9 Ocak 2017 Sayı 116
Kur'an Belîğdir Her Akla Hitap Eder - II -

 

6- Kişiye değil her söze kulak ver, aklınla tesbit ettiğinin en iyisine uy

Kur’an beni dinle demiyor. Kur’an diyor ki, sen söylenene bakacaksın, söyleyene bakmayacaksın. Çok iyi insan da olsa, çok bilgili de olsa, sen senin içtihadınla hareket edeceksin. Başkalarından bilgi alacaksın, ama kararı sen vereceksin. Yalnız Kur’an’ı okuma, diğer kitapları da oku, diğer insanları da dinle. Ne söylüyorlar, duy bakalım. Yanlış olsun doğru olsun, o eğer söz ise sen ona kulak ver. Onların içinden sana yarayanları, en iyilerini seç ve ona uy. Kim söylerse söylesin, sen söylenen söze bak.

İnsanlara bu metodu öğretmekle belagatı öğretmiş oluyor.

Allah ile, topluluk ile kişilerin yaptığı sözleşme olan kitabı okurken başka kitapları da okumamız gerekmektedir. Söylenenleri seçip en iyisi hangisi ise ona uymamız gerekir. Kitabın belagatını böylece kontrol edebiliriz. Söyleyenin de fesahatini böylece anlayabiliriz.

Bir metnin tercih edilebilmesi için o metnin yorumlanması gerekir.

Yorumlar şöyle yapılır.

a)      Söylenenler arasında çatışma varsa onlar giderilir. Tercihler yapılarak söylenenler arasında tearuz ortadan kaldırılır.

b)     Söylenenler içinde icmaa aykırı yani kesin ilmî verilere aykırı ise o da tevil edilerek giderilir.

c)      Metinde ütopik, insanların uygulayamayacakları hususlar varsa, onlar da tevil edilir.

d)     Nihayet sonuçta sistem oluşturuyor mu? Sosyal makine veya teknik proje çalışıyor mu? Üretim yapıyor mu? Ona bakılır.

İşte, en iyisi demek, sonuçta üründe en elverişli olanları seçmedir. Kur’an kendisi ahsene’l-hadis olduğunu iddia ediyor. Yani sözlerin en iyisi olduğunu iddia ediyor. Bunun da kavlen bulunacağını söylüyor. İşte bu onun belagatıdır. İnsana düşünerek anlamasını öneriyor.  “Benzerini getirin” derken muhaliflere meydan okuyor. Mü’minleri de düşünmeye ve araştırmaya çağırıyor. Başka kitapları, başka eserleri de okuyun, onlarla Kur’an’ı karşılaştırın, Kur’an’ın en iyi olduğunu görün ve ondan sonra artık Kur’an’a uyun deniyor.

“Bütün sözlere kulak verirler, en iyisine uyarlar.”(Kur’an; Zümer, 39/18)

Peki, biz bütün sözlere nasıl kulak vereceğiz?

İşte bunun için organize olmamız gerekmektedir. İşbölümü yapıp herkesin söyledikleri sistematik olarak herkese ulaşmalıdır. Bunun için herkesin bir basın temsilcisi vardır. Söylemek istediğini ona söyler. Temsilci onu yazılı hâle getirip internete koyar. Bunlar günlük veya haftalık haber hâline gelir. O bucakta söylenen sözler, yeni sözler dergide yer alır. Bucak halkı birbirlerinin sözlerini duymuş olur. Basın, yayın, haber alma, arşiv, tebliğ ve ilmî dayanışma ortaklıkları bu sözleri metin hâline getirmektedir.

