç çeşit dosya vardır. Bunlardan bir kısım dosyalara siz müdahale edemezsiniz, sadece kullanırsınız. Bir kısım dosyalar vardır ki, onları hayatınız boyunca değiştirebilirsiniz. İnsanlarda üçüncü tip dosyalar da vardır ki, ilk açıklandığı zaman onu kaydedebilirsiniz ama sonra artık kaydedemezsiniz. Bu ilk kayıt sistemi ile çocuk çevreye intibak eder, o çevrenin ve topluluğun insanı olur.  Bunlar dört çeşittir.

a)      İlk sesler. Anne karnında iken duymaya başlar ve seslere karşı yakınlığı doğar. İnsan annesinin sesini bundan dolayı sever.

b)     İlk yediği besinler. Hazım sistemleri ona göre oluşur ve hayat boyunca o besinleri sever ve özler.

c)      İlk karşılaştığı çevre. İnsan büyüdüğü çevre olan toprakları sever ve vatanını özler. Sıla hasreti bundan dolayıdır.

d)     İlk dil, ana dil. İnsan artık hep ana dili ile düşünür. Sonradan öğrenilenlere ise yabancılık gösterir.

Diğer taraftan dil ömür boyunca daima öğrenilir ve gelişme olur.

Kur’an aynı zamanda müzik olduğu için insan anne karnından itibaren ona aşina olur ve hayatı boyunca Kur’an’ın seslerini sevmeye başlar. Kur’an Arapçası öyle bir dile sahiptir ki her yaşa hitap eder. Önce müziği ile 7 yaşına kadar etkisi altında bırakır. Kişilerin Arapça bilmeleri gerekmemektedir. 7 yaşından sonra insan artık muhataptır, yani Kur’an ona bir şeyler öğretmeye başlar. Çocuk Arapça biliyorsa kendisinden, bilmiyorsa onun için yapılan, onun anlayacağı şekilde yapılan meallerden onu anlamaya başlar, en çok o kitabı sever. O kitap onu sıkmaz. Her gün okuyup dinlemek ister.

10 yaşına geldiği zaman Kur’an’ın hitabı da yükselir. Arapça biliyorsa Arapçadan ona göre anlamaya başlar, bilmiyorsa o yaşlara hitap edecek şekilde mealler yapılır ve çocuk onları da zevkle okumaya başlar.

15 yaşına geldiğinde ona yeniden hitap eder. Artık baliğ olmuştur, mükellef olmuştur. Arapça biliyorsa Kur’an’dan, bilmiyorsa ona göre yapılan meallerden kendisini ilgilendiren amelleri öğrenir. Artık o sorumlu mükelleftir, Kur’an’a karşı sorumludur.

20 yaşına geldiği zaman artık rüşde ermiştir, Kur’an’ı yeniden anlamak zorundadır. Aynı kitap ona başka şeyler söyler. Ona göre yapılan mealler insanı oraya götürür.

25 yaş, 30 yaş dönüm noktalarıdır. Ondan sonra 40 ve 50’li yaşlar gelir. 60 yaşlarındaki insanın düşüncesi en yüksek seviyededir. İnsanın bedeni 33 yaşında kemale erer. 63 yaşına kadar duraklama dönemidir. İnsanın beyni ise kemale erer ve 80’lerden sonra gerilemeye başlar. İşte Kur’an her yaşta insanın yaşına göre hitap eder.

Bu husus bilindiği için her devreye göre kitaplar yazılır. O insanlar o dönemin kitaplarını okumaktan zevk alırlar. Kur’an Arapçasında ise böyle bir durum yoktur. Yaşı ne olursa olsun, onun yaşına göre hitap eder ve o insan Kur’an’dan aynı şekilde yararlanır.

Kur’an’ın Türkçeye çevrilmesi mümkün olmadığı için her yaş dönemine göre Kur’an mealleri yapılmalıdır. Bir örnek olarak Fatiha Sûresi’ni 7 yaşındaki çocuğa göre mealleştirmek istersek şöyle yapabiliriz:

Bizi seven, herkesi seven Allah’ın bize gönderdiği mektuptur bu.

