9 Ocak 2017 Sayı 116
Gece Yürüyüşü

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
Medhaldergi’nin editörü bir başkası olsaydı, başlıklar başka biri tarafından oluşturulsaydı muhtemelen derin bir komplo arar, en iyi ihtimalle değişiklik talebiyle hakemlere giderdim. Şimdi ise ne şikayet edebilirim ne de sitem. Kazandıklarımızla nefislerimizi esir ettiğimize dair o ilk yazıyı yazarken ve yayınlarken aklımdan hiç geçmemişti bunlar; Kuran günlüğü başlığını kullanıyor ve bu başlık altında yazı yayınlıyordum.

Durup kendimi dinledim, farkına vardığımda. Ne zaman, nasıl, ne için günlük tuttuğumu düşündüm.

İlk gençlik yıllarında tutmuştum ilk günlüklerimi. Birer mektup gibi tutulmuş kayıtlardı aslında, günlük bile değillerdi. Kimi geceler yorgunluktan günlüğün üstünde uyuya kaldığımı hatırlıyorum. Ve heves bu ya, kimi zaman gün batarken, kimi zaman gün doğarken kimi zaman da solgun bir mum ışığında yazıyordum. Yazmadığım günler bir şeyler eksik kalıyordu. Bir önceki güne denk bile değildi bu günler; hayati bir uzvunu kaybeden insan nasıl kendisini eksik hissederse öyle hissediyordum.

Kan ve gözyaşı ile tasvir edilebilir belki ilk gençlik, benim kayıtlarım rüzgarda kaybolmuş küllerden ibaret sanırım. İlk kıvılcım sayfaları kapladığında gün batmak üzereydi, Zerdüşt’ü okuduğum terasta boş bir boya kutusunun üzerine eğilmiştim, yüzüm iki yandan kızıla boyanıyordu. Veya estetize ederek aklımda oluşturduğum bir imaj bu, sadece; gerçeklikle bir ilgisi yok.

Rüzgarda savrulurken tüm kayıtlar, arsız bir ıslığa emanet etmiştim akıp giden günleri. Ve buluntu dizelere. Neden sonra tekrar kalem kağıt aradım. Karla kaplanmış küçük bir şehirde bomboş ana caddenin ortasında durup elimde evin anahtarını sıktığımı hatırlıyorum, gitmek ve kalmak! Bir yere ait olmadan, hiç kimse olmadan, bir birine benzemeyen taneler arasında kaybolmak.

Ses, varlığını duyurmak için. Yazı ise varlığını duymak için.

Yeri unutulan bir defter, dolmayan sayfalar ne anlatır? İki kayıt arasındaki fark sadece tarih işte, hep kısır bir döngü içinde geçer ömür. Her seferinde bir kelime söyleyerek hiçbir şey anlatılamaz, kişi kendi ismini yineler durur sadece. Ben! Ben! Ben!

Son on yıldır Hasan hoca ile Kuran’ı konuşuyoruz. Her hafta bir araya gelip bir şeylerden bahsediyoruz. Soruyoruz, sorguluyoruz. Defterlerin arasında parça parça alınmış notlar var. Sure ve ayet numaraları, hatırlatıcı notlar, Hasan hoca ile yaptığımız konuşmaların notları. Kitaplıkta; çizilmiş, karalanmış, üzerine notlar alınmış, sorular sorulmuş, soru işaretleri konulmuş mushaf.

Heyhat! Ömür kitaplığında neyi, neleri bırakmışız tozlanmaya, unutulmaya!
“Bu yük benim değil!” diyeceğim ilkin. “Bir örnek olsun”, “ders kayıtları tutulsun diye başlanmış bir taslak” diye savunacağım kendimi. Günlük tutmak için en azından her gün nefes almak gerektiğini göz ardı etmek isteyecek, haftadan haftaya, toplantı saatlerine sarkıtacağım bu muhasebeyi. Sonra hayat girecek araya, büyük meseleleri konuşacağız, ve yorgun düşüp terk edeceğim.

Terk edeceğim.
Heyhat!
Neyi terk ediyorum!
يَا أَيُّهَا الْمُدَّثِّرُ {المدثر/1} قُمْ فَأَنذِرْ {المدثر/2} وَرَبَّكَ فَكَبِّرْ {المدثر/3} وَثِيَابَكَ فَطَهِّرْ {المدثر/4} وَالرُّجْزَ فَاهْجُرْ {المدثر/5} وَلَا تَمْنُن تَسْتَكْثِرُ {المدثر/6} وَلِرَبِّكَ فَاصْبِرْ {المدثر/7}
Ey bürünen (Müddessir)! (1) Kalk artık inzar et (2) Ve rabbını artık büyükle (3) Ve elbiseni artık temizle (4) Ve o pislikleri artık def' eyle (5) Yaptığını çok görerek başa kakma (6) Ve rabbın için sabr eyle (7)