Bucakta yapılanlar il içinde yapılır, il içinde yapılanlar ülke içinde yapılır, insanlık için yapılır. Böylece “İşleri aralarında şûra ile olur.”(Kur’an; Şûrâ, 42/38) âyetine uygun bir düzenleme ortaya çıkar.  Kitaplar yazılacaktır. İlmî metinler yazılacaktır. Şerhler yazılacaktır. Bu kitaplar her yıl yenilenecektir. İnternette bütün ilimler resmi mahiyette yayınlanacaktır. Ben bir şeyi öğrenmek istediğim zaman kendi ilmî dayanışma sorumluma sorarım. Bilirse bana cevap verir. Bilmezse diğer sorumlulara danışır. Onlar da bilmezlerse, il merkez bucağındaki il sorumlusuna sorar. O bilirse cevap verir. Bilmezse diğer il ilmî dayanışma sorumlularına sorar, onlar da bilmezse ülke sorumlusuna sorar. O gerekirse ülke sorumlularına danışır. Onlar da bilmezlerse insanlık ilmî dayanışma sorumlusuna sorar. Sorumlu insanlık ilmî dayanışma sorumlularına danışır.Bu danışma başkanın istişaresi ile de olabilir. Gerekirse tüm taşradakilerle istişare yapılarak sonuçlara ulaşılır.

İşte, her söze kulak verirler ifadesi bunu göstermektedir.

Böyle bir teşkilat kuracağımızı ifade etmiş oluruz. Bunlar metinler hâline gelir. Çözümler herkes için çözüm olur. Kurallı çözüm, başkalarına da çözüm, kendin için kendi çözümün ve nihayet ilmî çözüm. Yani deneme ve düzeltme sistemi.

İşte Kur’an’ı böyle anladığımızda onun belagatı ortaya çıkmaktadır.

 

7- İyi ile değil, iyilikte yardımlaş, kötülükte yardımlaşma

Kur’an, ben Allah’ın sözüyüm diyor, ama hiçbir zaman kendisine ayrıcalık tanınmasını istemiyor. Diğer sözlere karşı yapılacak makul davranışların kendisine  de yapılmasını ve bu şekilde davranılmasını istiyor. Üniversitelerde bütün görüşler okutulsun ve tartışılsın, halk ne istiyorsa ona uyulsun, dayatma olmasın.

“İslâmiyet ve Günümüzün Meseleleri” adlı kitabımda ben bunu yazdım. Şeriata da komünistliğe de yer verilsin, yarışsınlar, kim kazanırsa o ülkeyi yönetsin dedim. Mahkeme komünistlik propagandası yapıyorsun diye mahkum etti. Bilirkişiye gitsin dedim, gitmedi. Çünkü saçmaladıklarını biliyordu. 163 kalktı da dava düştü. İşte XXI. yüzyıla girerken böyle saçmalıklar mahkeme kararlarında yer alıyordu.

Kur’an ise bunu çok açık olarak ifade ediyor. Her söze kulak verilecek ve en iyisine uyulacak.(Zümer, 39/18) Bu arada her sözü bulmak ve en iyisini yapmak için yardımlaşılacaktır.

Kur’an’ın burada koyduğu ilke şudur. Kim söylerse söylesin, doğru ise kabul edilecek, yanlışsa reddedilecek. Bunun gibi kim yaparsa yapsın, yapan iyi olsun kötü olsun, iyi iş yapıyorsa yardımlaşacağız, kötü iş yapıyorsa yardımlaşmayacağız. Adam iyidir ama yanlış yapıyor, onunla dayanışma ve yardımlaşma içine girmeyeceğiz. Genellikle iyi insanlar iyi iş yapar kabul edilir. Bu ekseriyetle böyledir. Ama iyi insanlar bazen bilerek veya bilmeyerek çok kötülük yapabilirler. O zaman onunla yardımlaşmayacağız. Kötü insanlar çoğu zaman kötülük yaparlar ama bazen iyilik de yapmış olurlar. O zaman onunla yardımlaşacağız. Bu ne güzel bir kuraldır. ABD ile dostuz. İyilikte beraberiz, ama kötülükte hayır. ABD ise ilân etti ve dedi ki; ya bizden ya karşımızdansın! Yani kötülükte de benimle olacaksın dedi. Ama dünya dinlemedi. Teskere geçmedi. O halde Kur’an’ın dediği oldu.

Kur’an, ben Tanrı’nın sözleriyim, ben ne dersem o olacaktır, onu yapacaksınız, demiyor. İyilikte yardımlaşın, kötülükte yardımlaşmayın diyor. Yani biz Kur’an’ı okuyacağız, diğer kitapları da okuyacağız. En iyisi ne ise onları tespit edeceğiz, ondan sonra dayanışma ve yardımlaşmada başkaları ile işbirliği içinde olacağız. Biz her ülke ile iyilikte anlaşmalar yaparız. Çin, Rus, İran, Kanada, Arjantin, Japonya değişmez. Kötülükte hiç bir ülke ile anlaşma yapmayız. Bu ister ABD olsun, ister AB olsun. Yanlış yanlıştır, kötü kötüdür. Onu kim yaparsa yapsın değişmez.

