9 Ocak 2017 Sayı 116
Felsefe Tarihi Yazıları

 

Felsefe tarihi dar anlamda ilkçağ felsefesi klasik yunan düşüncesi ile başlatılır. Ancak burada ki başlangıç sistemli, bilimsel veyahut düşünsel bir temelde değil sadece şiirsel, hissi, mistik ögelerle bezenmiştir. Bu düşüncenin ya da inanışın felsefeye zemin hazırladığını söylemekte mümkündür.

 Bilimsel düşünüş öncesini klasik tarihçiler felsefe tarihine dahil etmeselerde bize göre aslında zemin olması hasebiyle bu dönemi de felsefeden saymak gerekir. Bu dönemin en önemli temsilcisi ise Hesiodos ve Homerostur. Bu iki ismin şiirlerinde varlık konu edilmiş iki mistik öge ile desteklenerek tanrısal/ilahî olgulara yer verilmiştir. Bunlar kainato kaos ve kosmostan ibaret sayarak yola koyulurlar.

Kaos/düzensizlik ve kosmos/düzen kavramlarına rastladığımız gibi aslında Yunan zihninde önemli ikinci meselede şudur ki; ebedilik kavramı. Yunan inanışı ve düşünüşüne göre kainat, alem ezeli ve ebedidir. Başlangıcı yoktur. Tanrının varlığını kabul edenlere göre ise Tanrı ona sadece ilk hareket vermiştir. Kabul etmeyenlerde ise zaten tanrı ebedi ve ezeli olandır.

Bu girizgahtan sonra Felsefe tarihini kısa bir tasnife tabi tutmak gerekir. Felsefe Tarihi genelde üç kısma ayrılır.

1)      İlkçağ Felsefesi

2)      Ortaçağ Felsefesi / Skolastik Felsefe

3)      Yeniçağ Felsefesi

 

Biz evvelemirde ilkçağ felsefesini anlatıp yolumuza buradan devam edeceğiz ancak bir meseleyi anlatırken önce o meselenin tüm parçalarını görüp ondan sonra her bir parçasına hakim olmalıyız aynı Felsefe tarihi derken nasıl üç dönemi anlıyor ve ondan sonra o dönemlerin içine girip inceliyorsak incelediğimiz bu dönemleri de yapıtaşına kadar indirgemeliyiz parçaya inip oradan bütünü kavramalıyız.

Bu meseleyi aynı şekilde bir binanın hangi temeller üzerine nasıl kurulduğunu bilip ölçülerini alıp ardından restorasyonunu eksik yanlarını ve daha güzel olması gereken işlemleri yapmaya benzetebiliriz. Nasıl ki restorasyon öncesi binanın yapısını çıkarmak için önce o binanın kaç kat olduğuna bakıyor sonra o katları dolaşıyor ve o katların da kaç odadan ve nelerden oluştuğunu inceliyor ardından odalarına giriyor ve tek tek odaların ölçümlerini buluyorsak bir ilmi araştırmada da inceleme böyle olmalıdır. O meseleyi bir bina olarak görmeli ve kaç kısımdan oluştuğunu her kısmın kaç bölüme ayrıldığını ve o bölümlerin de al ve konu başlıklarını tespit etmeliyiz. Bunlara hakim olduktan sonra tek tek her bir konuyu virgülünü atlamadan irdelemeli ve kapsamlı bir çalışma ortaya koyup günümüze dönmeli ve eksik olan taraf ne ise orayı da günümüzün ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde “efradını câmi’ ve ağyârını mani’ tutarak oturaklı, sistemli, ayakları yere basan ve fonksiyonel bir fikir yapısı inşa etmeliyiz.

İlkçağ Felsefesinden başlayarak bu dönemin tasnifine değinelim. Bu noktada kaç görüş varsa hepsini ele alalım ve yolumuza devam edelim.

İlkçağ felsefesi de aslında iki görüş ayrı ayrı tasnif ederler. İlk görüşte iki ana döneme ayrılır ve bu da kendi içinde alt başlıklara ayrılır.

Bu ilk görüş, bu şekilde tasnif edilmiş. Doğa Felsefesini iki temel meselede ele alan bu görüş; Milet Okulu’nda; Thales, Anaximandros ve Anaximenes incelenmiştir. Bu dönemde Felsefenin nasıl ortaya çıktığı ilk sorularında varlık anlayışının nasıl ele alındığı, arkhe sorunu üzerine ilk düşünceler hep bu bölümde anlatılmış. Ontoloji yani varlık felsefesi ile düşünce tarihine adım atılmıştır. Milet okulunun ardından hemen varlığın oluş problemini tartışmak üzere Herakleitos, Parmenides ve Pythagorasçı düşünce ortaya çımış muhteşem üçlünün kapışması başlamıştır. Oluşu İnkar Edenler bölümünde; Elea Okulu yani Parmanides, Zenon ve Myssius incelenmiştir. Oluşu temel alanlar grubu tek kişilik kahraman Herakleitos yer alırken oluş fikrini açıklayanlar ise büyük bir yekün tutmuştur (Pythagoras, Empedokles, Anaxagoras, Demokritos vs.).

İnsan Felsefesinde ise konu bütünüyle değişerek varlık yerini bilgiye bırakmıştır. Felsefe tarihinin mühim isimlerinden olan sofistler varlığın temelini açıklamak onu bilebilmek ile mümkündür peki bilgi mümkün müdür diye sormuşlar ve bilginin mahiyeti üzerine tartışma yürütmüşlerdir.

Bu dönemde Felsefenin konusu ontolojiden/varlık felsefesinden epistemolojiye/bilgi felsefesine kaymıştır.

Maddenin İnkarı kısmında Felsefe daha farklı bir boyut kazanmıştır halbuki ancak bu tasnif bunu da ikinci bölümün içinde görür çünkü bu tasnifte metod değil konu ele alınmıştır. Maddeyi inkar edenler; Platon ve Aristo’dur.

Maddeyi yücelten ise Aristoya kılıç çeken Epiküros iken İrade düşüncesini ortaya atıp bu temelden hareket eden okul ise Stoa Ekolü olmuştur. Kuşkuculuğun sistemli bir kazanım olarak karşımıza çıkması da bu dönemdedir. Bu kısımda derinlemesine bu bölüde ele alınmıştır. İkinci tasnifte dediğimiz gibi buradakinin aksine tarihi konu yönünden değil metod ve anlayış yönünden ele alacaktır.

İlkçağ Felsefesi hakkında ikinci tasnif ileriki yazımızda gelecektir inşallah…