9 Ocak 2017 Sayı 116
Yeni İlm-i Siyaset Yazıları - V. -

 

İslam’ın Şartları bağlamından; Barış Toplumuna Evrilmenin Esasları

 

İlm-i siyaset geleneğini yaşatmak ve yeni siyaseti İslam/Barış ile düşünmek üzere girdiğimiz bu yolda, inancımızın temel esaslarının her daim; uhrevîliğin yanında aynı zamanda dünyevî de olduğunu, bu dinin, mabedin yanında aynı zamanda meclis ile de beraber olacağını, kalbimizde duyduğumuz imanla beraber, zihnimizde toparlamaya çalıştığımız ilim ile söylüyoruz ve söylemeye devam edeceğiz Allah’ın izniyle.

Bugün dünya büyük bir çıkmazda. Yunanistan ve İtalya’da kendini gösterdiği, Amerikan Wall Street’ine dökülen insanların haykırdığı, Atina’nın yağmalandığı, Libya halkının özgürlük elde ettiği zannıyla kışa hazırlık yaptığı, Türkiye’nin sıfır sorun amacının gerçekleşemediği bir çıkmaz.  Özetle, insanoğlunun tarih boyunca birinci meselesi olan ekonomi bu sefer tek mesele olma yarışında parkuru birincilikle bitirecek gibi görünüyor, devlet ve piyasa arasındaki bağlar zayıflamakta ama bilinmeli ki İslam’ın güneşi bu zulmet karanlığını yavaş yavaş aydınlatmakta. Kapitalizm, kıyametine yaklaştığı şu zamanda türlü entrikalarla kaçınılmaz sonunu geciktirmeye çalışmakta ve abdestli kapitalizm, ürettiği toplumun değer yargılarını da kendisine bulaştırarak bir Mesih beklentisi içerisinde devasını aramakta, yenilgide olan her düşünce gibi.

Günümüzü tanımak adına girdiğimiz bu kısa girizgâhtan sonra biz, sisteme dair üretimlerimizin neresindeyiz, diye düşüneceğiz. Bir önceki yazımızda devlet esaslarından ve ideal devletin yönetici kadrosundan bahsetmiştik. Bu yazımızda ise kadronun programına değineceğiz. Yani imanın şartları nasıl bir toplum, kadro ve ilke istiyor ve bunu formüle ediyorsa; İslam’ın şartları da tabir-i caiz ise bize iktidarın ve halkın/müslümanın izleyeceği esas politika ve plan ve programını sunuyor.

1. Kelime-i Şehadet; birçok fikir adamımız, tarihçimiz, akademisyenimiz İslam’ın mebde’ lerini bize sunarken altıncı bir şart olarak cihad ibadetini ekleme yanılgısı içine düşüyorlar. Yanılgı diyorum çünkü cihad başlı başına İslam’ın ilk şartıdır. Yani ilk şart diye bildiğimiz Kelime-i Şehadet bize sadece dil ile ikrarı ifade etmiyor veya görünen bir şeye tanıklığı ifade etmiyor. Bize ifade ettiği şey inandığımız şeye görmeden şahitlik etmek, şahitliğimizin arkasında durmak ve bu inancın şehîdi/savunucusu olmaktır. Zaten şehîd dediğimiz kimse, savunan adam ise, şehadet de savunmanın ta kendisi olur. Savunma sadece sıcak savaşta değil aynı zamanda soğuk savaşta da vuku’ bulabilir. Peki, buradaki parolamız ne olacaktır. Parolamız belli; ben inandığımın arakasındayım bilin ki; Allah’tan/Kamudan başka İlah/otorite yoktur. Ve içimizden bizim övdüğümüz ve bizi övgüye layık kılacak kişi (Muhammed) onun kulu/hizmetçisi ve Rasûlüdür/başkanıdır.  Bu paroladaki Allah, ilah, risâlet kavramlarının dünyevî olarak neye tekabül ettiğini eylül sayımızda açıklamıştık.Muhammed kelimesi ise Hz. Peygamber’in adı olduğu gibi sıfatıdır da. O zaman Hz. Peygamber bununla bir şeyi temsil ediyor ve bir şeylere örnek oluyor bu sıfat bir şeyi anlatıyor olmalıdır. Muhammed kelimesi, risâletin ne derecede olacağını ve kimliğinin nasıl olacağını anlatır bize. Rasûl hem halk içinde sayılan övülen olacaktır hem de diğer devletler arasında. O, devleti saygıya ve övgüye layık bir konuma getirecek bir lider olacaktır.