Kur’an ve diğer bütün büyük dinler insanlara barışı getirmişlerdir. Barışın birinci şartı insanları eşitlik içinde görmektir. İyi insan ve kötü insan yerine, iyilik yapmakta olan insan ve kötülük yapmakta olan insan vardır. İyi veya kötü olduğu ancak hesap defteri kapandığı zaman belli olur.

Bir işletme tam kârını ve zararını hiçbir zaman hesaplayamaz. Çünkü hep girişim içindedir. Firma ne zaman tasfiye edilirse kâr-zarar o zaman belli olur. Bu sebepledir ki muhasebemizi öyle yapıyoruz ki, ortak girdiği zaman durum belli olsun, çıktığı zaman da belli olsun. Kârları gelecek elli haftaya bölüyoruz, zararları gelecek elli haftaya bölüyoruz. Her hafta kârları şarj ediyoruz. Böylece takdiri olarak haftanın kârı ortaya çıkar.

İnsan da iyilik ve kötülük yapmaktadır. Takdiri olarak iyi insan diyoruz, takdiri olarak kötü insan diyoruz. İnsanlar dünyada işledikleri suçlardan dolayı cezalandırılıyorlar. Bu onlar için suçların kefaretidir, topluluk için caydırıcılıktır. Başkaları bir daha suçu işlemesinler diye ceza verilmektedir. Bu sebepledir ki faile ceza verilmez, fiile ceza verilir, fail çeker. Böyle olunca da suç orada kalır, başka fiillere sirayet ettirilmez.

Kur’an diyor ki; ey insan ve insanlar! Gelin iyi işler yapmakta birleşelim. Size göre ne iyi ise onu birlikte yapalım. Bize veya size göre bir şey kötü ise o hususta herkes kendi içtihadına göre hareket etsin. Kur’an’da yazılı olduğu için değil, iyi olduğu için yapılsın, kötü olduğu için kaçınılsın. Kur’an tam bir lâik mantığı ile insanları birleşmeye davet etmektedir.

Söyleyen kim olursa olsun, söylenen önemlidir. Yapan kim olursa olsun, yapılan önemlidir. Kur’an bizi eğer doğru yola davet ediyorsa; Kur’an Araplarındır, uydurmadır, deyip onun doğru davetlerine karşı gelemeyiz. Bizim Kur’an’ın dediğini değil, doğru olanı yapmamız gerekir. Kur’an böylece insanlara kendisini dinletme usulünü bulmuştur. Bu belagattır.

 

8- Hükmettiğin zaman yakının olsa da adaletle hükmet

Kur’an her söze kulak verilip en iyisine uyulacaktır diyor. Kur’an iyilikte yardımlaşılacaktır diyor. Bunun yanında Kur’an’a uyanlara başka bir emir daha vermektedir. O da insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmedeceksiniz diyor.

Bu ne demektir?

Hükmetmek demek zorlamak değildir. Bir konuda şehadet etmek de hükümdür. Size soruyorlar. Siz öyle cevap veriyorsunuz ki karşı taraflar tatmin oluyor ve sizin hükmünüze uyuyorlar. Sizden bir haber duydukları zaman, bunlar yalan söylemez diye size inanıyorlar. Bu adaletle hükmetmektir.

Bundan önce bir kural konmuştu. İyilikte yardımlaşılacaktır, kötülükte yardımlaşılmayacaktır. Bunun anlamı içinizden biri kötülük yaptığı zaman ona sahip çıkılmayacaktır. Karşı taraf iyilik yaptığı zaman da onun iyiliği çürütülmeyecektir. Böyle yaptığınız zaman kötü kimselerin kötülük işlemelerini engellersiniz. Yoksa eğer kötülük yapanlara sahip çıkarsanız o zaman kötülük yapmaya teşvik etmiş olursunuz.

