27 Şubat 2018 Sayı 117 Sayı 117
Adil Düzende Mimari

 

ADİL DÜZENDEMİMARİ

Giriş

  Serbest gelişme

Boş  bir yer bulan bir ev yapar ve yerleşir. Başka biri gelir, oda ona yakın ama bitişik olmayan bir ev yapar.  Böylece bir köy oluşur. Aralarında yollar bırakırlar. Herkes bir bina yapar. İstediği şekilde odalar ve diğer yerler bırakır. Zamanla insanlar tip projeler ortaya çıkarırlar. Sonra kitaplar yazılır. Bilgi verilir. Sonunda yöneticileri projelerde sırlama yaparlar. İmar mevzuatı oluşur.

  İlmi Gelişme

İlim geçmişte yapılanların tespitini yapar ve zamanla projelerin aldığı  şekilleri incelenir. Başarılı olan projelerin yararları ve elenenlerin elenme sebepleri incelenir. Bir mimarlık ilmi doğar. Mimarlık ilmine göre proje hazırlanır ve uygulanır. Araştırmalara devam edilir. Şikâyetler dinlenir, çözümler üretilir. Böyle yapılan uygulama ve yeniden proje yapma ve sürekli olarak gelişmeyi sağlama usulü ilmi usuldür.

  Uygarlaşma

Canlılarda türden türe biyolojik evrim olduğu halde insanlık da sosyal evrim vardır. Teknolojide gelişme ve teknolojiye göre sosyal gelişme olmaktadır. Böylece sürekli olarak yerleşim ve yapılaşmada, araçları  üreteme, araçların görünüşünü düzenleme hep değişmelidir. Yenilikte aranan iki şey vardır; biri yeni ihtiyaçları karşılayan yeni fonksiyonlar, biri de fonksiyonları ifade eden şekillerin ve biçimlerin estetik olmasıdır. Estetiğin de fonksiyonu vardır. Bir farklılıktır. Diğerlerini kendine çekme, ruhen insanları  hatta diğer canlıları rahatsız etmemedir.

  Tarihi Gelişme

İnsanlar tarım döneminde çardaklarda yaşıyorlardı.  Bitkilerin kabuklarından ördükleri elbiseler giyiyorlardı. Ağaçlardan yaptıkları araçları kullanıyorlardı. Çobanlık dönemine geçince mağaralarda yaşamaya başladılar, deriler giydiler, Taştan araçlar yaptılar.  Çobanlık dönemine geçince taştan kulübeler yaptılar, yünden kumaşlar dokudular, madenlerden araçlar yaptılar.  Tarım dönemine geçince insanlar tuğladan evler yaptılar. Pamuk yetiştirdiler, bitkilerin liflerinden kumaş ürettiler. Maden kaplar kullanmaya başladılar.

Pazarlık döneminde, iş bölümü başladı. Kimi pamuk ekti kimi hayvanları besledi. Mimarilerde çeşitlilik başladı. Herkes yaptığı işe göre ev yaptı, işyeri yaptı. Giyim de ona göre değişti. Araçlar farklılaştı.  Ticaret döneminde taşıma araçları önem kazandı. Nihayet sanayi döneminde büyük kentler oluşmuştur. Tarım yerleşimi ile sanayi yerleşimi farklılaşmıştır. İşçilik döneminden sonra ortalık dönemi gelecektir.

 

 

Üçüncü Aşma

Tarım döneminden önce insanlar göçebe hayatı yaşıyorlardı. Gazların tabi olduğu kanunlara tabi idi. Tarım döneminden sonra yerleşik hayata geçtiler, katı cisim gibi birbirine komşu oludular. Sanayi döneminde ise sıvı haline geçtiler. İnsan bugün tanımadığı insanlarla ilişki kurmakta ürettiğini dünyaya pazarlamada tüm üretenlerin mamullerini almaktadır. Bugüne kadar gelişen mimarlık tarım dönemi katı cismine tabi kanunlara tabi topluluklar için oluşan mimarlık oluşmuştur. Oysa Üçüncü bin yıl uygarlığı sıvı cisim kanununa tabi olacaktır. Bu sebeplerden dolayı klasik mimarisi bugün ki oluşuma cevap veremiyor dolayısıyla yeni bir mimariyi oluşturmak zorundayız. Bu kitabın gayesi üçüncü bin yıl sanayi uygarlığının ihtiyaçlarına cevap veren mimarlığın geliştirilmesidir.

