27 Şubat 2018 Sayı 117 Sayı 117
İstanbul Hanları

İstanbul’un fethi ile birlikte Fatih Sultan Mehmet İstanbul’da yoğun bir imar faaliyetine başlamıştır. 1453-1481 yılları arasında İstanbul’da 300 büyük yapı inşa edilmiştir. Bu imar faaliyeti sırasında gerek Sultan Fatih tarafından, gerekse devlet ricalinden önemli şahısların yaptırdıkları hanlar vardır. Fatih Sultan Mehmet devrindeE.Hakkı Ayverdi’nin çalışmasına göre on sekiz adet han bulunmaktadır. Bu çalışma 1542 tarihli Vakıflar Tahrir Defteri’ne dayanmaktadır. Ancak bu defterde kayıtlı olmayan hanların olup olmadığı hakkında yeterince bilgiye sahip değiliz. Söz konusu tahrir defterinden sonra yazılmış olan 1600 tarihli Vakıflar Tahrir Defteri ile mezkur defter arasında uyuşmazlıklar vardır. Bu yüzden elimizdeki bilgilerin kesinliği ileride yapılacak çalışmalara bağlıdır. Ayrıca yapılan bazı hanların vakıf olmama ihtimali değerlendirilmesi gereken bir diğer husustur.

Osmanlı’da ilk dönem hanları incelendiğinde, hanların fonksiyonlarına göre isimlendirildiğini görmekteyiz. Bunlara örnek olarak Mahmutpaşa’daki Kürkçü Han, Çemberlitaş’daki Elçi Hanı, Fatih Camii yanındaki Deve Hanı zikredilebilir. Bu isimlendirme günümüzdeki çalışmalar açısından problem oluşturacak niteliktedir. Bu konuya örnek teşkil etmesi açısından Ayverdi’nin vakıflar tahrir defterini temel alan Fatih Devri Mimarisi kitabında hanların isimlerini verirken, hanların isimleri belgede bahsedilmemiş ise han, banisi ile isimlendirilerek verilmiştir. Örneğin Tahtakale’de Murat Paşa Han’ın varlığından bahsedilir, ancak bizim yaptığımız çalışmada Tahtakale’de bu isimde bir hana rastlanmamıştır. Kastedilen Tahtakale’de bulunan Mahmut Paşa evkafından Katır Hanı’dır. Ancak Ayverdi’nin çalışması tahrir defteri temelli olduğu ve tahrir defterinde de kayıtlarda yalnızca hanın yeri ve kim tarafından yaptırıldığı kayıtlı olduğu için bu konuda hanların asıl isimlerine ulaşma problemi ortaya çıkmaktadır. Osmanlı İstanbul’unun ilk dönemleri bu bakış açısıyla yeniden gözden geçirilmelidir. Aksi halde bilgi karışıklığı ve kirliliği oluşacaktır.

İstanbul’da ilk dönemlerdeki fonksiyona göre isimlendirme, yerini özellikle son dönemde banisine göre isim almaya bırakmıştır. Bu isimlendirmenin sebepleri tam olarak tespit edilmiş değildir. Ancak ilk dönem yapılan hanların vakıf olarak inşa edilmesi, mülkiyet sorununun olmaması gibi sebeplerden kaynaklanıyor olmalıdır.

İstanbul hanları şehir tipi hanlardandır. Ancak İstanbul’daki hanlar gerek ihtiyaçtan gerekse arsa probleminden dolayı klasik hanlardan farklı özellikler göstermektedir. İmar olunan yerin durumu, klasik han tipi olan kare yahut dikdörtgen yapı şeklinin korunmasına engel olmuştur. Bir anlamda hanlar arsaların şeklini almıştır diyebiliriz. Bunun da temel sebebi olarak arsa maliyetlerinin yüksek oluşu ve İstanbul’daki ticaret merkezinin fiziki koşullarını sıralayabiliriz.

İstanbul hanlarının dış yapı şeklilerinde gösterdikleri farklılıkların yanı sıra içyapılarında ve işleyişlerinde de farklılıklar gözlenmektedir.

İstanbul hanlarının bir kısmı ahırlıdır ancak bu ahırlar bodrum katta bulunur ve bunlara bir rampa ile inilir. Bunlara örnek; üç avlulu olan Valide Hanı ve Laleli’deki Çukur Çeşme Hanı’dır. Bir diğer han grubu bir ya da iki avlusu olan hanlardır. Bu hanlarda ahırlar mevcut değildir. Buna mukabil hanların alt katlarında depolar varken üst katlarında ikamet için ayrılmış odalar bulunmaktadır. Bu tip hanlara örnek olarak; Kürkçü Han, Vezir Han, Çuhacı Han sayılabilir. Bunların dışında ticaret hanı olarak adlandırabileceğimiz, yalnızca ticaret için ayrılmış hanlar vardır. Bir başka han tipi de sadece yolcu ağırlamak için kullanılan hanlardır. Bu hanlarda ahır ve depo mevcut değildir. Bu hanlara örnek olarak İstanbul Çemberlitaş’daki Elçi Hanı gösterilebilir.