Cahiliye dönemindeki insanlar adalet yerine asabiyeti esas alırlardı. Bugün de siyasi partilere bakın, kendi partilerindekiler ne yapsalar en iyisini yapmakta, hiç hata işlememektedirler. Karşı taraf da ne yaparsa kötü yapmakta, hiç iyi işler yapmamaktadır. Bugünkü iktidar ve muhalefet buna dayanmaktadır. Halk bu durumdan bizardır, doğruyu öğrenememektedir.

Oysa Kur’an inananlara adaletle hükmetmeyi ve doğru şehadet etmeyi emrettiği gibi dinler ve topluluklar arasında da tarafsızdır. Kavmin kavmi istihza etmesine izin vermez. Böylece Kur’an’ı okuyanlar ve anlamaya çalışanlar üzerinde derin etkiler bırakmaktadır. İnsan kendisi yapamazsa bile başkalarının doğruyu yapmasını ister. Kur’an’ın bu daveti insanlara Kur’an’ı dinletmek için en etkili yol olarak ortaya çıkar.

Bugün kapitalistler sosyalistleri kötülemektedirler ama kendilerinin iyiliklerini sayamıyorlar. Sosyalistler de kapitalistleri kötülüyorlar, sanki hiç iyi tarafları yoktur. Oysa sistemlerin hem iyi hem de kötü taraflar vardır. Altı sistem vardır. Kapitalizm, kamu mülkiyetini kabul etmez. Komünizm de özel mülkiyeti kabul etmez. Oysa üretimde kapitalizm esastır, çünkü başka türlü insanlar üretmez. Tüketimde ise şuyuiyet esastır, çünkü yeryüzü insanlığındır, herkesin yaşam hakkı vardır. Demek ki orta yol tutulmalıdır. Diğer taraftan liberalizmde serbest fiyat vardır. Sosyalizmde tarifeli fiyat vardır. Oysa doğrusu parada faiz yasak olmalı, mallarda ise fiyat serbest olmalıdır. Yani paranın tekeli önlenmeli, mallarda ise tekel zaten mümkün değildir. Girişimciler planı reddederler, plancılar da girişimi reddederler. Oysa üretimde girişimcilik, imarda plan esas olmalıdır.

Kur’an böylece her rejimin iyi taraflarını almakta ve kötü taraflarını atmakta, orta rejim meydana getirmektedir. Buna “denge düzeni” diyebiliriz; “Adil Düzen” işte budur.

Adl, ata yüklenen yükler arasındaki eşit ağırlıktır. Eşit hacim olmadığı gibi eşit değer de değildir. Adaletle hükmetmek demek, dengeleyerek hükmetmek demektir.

İşte, Kur’an dengeli hükümler koyduğu için dinleyiciler üzerinde beliğ etki yapmaktadır. Gerçi kâfirler çıkarları sebebiyle anlaşıp Kur’an ehline zulmetmektedir. Kendi aralarında kin ve nefretle davranmadıkları halde, Kur’an ehline karşı zulümde ittifak hâlindedirler. Halk ise adaletle hükmedenlerin yanındadır, adil olanları tasvip etmektedir.

Günümüzde silah zoru ile Adil Düzencileri iktidardan indirmiş bulunmaktadır. Zulümleri sayesinde dünyayı baskı altıda tutmakta ve herkes “Adil Düzen”e karşı imiş gibi gösterilmektedir. Bu zulümlerini daha da artıracaklardır. Ama bir gün insanlar fevc fevc “Adil Düzen”e geleceklerdir. Nasr Sûresi bunu bildirmektedir. Nitekim Mekke’nin fethinden sonra da böyle olmuştur.

Kur’an cennete gidecekler için Allah’a ve âhirete imandan başka şart koşmadığı halde, bazı Müslümanlar hâlâ sadece kendilerinin cennete gidip başkalarının cehenneme gideceklerini iddia ve ısrar ediyorlar. Kur’an ise böyle bir iddianın gerçekle bir ilgisi olmadığını söylemektedir. Birçok konularda fıkıhçılar ve kelamcılar hata etmişlerdir. Kur’an’ı okuduğunuz zaman o hatanın olmadığını görürsünüz. Onu okudukça içinizde bir ferahlık doğar ve Kur’an’a teslim olursunun. Bu mucize onun belagatıdır.