 Çalışma Usulü

Oluşacak yeni uygarlık bilinmeden önce onun mimarisi oluşamaz. Önce gelecek dünyanın projesi oluşturulmalıdır.  Ondan sonra onun mimarisi yapılır. Soysal siteler gelecekte dünyanın projesini oluşturdular. Kapitalistler gelecek dünyanın projesini oluşturdular ve uygulamaktadırlar. Farklı rejim anlayışı farklı mimari üslubu doğurmuş değildir.  Kapitalizm mimarlık anlayışını Sovyetler de uygulamışlardır. Bunun anlamı şudur ki farklı uygarlık modelini koyamamışlardır. Kapitalizmin ve sosyalizmin dayandığı temel düzen dini dışlayan laik düzendir. Sosyalizm, aileyi, dini, devleti ve mülkiyeti dışlayan bir düzendir. Merkezi yönetimdir. Merkezde sermayeyi veya devleti koyan sistemdir. Yeni sitem değildir. Araba aynı şoförü farklıdır.

Çalışma Usulümüz

Mevcut Usul

Yirminci yüzyılda yapılan çalışmalar iki şekilde devam etmiştir.  İnsanlar ya dinerline bağlı inanışlarını sürdürmektedirler. Hıristiyanlar, Müslümanlar, Budistler ve Hindular kendi tarihi mimarlık anlayışını sürdürmektedirler. Mabetlerini ona göre yapmaktadırlar. Günlük haytaların dini dışlayan laik mimarlık anlayışı içine girmişlerdir. Laik mimarlık anlayışı da dinleri dışlamış din dışı bir mimarlık getirmiştir. Mabetsiz şehir yaptıkları ileövünmüşlerdir.  Biri tarihi ömrünü tamamladığı için her hangi bir ilerleme kaydedilmemiştir. Diğeri dinleri dışlayarak ütopik insanlar için mimarlık geliştirmiştir. Dolayısıyla başarılı olamamıştır.  İnsanları dinsizliğe götürmüştür ama yeni uygarlık kuramamıştır.

Akevler’in Usulü 

1967 İzmir de kurulan Akevler kredi ve yardımlaşma kooperatifi yeni bir metot geliştirmiştir. Dayandığı esaslar, şunlardır.

a) Dine dayalı geçmiş ve halen yaşayan uygarlıklar dışlanmayacak. Dört büyük dinin getirdikleri dışlanmayacak. Kuran başta olmak üzere bütün mukaddes kitaplara asgari laik düşünceye verilen önem kadar önen verilecektir. Bunun için bunlar öğrenilecektir.

b) Bugün müspet ilimin vardığa sonuçlar doğru sonuçlardır. Büyük dinerlin katkıları ile oluşmuştur.  Dinleri dışlamak ne kadar yanlışsa, müspet ilime aykırı kuralları benimsemek de o kadar yanlıştır. Dolaysıyla müspet ilim ile büyük dinlerin ortaya koyduğu sonuçlar değerlendirilir, kesin ilmi sonuçlara aykırı olanlar,  asla kabul edilmez. Yanı dinlerin getirdikleri müspet ilime uyuyorsa kabul edilecek, müspet ilme aykırı olanlar, o dinlere sonradan girdiği kabul edilecektir.

c) Esas olan insanın kendisidir yani kişidir. O halde mimarlıkta her şeyden önce kişilerin ihtiyaçları tespit edilecek ona göre mimari geliştirilecektir.  Kişi çocuk, kadın, erkek ve yaşlı olan kimsedir. Bunlar da aile içinde yaşarlar dolayıysa esas olan ailedir, mekândır. Tüm mimarlık iaşe müesseslerinin ihtiyaçlarına göre geliştirilmelidir.

d) İnsan topluluk halinde yaşar. Yaşam aile içinde oluyor, ama buna karşılık üretme dışarıda ortaklık işletmede yapılır. İlk çalışma ünitesi ise köylerdir. Dolaysıyla mesken ile semt dediğimiz yüz ailenin birliği de mimarlığın ikinci dayanağı olacaktır.  Yanı mimarlık buradan başlayacak semtlerin birleşmesi bucakları, bucakların birleşmesi ilçeleri, ilçelerin birleşmesi illeri, illerin birleşmesi ülkeleri, ülkelerin birleşmesi ise kıtaları, kıtaların birleşmesi ile yeryüzünü oluşturacaktır. Planlama mikrodan makro ya gidilerek çözülecektir.