Her şey O’nudur. Annemiz babamız da O’nundur. O her şeyi ile sizinle beraberdir. Bizimle beraberdir. O bizi seviyor. Biz de O’na saygılı olacağız. Saygılı olmak için O’nun emirlerine uyacağız. Yoksa sonra O bize kızar, ceza verir.

O’na her gün dua edeceğiz. O’na söz vereceğiz ve öyle yapacağız. Biz yalnız Senin istediklerini yapacağız. Her şeyi de Senden istiyoruz. Anamızı, babamızı, kardeşlerimizi, herkesi bizimle yaşat. Bize iyi yolları göster. Kötülüklere düşürme. Bizi iyi kimselere arkadaş et. Kötülere, haylazlara, tembellere arkadaş etme.

Burada ne yaptık? Biz de çocuklaştık ve öyle yorumlar yaptık.

Askere giden bir er de “Allah’ım, bana iyi komutan nasip et” diye dua edecektir.

Her yaşın kendine göre tefsirleri ve mealleri olacak, insanlar Kur’an’ı o meallerle takip edeceklerdir.

 

1-ÇOCUKLARA HİTAP

İnsan annenin karnında iken annenin beslendiği yemeklerle beslenir ve onlarla tanışır, biyolojik yapısı o besinlerle oluşur. Anne karnında aldığı diğer etki ise sestir. Sesleri her hücre ayrı ayrı algıladığı gibi beyne de ulaşmaya başlar. Kur’an 7 yaşından küçük çocukların Arapça dilini öğrenmelerini emretmez, istemez. Çünkü çocukta bir anadil oluşmalıdır. Çocuk o dille düşünmelidir. Çünkü bir insan iki dille düşünemez. Toplulukla kavimler madem ayrı olacaktır, dilleri de farklı olacaktır. Çocuğa sadece Kur’an müziği, Kur’an kıraati verilir. 7 yaşına kadar çocuk ana dilini öğrenir.

Kur’an müziğinin özelliği vardır. Diğer müzikler üzüntüye üzüntü, kedere keder, sevince sevinç katar. Oysa Kur’an üzüleni teselli eder, sevinene de hatırlatmalarda bulunur. Yani Kur’an müziği dengeye getiren müziktir. Dolayısıyla Kur’an müziği ile büyüyenler hayatta dengeli olurlar. En sıkıntılı günlerde bile sabrederler. Üzüntü onları çökertmez. En sevinçli günlerde de onları şımarıklıktan korur. Bu sebepledir ki cenaze günü okunan  âyetler ile zafer günleri, evlenme günleri, doğum günleri okunan âyetler aynıdır.

Çocuk eğer anne karnından itibaren Kur’an müziğini alırsa, hayatta daha dayanıklı ve aşırılıktan uzak bir tabiata sahip olur.

Çocuk önce annesinden başka kimseyi istemez. Sonra yavaş yavaş baba ve kardeşlerle tanışır, 7 yaşına kadar yakın çevre edinir. Oyuncaklarla oynar. 7 yaşına geldikten sonra çocukta ikilem başlar. Bir taraftan aile, bir taraftan topluluk. Artık namaz kılmaya başlar, cemaatlere katılmaktadır. Kur’an o yaştaki insanları diğer yaştakilerden tecrit etmeyi doğru bulmaz.

Bugünkü eğitim sisteminin asıl yanlışı budur. Bugün gençlerimiz kendileri ile eş insanlarla yaşamaktan dolayı aileden ve topluluktan kopmakta, ömürlerinin sonuna kadar tecrit edilmiş olarak kalmaktadırlar. Bu durum kültürün nesilden nesile aktarılmasını önlemektedir. Öğretmenler sadece öğrendiklerini öğrencilerine aktarmaktadırlar. Kendileri çalışmadıkları için öğrencilerine hayattan bir deneyim katamamaktadırlar. Böylece eğitim iş hayatından ve sosyal hayattan kopmaktadır.