Hanların ticari özelliklerinin yanında üretim fonksiyonları da vardır. Üretimin gerçekleştirildiği bu hanlar Bekar Hanı (Bekar Odaları) olarak isimlendirilmektedir. Yolgeçen Odaları, Mercan Odaları, Cebehane Odaları, Hilalci Odaları bunlara örnek olarak sayılabilir. Bunlar ağırlıklı olarak Mahmutpaşa ile Unkapanı arasında konumlanmışlardır. Bu tip hanların ilk örneği olarak Simkeşhane sayılabilir.

İstanbul’da hanların yanında ilk devirlerden itibaren kervansaraylar da bulunmaktadır. Evliya Çelebi’ye göre 17. yüzyılda İstanbul’da bulunan kervansaraylar şunlardır; Fatih Sultan Mehmet Han Kervansarayı, Bayezit Han Kervansarayı ,Yavuz Sultan Selim Han Kervansaryı, Süleyman Han Kervansarayı, Ahmed Han Kervansarayı, Ayasofya yakınında Kapıcılar Kervansarayı (karşı karşıya iki büyük han), Atmeydanı yakınında Koca Mehmet Paşa Kervansarayı, Kurşunlu Han Kervansarayı, Baklalı Han Kervansarayı, Vefa Hanı Kervansarayı(sahibi Pertev Paşa, Mimar Sinan yapısı), Atpazarı Hanı Kervansarayı, Melek Ahmet Paşa Sarayı yanında Sinan Paşa Kervansarayı (Mimar Sinan yapısı), Bitpazarı yanında Atik Ali Paşa Kervansarayı.

Bunların dışında 1600 tarihli İstanbul Vakıfları Tahrir defterinde yukarıda zikredilmeyen 4 farklı kervansaray tespit edilmiştir ki bunlar: Mahmutpaşa’da Kervansaray, Ahi Turmış Mahallesi’nde Kervansaray, Yahudi Mahallesi’nde Molla Gürani vakfiyesi Kervansaray, Tahtakale’de Murat Paşa Vakfı’ndan Kervansaray(Katır Hanı) dır. Bunların haricinde tespit edilmiş kervansaraylar vardır ki bunlar: Saman Viran Kervansarayı, Bodrum Kervansarayı, İskender Paşa Kervansarayı’ dır.

İstanbul hanlarını incelerken hanların ekonomik yönünün yanında birçok alanda hizmet verdiğini, birçok fonksiyonu yerine getirdiği tespit edilmiştir. Hanlardaki ekonomik faaliyetlerin yanında gerçekleşen sosyal, siyasal hatta uluslararası ilişkiler diye niteleyebileceğimiz irili ufaklı birçok olayla karşılaştık. Bu bilgiler bize özellikle 19.yy da hanların temel fonksiyonlarının yanında farklı alanlarla olan ilişkilerini tanıma, irdeleme fırsatı verecektir. Hanlarda bulunan sinagoglardan, hanlarda kurulan kalpazan kumpanyasına kadar birçok alanda çeşitli bilgiler ile hanlar farklı yönlerden irdelenmiş olacaktır.

Hanların mülkiyeti noktasında belge ve fetvalarda farklı bilgiler mevcuttur. Fetvalarda hanların odalarının kiralanmasının yanında satılmasının da bir mahzuru olmadığı kayıtlıdır. Bazı örneklerde hanın tamamının satıldığı durumlar vardır. Asma altı’ndaki Şekerci Han’ın Zenob adında bir şahsa satışı ve teslim işlemlerinin gerçekleştirilmesi ile ilgili bir belge bu hanların mülkiyeti ile ilgili aydınlatıcı bilgi sunmaktadır.

Bir başka belgede ise Dâhiliye Nezareti Evrak Müdürü Ali Haydar Bey’in Süleyman Paşa Hanı’ndaki hissesinin gayrimüslime satılmamak şartıyla ferağı ile ilgili bir kayıt bulunmaktadır.

Han odalarının kiralanması satılması veya hanın tamamının satılması durumları ile karşılaşmamızın yanında münferit olsa bile handaki hissenin gayrimüslime satılmaması şartının getirildiği durumlar da vardır.