Kooperatif

Mikrodan makro ya gitmeyi gerçekleştirmek amacıyla İzmir’de 1967 de yirmi dönümlük bir yer alınmıştır ve akevler sitesi oluşturulmuştur.  Çalışmalarını halen sürdürmektedir. Buna göre uygulama yapmaktadır. Din karşıtı olmadığı için kooperatife dindarlar katılmışlardır. O zamanın yönetimi bundan rahtsız olmuş ve kooperatifi çeşitli baskılar altına almıştır. Kooperatif Kemal paşanın sütçüler köyünde 600 dönüm,   Bal Kahve civarında da 250 dönüm, Trzalı köyünde 4000 dönüm yer almıştır. Devlet kimine orman olmadığı halde orman demiş, sit alanı olmadığı halde sit alanı demiş, diğer uydurma sebeplerle kooperatifin gelişmesini önlemeye çalışmıştır. Kooperatif kendini savunmak için kurulan dine karşı olmayan partileri desteklemiştir.  Bu gün bu baskı kalkmıştır.

Bu Çalışma

Bu çalışma 1967 de başlayan adil düzen çalışmalarının bir devamıdır.  Akevler’in çalışması ilmidir. İstiysen siyasi, dini, ekonomik kuruluşlar değerlendirip kullanabilir. Bizim çalışmamız da ilmidir. İlmin sahibi Allah’tır. Bize başkaları öğretmiştir biz de başkalarına öğretmekle yükümlüyüz. Adil düzen İslam düzenidir. Hiçbir partinin yahut kuruluşun malı değildir. İsteyen bu çalışmalara katılabilir, katkıda bulunur. Yanlışlar varsa düzeltir. Bizim çalışmamız sadece amatördür.   Kimseye empoze etme değildir.

İkili Çalışma

Bir çalışmanın en az iki kişi tarafından yapılması gerekir. Biri adil düzen üzerinde çalışmış biri olmalıdır. Diğeri de Günümüzün mimarisini bilen biri olmalıdır. Mimarlık konularını Dr. Mimar Bünyamin Demir ele almıştır. Adil düzene olan uygunluğunu da Akevler’in kurucularından Yük. Mühendis Süleyman Karagülle yapmıştır.

Bu çalışmalar, http://www.medhaldergi.com/ da yayınlanacaktır. Gerek adil düzen çalışanlardan gerekse mimarlardan eleştirilerve katkılar beklemekteyiz.

AİLE

Üçüncü bin yıl uygarlığı aile müessesine dayanır.  İnsan Anne rahmine düştüğü günden itibaren kişilik iktisap eder ve artik hakları vardır. Doğduğu andan sonra da borçlu olamaya başlar.  Ölünceye kadar borçlu ve alacaklı olur. Ölünce bıraktığı mirasla borçları tasfiye edilir mirasın taksimi ile hayatı son bulur.  Kişi on beş yaşına kadar hep borçlanarak yaşar. Anne babası, diğer akrabalar ve topluluk ona hizmet ederler.  Çocuk onlara değil insanlığa borçlu olur. Erişkin yaşa gelince kendisi evlenir, yeni aile kurarve insanlığa olan borcunu öder.  Erginler yaşlılara bakarak alacaklı olurlar. Yaşlılardan değil insanlıktan alacaklı olurlar. Yaşlanınca da çocukları onlara hizmet eder alacaklarını almış olurlar. İnsanın bu durumu insanlığın sonuna kadar sürecektir.

  Hastalar

On beş yaşına geldiği halde kendi başına yaşayacak duruma gelmemişse bu küçük sayılır, anne babaların ve akrabaların ona karşı yükümlülükleri devam eder.  Bazı kimseleryaşlanmadan hasta veya sakat olurlar oda yaşlı sayılır,  İyileşen ergin olur.

İş Bölümü 

Aile çocuk yetiştirme ve birlikte yaşama ortaklığıdır. Anne çocuğu doğurur, emzirir ve büyütür. Baba ise aileyi savunur ve nafakasını temin eder. Bunun içindir ki kadın askere alınmaz. Yemek pişirmek ve temizlik işleri yapmak kadına aittir. Aile efratlarının yiyeceği, giyeceği, barınacağı ulaşım ve haberleşme babaya aittir.  Görevli kimse yetkili odur. Evin için de anne görevlidir. Sorumlu yetkili odur. Dışarıda ise baba görevlidir. Yetkili de odur. Görülüyor ki Adil düzende karı veya kocanın başkanlığı söz konusu değildir.

