27 Şubat 2018 Sayı 117 Sayı 117
Kum Tanesi

 

Tanıdık bir hikaye. Ve diğer hikayeler gibi ancak her şey olup bittikten, ümit tükendikten sonra kaleme alınmış. Hikaye o kadar ustaca yazılmış ki boşlukları bizim gerçeklerimiz ile mükemmele yakın bir şekilde doluyor.

Yazar,  kongre hakkında bilgisi olan son kişi; geri kalan herkes ölmüş. Artık yazmak bir sırrı ifşa etmek olmayacak. Ve kimseye ihanet edilmeyecek.

 Kongre tamamen halis niyetlerle zengin bir adamın etrafında toplanmış bir avuç iyi niyetli insanın hikayesi. Dışarıya kapalı, katı kurallarla korunan, ama kolayca dahil olunabilen bir topluluk. Düzenli olarak toplantı yapıyor ve çeşitli kararlar alıyorlar. Tüm basılı eserleri, gazete ve dergileri toplamak, bir dünya kütüphanesi inşa etmek, bir dünya kongresi düzenlemek ve daha sonra ülke, bölge, il kongrelerinin kurulması yönünde alınan kararlar var. Tercümenin ne kadar önemli olduğu görüldüğünde dil öğrenmesi için farklı ülkelere üyeler dil eğitimi için gönderiliyor. Tüm dünyanın bilgisini toplamak ve insanlığı kurtarmak amaçlanıyor.

Dikkat çekici bir karar ve deneme de gruba başkanlık yapan zengin şahsın uzaklardaki topraklarında yeni dünyanın yaşam formuna esas teşkil edecek bir köyün inşa edilmesi. Gidip görülene kadar herkesin bir gün yerleşeceğini düşündüğü bu hayali kent için büyük masraflar da yapılıyor. Zahmetli bir yolculuktan sonra henüz inşaat halinde olan yere varıldığında ise ilkel bir harabe ile karşılaşıyor.

Dil eğitimi için yurt dışına çıkanlar merkezden gelen para ile hayatlarına devam ederken kendilerini gönül ilişkilerine kaptırıyorlar. Merkezin güveni istismar ediliyor ama bu pek de mühim bir olay haline gelmiyor.

Nefes almakta zorlanarak okuduğum hikayeyi bölük pörçük hatırlıyorum. Boşlukları sanki kendi hikayem ile doldurmak mümkünmüş gibi.

 Kendilerine   kongre adını veren ve dünyayı değiştireceklerine inanan bu bir avuç insana dair aklımda kalan en acı sahne, başkanın bir noktada yıllarca yatırım yaptığı tüm kitapları bir alana toplayarak yakması. Bu olaydan sonra mı dağıldılar yoksa buna sebep olan olaylar yüzünden zaten  kongre sona ermiş miydi tam hatırlamıyorum. Belki de kongre asla var olmamıştı. Nedense bu daha büyük bir ihtimal olarak görünüyor bana.

Kongreyi yazan adam hayatının sonuna gelirken yapayalnız. Geçmişteki iç burkan bir anıyı anlatıyor. Böyle bir şeyi anlatmak bir günahı anlatmaktan daha zor. Günahlar vicdan azabı ile kendini temizler. Ve vicdan azabı duyuldukça insan bir şekilde rahatlar. Yanlış bir şey yapmıştır ve cezasını çekmektedir. Günah tartışmaya ihtiyaç bırakmaz. Oysa iyi niyetle girişilmiş bir işteki başarısızlık böyle değildir. Dünyayı kurtarmak üzere kendilerini adayan bu saf adamlar hayatla karşılaştıkça hayata dahil olmuş ve hayalleri de hiçbir zaman gerçeklerle örtüşmemiştir. Tek olasılık kaybetmeleri, başarısız olmalarıdır. Şu halde ya düpedüz hayalci davranmıştı kişi ya da mutlak iyilik yolunda imtihanı kaybetmiştir. Her iki seçenek de bir günahtan daha utanç vericidir. Birincisinde gerçeklerden kopmuş olduğunu, ikincisinde ise yetersiz olduğunu kabul etmek zorunda kalır insan. Ve bu bir anlık aldanma gibi de değildir.

Borges’ın detayları çok gerçekçi. Masanın etrafındaki insanlar. İnsanlar arası ilişkiler. Kongrediklerin beraber takılmaları.

Asıl metnin metin bulunup okunmalı. Bu büyük düş kırıklığı kötü ve eksik bir aktarımdan çok daha fazlasını hak ediyor çünkü.