Kur’an bu tür yaş sınıflaşmalarını tasvip etmez. Beş vakit namazlarda, özellikle yatsı zamanlarında kadın erkek, büyük küçük, sakat sağlam bütün insanlar bir araya gelerek bir taraftan öğrenmekte, diğer taraftan topluluğa bir şeyler vermektedir.

İşte, 7 yaşından 15 yaşına kadar çocuk namazlara katılmakta, 10 yaşından sonra iş hayatına katılmakta, aile ferdi olmaktan çıkıp topluluğun ferdi hâline gelmektedir. Kur’an burada çocuklara namazlarla eğitim vermekte, çocuklar namazdan sıkılmamaktadırlar.

Çocuk namazlara devam ederken büyüklerin yaptıklarını ve davranışlarını görmekte, yapabildiği kadar yapmaktadır. Çocuk yapmaya zorlanmamaktadır. İstediği zaman istediği kadarı ile katılmaktadır. Kur’an öyle meallendirilmelidir ki, çocuk bir taraftan anne babasını dinlemeli ve onlara itaat etmeli, diğer taraftan da yavaş yavaş kendisini bağımsız hâle getirmeye çalışmalı, yani anne babasına sormadan iş yapma becerisini kazanmalıdır.

Kur’an çocukların oyun oynamalarını Yusuf Sûresi’nde teşri eder. Kur’an’dan yarışmalar tertip edilerek insan zekâsı işletilmelidir. Oyunlar bugün ilmîleşmiştir. Çocuklara satılan oyuncaklar para getiren oyuncaklar olmaktadır. Oysa oyuncaklar çocukları hayata hazırlamalıdır. Oyuncaklar âlet kullanmayı öğretmelidir. Bilgisayarda harfleri tanıtmalı, eğitimci olmalıdır. Kur’an üzerinde düşünülüp içtihat yapılınca oyun programları ile bilgisayardaki oyun programları geliştirilir.

Kur’an şansla kazanılan veya kaybedilen oyunları haram etmiştir. Çünkü bunlara alışan insan hayatını hep kolay kazanma yollarını aramakla geçirir. Oysa insan emek sarf ederek alınteri ile kazanıp helal lokma yemelidir. Bir iş yapacaksa sadece o iş için sermaye istemelidir. Kur’an düzeninde faizsiz kredi müessesesi olduğu için işi bilen ve iş yapanın sermaye sorunu yoktur. O halde insan sadece daha çok refah için çalışır. Bir de çocuklara geçinecekleri imkanları ayarlar.

Kur’an çocukları hayır yapıp sevap işlemeye yöneltir, elde ettikleri değerleri Allah için yani topluluk için kullanmayı öğretir. Kur’an çocuklara onların dili ile hitap eder. Çocukluklarını ilmî ve İslâmî çevrede geçirenler bu durumları iyi bilirler.

 

2-   ERGİNLERE HİTAP

7 yaşındaki çocuğu muhatap alıp ona kişiliğini kazandıran Kur’an, baliğ olan gençleri mükellef kılmaktadır. Erginlik çağı yaşı 15’tir, seçme yaşı da 15’tir, evlenme yaşı da 15’tir. 15 yaşına gelen genç artık mükelleftir. Gencin sorunları vardır. Topluluğa katılmaktadır. Kendisini yetiştiren ailesine karşı borcu vardır. Bu borç evlenip aile kurmak ve onun da çocuklarını yetiştirmesidir. 15 yaşına gelen genç anne babasının velayetinden çıkmıştır. Artık o sorunlarını toplulukla halletmektedir. Kur’an artık ona doğrudan hitap edip yollarını gösterecektir. Hayız ve cünüplük öğretileri ve yapacağı temizlikle artık cinsel sorunlarını öğretmektedir.

Bugün 15 yaşına gelen gencin okuma derdi var, okumak istiyor. Topluluk içinde mevki sahibi olmak için okumak istiyor.