Aile Nüfusu

Bir ailede anne baba ve üç çocuk vardır. Beş kişidir. İleri yaşlarda çocuklar azalır onların yerine büyük anne veya büyük baba yer alır. Böylece normal aile beş kişiliktir. En az üç en çok da 10 kabul ediyoruz. Bununla berber tek kişilik aile de olabilir. İki kişilik da olabilir. Bazen 10 kişilik aile de olabilir. Hatta hizmetçiler de aile içinde yer alırlar yani yirmiye de çıkabilir. Büyük aileler iki, üç den az onalar diğer ailelerle birlikte sayılır.

Yakınlar

            Bazen anne veya baba veya her ikisi, küçükken ölebilir. Babalarından önce çocukları ölebilir. Onların görevleri diğer yakınlara intikal eder.  Annenin yerine onun anneleri ve banın yerine de onun babaları yer alır. Oğullarının yerini erkek torunları kızların yerini kızdan kız torunları yer alır. Usul veya furu yoksa yerine kardeşleri yer alır. Kardeşleri de yoksa usulün yerini teyzeler ve amcalar alır. Furun yerini kızdan yeğenler veya erkekten yeğenler alır. Yakınları yoksa uzak akrabalar ve komşular alır. Sahipsiz kimse yoktur. O halde aile içinde çocuklar ve anne babanın dışında da yakınlar yer alabilir. 5 kişilik aile kabulü buna da dayanmaktadır.

 

Ocak

İnsanlar topluluk olarak yaşayacak şekilde yaratılmıştır. Ona yakın olan aile en küçük topluluktur. Eskiden aşiret yerine amca çocuklarının da bir arada yaşadığı büyük aile vardı. Şimdi çekirdek aileye inmiştir. Ne var ki ailelerin birlikte bazı hizmetleri yapmaları gerekir bunları dört grupta toplayabiliriz.

  1. Ortak maddelerin bölüşülmesi. Su elektrik, gaz, atıkların birlikte yapılır gereken kadar tek kanalla gelir ve gider. Bunların birlikte nakil olunması ve paylaşılması gerekir.
  2. Çevre temizliği birlikte yapılır. Apartmanın merdiven temizliği böyledir.
  3. Yakınlara nezaret etme. Küçüklerin yaşlıların hastaların yanında büyüklerin bulunması gerekir. Tek başına aile yaparsa üretim olmaz. Bir araya gelenler sıra ile nöbet tutarlar.
  4. Bekçilikte, dışarıdan gelen kimselere kapı açmak veya yangın gibi hallerde haber vermek gibi görevlervardır. Bunlar nöbetleşe olarak tutulur.

   Bu ve buna benzer hizmetler vardır. Bunlar ona yakın aile arasında cereyan eder. Buna ocak diyoruz. Bugün ki apartmana tekabül etmektedir.

Ocak’ta Örgüt

Ocak içinde gündüz nöbetlerini temizlik yapan kadınlar tutarlar. Gece nöbetlerini ise erkekler tutarlar. Gündüzün işleri vardır.  Bugün apartmanlarda kapıcılar çalıştırılmaktadır. Bu parayı ödeyen kimseleri apartmana almak demektir. Zorla çalıştırma yoktur. Nöbet tutanlar nöbet tutar, tutamayanlar bedel öderler. Kadınları organize eden kadın başkan vardır. Erkeleri organize eden erkek başkan vardır.   Biri başkandır biri yardımcıdır. Hangisinin başkan olacağına ocak sakinleri karar verir. ortak hakeme veya Yargıya gidilir. Hangisi daha layık ise o olur.

Yaşama Saatleri

Eskiden yalnız mesai saatleri düzenleniyordu. Çünkü aileler birbirinden uzak yaşıyorlardı. Şimdi ise apartmanlar insanları bir arya getirdi. Artık yalnız mesai saatlerinin tanzimi yeterli değildir. Tüm yaşama saatlerinin tanzimi gerekmektedir.  İhtiyaçlar bu yaşama saatlerine göre ortaya çıkar.  İnsanlar birlikte yatarlar, birlikte kalkarlar, birlikte işe giderler, birlikte işten dönerler. Bunu yalnız çalışanlar değil bütün aile fertleri birden yaparlar. Aile yapısı böylece devam eder.

