9 Ocak 2017 Sayı 116
İslamî İslam

 

İslam sadece bir dinin ismi değil. İslam, uzun zamandır bir etiket.

Dışardan bakılınca tasnif etmek gerekiyordu. Sosyal bilimler objektif değildi ve olmayacaktı da. Oryantalistler İslam hakkında yalan yanlış bilgiler üretti diye ne kadar kızabiliriz ki? Zaten sübjektif yaklaşacaklardı, din konusunda daha tarafgir olmuşlarsa onları kim suçlayabilir? Akademik veya ahlaki olmayabilir, ama ötekini anlamak konusunda oryantalistlerden fazla bir şeyler beklemek de haksızlık olmuyor mu? Edward Said’e havale edelim bu konuyu. Gene.

Sosyalizm ortadan kalkınca bir düşman gerekiyordu. Bir din tek başına tehlike olamazdı. Ama ‘radikal’ olan bir din gayet iyi servis edilebilirdi. Nasılsa her din kendi içinde farklı gruplar barındırır. Geriye kalan neyi, nasıl, ne zaman, kime servis edileceği. Eh, o konuda da profesyonel ekipler olduğuna kuşku yok.

‘Radikal’ olan ‘İslam’ için İran uluslar arası bir örnekken ülkeler düzeyinde de ‘radikal’ gruplar bulmak mümkündür. Edward Said’in kitaplarında bahsettiği “Müslüman gençler arasında şehadet bilinci yayılıyor” tarzında ‘servis’ler vardır ki evlere şenlik. “Hayatları hiçbir anlam ifade etmeyen, hiçbir şeye sahip olmayan, yoksulluk ve cehalet içindeki esir Müslüman gençler intihar bombacısı olarak ebedi saadete kavuşacaklarına inanıyorlar” alt metnine sahip bir ‘servis’.

11 Eylül gerçekleştiğinde İslam karşıtlığının kolayca benimsenmesi şaşırtıcıydı. Çünkü yıllardır yapılan ‘servis’ler hakkında bir bilgimiz yoktu. Olsaydı belki biz de kendimizden korkar veya nefret ederdik. En azından “ben Müslüman olarak doğdum ama kültürüm Hristiyandır, gerçek Müslümanlar Hristiyanlığı kabul eder, diğerleri üç beş tane mışıl mışıl adamdır, Hristiyanın mışıldayanına Müslüman denir zaten, ancak Hristiyanlığı kabul ederek ilerlemek mümkündür” gibi cümleler kurabilirdik. Ama ne biz ne de bizi ve dinimizi korumak ve kollamakla görevli olanlar bu büyük meselenin farkında değildik.

Konuyu dağıtmayalım: ‘radikal’ olan iyi iş gördü. BM güvenlik konseyinde güvercin ürkekliğinde yalan söyledi şahinler. Pençelerindeki ve gagasındaki kan iştah kabartmış olacak ki herkes kurdu haklı buldu kuzu ile olan davasında. Hasılı kelam, işgal, işkence, tecavüz, yağma, dizayn, eski düzen, yeni düzen vs. diye devam etti süreç.

Bir dini düşman ilan etme kolay değil. Yok edilemez bir gücü birleştirmek demektir bu. Hristiyanlık Roma eliyle önce yasaklanmış sonra da yükselmişti. ‘Radikal’ sıfatı çok kullanışlıydı yani.

Sonra yeni bir sürecin eşiğinde yeni bir sıfat yardıma koştu: ‘ılımlı’. Cemil Meriç’in keskin gözleri ile her bir kavramı takip etmek gerekirse de özet geçelim. ‘Düşman olmayan’ anlamına gelen ‘ılımlı’ ekonomi ve siyasette bir şey ifade etmiyordu. ‘Yeni düzen’ ‘Mazlum’unu daha yüksek perdeden çağırır olmuştu, gene sinirleniyordu, tansiyonu çıkıyordu, hemen gelmeliydi ‘Mazlum’. Geldi de. Ama bu sefer amaca uygun olarak ‘liberal’ olarak.

Gün doğmuş gün batmış, geceyi de onaran bir müteahhit varken ve yapan yapmış geçen geçmişken neyin davası güdülecekti ki zaten? ‘Liberal’lik iyidir efendiler, iyidir!

Lakin bu ‘liberal’ kelimesinin küfür olarak kullanılmak gibi garip bir talihi var. Bir diğer özelliği de antitezini hemen oluşturuveriyor. Kapitalist’im denilemediği için liberal’im deniliyor ya anti liberal’im denilemediği için de anti kapitalist’im deniliyor.

Bu da bize yeni bir ‘etiket’ kazandırıyor. Gözümüz aydın artık nur topu gibi bir de ‘sosyalist’ ‘islam’ımız var. Allah mübarek eylesin.

Tabi arada ‘feminist’, ‘muhafazakar’, ‘milliyetçi’, ‘faşist’ ‘islam’lar da türemiştir. Haklarını yememek lazım bir de kendi içinde bilmek kaçıncı yüzyıla ait hangi cümlede ya da kelimede anlaşamadıkları bilinmese de çok büyük bir mesele imişçesine kutuplaşmış gruplar, mezhepler var.

İstisnasız tüm etiketli ‘islam’larda ahkam kesmek son derece basittir. Yoğun tartışmalar sonucu insanlar uzmanlaşmış ve Kur’an’a ihtiyaç duymadan ahkam kesme yeteneği kazanmışlardır. Bu kıymetli zümrenin her türlü iltifata layık olduğu açıktır.

Garabet dolu tablo bir gün ‘islami’ ‘islam’ ile neticelenecektir. Şahsi kanaatim ve inanıcım odur ki bu arayışlar da bu neticeye giden birer adım oldukları için hayırlıdırlar.

Nedense aklıma bir ilahiyatçı fıkrası takıldı yazının başından beri. Bari onunla bitirelim:

Meşhur ilahiyatçı zatlardan biri ölür ve ahirette melekler tarafından sorguya çekilir. Meşhur ilahiyatçı kendisine sorulan sorulardan rahatsız olur ve kızarak:

  • “Ben bu soruların cevaplarını kitaplarımda yazdım! Açın, okuyun!” der.

Melekler de bu sert tepkiye:

  • “Biz senin bütün kitaplarını okuduk, okuduk da bakalım sen bizim Kitab’ı hiç okudun mu?” diye cevap verirler.

Unutmadan, hangi yönden geleceğini bilmesek de çuvaldız bizim muhasebemize kaydedile.