Sayısız derdimize çare arıyoruz. Sarılmadığımız, sarılamayacağımız yılan yok. Allah’ın ipine sarılmak (?)…

Gecenin karanlığı mı yoksa sokakların kalabalığı mı? Hangisi yeter saklanmaya?
De ki güne çıkacağız, o kadar kolay mı? Bize gecenin onarıldığına dair ninniler öğrettiler, ağlak, aciz kadınlar gibi nemli inlere sinmeyi. Ayın doğuşuna dair ilahiler yazdık da bir mağarada duyulan-duyurulan ilk ilahi sözü unuttuk.
Vicdansa mesele, önce vicdan sahibi olmak gerekmez mi?
يَا أَيُّهَا الْمُزَّمِّلُ {المزمل/1} قُمِ اللَّيْلَ إِلَّا قَلِيلًا {المزمل/2} نِصْفَهُ أَوِ انقُصْ مِنْهُ قَلِيلًا {المزمل/3} أَوْ زِدْ عَلَيْهِ وَرَتِّلِ الْقُرْآنَ تَرْتِيلًا {المزمل/4} إِنَّا سَنُلْقِي عَلَيْكَ قَوْلًا ثَقِيلًا {المزمل/5}
Ey o örtünen (Müzzemmil)! (1) Kalk gece, meğer biraz. (2) Yarısı, yâhud eksilt ondan biraz (3) Yâhud artır ve Kur'an oku, tertil ile yavaş yavaş güzel güzel (4) Çünkü biz senin üzerine ağır bir söz ilka edeceğiz (5)

Müzemmil suresini konuştuk, iki hafta önce. Dinlerken, bu ayetleri neden daha önce görmemiş olduğuma şaşırdım. Yalnız da değildim bu hususta. Öyle ya, herkesin bu dünyaya söyleyecek şöyle okkalı birkaç kelamı var. Ve koca bir gürültü bulutu içinde kaybolup gidiyor her şey, görünmez bir toz bulutu kaplıyor etrafı, çizgiler yavaş yavaş siliniyor:
(İsra 45) “حِجَابًا مَّسْتُورًا
Müzemmil’den sızan ışık, gözlerimizdeki ilk sızı. Nasıl ki nefes aldıkça devam ediyor hayat, her ayette bir başka kapı açılıyor sanki. Tabloya geniş bir açıdan bakmak şöyle dursun baktığımızın bir tablo olduğunu bile unutmuşuz. Oysa her şey ancak belli bir konuma sahip olmakla anlam kazanıyor. Boşlukta asılı kalmayı, o halde bir hayat yaşamayı hayal edemiyorken hayatı, başlangıcını, akışını, sonucunu sorgulamadan yaşamayı nasıl da başarıyoruz! Aktığı için belki de. Sahi! Şair de öyle demiyor muydu, her şey akar işte.

Geceye dönüyorum gene, İsra 66 – 69: denizde güvenle yol alırken felaket gelir çatar, insan korku içinde O’na yönelir. Emniyetli bir şekilde karaya ulaşınca ise her şeyi unutur, olanı da inkâr eder. Oysa karalar güvenli değildir. Üstelik yeniden denize dönülmeyeceğine ve bir felaketin ansızın her şeyi silip süpürmeyeceğine dair bir garanti de yoktur. Ne var ki bu meselin de bir başlangıcı var; (İsra 61-65) iblis Âdem’e secde etmez, kibirlenir ve onun soyundan gelenleri saptıracağını söyler. İblis ertelenir, kendisine uyanlarla beraber karşılığı da cehennem olacaktır. İnsanları şaşırtmak, saptırmak için şüphesiz türlü vaatlerde bulunacaktır, fakat vaat ettiği ancak aldatmadır. Koruyucu olarak da Rabb yeterlidir.

Başladığı noktada bitecek değil ya, bir de sonunda ne olacağını görmek gerek. Müddesir’de cennet ehli “sekar”dakilere hallerinin sebebini sorar. Yeni bir sayfa açılır önümüzde:
مَا سَلَكَكُمْ فِي سَقَرَ {المدثر/42} قَالُوا لَمْ نَكُ مِنَ الْمُصَلِّينَ {المدثر/43} وَلَمْ نَكُ نُطْعِمُ الْمِسْكِينَ {المدثر/44} وَكُنَّا نَخُوضُ مَعَ الْخَائِضِينَ {المدثر/45} وَكُنَّا نُكَذِّبُ بِيَوْمِ الدِّينِ {المدثر/46} حَتَّى أَتَانَا الْيَقِينُ {المدثر/47}
Ölüm gelir. Fâni susar.