  Aile ve Akrabalık Bağları

Aile sevgiye dayanır. İnsan sevildikçe yaşamak ister. Sevilmediği istenmediği takdirde yaşama arzusunu kaybeder. Onun için hayat çilesi zordur. Aile fertleri arasında sevginin devam etmesi için birlikte yaşamaları gerekir. Birlikte yemek yerler. Birlikte uyurlar, Birlikte televizyon seyrederler. Gündüzleri iş vakitlerinde birbirinden ayrı yaşayan aile fertleri öğle zamanlarında, akşamleyin gece beraber yaşamaktadırlar.  Böylece birbirini sevmekte ve birbirine güvenmektedirler. Aile fertleri kendilerini yalnız hissetmektedir.   Bir çocuk anne babasının sevgisi içinde büyümektedir. Anne babası da çocuklarına hayatını adamıştır. Onlar için çalışmaktadır. Canlıların yavrularını korumaları için kendilerini feda ettikleri görülmektedir.

İnsanın kendi canını çok sevmektedir. Ama yavrusunu kendi canından daha çok sever.  İnsanları hayata bağlayan onlara yaşama ve çalışma azmi veren bir müessesedir.

İş hayatı

İnsanlar birlikte çalışır sonra bölüşür, ayarı ayrı  ailede tüketiriler. Bugün bir apartmanda oturan insanlar ayrı yerlerde çalışmaktadırlar. Çocuklar ayrı ayrı yerde okula gitmekte, çoğu zaman geceleri bile bir araya gelememektedirler. Bir de sosyal yapıyı oluşturmaktadır.  Yüz hanelik bir topluluğa semt demekteyiz. Anadolu köyleri böyle topluluklar oluştururlar. Eskiden iş hayatı çıkar çatışmasına dayanmakta idi. Şimdi çıkar paralelliğine dayanmaktadır. Köyde herkes pamuk ekmektedir. Eğer pamuk iyi para ederse herkes yararlanır.  Dolaysıyla üçüncü bin yıl yapılaşmasında üretim semt hayatına dayanacaktır.  

  Üretme Mekanizması

Semtte bir bakkal vardır. Semt sakinleri günlük ihtiyaçlarını o bakkaldan sağlamaktadırlar. Hatta tüm ihtiyaçlarını isterlerse bakkala sipariş verebilmelidir. Anadolu da söz vardır; “al kapıda sat kapıda”. Halk semt içinde çalışmakla üretim yapmaktadır.  Vakitlerini yollarda harcamamakta yemeği evinde ailesiyle yemektedir. Bunun anlamı şudur. Biz bir semt oluştururken yalnız meskenlerin değil aynı zamanda işletmeleri de planlamamız gerekir.  Çevre kirliliği yapmayan iş yerleri gürültü yapmayan iş yerleri meskenlerin içinde var olmalıdır. Anne işyerinde işini bırakıp çocuğuna süt verebilmelidir.

Semtte Üretim

Eskiden her aile kendi tüketeceği şeyleri kendisi üretirdi. Zamanla iş bölümü doğdu aileler farklı şeyler ürettiler ve pazarda değiştirdiler. Şimdi bir bölgede her semt ayrı mallar üretecektir. Bir semt çok az çeşit mal üretecek onu da satacaktır. Kendi ihtiyacını tüm yeryüzünden temin edecektir.  Semtte üretilen mallar ortak ambarlara konmaktadır. İlçeye götürmektedir. İlçede kalite kontrolleri yapılarak vasıfları yazılarak etiketlendirilir. Vasıfları bilinen farklı mallar bölgelere gitmekte ve orada tasnif edilerek standart mallar haline getirilmektedir. Sonra bu mallar dünya pazarlarına gönderilmekte bölgede toptancılar, illerde perakendeciler, semtlerde bakkallar malları halka ulaştırmaktadırlar.  Halk bakkalından mallarını almakta ve semtinde üretim yapmaktadırlar.

Geleceğin hayatını tasarlayıp planlamak ve insanlığı ona göre yönlendirmek gerekmektedir. Sanayileşmenin getirdiği çalışma yaşantımızı teknik imkânlarınızla değerlendirmek gerekir.