 

9- Sevmeyeni de sev ve saldırdığının misli ile karşılık ver

Bir söz beliğdir demek ne demektir?

Bunun dört tane kriteri vardır.

a)      Söz beliğ ise kişi sıkılmadan sonuna kadar dinler. Tartışsa, karşı çıksa da sonuna kadar dinler.

b)     Söz beliğ ise söylenenleri kavrar ve anlar. Kabul edip etmemesi ayrı şeydir, ama ne söylendiğini anlar. İçeriği yanlış olabilir, yahut karşı taraf kabul etmeyebilir, ama anlar.

c)      Söz beliğ ise kabul etmese bile inadından kabul etmediğinin farkına varır. Bile bile karşı çıktığını anlar. Zamanla direnci kırılır.

d)     Söz beliğ ise size evet demese, sizinle iş yapmazsa bile, bu söz kendisinde değişiklikler yapar. Ondan etkilenerek iş görür.

Kur’an bu belagata erişmiş bir kitaptır. Kur’an’da nasıl söyleyene değil söylenene kulak veriliyor, yapanla değil de yapılanda yardımlaşılıyorsa, kötülükle mücadelede de kötü insanla değil de kötülükle mücadele edilir. Bu çok önemlidir. Kötülerle mücadele edersen karşı tarafını yok etmek istersin. Oysa kötülükle mücadelede karşı tarafı kurtarmak istiyorsun, kötülükten kurtarmak istiyorsun. Onu seviyorsun, bundan dolayı sigarayı bırakmasını istiyorsun, sigara içenin değil sigaranın düşmanısın.

Kur’an insanlara yaklaşırken insanları ikiye ayırır, iyilerle kötüleri birbirinden ayırır. Kur’an kötülerle mücadele eder ama bu mücadeleyi yaparken kötüleri yok etmek, ortadan kaldırmak için değil, kötülerin iyi olmasını istemektedir. Cihad onları yola getirmektir. Bu sebepledir ki kötülükleri yapıp durdukları halde onları helâk etmemekte, mü’minlerin onlara saldırmalarını istememektedir.

Kâfirlerin hakaretlerine ve ezalarına dayanılmaktadır. İsyan çıkarılmamaktadır. Eziyetlerine sabır gösterilmektedir. Baskılar dayanılmaz durum alınca ülke terk edilip gidilmekte yani hicret edilmektedir. İç isyanlar ve fitnelerle zarar verilmemektedir.

Kur’an okuyanlar zulme uğradıkları halde, okumayı bırakmamaları ve direnmeleri onlarda değişiklik yapmakta, sonunda düşmanlar teslim olmaktadırlar. Hıristiyanlara asırlarca zulüm yapılmış ama buna rağmen Hıristiyanlar çoğalmış, sonunda imparator Hıristiyanlığı devlet dini yapmak zorunda kalmıştır. Mekke’de de zulüm yapılmış ama mü’minler on üç sene dayanmışlardır. On üç sene sonra hicret ettiler. Mekkeliler onları orada da rahat bırakmadılar ama sonunda tüm Arabistan Kur’an’ın ilâhi kitap olduğunu kabul etti. Cumhuriyet döneminde tarikatlara çok zulüm yapıldı ama tarikatlar yine de güçlendi. Şimdi tarikat ehli iktidardadır.

Kur’an’ın belagatı nereden gelmektedir?

Kur’an kişilerle değil de kötülükle çatıştığı için, hakkı kabul ettikten sonra eski yapılanların tamamını sildiği için insanlara etki etmiştir. Hazreti İsa’nın “Sana kısası teşri ettiler. Ben ise senin bir yanağına bir tokat atan olursa sen öbür yanağını çevir derim.” diyor. İşte Roma İmparatorluğu’nu dize getiren bu söz olmuştur. İşte belagat budur. Kur’an da “Siz onları seversiniz, onlar sizi sevmezler.” “Kötülüğü iyilikle karşıla, sonra sana en çok düşman olanı sen dost bulursun.” demiş ve insanlığı böyle dize getirmiştir.

