9 Ocak 2017 Sayı 116
Modernite Kıskacında ki İdeolojiler ve Don Kişot

 

         

 

Bu yazımızda daha farklı bir hüviyette karşınızdayız. Bize çok kızacak ve belki de bir ihtimal takdir edeceksiniz ama eminim söz konusu ideoloji İslamcılık ve milenyumda ki rolü olunca bazı sözlerimiz kanınıza dokunacak, rahatsız olacaksınız. Zaten Felah’ın bir çok yazısı böyle değil mi?

Tarihin sonu diyerek söze başlamıştı F.Fukuyama biraz üzeceğiz kendisini. Çünkü tarihin sonu değil rennaissance ‘ıdır bu çağlar. Henüz kulak vermedik değil mi  Paul Huntington’a? Evet biraz ona değinmemiz gerekecek bu söylemleri anlamak için medeniyetler çatışması demişti Huntington. Biraz sahte evet çok sahte bir söylem, aynı anda kaç medeniyet yaşadı ki Doğu ve Batı dışında hangisleri var ki? Hint düşüncesi ne kadar doğu ya da İslam. Mezopotamya ile Mısır ne kadar düşmandı ki birbirine ikiside insanlığın evrimi için değil mi? Bu sebeple gelmediler mi yeryüzüne? Huntington acaba neyin derdinde ya da Fukuyama ne kadar net?

            Bu söylemler doksanlarda kaldı  artık yenileyin kendinizi diyen kardeşlerime de biraz değinmek istiyorum. 90’ların mes’elesi hala devam ediyor. Düzen, sistem, kapitalizm, İslam, Sol, Siyasal İslam.

Geçenlerde arkadaşlarla yemek yerken yere bir gazete serdik tesadüf Nuray Mert’in bir yazısı biraz okudum yazıyı birkaç cümlesi çok dikkatimi çekti. 90’lı yıllarda İslamcılar’ın durumu ne ise bugün Kürtlerin ve BDP’nin de onlardan bir farkı yok tarzı gibi bir cümle. Haklı hemde çok haklı bir cümle aynı tartışmalar aynı kavgalar aynı hava ama Marksist bir düşünceye dayalı bir parti Müslüman ve hatta Sünnî düşünceyle yoğrulmuş bir milleti nasıl temsil edecek eğer mes’ele sol olmak mes’elesiyse bu illâ ki Marksizm’le mi olacak. Biraz İdris Küçükömer hatırlansa çok iyi olur. Ama bu düşünce hala akıllanmayacak galiba.

 Bugün Türkiye’nin ciddî bir mes’elesi sol düşünce özellikle İslamcıların iktidar olup hükümet kurması ile boş bir alan olarak kaldı. Bakanlar Kurulu’nun büyük bir kısmı Millî Görüş hareketi’nin muhalif söylemlerini hala aşamadı. Hele başbakan herkesin dilinde olan bir cümleyle ifade edeceksek “ muhalefet yapar gibi siyaset yapıyor.” Bu, çok doğru bir ifade.  Bence olması gerekende bu nedenini açıklayacağız. Sosyalist düşünce bu ülkede hiçbir zaman solu temsil etmedi hele ki Ecevit’in ortanın solu deyimi pek yerinde değildi. Sadece laik-bürokratik çevreyi bir çatı altında toplamanın çabasıydı bu tarihinden haberi olmayan Kılıçdaroğlu’na bir öneri dün akşam ne yediğinizi hatırlayın.