Etkileşme

İnsan genetiği değişmediği için insan psikolojisi de değişmemektedir. Birincisi aile bağları ve yakınlıklar değişmeyecek. İnsanlar hem sevecek ve sevilecektir. Mülkiyet hissi hiç değişmeyecektir. Herkes mal edinme arzusunu duyacak hep çocuklarına bir şeyler bırakmak isteyecektir. Her zaman bir topluluğa aidiyet duygusuyla yaşayacaktır. Kabilesini milletini diğer halklardan ayıracaktır. Nihayet insan hep insan üstün bir yaratıcıya inanacak ona ibadet arzusu duyacaktır. Topluluk hayatı bu psikolojik yapıya dayanacaktır.  Toplumun yapısı devamlı bir şeklide gelişmektedir. Mimarlık insanların bu değişmeyen psikolojik yapısı ile değişen sosyolojik yapı arsında köprü kurar. Halk psikolojik yapıdan etkilenir. Sosyolojik yapıya etki eder. Mimarlığın uygarlaşmada büyük etkisi ve görevi olmalıdır. Bu kitabın gayesi bunun ilk adımını atmak olacaktır. 

Tarayıcınız bu resmin gösterilmesini desteklemiyor olabilir.

Günün yarısı evde yarısı dışarıda geçmektedir. Evde geceleyin dörtte bir uyku ile geçmektedir. Kalan ise yemek, içmek gibi zorunlu hayat için ayrılmaktadır. Temizlik yapılmaktadır. Artan saatlerde istirahat yapılmakta veya eğlenilmektedir. Dışarıda geçen 12 saatin yarsı iş hayatında üretimde harcanmaktadır.  Kalan altı satın yarısı zorunlu gece eğitimine, yarısı da isteğe dayalı işlerde harcanmaktadır. Yahut özel öğrenimle uğraşılmaktadır. 

     Tarayıcınız bu resmin gösterilmesini desteklemiyor olabilir. 
 

Sabah Mesai: Sabah eğitimi saat 6 da biter. İsteyenler katılır. İsteyenler sabah ezanı okunduktan sonra katılır. Güneş doğmadan kılınır. İşe gidilir

 Zorunlu Mesai: Erkekler zorunlu mesaisi yapmak için dışarıya giderler. Kadınlar yaşlıları 10-15 arası çocuklar ve sakatlar isterlerse evlerinin yanında bulunan hafif ve temiz işlerde çalışırlar. Büyük anne ve büyük babalar torunları ile çocukları eğitmek üzere toplantı yaparlar veya kıralar giderler. 

Öğle Dinlenmesi:Öğle namazı kılınıp dağılır. Öyle yaşaması yapılır. İsteyenler öğle uykusunu yaparlar. İkindi okunur işe giderler. 

İstekli Eğitim Veya Çalışama:  Günde erkeklerin altı saat çalışması ile bir aile geçinir.  Her aile beş kişi olduğuna göre demek ki bir insan bir saat çalışıma ile bir gün geçinebilir. İsteyenler ikindi ile akşam arası üç saat çalışıp fazla mesai yapar ve zekâtlarını verirler. İsteyenler de ilim yaparlar ve bedenin zekâtını verirler. 

0

Ana Eğitim

7

Anne

Ocak

Bucak

5

Birisiyle

7

Temel

10

Dede-nine

Köy

Bucak

6

Sürdürme

10

İlk

15

Zakirler

Bucak

Bucak

7

Başlama

15

Orta

20

Fakihler

İlçe

İl

8

Uygulama

20

Yüksek

25

Rasihler

İl

Ülke

9

Planlama

25

Üstün

30

Kendi Kendine

Bölge

İnsanlık

10

Kural koyma

0

Öğrenci

33

 Dedelerinden ninelerinden öğrenirler

33

Uygulayıcı

66

 Kendileri kendi içtihatları ile uygularlar

66

Öğretici

100

 Torunlarına öğretirler

 

1)Sabah Toplantısı   

Her ülkede ona yakın üniversite olacaktır. He üniversitenin 100’e yakın alimi olacaktır. Bunlar sürekli çalışarak kuranı her yıl güncelleştireceklerdir. Sahife miktarı 600 kadar olacaktır.  Her yeni buluş Kuranın bir yerinde veya değişik yerlerinde yer alacaktır. Rektör önerileri dinleyecek beğendiği öneriyi üniversite yorumuna katacaktır.