Hanlarda ticari faaliyetler ile ilgili karşılaştığımız iki belge ise muhteviyat yönünden birbiri ile ilgili değildir. Ancak ticari yönleri bakımından burada zikredilmeleri uygun olacaktır.

Alışveriş için gelen kadınların Çorapçı Han’a girişlerinin yasaklanması ile ilgili bir belgeyi incelediğimizde, bu yasağın neden konulduğu ile ilgili bir kayıt bulunmazken, ticareti etkilendiğinden bu yasağın kaldırılması ile ilgili başvuru yapan bir Yahudi tüccarın bu handa bulunduğu görülmektedir.

Bir başka belgede Kürkçü Han’da ticaret ile meşgul olan Krikor’a her sene olduğu gibi bu yıl da Kayseri’de imal edilen malları almak ve ticaret yapmak için mürur tezkeresi verilmesi hakkındadır. Handa bulunan tüccarın mürur tezkeresi alma zorunluluğu ticaret emtiasının Osmanlı’da izin alınmadan nakledilememesi ve mübadele edilememesi açısından önemlidir.

Valide Hanı’ndaki camide bulunan İranlıların tahliye edilmesi ve bu cami içinde bulunan kahvehanenin İslam şeriatına uymadığı gerekçesiyle kaldırılmasının yanında yine Valide Hanı’nda, İran Sefarethanesi İmamı kisvesi altında yasak olmasına karşın İranlılar ile Osmanlı kadınları arasında nikah kıyan Said Efendi hakkında tahkikat yapılması gibi bilgilerin, hanlarda ne tür yapılar bulunduğu ve ne tür işlemlerin gerçekleştirildiği bilgisi açısından önemli olduğundan değinilmesi gereklidir.

Bir tek defter veya belgede toplanması mümkün olmayan bu dağınık bilgi topluluğu ancak farklı ve özgün bir çalışmanın konusu olabilir.

Hanların sorunsuz işleyişinin sağlanması İstanbul ticareti açısından önemli bir noktadır. Hanların temizliği ortaya çıkabilecek olan hastalıkların, hatta salgınların önlenmesi, Osmanlının önemsediği, üzerinde durduğu bir konudur. Sağlığın korunması ve temizliğe riayet edilmesi konusu ile ilgili bir çok belgede bir çok konu işlenmiştir. Bariz örnek teşkil etmesi açısından bunlardan bir kaçını burada zikredeceğiz.

Fatih At Pazarı’nda bulunan hanlarda temizliğe riayet edilmediği belirtilerek, bu hanlarda temizlik ve bakım yapılması gerektiği hakkında bir belge bulunmaktadır. Bir başka belgede ise Kapalıçarşı’daki Yüncü Hanı ile Bitpazarı’ndaki Yolgeçen Hanlarında temizliğe gereken özenin gösterilmesi ve buralarda bölge sağlığına zarar veren konuların giderilmesinden bahseder. Bu çerçevede hanların gerek kendi içlerindeki temizliklerinin gerekse çevrede sebep oldukları kirliliğin giderilmesi hususunun önemli olduğu ve bu konuların hassasiyetle takip edildiğini görmekteyiz.

Hanların sağlık yönünden iç tehditlerden korunmasının yanında dış tehditlere karşı da korunması gerektiği aşikârdır. Yurt dışından gelen ziyaretçi ve misafirlerin getirebilecekleri hastalıklar şehirde hızla yayılıp gerek kentin ticari hayatını gerek sosyal düzenini bozacak bir duruma dönüşebilir. Bunu önlemek için bazı tedbirlerin alındığını belgelerdeki şu ifadeler ile anlıyoruz:

“Şeyh Davut hanında bir kolera vukuatı daha zuhur etmesinden dolayı gelecek Rus hüccacın dersaadetde duhulüne müsaade olunmayıp Sinop tahaffuzhanesinde karantinalarını ifa ettikten sonra oradan vapurlara bindirilerek memleketlerine gönderilmeleri.”

Yine başka bir belgede:

“Tahta Kale'de Kebapçı Han'ında ölen bir şahsın ölüm sebebi olarak kolera hastalığından şüphelenildiğinden Haliç, Sirkeci ve Haydarpaşa İstasyonları'na gelen yolculara tıbbi muayene yapılması. Kafile ile gelen Rus hacılarının Sinop'ta sağlık kontrollerinin yapılması.”