Kur’an Hazreti İsa gibi demiyor; cihat yap ama sana nasıl saldırılırsa sen de öyle saldır, onlar sana saldırmadan sen saldırma diyor. Eğer sana mermi atarlarsa sen de at, üzerine bomba yağdırırlarsa sen de yağdır. Eğer sana gaz kullanırlarsa sen de kullan. Eğer sana biyolojik silah kullanırlarsa sende kullan diyor. “Haramlar kısas iledir.” diyor. Sırf savunma ile savaş kazanılmadığı için savaşı sona erdirmek, barışı getirmek için saldırana saldırmayı meşru görmüş, ama saldırmanın dozunu da düşmanın dozu seviyesinde tutacaksın. Onlar galip gelirlerse sizin her şeyinizi yok etseler de, sen onların yaşamlarında zorlama yapmayacaksın. Onların ne kültürlerini ne dinlerini değiştirmeyeceksin. Onlara özgürlük tanıyacaksın. Irklarında da serbest olacaklar. İşte Kur’an’ın bu talimatı onun belagatını ifade eder. Sonunda insanlar İslâmiyet’i anlarlar.

Kur’an’ın bu dengeli düşmanını da sev, onlara zulmetme, sadece fitneyi def et ifadeleri Avrupa’yı da büyülemiş ve Avrupa bu yönde reform yapmıştır. Hıristiyanlığın zulmünü lâik anlayışla düzeltemeye çalışmışlardır. Bugünkü Avrupa böyle oluştu. Kur’an’ın kendisini kabul etmediler ama onun etkisiyle Avrupa’da reformlar ve rönesanslar oldu.

 

10- İyilik yapın, âhiret doğru ise kazanırsınız, öldükten sonra dirilme olmazsa zararınız olmaz

Kur’an insanlara ayrı ayrı kişiler olarak hitap eder ve onlara toplulukları için iyi olmalarını emreder. Kur’an’ın emrettiklerinin bir kısmı önce biraz ağır gelir. Mesela namaz kılmada üşengeç olurlar. Ama bir defa alıştıktan sonra kılmazlarsa sıkıntı içine düşerler.

Kur’an insanlardan neler istemektedir?

a)      Önce Allah sizi yaşamanız için yarattı, sağlığınızı koruyacaksınız. Hayatınızı tehlikeye düşürecek işler yapmayacaksınız. Siz kendi kendinizi yaratmadınız ki istediğiniz gibi kendinizi helâk edesiniz.

b)     Gününüz için çalışmayın, geleceğiniz için çalışın. Gününüzün ihtiyaçlarını geçmişte biriktirdiğiniz ile karşılayın. Sizi anne babanız büyüttü, siz de çocuklarınızı büyütünüz. Hep gelecek için çalışılsın.

c)      Yalnız kendinizi düşünmeyin, içinde bulunduğunuz topluluğu da düşünün. Siz tek başınıza yaşayamazsınız, ancak topluluk içinde yaşayabilirsiniz. O halde öyle işler yapınız ki hem size yararlı olsun, hem topluluğunuza yararlı olsun. Aşiretinizin, kabilenizin, şa’bınızın, kavminizin çıkarları ile sizin çıkarınız paralel olsun. Çıkar çatışması içine girmeyiniz.

d)     İçtihadınızla hareket ediniz, sözleşmeleri içtihatlarınıza dayanarak yapınız. Başkanda uzlaşınız, Hakemlerin kararlarına uyunuz.

Şimdi bu emirleri yerine getirdiğinizde dünyada zarar etmezsiniz. Aksine dünyanız da mamur hâle gelir. Ama Kur’an size âhirette de bu davranışlarınızdan dolayı cennete gideceksiniz diyor. Böyle yapmaz da sağlığınıza bakmaz, kendinizi helâk ederseniz, gününüzü gün eder de geleceğinizi düşünmezseniz, çıkar çatışmasına girerseniz ve sözlerinizde durmazsanız; bu dünyada sıkıntılar içinde olursunuz, âhirette de cehenneme gidersiniz diyor.

Kur’an bu ifadeleri ile insanları doğru yola çağırmaktadır. Dünyaları için iyi olan şeylerin karşılığında âhireti vaat etmektedir.

Burada belagat vardır.