Her ilde ona yakın orta öğretim olacaktır. Her okulun ona yakın öğretmeni olacaktır. Bunlar, yapılan yorumlara yapacakları bir ilave varsa önerirler. Okul müdürü önerilerinden istediğini kabul eder. Metingeçer.

Bucaklarda ona yakın imamlıkta yapan öğretmen vardır. Bunlar o hafta ocaklarda okunacak yorumları belirlerler.  Her ocağın bir bucak öğretmeni vardır. Onun yorumunu uygularlar. Sabah namazından önce okurlar, bittikten sonra kıraat olarak dinlenir. Bucak nöbetçisi kıraat eder, yayınlanır. Ondan sonra namaz kılınır ve herkes dağılır.

 

2) Öğle Toplantısı

     a) Öğle toplantıları çalışan erkekler işyerlerinde yaparlar. Öğle namazını kıldıktan sonra yaparlar. Burada iş görüşmeleri yapılır. Gerekirse iş eğitmeleri burada yapılır.

     b) İkinci toplantı ise yaşlı, özürlü, kadın ve çocukların öğle toplantıları mesken sitelerinde yapılır. Burada da iş görüşmeleri ve eğitimi yapılır. Genel hizmet eğitimi yapılır.

3)Akşam Toplantısı:

    Akşam toplantısı yatsıdan önce yapılır. Bu toplantıda;

  1. Başkan veya başkanın görevlendirdiği kişiler konuşma yaparlar.
  2. İnternetten merkezi yayın programı takıp edilir.
  3. Yarışmalar olur.
  4. İkili sohbetler olur.

4) Eğitim toplantısı: 

     On yaşından küçük çocuklar, büyük anne ve büyük babaları  ile sabah birlikte çıkaralar,  genel olarak her apartmanın çatısında semtin toplantı yeri vardır. Bu 1000 metre kare kadardır. Burada bir taraftan oyun oynarlar diğer taraftan dersler yaparlar. Dersler;

     a) herkes kendisi istediği derse çalışır. İsterse bir arkadaşı ile çalışır. Bilmediklerini büyüklerine sorarlar.

     b) Bilen öğrenciler bilemeyenlere öğretirler.

     c) İnternette oyun ve soru çözümü hazırlanır.

     d) 7 yaş ile 10 yaş arası çocuklar her hafta imtihan yapılır ve puan verilir.  Üç yıl sonunda imtihana girerler ve temel ehliyeti alanlar alır.

5) Öğrenim Toplantısı:

İkindi ile akşam arası yapılır. Bucak merkezinde ilmi toplantılar şeklinde yapılır. Burada temel eğitim sistemi ders yapmadır. Dersini hazırlar öğretmene de sunar oda ders alır. Ders geçirilir. Tüm derslerden geçen o dersin icazetini almış olur. Derse çalışırken bir kıdemli öğrenciden yardım alır.

Gelecek

Gelecekte olacak olanları bilebilmemiz için geçmişe bakmamız, nerden nereye gittiğimiz bilmemiz gerekmektedir. Ondan sonra geleceğimizi tahmin edebiliriz.  Bu konuda ilk çalışmaları İbn Haldun yapmış ve mukaddimesinde sosyal yapıları incelemiştir. İkinci çalışmayı ise Marks yapmıştır. Tarihi maddecilik varsayımı ile geleceği tahmin etmeye çalışmıştır. Marks kapitalizmin gidişini sosyalizme götürmüştür. Sosyalizmden sonra komünizmin geleceğini bildirir. Komünizmin ne olduğunu söylememiştir. Sadece aileyi, dini, mülkiyeti ve milliyeti inkâr edip bir sistemin geleceğini söylemiştir. Marksın komünizme kadar kısımları hep çıkmıştır. Toprak kapitalizminden para kapitalizmine, ondan sonra da sosyalizme gidilmiş ve söylenenler yaşanmıştır. Ne var ki komünizm gelmemektedir. İbn Haldun ve Marksın yanılmaları o gün bilgilerinin yetersiz olmasından ileri geldiğini varsayacağız. Biz bugün ki bilgemize dayanarak geleceğimizi tahmin edeceğiz. Daha kesin ve geniş bilgilere sahip olduğumuz için daha isabetli tahminlerde bulunacağız. Yahut yasaklamalarla değil tartışmalarla insanlığın ilerisini daha iyi göreceğiz.

