9 Ocak 2017 Sayı 116
Yeni İlm-i Siyaset Yazıları - VII

 

 

 

                                               Barış Toplumuna Doğru;  Salât

            İlm-i siyaset yazılarımızın evvelinde kavram tahlili ve ardından İslam/Barış düşüncesinin temel esaslarının bir toplum düşüncesine karşılık ne anlamlar verdiğini genel olarak anlattık. Şimdi ise bu; İslâmî/Barış'a dayalı bir devlet ve siyaset düşüncesinin nasıl işleneceğini bir nevi programını açıklamaya çalışacağız.

            İslam'ın temel sayılan şartlarını sıralarken Salât/Namaz-Toplantı   kavramının içeriğine değindik bunları kısaca hatırlayıp muhalif grupların barış içerisinde seslerini nasıl duyurabileceklerini Musa (A.S.) ve İbrahim (A.S.) örneğinden ele alacağız. Salât kavramı vâvi olarak Kur'an'da 99 yerde geçer Es-Salât şeklinin merfu mensup ve mecrur halleri ise 58 yerde geçer bizi burada ilgilendiren ise ism-i failin  vav nun ya da ye nun ile yapılan cem' kalıbıdır çünkü cem'ilerin delalet yöntemine göre bu kalıp tüzel kişilik ifade eder. Nasıl mı?

             Cem'ilerin delaletini Üstad Süleyman Karagülle güncel bir izahla www.medhaldergi.com'da tedayün ayeti üzerinde açıkladı. Ve İzhar adlı nahv eserinde de ifade edildiği gibi cem'i müzekker salim ile yapılan çoğullar topluluğu cem'i müennes salim ile yapılanlar sistemi cem'i mükesserler ise bağımsız fertleri ifade eder. 10 dinarı ilk sınıfa verdim derseniz o topluluk namına yapılacak işlerde harcanılması kastedilir, eğer ikinci sınıfa verdiğinizi söylerseniz o topluluğa imamı/başkanı tarafından adil bir şekilde paylaşılacağını ifade etmiş olursunuz son sınıfta ise her bir ferde bu miktarı verdiğinizi söylersiniz. Zaten Ulemâ sözcüğünün de bizim kültürümüzde yer bulması alimlerimizin bağımsız olma gerekliliğini izah eder. Bu kısa örneklerden sonra Musallîn kavramına bir göz atalım. Cem'i müzekker salim(düzenli eril çoğul/reguler) olarak gelen bu kavram kitapta 3yerde geçer bunlardan birinde de li harfi ceriyle gelir. İlginçtir ki bu kavram geldiği her yerde yoksulu doyurmak ve hak hukuk gözetmek anlamında kullanılır. Salât kavramı da en çok Musa peygamber ve İbrahim peygamberle gelir.

            İbrahim (A.S.)'a asırlar boyu sürecek insanların salâtı/toplantısı-namazı için yapılacak bir mabed inşa etmesini ister ve Musa (A.S.)'a  Mısır'da özgürlük mücadelesi için evlerini kıblelere/toplanılacak mekan  çevirmesi emri gelir. Çünkü kelimenin kök anlamı batıya harf değişimiyle “sivilleşmek” olarak geçmiştir. Ve Allah Musa (A.S.)'a sivil bir hareket emri vermiştir. Bu sayede dayanışılacak yoksul korunacak ve yoksun kollanacaktır. Bu da gücü arttıracak ve bu sayede özgürlüklerine kavuşacaklardır. Salât bir medeniyet hareketidir. İnsanlık faaliyetinin en önemli boyutudur.

            Kur'an'da Mearic ve Müddessir surelerinde gelen kullanımlarına göz attığımız zaman Mearic suresinde yoksul ve yoksuna hak tanıyanlar kurtuluşa erenlerden bahseder. Müddessir suresinde ise namaz kılmayanlardandık ifadesinin devamında yoksulu doyurmazdık yani dayanışanlardan değildik der ve bu sebepten batıla düştüklerini ve ceza gününü de hesaba katmadıkları için ölümün kendilerini bulduğunu söyler yani topuluklarını ve organizasyonlarının kıyametinin yıkılışının temel sebeplerini zikreder.

            Bugün salâtın manası nedir? İşlenebilirliği nedir? Biz nasıl anlıyoruz?

            Salât ümmetin dayanışmasının teminatıdır. Ekonomik ve sosyal daynışmanın düzenlenmesidir. Hayatımız salât ile düzene girer. Nasıl mı?

            Şu şekilde, Bakara suresi 238. ayetine baktığımız zaman bize gayet net açıklar. Mealen aşağı yukarı şu anlamalra haizdir bu ayet. “Salavatı/Toplantılarınızı ve özellikle salât-i vusta/gün ortasında ki toplantınızı koruyun ve  Allah/Kamu için kunut/söz vererek kıyama durun.”  burada çoğul ve orta namaz geldiğine göre çoğul en az dörde delalet etmelidir. Çünkü üçün ortası üçün içindedir artı bir ekleyince o ortası olmaz halbuki 4 adede artı bir ekleyince tam ortancısı olur. İkisi bir kutup diğer ikisi de bir kutup olmak üzere. Burada ki ortancı toplantı hangisidir diye bir tartışma başlatmayacağız. Bizim burada 5 vakit namaza yüklediğimiz fonksiyonlardır. Biz namazı bir toplantı hüviyetinde gçrürüz. Sabah namazı ile gün başlar ilk toplantı yapılır. Ve herkes mescidlerinden işlerine dağılır. Öğle namazı paydos vaktidir. Dinlenme ve kişisel ihtiyaçlar giderilir. İkindi namazına kadar çalışmaya devam edilir. İkindi vakti artık eve dönüşün ve ve ev ahalisiyle beraberliğin olduğu tabiri caiz ise sabah üretilen ve kazanılanların tüketilmesi ve ertesi gün tekrar üretmek için çalışılmasına zemin hazırlayacak bir vakit olacaktır. Akşam ilâ yatsı arası herkes mescidlerinde toplanacak ve isteyen sohbet edecek isteyen kitap okuyacak herkes kendisine göre bir işle meşgul olacak yatsı namazlarından sonra ise evlere dönüş ve günlük dinlenme gerçekleştirilecektir. Ancak bunun gerçekleşmesi için müsait bir ortama ihtiyaç var bunun için de 100 dairelik bir yerleşim projesine ihtiyaç var bu konuda medhaldergi'de Süleyman Karagülle'nin Adil Düzende Mimari yazısına bakabilirsiniz.