İki yol olsa, iki yoldan her ikisi aynı yere götürse, ama yollardan biri aydınlık olsa, siz hangi yoldan gidersiniz? Elbette aydınlık yoldan gidersiniz. Çıkar paralelliği varken neden çıkar çatışmasını tercih edesiniz? Ama dünya çıkar çatışması içinde yuvarlanmaktadır.

Şimdi Kur’an diyor ki; ey insanlar, biz size âhiretin varlığını haber veriyoruz, iyilerin cennete kötülerin cehenneme gittiğini söylüyoruz. Farz ediniz ki bizim bu söylediklerimiz yalandır. Öldükten sonra artık hayat yoktur, toprak olup yok olacaksınız. Bizim söylediğimiz yanlıştır veya yalandır. O zaman buna inananlarla inanmayanlar eşitlik içinde olacaklardır. Hepsi toprak olup gideceklerdir. Farklı muamele görmeyeceklerdir.

Demek ki bu durumda inananların bir zararı olmayacaktır.

Peki, ya bizim söylediklerimiz doğru çıkarsa, yani öldükten sonra dirildiniz, oraya geldiniz, Kur’an’ın dedikleri gerçek oldu; inananlar cennete gittiler, inanmayanlar yani kötülük yapanlar da cehenneme gittiler. O zaman onlar kazanacak, siz ise kaybetmiş olacaksınız. O halde inananlar zararda değil, kârdadır. Daha fazla kâr etme ihtimali vardır. İnananlar kârda değil ama zarar etme ihtimali vardır. Bu durumda tercih hangisine yapılacaktır?

İki yol olsa, yolların ikisi eşit sıkıntı ile gidilebilen yol olsa, ama yollardan biri güvenlikli yol olsa, diğer eşkıyaların cirit attığı yol olsa, sen hangisini tercih edersin? Elbette güvenli yolu tercih edersin, çünkü burada güven var. Diğer şartlar eşit.

Kur’an insanlara işte bu öneriyi getirmektedir. Söylediklerimiz yanlış olsa da, sizin kârlılık hesaplarınıza göre bizim yoldan gitmeniz gerekir. Kur’an işte bu kadar rasyonel ve tarafsız bir muhakeme ile insanlara hitap etmekte, bu ifadeleri ile insanları kendisine çekmektedir.

İyi insan vardır, kötü insan vardır. Bir de ne iyi ne kötü insan vardır. İyiler zaten iyidirler, Kur’an olmasa da iyidirler. Kötüler ise zaten kötüdürler, Kur’an olsa da kötüdürler. Kur’an ne iyi ne de kötü olanları iyiler sınıfına götürmek için nâzil olmuştur. Ama hitap ederken bütün insanlara birlikte hitap eder. Kâfirlerin mü’min olamayacaklarını da bildirir. Ama mü’minler Kur’an’la destek alırlar.

Son olarak şunu tekrar belirtelim. Kur’an Allah tarafından gönderilmiş, mü’minler de onu kabul etmişlerdir. Artık Allah ile insanlar arasında bir sözleşmedir. İkisini eşit seviyede ilgilendirir. Kur’an’a söyleyen cihetiyle bakarsan fesahat olur, söylenenler cihetinden bakarsak belagat olur. Kur’an hem fasih hem de beliğ bir kitaptır.

 

 

14. BELAGAT; AKLA HİTAP EDERالبليغ       

1- İttika edenlere yol gösterir

2- Cihad edenlere yol gösterir

3- Müteşabihleri bırak, muhkeme uy

4- Benzerini getirin, o takdirde her şeyi yapmakta serbest olursunuz

5- Daha iyisini getirin ona uyayım

6- Kişiye değil her söze kulak ver, aklınla tesbit ettiğinin en iyisine uy

7- İyi ile değil, iyilikte yardımlaş, kötülükte yardımlaşma

8- Hükmettiğin zaman yakının olsa da adaletle hükmet

9- Sevmeyeni de sev ve saldırdığının misli ile karşılık ver

10- İyilik yapın, âhiret doğru ise kazanırsınız, öldükten sonra dirilme olmazsa zararınız olmaz

 

 

SÜLEYMAN KARAGÜLLE

Yay. Haz.:REŞAT NURİ EROL