2) Salât Etmek; salât kelimesi vâvî ve yâyî şekilde gelir ve buna bağlı olarak iki farklı manası vardır. Yâyî hâli Kur’an’da pek çok yerde ‘dayanak yapmak, dayandırmak, tutmak, yaslamak, sırt vermek’ anlamlarına gelir. Bu anlamıyla millet-devlet bütünleşmesi sağlanması, başkanın emirlerini verirken bir yere dayanarak vermesi, istişare ekibinin olması, verdiği emre teb’anın riayet ve itaat etmesi. Emrin yanlış olduğunu düşünse dahi.

Vâvî hâli ise ‘duaya durmak, nizama geçmek’ anlamlarına gelir. Kelimenin harflerinin yer değişikliği ile oluşan ‘savele’ kelimesi ‘civil’ şeklinde batı dillerine geçmiş ve nizamı olan hal, civilization/medeniyet, uygarlık gibi anlamlar yüklenmiştir. Bu vâvî olan şekli yâyî olan ile düşünüldüğünde; ilki oluştuğunda ve gerçekleştiğinde ikinci durum meydana gelmesi ve medeniyetin inkişaf etmesi sonucu ortaya çıkar.

3) Zekât vermek; zekât kelimesinin, devlete her türlü maldan nisap miktarını aştığı takdirde verilecek olan vergi olduğu hususunda zaten ümmetin icmâı vardır. Zira Hz. Ebubekir’in zekât vermeyenlere savaş açması ve ridde hareketleri zekâtın doğrudan birey ile devlet arasında bir bağ olduğunu ortaya koyar. Bu da itaatin bir göstergesidir. Zekât mevzuu daha sonra ilm-i iktisat başlığı altında derinlemesine işlenecektir.

4) Savm (Oruç) Etmek; Oruç, öz itibariyle ekonomi ile bağlantılıdır. İsraftan kaçınmayı, başkasının hâli ile hâllenmeyi esas alır fakat ahlâk ile bağı daha kuvvetlidir. Bir toplumun genel suçlara meyli önündeki en büyük sed ve engeldir. Zaten bugün İslam toplumlarının yönetim olarak batıdan farklı olmamasına rağmen halkının içki, zina vs. kötü hasletlerden daha uzak olmasının sebebinin bu ibadetin olduğu söylenebilir. Bu da başlı başına bir sosyolojik araştırma konusudur.

5) Hacc Etmek; kelime anlamı olarak hacc, ‘gidip gelmek’ demektir. Bu da ilm-i siyaset terimi olarak “kongre” anlamına gelir. İslam/Barış toplumunun lideri (halife) önderliğinde yapılan senelik rapor sunma, yapılanı yapılmayanı anlatma ve hesap vermedir. Bir nevi mahşerin provasıdır hacc. İlahî bir kongredir Hacc. Şeytan taşlama dediğimiz hadise başkanı/halifeyi seçmektir. Arafat vakfesi ve orada îrad edilen hutbe bizim senelik deklarasyonumuzdur. Ama maalesef biz hacca Peygamber efendimizin haccı ile vedâ ettik. 

Aslında her biri bir kitap kadar derin olan ve açıklanmaya muhtaç olan bu meseleleri birkaç satırlık risale hüviyetinde yazmak bugünün ulemasına saygısızlık olur ama bizim burada yapmak istediğimiz, genel esasları vermek ve insanları düşünmeye sevk etmektir. Biz kendi eylemimizi gerçekleştirmenin sevinciyle Allah’a çokça hamd ediyoruz. Ve her zaman tekrar ettiğimiz gibi biz inanıyoruz ki Allah bu düzeni bizimle veya biz olmadan kurduracaktır. Bunun gerçekleşeceğine iman etmenin lezzetindeyiz elhamdülillah.

Allah bizi kendisine layık kul, rasûlüne bağlı ümmet olanlardan eylesin.