(bkz.http://medhaldergi.com/oku.php?makaleno=262) 

            Tarihsel olarakta baktığımız zaman peygamberlerin ritüel dolu bir din getirmediğini hatta bugün bizim anladığımız manada gelenek köklü bir din değil siyasi ve ekonomik organizasyonu ele alan bir adil düzen getirdiklerini görürüz ve onlara ilk karşı gelenlerinin de toplumda ki dindarların olması dikkat çekicidir. Ebu Cehil Kâbe'nin en cömert adamıdır, Firavun Musa Peygamberi dinsizlikle suçlamıştır.Yine En'am suresinde müşriklerin salât/namazından bahseder ve onlarla istihzâ eder. Ve Maun suresinde salât/namaz eyleminde bulunanlar için yazıklar olsun denir.

            İşte bu farklılıklar iki temelde toplanır. Biri “Hak Ehlinin” namazıdır ki bu bir özgürlük eylemi olan toplantı bir araya germe ve toplumsal bir barış mücadelesidir. Toplumun yaralarını saran İmamın/Başkanın – Yönetim; Cemaat/Toplum – Halk ile buluşmasıdır. Fakir ile zenginin, Hoca ile talebenin, toplumun her bir sınıfının tek bir safta olmasıdır.

            Diğeri ise “Batıl Ehlinin” namazıdır ki bu da basit bir ritüel, Tanrı'ya yakarış, dua anlamındadır, toplumda kalbur üstü olanların ne kadar azametli, gösterişli ve Tanrı'ya yakın olabileceğinin rumuzu halkı görmeden hakkı görebilmenin sahte umududur, Ebu Cehil ve Kabe örneğinde olduğu gibi. Fakiri görmemenin yanı sıra onu hor görmenin bir  ifadesidir. Ona karşı en güzel elbiseler içinde pahalı kıyafetler içinde olmanın gereği olarak sunulur bu. Mekke'li müşriklerin Kabe'de kendi sattığı elbiseleri alamayan fakirlere tavaf yaptırmaması ve yapacaklarsa da şayet çıplak yaptırmaları bu sebeptendir. İbadet bir kamu görevi olmaktan çıkmış ve din tacirlerinin metâsı olmuştur. Fakirlerin de acizliğinin çaresizce kabulü işte tüm peygamberler bu tabuyu yıkmak için insanlığın evrimi namına gönderilmiştir. Tabir-i caiz ise “Salât; Tanrı'ya yakarış değil, Tanrı'yla berbaer tüm kainata bir haykırıştır.” demişlerdir.

            Salât muhalefetin temel fıkhı olmuş, din mefhumunun en önemli kısmı olarak iki temel anlam kazanmıştır. Birinde çaba, gayret, toplanma ve bir özgürlük mücadelesi varken ve bunun neticesi olarak bizi bir “sivil” harekete ve medeniyete ulaştırırken. “Tanrı adına insanlığa adanış” olmuş.İkincisinde ise medeniyete/hadariyete ulaşmış zenginleşmiş ve statükolaşmış bir toplumun metâsı olmuş. Dinin özü unutulmuş ve bir “ritüel olarak Tanrı'ya yakarış” olmuştur.Tarih buna Şuayp Peygamberde de şahit olmuştur. Salâtı bir sivilleşme ve medenîleşme hareketi olarak algılayan Şuayp peygambere kavmi “Ey Şuayp sana bunu salâtın/namazın mı emrediyor” diye hayretlerini dile getirmişlerdir. Biz de Şuayp (A.S.)'ın diline bürünüp seslenelim. Evet bize bu siyaseti salâtımız/namazımız emrediyor.

            İbrahim peygamber gibi rasyonalitenin kainatta ki mimarı olan kimse insanlığa bir kıyam bir özgürlük  eylemi armağan etmiş. Musa peygamber gibi bir asker devlet adamı ve bürokrat olan kimse de asker vasfıyla dünyaya bir sivilleşme ve barış ile silahsız kan dökmeden topluluğuna özgürlük nasıl elde edilir onu öğretmiştir. Salât; özgürlük ile sivilleşmeyi, medenileşmeyi öğretir. İnsan olmayı öğretir bize salât/namaz-toplantı, nasıl davranacağımızı ve konuşacağımızıöğretir.

            Hülasa olarak; “Ey Modern ve Postmodern Dünyanın yalnızlaşmış insanları özgürlük yalnız kalarak değil toplanarak salât/namaz ile elde edilir.”

            SALÂTIMIZ/NAMAZIMIZ İNSANLIĞIMIZDIR, ÖZGÜRLÜĞÜMÜZDÜR, MEDENİYETİMİZDİR.