Kur’an bugün olduğu gibi belli yaşlarda yapılan sınıflaşmış tedrisatı kabul etmemektedir. Kişi sadece belirli yaşlarda değil, beşikten mezara kadar devamlı okuyacaktır. Kur’an imtihan müessesesini getirmiştir. Beşikten mezara kadar okunacağına göre beşikten mezara kadar imtihan olunacaktır demektir.

Çocuk ilk hafta her gün sağlık kontrolünden geçer. Sonra ilk ay her hafta sağlık kontrolünden geçer, sonra her yıl bir ay sağlık kontrolünden geçer. 7 yaşına kadar sağlık kontrolü ile imtihan olur.

Ondan sonra her yıl imtihan olur ve ilmî dereceler almaya başlar. İnsan hem çalışacak hem okuyacaktır. İnsan günde 6 saat çalışsa geçinebilir. Hattâ hiç çalışmasa da Kur’an sisteminin sağladığı sosyal haklarla geçinebilir ve ilme istediği kadar vakit ayırır. Hocasını kendisi seçer. İmtihanlara girer ve her yıl az çok bir derece alır. Sınıfta kaldım, okuyamadım sorunu yoktur. Okuyabildiği kadar okur. Okumada Kur’an onun ana konusudur.

Baliğ olduktan sonra da okumaya devam edecektir. Ama şimdiki bu dönemde sorunları vardır. Önce evlenecek ve çoluk çocuk sahibi olacaktır. Evlenmek için geçinme sorunu yoktur. Karı koca sosyal haklardan yararlanıyorlar, iş bulamasalar da geçinecek durumdadırlar. Kur’an düzeni onlara bu imkanı sağlamıştır. Ayrıca onlara karı kocalık eğitimini vermekte, nasıl geçineceklerini anlatmaktadır.

Bugün ikinci sorun oturacakları ve kalacakları yer bulmadır. Kur’an bu sorunu da topluluğa yüklemiştir. Çadır da olsa artık oturacakları yerleri vardır. Yer sağlıklıdır. Ama sıkıntılı olabilir. Aile kurulmuştur. Çocuk yetiştirme müessesesi faaliyete geçmiştir. Gençlik sıkıntılarını atlatmaktadır. Birlikte yaşanacak yerlerin de temiz olmasını, işbölümü içinde olmalarını, kadının görev ve yetkileri ile erkeğin görev ve yetkilerini Kur’an anlatmaktadır.

Üçüncü olarak daha müreffeh halde geçinmeleri için iş bulma sorunları vardır. Kur’an bu sorunu da çözmüştür. Kur’an herkese çalışma kredisini tanımıştır. Hangi işverenin yanına giderlerse sermayelerini oraya götürmektedirler. İşverene çalışırlar, kendileri kredi hakkı ve emek paylarını alırlar. Böylece artık alan el değil de, veren el olmaya çalışırlar.

Bu arada Kur’an yalnız çalışma kredisini vermemektedir. Faizsiz olarak işyerine yakın olmak şartı ile faizsiz mesken kredisini vermektedir. İşyerinde geliri arttıkça daha konforlu eve taşınacaktır. Kırk yaşına kadar bir taraftan ilmî çalışmalar yaparken, diğer taraftan çocuk yetiştirecek ve çocuklarını büyüteceklerdir.

Kur’an bu devrede sürekli ona hitap edecek, aile içi sorunlarını çözecek, eşlerin birbirlerine karşı görev ve yetkilerini belirleyecek, onlara tavsiyelerde bulunacaktır. İşbölümü ile çocukların yetiştirilmesi ve onları 15 yaşına getirme işleri onları hep meşgul edecektir. Kur’an hep yanlarında bulunacak ve onların sorunlarını çözecektir.

İş hayatında Kur’an’ın emirleri ile kredi alacaktır. Önce kendi başına iş yapabilecektir. Onda başarılı olursa yanında işçi çalıştırma, on kişiye kadar işçi çalıştırma yetkisi verilecektir. İşçiler kredileriyle yani kendi sermayeleriyle geleceklerdir. Bu merhalede başarılı olursa, sonra yüz işçiyi çalıştıracak işveren kredisi verilecektir. Başarılı olursa bin işçi çalıştıracak işverenlik kredisi hakkı tanınacaktır. Başaramazsa kredileri düşecektir.