Evet, sol da kaldık İslamî düşünce için bugünlerde Has Parti ile de bu söz konusu oldu. İslamî sol var mıdır? Cevabım net İslâmî sol olmaz İslam zaten sol argümanları içerisinde barındırır. Peki ya bugünün muhafazakâr Müslümanlarını hangi kategoriye koyacaksın? Der gibi bana sorduğunuzu düşünür gibiyim. Evet, bu sorunun cevabı da açık aslında “Don Kişot”. Yıllardır yel değirmenlerine savaş açtık. Bu yanlış mıydı? Hayır. Herkes Don Kişot için paranoyak, deli vs. düşüncelerde bulunur ifade eder. Ancak  bu tanımlamaların hepsi kısır olmanın yanında gerçeği de ifade etmez. Burada don Kişot’u anlamak için Fowler’ın inanç evrelerine bakmak gerekir. Don Kişot, evrensel inanç denilen inancın en son basamağında ki bir karakter bana göre ve bu aşamaya ulaşan insanların özelliği tamamen dünyayı değiştirmek ve insanlığın kurtuluşunu aramaktır. İşte İslamcılığın düşün liderleri de bu sınıfta yer alıyorlardı ancak biz geniş halk kitleleri de Sanço Panza olmaktan öteye gidemedik. Ve sonuçta işte bu oldu.

Bu sonucu Siyer’den birkaç örnekle özetlemek yerinde olur.  Müslümanlar Uhud Savaşında ne kadar az ve zayıfta olsalar saflar belli idealler belli hayaller belliydi. Ne zaman Mekke’li müşrükler son hamlelerini yapmak için Müslümanlarla anlaşmalı Huza’a kabilesine saldırdı. Ve bir savaş sebebi oluşturdu ama Mekke’yi kaybetti ve Mekke fethedildi. Arap yarımadası da fevc fevc İslâm’a akın etti. Peki bu insanlar İslamiyet’e mi yoksa İslâm’ın gücüne mi yönelmişlerdi ? Kıyas yapacak olursak Uhud Savaşı nasıl safların belli olduğu bir zamansa 28 Şubat’ta aynısıydı safların belli olduğu gündü. Ve 27 Nisan olayları ve 22 Temmuz da ki savunmaya dayalı kesin bir zaferle sonuçlanınca insanlar da sıra sıra grup grup İslamcı düşünceye yöneldiler. İslam’ı yıllardır iplemeyen sanatçıları hacca umreye gitmesi. Dini ahreti çok önemseyip güzel güzel vaazlar anlatması rüyalarla, sırlı olaylarla İslam’ı bulması acaba bundan başka hangi olayla izah edilebilir. Kusura bakmayın günümüz İslamcıları; 28 Şubat sonrası evladımızın gelecek mes’elesi o yüzden İmam-Hatip’e gitmemeli diyenler. Başörtülüler üniversiteden kovuluyor diye Başörtüsüne dil uzatan hocalar. Ne değişti de bugün İmam-Hatip’e yönelip Başörtüsüne övgüler diziyorsunuz yoksa devletin başındakileri İmam-Hatip’li ve hanımlarını mestûre görünce mi bu düşünce önemli oldu. Kusura bakmayın siz İslamcı değil statükocu muhafazakârlarsınız. İşte bugün aslında muhafazakar deyimi İslama sığınıp onunla geçinenlerdir. AK Parti ve İslamcı düşüncenin bugün yapması gereken Kentli-Muhafazakarlara bir eûzu besmele çekmeleridir. Tabir-i caiz ise varoşlara yönelip her daim onların desteğiyle kendilerini ayakta tutmalarıdır. Unutmasınlar ki faiz oranları düştü diye Kadıköy’de oyları düşerken Fatih, Gaziosmanpaşa vs. ikinci bölge ilçelerinde artmıştı.

Yazımızın evvelinde başbakanın söyleminin yerinde olduğunu ifade etmiştik. Bunun sebebi de artık bu paragraflarla açıklanmıştır umarım. Ve yeni çağın Don Kişot’larına da selam olsun deyiverelim buradan Fowler’ın da desteğini alarak.

Sözün özü kimbilir belki bir gün Marksistler tarafından İdris Küçükömer anlaşılır. İslamcılar tarafından da İbn-i Haldun.