Böylece Rusya’dan gelen hacıların İstanbul’da Şeyh Davut Hanında kaldıklarını öğrenmekteyiz. Yukarıda da bahsettiğimiz hassasiyetlerden dolayı tıbbı muayenenin sıkılaştırılması hatta Rusların ziyaretlerine izin verilmemesi onların Sinop şehrine götürülüp oradan da ülkelerine geri yollanması Osmanlının, başkentin sağlık düzenine verdiği önemi göstermektedir.

Hanlarda temizliğe bu denli riayet edilmesi gerek İslami temizlik anlayışından gerekse o dönem tıbbı imkanların salgın hastalıklara karşı mücadelede yeterli olmamasından kaynaklanıyor olmalıdır.

Hanların temizliğinden kimin sorumlu olduğu ile ilgili bir fetvada hanlarda biriken hayvan gübresinin temizlenmesi işinin hancıya değil kiracıya ait olduğu görülmektedir.

Hanların korunmasının öneminden yukarıda bahsetmiştik. Bu saikle hanlarda meydana gelen bazı durum ve hadiseler karşısında devletin gösterdiği refleksi irdelemek de yararlı olacaktır. Yeni Han’da faaliyet gösteren bir kalpazan kumpanyasının yakalanmasının hanların devlet tarafından denetim ve gözetim altında tutulduğunun, şehir sağlığı açısından olduğu gibi şehir ekonomisi açısından da denetlendiğinin ve gayrimeşru herhangi bir faaliyete izin verilmediğinin göstergesidir.

Bu denetim ve koruma anlayışı gerçekleşen faaliyetleri tespit etmenin yanında tehlike oluşturabilecek durumların önlenmesi için de birçok adımın atıldığını Osmanlı belgelerinde görebiliyoruz.

Çakmakçılar yokuşunda bulunan Valide Hanı’nda Kerimof’a ait bir matbaada basımı yasak olan bazı kitapların basıldığı ve bunun sonucunda matbaanın daha kolay denetlenebilmesi için ilgili esnafın hanın dışına çıkarılması ile ilgili bir belge bulunmaktadır. Bir başka belgede Rus vatandaşı olan Kerimof’un Valide Hanı’ndaki matbaasının denetimini kolaylaştırmak için diğer matbaaların yanına nakledilmesinden bahseder.

Hanlarda bulunan ekonomik faaliyetlerden biri de matbaa açılmasıdır. Bu konu ile ilgili gerek matbaa açılması ve gerek matbaaların nakledilmesi hususunda bir çok belge bulunmaktadır. Yukarıdaki bahsedilen belge hanlarda bulunan matbaa ve kitap basım faaliyetleri açısından önemlidir. Denetimin kolaylaştırılması için matbaacı esnafının bir araya toplanılması gayreti göze çarpmaktadır.

Yirmi yıl boyunca Kürkçü Han’da abacılık yapmış olan Haralambi Liçef’in ülkesine ailesini ziyaret etmek için gidip de İstanbul’a dönüşünde hal ve tavırlarından şüphelenilerek memleketine gönderilmesi ve bu şahıs hakkında Bulgaristan Kapı Kethüdalığı’na bilgi verilmesi ile ilgili bir belge bulunmaktadır. Bu da hanların nasıl bir denetime tabii oldukları ve içerisindeki esnafın süreç içerisindeki faaliyet ve davranışlarının dikkate alındığını göstermektedir.

Yeşildirek’de Cafer Ağa Hanı’nda Amerikalı Doktor Tomas’ın muayenehane açtığı ve kendisine bunun dışında bir amaçla faaliyet yaptırılmaması ile ilgili bir belge bulunmaktadır.

Bütün bu bilgiler ışığında hanların Osmanlı denetiminden nasıl etkilendiğini görmek mümkündür. Hanlarda gayri meşru faaliyetleri yapmanın ötesinde bu tür teşebbüslerde bulunulma ihtimali bile gerekli tedbirlerin alınmasına sebebiyet vermektedir.

Bu tedbirlerin alınması temelde hanların temizliği bahsi gibi hanları birincil derecede koruma amacından ziyade ikincil olarak bu hanları ilgilendirmektedir. Bizim incelediğimiz belgelerde dolaylı olarak hanların korunması ve denetim altında tutulması, hanların ekonomik faaliyetleri açısından etkilenmelerini önlemek için değil, daha ziyade genel güvenlik tedbirleri ve konulan yasakların uygulanmasına yöneliktir. İleride yapılacak çalışmalar ile hanların ticari yönden etkilenmemesi için alınan tedbirlerin açığa çıkarılacağını umuyoruz.

Hanlar ile ilgili fetvaların incelenmesi başka bir tezin konusudur. Bizim burada vereceğimiz birkaç örnek hanların işleyişi ve süre giden ticari ilişkiler açısından bilgi vermek amaçlıdır.