İki Görüş

Gelecekte teknoloji geliştikçe imkânlar ortaya çıkınca devlet veya sermaye tekeli oluşacak, tüm insanlar o tekelin işçisi olacaklardır.  Herkes sigortalı olduğu için de aile müessesine gerek kalmayacaktır. Çocuklar da kreşlerde sektör olarak inek eğittirir gibi yetiştirilecektir. İnsanların hayatları garantiye alındığı için de dine gerek kalmayacaktır.  Para ekonomiyi yönetecektir. Onların güvenliğini de sağlayacaktır.  Bu gün ki batı uygarlığı bu varsayımlara dayanmaktadır. Buna karşı doğu uygarlığı, İslamiyet Hıristiyanlık ile Budizm ve Hinduizm de temel kavaram şudur. Esas olan insandır. İnsan aile içinde doğar aile içinde ölür. Aileler birleşir işlerini gördüren bir aşiret oluştururlar. Aşiretiler birleşir kabilleri oluştururlar. Kabileler şab’ları ve şab’lar kavimleri ve kavimlerde insanlığı oluşturur. Merkezde insan var kişi vardır. Devlet ve insanlık ortaktır. Ama hâkim değil hadim olacaktır. Bu iki görüşün hangisinin doğru olacağına biz değil gelecek karar verecektir. Biz ikinci var sayıma göre mimarimizi geliştiriyoruz

Ne yapılmalı

Marksistlere göre gelecekte böyle merkezi bir uygarlık oluşacak, ailesi olamayan, malı mülkü olmayan, devleti olmayan bir dini olamayan insanlık içinde hür olarak yaşayacaklardır. Tarih buraya götürüyor. Ne var ki tarihi hızlandırmak gerekiyor. İsyan ve ihtilallarla bir an evvel komünizm cennetine ulaşılmalıdır. Marksın bu aceleciliği başarısızlığa uğramıştır. Ne var ki batı bu hedeften vazgeçmiş değildir. İnsanlığın yine buraya varacağına inanmaktadır. Ancak bunun zorlama ile olmayacağı bugün görülmüştür. Demokrasiye dönmüştür. Halkı kendi haline bırakmış, para ile bu işleri yapmaya çalışmaktadır.

Biz bu anlayışa katılıyoruz. Halkı serbest bırakmalıyız. Onlar alternatifler sunmalıyız.  Halk kendi geleceğini kendisi tayin edecektir. Batı batı medeniyetini sunmalı doğuda doğu medeniyetini sunmalı. Halk neyi beğenirse gelecek o olur.  Bizim bu çalışmamız doğu modelini sunmalıdır.

 Bir örnek

     Batı  modelinde aile müessesesi fonksiyonunu gittikçe yitirmekte olduğu için evler de ona göre küçülmektedir. Misafir odaları bulunmamaktadır. Halk otellerde kalmaktadır.  Kapitalizmin işine gelen bu model sonuna kadar yaygınlaşmıştır. Baba oğlunu bile kafe de kabul eder ve görüşür. Doğu medeniyetinde ise her evde misafir odası vardır. Yakınlar hep evde misafir edilir. Sıklıkla ziyaretler olur. Ara sıra  dostlar da evlerde ağırlanır. Bu anlayış sayesindedir ki bir milyon olan İstanbul nüfusu bugün on beş milyondur. Yine bu sayededir ki bugün Avrupa da beş milyona yakın Türk yaşamaktadır.   Almanya’ya giden vatandaş eğer otelde kalsa parası bir gece bile yetmez. Gelecekte nasıl olacaktır. Herkes zenginleşecek ve artık misafir odalarına gerek kalmayacak mı? Yoksa yine insanlar birbirini misafir etme ihtiyacını tadacaklarımıdır. Buna biz değil halk kara versin.

Alternatif Mimari

     Türk mimarları misafir odalı pahalı evler üretecek, batı mimarları misafir odasız ucuz eveler üretecek. Müteahhitler ikisini uygulayacak. Zamanla ya ikisi yaşayacak ya da biri elenecektir. Buna biz değil de gelecek karar versin diyoruz. Batı mantığına alternatif çıkartmak. Nasıl ki o mimarisini yaşatmaya çalışmaktadır. Bizde alternatif bir mimariyi sunmaktayız.

 

Not: Metnin telifi Üstat Süleyman Karagülle’ye,  eksikleri ise tarafıma aittir

Dr. Bünyamin Demir