9 Ocak 2017 Sayı 116
Gümrük Rüsûmu

 

Gümrük Tarifeleri / Seniha Sami.-- Ankara, 18 Teşrinievvel 1928.

Hayat Mecmuası cilt: IV

sayı: 99

sayfa 409-410

Gümrük tarifeleri demek, gümrük rüsumu demektir. Gümrük rüsumu ya memlekette vukuu bulan ithalat üzerinden, ya memleketten vuku bulan ihracattan veyahut memleketten gelip geçen eşya üzerinden, yani transitten alınır. Harbi umumiden önce gümrük rüsumu denilince ilk akla daha ziyade ithalat rüsumu gelirdi. Çünkü daha önceleri ihracattan ve transitten alınan rüsum, çeşitli mahzurlarına binaen hemen bütün memleketlerde mülga idi. Harbi umumi senelerinde ve ondan sonra bazı memleketlerde ve bazı maksatlarla ihracat üzerinden rüsum almak usulü kısmen ihya edilmiş ise de fevkalade durumların gerektirmesinden bu keyfiyeti istisnai şekillerden sayabiliriz.

Bugün de gümrük rüsumu denilince ilk hatıra gelen ithalat rüsumu, her memlekette iki maksattan birini istihdaf eder. Bu rüsum ya mali veyahut hami bir gayeye yöneliktir. Mali gaye ile devletin gümrük rüsumundan beklediği fayda, hazinesine irat temininden ibarettir. Hami gaye ile devlet bu rüsumu elinde alet ittihaz ederek milli mahsulatı yabancıların rekabetine karşı himayeye çalışır. Birinci gayeyi takip eden devlet emlak, arazi, kazanç vesaire vergilerini hazinesine nasıl bir varidat kaynağı telakki ediyor ve ihtiyacının derecesine göre bunları nasıl değiştiriyorsa gümrük rüsumunu da öylece genel masraflardan bir kısmını kapmaya mahsus bir irat kaynağı nazariyle görür. Halbuki ikinci gayeyi takip eden devletin elinde gümrük rüsumu artık tamamıyla bir alet hükmünü alır. Milli sanayinin ya cümlesini veya bir kısmını yabancıların rekabetinden korumak ve muhafaza için bu rüsumun tarifesini zaman zaman değiştirir.

Bir mal hariçte yüz kuruşa üretilir farz edelim. Bu malın memlekete kadar sevki için beş kuruş nakliye masraflarının yani başında beş kuruş da gümrük resmi var, diyelim. Demek oluyor ki bu malın memlekete dahil olduğu esnada maliyet fiyatı yüz on kuruşa baliğ oluyor. Yine farz edelim ki üretimde o kadar muvaffakiyet gösteremeyen memleket erbabı sanayi de dahilde aynı cins malı tam yüz on kuruşa mal ediyor. Sonuçta gerek yerli mal, gerek yabancı mal memleket piyasasında yan yana yüz yirmi kuruşa satılıyor, diyelim. Günün birinde devlet yerli erbabı sanayiyi himaye maksadıyla bu mal için gümrük rüsumunu beş kuruştan yirmi kuruşa çıkardı mı yabancı mal memlekete giremez olur. Çünkü yerli erbabı sanayi kar etmek şartıyla malını piyasa da yüz yirmi kuruşa satmağa amade iken yabancının kendi mallarını maliyet fiyatı olan yüz yirmi beş kuruş dahi sürebilmelerine bittabi imkan olamaz. Bunun içindir ki ithalat rüsumuna müteallik tarifelerin yüksek veyahut düşük olması, takip edilen gaye ne olursa olsun istihsalatı milliye ye bilvasıta ve bila vasıta muteallik müessir olur. Siyaseti ticariye hususunda bir memleket usul himayeye mi, yoksa serbesti mübadeleye mi iltizam etmelidir? Bu, büsbütün başka bir hikayedir. Makalemizin mevzuu gümrük tarifeleridir.

İthalat rüsumu iki şekilde alınabilir. Gümrük idaresi ya memlekete giren eşyadan her birine tek tek kıymet takdir ederek bu kıymetin üzerinde yüzde beş, on, on beş, ilaahir gibi muayyen miktar bir resim alır ki buna kıymet usulü rüsum derler. Veyahut yabancı memleketlerden vuku bulan ithalata ait eşyayı berveçhi peşin bir cetvel üzerinde tek tek tespit ederek bunlardan her birinin adedi, veya sikleti veya hacmi üzerinden bir rüsum alır ki buna da kemiyet usulü rüsum denir. İşte adet, siklet, hacim üzerinden muayyen bir rüsum ifade eden bu az çok uzun ve mufassal cetvele tarife derler. Bu ikinci usulde esas yine madde ve eşyaların kıymetleri ise de zaman ve mekana göre mütebeddil olan madde ve eşyaların kıymetlerini, aynı zamanda cins itibariyle pek mahdut olan bir tarife üzerinde sıhhat ve isabetle tayin ve muhafaza edebilmenin müşkilatı ve izaha muhtaçtır.