 

3- OLGUNLARA HİTAP

İnsan 40 yaşına kadar evlenme, ev sahibi olma, iş kurma ve çocukları yetiştirme işleri ile uğraşır. Bu arada hep ilmini genişletir. 15 yaşında evlenmiş, 40 yaşına geldiği zaman en küçük çocuğu 15 yaşına gelmiştir. Artık kişi hürdür. Bundan sonra kendi işlerinden ziyade topluluğun işleri ile uğraşacaktır. İlmen de olgunlaşmıştır.

Topluluğa ait işler nelerdir?

Kur’an 40 yaştakilerden bahsetmektedir. İnsan 40 yaşına geldiği zaman ailesine karşı olan görevlerini yapmıştır. Artık o çocuklara muhtaç değildir, çocukları da ona muhtaç değildir. Bundan sonra topluluğun sorunlarını çözmek için uğraşacaktır.

Topluluğun ne gibi sorunları olur?

Savaş zamanında herkes savaşa katılacaktır. Ama barış zamanında insanlar adeta işbölümü yapmışlardır. 40 yaşından küçük olanlar özel işlerini yapmakta, çocuklarını yetiştirmekte, 40 yaşını geçenler de topluluk işlerini yapmaktadırlar.

Topluluğun işleri nelerdir?

İnsanlar sürekli olarak sosyal evrim içindedirler. Hayat daima değişmekte ve eski hayatın yerini yeni hayat almaktadır. Daha gelişmiş, daha ileri seviyedeki yeni araçlar ortaya çıkmaktadır. Topluluk onları üretmekte veya ülkesine getirip yerleştirmektedir.   

Topluluk dediğimiz zaman ne anlıyoruz?

En küçük topluluk aşiretten/ocaktan başlar. Günde beş defa her yaştakiler ve kadın erkek ayırımı olmaksızın her cinste olanlar bir araya gelmektedirler. Ama büyükler yani 40 yaşını geçmiş olanlar aşiretin sorunlarını görüşmekte, karar almakta ve uygulamaktadır. Aşiretin/ocağın sorunları yaşamaya ait sorunlarıdır. Elektrik, su, telefon, ısı benzeri ihtiyaçlar ile temizlik, çöp, pis su benzeri atıklar meseleleri ile yiyecek, giyecek ve diğer ihtiyaçlar temin edilecek ve insanlar yaşayacaklardır.

Bu konularda kadınlar ve erkekler nöbet tutmaktadırlar. Ancak bir olay olduğu zaman olayı çözmek ve yönetmek işi 40 yaşını geçenlere aittir. Gençler onların emrinde iş yaparlar. Kur’an bu konuların hepsinde insanlara bilgi vermekte ve çözümler üretmektedir.

Diğer taraftan bucakta yani aşiretten sonra kabile seviyesinde çalışılmaktadır. İnsanlar üretim yapmaktadır. İş hayatı ancak yapılan genel hizmetlerle dönmektedir. Genel hizmetler zor işlerdir. Önce öğrenilmesi zordur. Sonra da işbölümü içinde ifa edilmesi gerekir. 40 yaşını geçenler daha çok genel hizmet ve yöneticilik yapmaktadırlar. 40 yaşından önce işçi durumunda olanlar 40 yaşından sonra işveren durumuna geçmişledir. Altyapı, plan, proje, üretim, pazarlama topluluğun sorunlarıdır. Bu hususta kararları alanlar 40 yaşlarını geçen ve 63 yaşlarından küçük olan kimselerdir.

Kişiler aynı zamanda ilin yani şa’bın da üyeleridir. Kişi iline bucağı aracılığı ile bağlı değildir, doğrudan ilin üyesidir. 40 yaşını geçenler ildeki güvenliğin de sorumlularıdır. Er değil komutan derecelerine yükselmişlerdir. İlleri içinde iç güvenliği sağlamak onların işidir.

