9 Ocak 2017 Sayı 116
İnsan ve Bölüşüm

İnsan tüm bireyselliğine rağmen ekonomik olarak toplumsallaşmak zorundadır. Üretim, bölüşüm ve tüketim aşamalarında zorunlu birliktelikler kurulur.

Aile sosyal bir kurum olduğu gibi toplumun iş gücü ihtiyacanın karşılandığı bir birlikteliktir aynı zamanda. Fertler aile hayatına ilkin yalnızca tüketici olarak katılıp daha sonra üretici hale gelirler. Hem çocuklukta hem de yaşlılıkta insanların muhafaza edilmesi de ancak aile ile mümkündür.

Üretim
A) Doğrudan üretim: Tarım, sanayi, inşaat ve ticaret doğrudan üretimin yapıldığı alanlardır.
a. Tarım, üretimin mekana bağımlı olması nedeniyle diğerlerinden ayrılır. Tarım üretiminde esas olan topraktır. Diğer faktörler üretim noktasına taşınmak zorundadır. Ve üretim emek ile doğru orantılı değildir. Ayrıca tarım bilgisi ayrıca edinilmelidir. Kitaplardan okunarak veya bir başkasından dinlenerek elde edilecek bilgi üretim için yeterli olmayacaktır. Bu bilginin muhakkak tecrübe edilmesi ve şartların müşahedesi gerekir.
b. Sanayi üretimi fabrikalarda yapılır ve belli bir mekana bağımlılık söz konusu değildir. Üretim emek ile doğru orantılıdır. Fiziki koşullardan etkilenen bir üretim söz konusu değildir.
c. İnşaat faaliyetleri ise artık emek ile yürütülür. Diğer üretim biçimlerinde ücret ve fiyat serbest pazarlık ile belirlenirken inşaatta ise ücret ve fiyatlar sabittir, resmi olarak belirlenirler.
d. Ticari işletmerlerde de halkın ihtiyaçları ve işletmelerin yapacakları işler tespit edilerek gerekleri yerine getirilir. Fiyatlar ve ücretler serbest olarak belirlenir.
Üretimlerin her biri farklı merkezlerde farklı özelliklere göre yapılarak farklı para birimleri ile kredilendirilir. Tarım işletmelerinde buğday para, sanayi işletmelerinde demir para, inşaat faaliyetlerinde toprak para hesap birimi olarak kullanılır.
B) Dolaylı üretim: bu faaliyet grupları doğrudan bir ürün meydana getirmezler. Fakat verdikleri destekler ile üretimin yapılmasını sağlarlar. Alacakları pay da sarfettikleri emeğe göre değil aldıkları sorumluluklara göre belirlenir.
a. Kamu görevleri başlığı altında toplanan genel güvenlik hizmetleri vardır. Bu faaliyetleri gerçekleştirenler kamu adına ve kamu yararına hareket ederler. Sorumlu oldukları konularda kural koyma yetkileri kendilerine aittir. Herkes bu kurallara uymakla yükümlüdür, aksi halde zor kullanma yetkisi vardır.
b. Genel hizmet, kişi ve şirketlerin ortak işlerinin görülmesi demektir. Kamu görevinden farklı olarak burada son karar hizmet alan kişi veya kurumundur.
c. Bakım ise makine ve tesisleri esas alır. Genel hizmet de hizmet kişi veya kuruma yapılır, yani hizmeti alanın bir şahsiyeti vardır. Bakım ise şahsiyeti olmayan emtianın bakımı, onarılması, yenilenmesi gibi bir dizi hizmeti yerine getirir.
d. Hizmet sektörü olarak güncel bir isimlendirmeyle de anılan ve üretime doğrudan katılmayan faaliyetler de bu kısımda incelenebilir. Özel hizmetler isimlendirilebilirler.
Bölüşüm
Birçok insan çalışıp üretime katılırken bazıları da üretime katılmaz veya katılamazlar. Bunlara en genenl ifadeyle çalışmayanlar denilir.
a. Çocuklar: henüz çalışmak için çok küçüktürler
b. Yaşlılar: yaşlılıkları nedeniyle çalışmaları mümkün değildir. Özürlü insanlar; şayet özür doğuştan geliyorsa çocuklar içinde, özür sonradan oluşmuş ise de yaşlılar içinde sayılır.
c. Çalışacak iş bulamayanlar: iş aramalarına rağmen çalışacak iş bulamayan kimselerdir.
d. Çalışmak istemeyenler: işsiz oldukları halde iş aramayan kimselerdir.

Yeryüzü insanlığın olduğundan bu çalışmayan kimseler de üretim neticesinde elde edilen üründen pay sahibidirler, yeryüzünün kirasından kendi payları belirlenir. Fakat herhangi bir üretimde bulunmadıklarından üretime katılan kişilerin yarısı oranında pay alırlar. Çalışanlar hem yeryüzü kirasını hem de emeklerinin karşılığını alırlar. Üretim de kendi içinde üretenler ve destekleyenler olarak iki gruba ayrılmaktadır.

Çocuklar ve yaşlılar bakıma muhtaç olduklarından bunların payı bakıcı ailelere verilecektir. -Çocuk esirgeme yurdu veya huzur evi mevcut değildir. – Bu sayede bakıcı ailelere bir pay aktarılmış olacaktır. Oysa normal ailelerin de kendi çocukları ve yaşlıları vardır. Fakat bunun için ayrı bir ödenek almaları söz konusu değildir. Burada bir adaletsizlik oluşmaması için her aile reisine bakmakla yükümlü olduğu kişi sayısınca kredi verilir. Bu kredi kişinin çalıştığı işletmeye verilir, kendisi doğrudan kullanamaz. Dolayısıyla işletme öncelikle yüksek kredi getirecek kişileri işe almak ister çünkü bu sayede daha yüksek bir kredi kullanabilir. Bunun için de işe almak istediği kişi ile pazarlık yaparken daha yüksek ücrete razı olur. İş bulma konusunda da çok kişiye bakmakla yükümlü olanlar öncelik kazanırlar. İş bulamayanlar da kendilerine verilen payla, kalabalık ailelere göre geçinme konusunda daha az zorlukla karşılaşırlar.

Çalışabileceği halde iş bulamayan veya çalışmak istemeyen kişilerin aldıkları ücret günlük olarak değiştiğinden iki grup arasında kaymalar olması muhtemeldir. İşsizlik ödeneği üretimden, yani üretime katılanaların emeklerinden alınacaktır. Böylece her çalışan kişi işsizliğe karşı sigortalanmış oalcaktır. Ülkede belli bir oranda işsiz nüfusun bulunması genel olarak işveren gruplarının yararına görünür. Kişi çalışmak istemezse kendisinin yaptığı işi yapmaya razı ve hazır başka kişiler mevcuttur. Dolayısıyla işsiz nüfus çalışan nüfus üzerinde bir çeşit baskı aracına dönüşmekte bu da çalışanlarına aleyhine olmaktadır. Fakat bu şekildeki bir bölüşümle insanlar istemedikleri şartlarda ve işlerde çalışma zorunluğundan kurtulmaktadırlar. Sistem esas olarak bireyi gözetmektedir.