Üç türlü tarife usulü vardır: a) Tek tarife usulü, b) Genel tarife – sözlü tarife usulü, c) Çifte tarife usulü.

a) Tek tarife usulü: Eşya hangi memleketten gelirse gelsin hariçten vuku bulan ithalatın kafesine aynı tarifeyi tatbik etmek usulüne tek tarife usulü derler. Mesela dünyanın her tarafından memlekete gelen şekerin kilosundan beş kuruş, demirin kilosundan bir kuruş, pamuğun kilosundan on kuruş … rüsum alınması gibi. Bu usulün faydası fevkalade basit olmasıdır. Mahzuru pek sert bulunmasıdır. Bu usul daha ziyade ya himaye usulüne lehtar olmayıp katiyen serbesti mübadele taraftarı veyahut usulü himayeyi fevkalade iltizam eden memleketlerin işine yarayabilir. Birinci taktirde gayet cüzi rüsum alan tarife-i vahide bütün ithalat eşyasına tatbik edilir. İkinci taktirde fevkalade yüksek rüsum tarh eden tarife-i vahide bu eşyaya seyyanen tatbik olunur. Mutavassıt derecede himaye kar bulunan memleketlerin işine tek tarife usulü iki cihetten gelmez: Evvela mahsulatı milliyeye karşı tamamen kapalı olan devletlerin de istifade edebileceği bu tarife fevkalade yüksek olmak iktiza eder. Bu ise mutavassıt derecede himaye kar bir devletin işine gelmez. Saniyen mahsulatı milliyeye karşı başka memleketlerin gösterebileceği menafi rüsumiyeye mukabil devlet bu tarifei vahide üzerinden bittabi müsaade karlık yapamaz.

b) Genel tarife – sözlü tarife usulü: Bu usulde memleket iki tarife tatbik eder. Biri tarife-i umumiye ki arada hususi bir ticaret itlafı akdedilmemiş devletlerin eşyasına karşı tatbik olunur. Diğeri ahdi tarifeye arada bir suretle ticaret itlafi akit ve teati edilmiş olan devletlerin ithalat eşyasından ya tamamına veyahut bir kısmına karşı tatbik edilir. Tabiidir ki tarifeyi ahdiye iki devletin yekdiğerine karşı müsaade karlıklarını temin etmek üzere karşılıklı bir takım tenzilat rüsumiyeyi tazammun eder.

Bu usulün faydası mahsulatı milliyeye karşı gümrüklerini müsait veya gayri müsait tutan devletlerin vaziyeti muttahizelerine göre bilmukabele bu devletlerin eşyasına müsait veya gayri müsait bir tarife tatbik edilebilmesidir. Mahzuru ise zamana göre istenildiği gibi değiştirilememesidir. Ahdi tarifler muhkem –konsolide- bir şekil alırlar. Çünkü muayyen bir devre için müessestirler. Bu devre zarfında ahval ve şeraiti iktisadiye ne kadar değişikliğe uğrarsa uğrasın tarife yalnız bir tarafın arzusuyla değiştirilemez. O devre nihayetine kadar tatbik edilmek mecburiyeti ahdiyesi vardır.

c) Çifte tarife usulü: Buna umumi tarife - asgari tarife usulü de denir. Umumi tarife yukarıda zikri geçtiği vecihle arada itlafi ticari müesses olmayan devletleri karşı korumacı olarak tatbik edilen tarifedir. Asgari tarife bir takım müsaade karlıkları ihtiva eder ki memleket eşyasına karşı faydalı rüsumlar gösteren milletlerin eşyasına tatbik olunur. Bu usulün esas özelliği şudur: asgari tarife, istenildiği zamanda yalnız bir tarafın arzusuyla tadil edilebilmek kabiliyeti olan bir tarifedir. Bu usulü evvelki tarifei umumiye tarifei ahdiye usulünden tefrik eden noktai esasiye de budur.

Çifte tarife usulünün faydası devre göre kabiliyeti tadiliyesindedir. Devlet bu usul ile gümrük tariflerini memleketin iktisadi ihtiyaçlarına göre her zaman istediği gibi artırıp veyahut azaltabilir. Ve bu suretle memleket mahsulatını ihtiyaca göre himaye eyler. Usulün mahzurunu gelince: Bu da bu şekli tarifenin bilmukabele mühim faydalar ve imtiyazlar elde edebilecek derecede yabancı memleketlere sabit ve müstakar faydalar ve imtiyazlar temin edememesidir. Çünkü karşımızdaki devletle müzakere ve pazarlık cereyan ederken - hiç değilse prensip itibariyle- asgari tarifenin gözettiği huduttan daha aşağıya inerek müsaadelerde bulunamayız.