İnsan devletinin yani kavminin de doğrudan üyesidir. Devletin işi savunmadır. Savunma hizmeti çok masraflı bir iştir. Birçok işler nöbetleşe yapılacaktır. Burada da sorunlar bunlar tarafından çözülür.  

Halk meclislerinin yanında bir de olgunların meclisleri vardır. Buraya 40 yaşını geçenler alınırlar. Bunlar yaşları kemale ermiş olan sakallı kimselerdir. “Aksakal” kelimesi buradan gelmektedir. Kur’an okunarak ve istişare edilerek sorunlar çözülecektir. Kur’an artık olgunlaşmış insanlara o şekilde hitap etmektedir. Kur’an’ın buna göre mealleri ve tefsirleri yapılacak, topluluğa ait sorunlar çözülecektir. Ne var ki bunu öğrenip uygulama yapma işi 40 yaşını geçmiş kimselere aittir.

Kadınlar da belli bir yaşa geldikleri için çocuk yapmamaktadır. Artık onlar da sosyal işlere daha çok katılabilirler. Allah insanları öyle yaratmış ki, sıkıntısız zamanları yok gibidir. İnsan geriye baktığı zaman birtakım işler yaptığına hükmeder. Ancak çok sıkıntılı bir hayat sürdüğünü de görür. Kur’an’a göre kadın meyve veren çiçektir. Erkekler onlara besin üreten yapraklar gibidir. Aşiretler/ocaklar dalcıklardır. Kabileler/bucaklar dallardır. Büyük dallar ilçelerdir. Gövde kavimdir/ulustur. İnsanlık ise köktür. Kadınlar savaş ve üretime katılmak zorunda değildir, ama kadınlar erkekleri desteklemektedir. Erkek kazandım diye sevinir, kadın ise kocam kazandı diye sevinir. Erkekler kazanmaktan, kadınlar ise harcamaktan hoşlanır. Erkekler üretim yapmaktan hoşlanır, kadınlar ise üretim yapmaktan pek hoşlanmazlar.

İşte, kadın erkek dayanışması içinde ortaklaşa olarak artık toplulukta değeri olan işleri yapmaya başlarlar. Kur’an bu yaştakilerin sorunlarını çözmekte, onlara onların dilleri ile hitap etmektedir.

 

4-   YAŞLILARA HİTAP

Kur’an ceninlere müziği ile hitap etmiş, çocukları topluluğun üyesi yapmıştır. Sonra o çocukları bir ailenin kurucusu hâline getirmiş ve kendisi gibi çocuklar yetiştirmeyi öğretmiş, bu arada onların hayattaki sorunlarını çözmüştür. Sonra topluluğun işlerini yapan bir kişilik ile görevlerini yapmasını sağlamıştır. 63 yaşına geldiği zaman insanın topluluğa hizmet etme görevi de sona erer ve kişi aktif hayattan çekilir. Ama işi daha bitmemiştir. Bundan sonra iş olarak çocukları eğitmek ve gençlere danışmanlık yapmakla görevlidir.

Günde beş vakit namaz kılındığı, her namazda Kur’an okunduğu ve anlamları üzerinde durulduğu göz önüne alınırsa, Kur’an’ın nasıl her yaşa hitap ettiği görülür.

a)      Sabaha doğru vitir ezanı okunur, herkes uyanır, evde temizlik yapılır ve vitir namazı kılınır. Kahvaltı yapılır ve ailece beşikteki çocukla birlikte mescide gelinir. Aşirette eğer yatalak varsa o zaten mescidin revirinde yatmaktadır. Böylece aşiretin bütün fertleri, yaşlısı genci, çocuğu büyüğü, sağlamı sakatı ile birlikte mescittedir.

b)     Burada sabah namazı kılındıktan sonra üç grup olunmaktadır. Gençler arabalarına binip işyerine giderler. Kadınlar da ev işlerini yapar veya yakın işyerlerinde çalışırlar. Yaşlılar çocuklarla birlikte kalırlar.

c)      Büyükler yani 63 yaşını geçenler çocukları alır, bahçeye gezmeye yahut salona giderler. Orada semtin diğer çocukları ile birlikte eğitim verirler. On yaşından küçük çocuklar burada eğitilmektedir. O yaşlardaki çocukları özel öğretmenler değil, yaşlılar eğitirler. Yaşlılar o çocuklar ne öğretirler? Okuma yazma öğretirler, Kur’an’ı ezberletirler, oyun oynatırlar. Çocuklar ilk üç senelik eğitimi burada alırlar.

d)     Öğle vakti erkekler kendi iş yerlerindeki toplantı yerinde toplanır ve öğle namazlarını birlikte kılarlar. Kadınlar ise aşiretlerine döner, yaşlı ve çocuklarla birlikte öğle namazlarını kılarlar. Herkes evine gider ve öğle istirahatına çekilirler. İşyerlerinde de dinlenme yerlerinde kısa öğle uykusunda uyurlar. Öğleden sonra isteyenler serbest iş yapar, isteyenler ilim yaparlar.

e)      Yaşlılar akşam üstü çocukları mescide getirirler. Böylece yaşlıların görevi eğitime göre devam eder. Ana okulu yoktur. İlk üç sınıf okulu yoktur. Bir semtin ona yakın aşiretinde çocuklar her gün bir araya gelir, yaşlılar da onlarla beraber hem okurlar hem oynarlar. Eğitim ders geçme şeklindedir, sınıf geçme şeklinde değildir.

İşte burada büyükler çocukları eğitirken nasıl eğiteceklerini Kur’an’dan öğrenir ve Kur’an’ı öğretirler.

Buna neden ihtiyaç vardır?

Çocuklar kendi yaşlarında olanlarla çalışırlar. Yaşlanan insanlar çocuklaşmaya başlamaktadır. Dolayısıyla çocuklar yaşlılarla genç ve olgunlardan daha kolay anlaşırlar. Babalardan oğullar değil torunlar ders alır. Zaten onlar daha tecrübelidirler. Babalarını hayatta görmektedirler, onlardan zaten aldıklarını almaktadırlar. Oysa dedelerinin iş hayatlarına torunlar yetişememiştir. Onlardan değişik hayat hikâyeleri dinleyerek öğreneceklerdir. Böylece torundan toruna intikal eden geçmiş ocak ve bucak hayatı ile kültürünü yaşatmış ve nesillerin uygarlaşmasında yardımcı olmuş olurlar.

Gençler deneyimsizdir. İş hayatını yeni öğreniyorlar. Babaların ise işleri vardır. Dedelerinden iş eğitimini alırlar, hattâ yardım da alırlar. Kadınlar ninelerinden ders alırlar. Onların sözleri etki etmektedir. Böylece yaşlıların işi olgunlardan fazladır. Yaşlıların kendi iş hayatları olmadığı için boş vakitleri vardır. Torunlarına fikren ve bedenen destek olmaktadırlar.

Olgunların da istişare edecekleri kimseler olmalıdır. Bu sebepledir ki Kur’an’da emeklilik yoktur. Herkes eski işinin fahri görevlisidir. İşyerine gider, toplantılara katılır, fikirlerini beyan eder. Oy kullanamaz. Yanlış gördükleri zaman hakemlere gidebilirler. Böylece olgunlar da yaşlıların denetimindedir.

Gençler sakalsızdır. Olgunlar siyah sakallıdır. Yaşlılar ise beyaz sakallıdır. Böylece topluluk yaşa göre sınıflanmaktadır. Başı örtme de böyledir. Ergin olmayan çocuklar başı açık gezerler. Kız olsun erkek olsun örtmezler. Baliğ olunca kız erkek başlarını örterler. 40 yaşına gelince sarık sararlar, 63 yaşına gelince beyaz sarık sararlar. Bunun gibi renklerle durumlarını belli ederler.

İşte, Kur’an insanların hep yanındadır. Yaşlılarla ilgili hükümler ve âyetler vardır. Bütün Kur’an yaşlıların ruhiyatı ile yorumlanabilir, sanki yaşlılara özel olarak inmiş gibi olur.