İstanbul’ a gelen seyyahların notlarında da görüldüğü üzere hanlardaki odalar için kira bedellerinin yanında bir de “miftahbaha” adı altında kapı açma parası talep edildiği bilinmektedir. Hanın odalarının anahtarı hancıda bulunmakta ve odayı kiralayan kişiye teslim sırasında bu bedel talep edilmektedir. Ancak şikâyet edilmesi ile bu bedel iade edilmekte ve hancının böyle bir bedeli talep etme hakkının bulunmadığı kendisine bildirilmektedir.

Hanlarda kaybolan eşyaların sorumluğu ve handan kaçan kölelerin tazmini bazı durumlarda hancıdan talep edilmektedir. Bu konudaki fetvalarda; kaybolan eşyaların ve handan kaçan hayvanların hancıdan talep edilemeyeceği, bu sorumluluğun eşyanın ve hayvanların sahibinde olduğu ile ilgili hüküm verilmiştir. Burada işletilen bir sigorta mekanizması hakkında bir bilgiye ulaşılamamıştır.

Netice olarak bir çok yönden birçok bilgi ve araştırmaya konu olabilecek İstanbul hanları üzerinde gereken çalışmalar yapılmamış bakir bir alan olarak Osmanlı ve Türkiye tarihinin özellikle ekonomik yönü ile ilgili bir çok bilgi içermektedir. Osmanlı esnaf teşkilatı ve üretim ilişkileri ile hanların bağlantısı hatta günümüzde hanların ne tür bir işlevi ifa ettiği noktasına bağlanabilecek olan bu çalışmalar gerek dünü anlama gerekse bugünün sorunlarına çözüm üretme noktasındaki önemini korumaktadır.

Doğan Kuban, İstanbul Bir Kent Tarihi, Zeynep Rona (çev.), İstanbul, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, 2000, s.213.
Bkz. Mehmet Canatar, İstanbul Vakıfları Tahrir Defteri, İstanbul Fetih Cemiyeti, İstanbul, 2004.
Bkz.Ahmet Refik, Hicri On Birinci Asırda İstanbul Hayatı, Enderun Kitabevi, İstanbul, 1988, s.10.
Kapalı çarşıda bulunan ve Osmanlı Döneminde Rubiyye (Rabia) hanı olarak isimlendirilen han günümüzde Rubi hanı olarak tabelalandırılmıştır.
Erksan, s.25
Gönül Cantay, “Hanlar”, İstanbul Ansiklopedisi, C.3, İstanbul, Kültür Bakanlığı ve Tarih Vakfı, 1994, s.548.
Bitpazarının hudutları kesin olarak bilinmemektedir Bkz. İ.Aydın Yüksel, II.Bayezid Yavuz Selim Devri, 2. Basım, İstanbul, İstanbul Fetih cemiyeti, 2006, s.175.
Evliya Çelebi, Evliya Çelebi Seyahatnamesi, Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı (çev.), İstanbul, Yapı Kredi Kültür Merkezi, 2003, s.281473.
Mehmet Canatar, İstanbul Vakıfları Tahrir Defteri, İstanbul, İstanbul Fetih Cemiyeti, 2004, s.81,167,245,483.
Ekrem Hakkı Ayverdi, Fatih Devri, İstanbul, İstanbul Fetih Cemiyeti, 1989, Cilt.4, s.579.
Bknz. B.O.A. A.}MKT.NZD. 374/8 18/R/1278 .
Bknz. B.O.A. DH.MKT. 582/33 19/C/1320
Bknz. B.O.A. DH.MKT. 1977/37 29/Z/1309
Bknz. B.O.A. DH.RMIK.M.. 76/40 9/C/1317
Bknz. B.O.A. HR.MKT. 353/46 12/R/1277
Bknz. B.O.A. DH.MKT. 159/49 19/R/1311
Bknz. B.O.A. DH.MKT. 140/12 16/Ra/1311
Bknz. B.O.A. İ..HUS. 160/1321 1-024 11/L/1325
Bknz. B.O.A. ZB. 23/16 09/Tn/1323
Tahsin Özcan, Fetvalar Işığında Osmanlı Esnafı, Kitabevi, İstanbul,2003, s.429.
Bknz. B.O.A. DH.MKT. 1411/107 17/B/1304
Bknz. B.O.A. DH.MKT. 2558/103 08/Ş/1319
Bknz. B.O.A. DH.MKT. 581/39 17/C/1320
Bknz. B.O.A. DH.MKT. 999/51 15/M/1323
Bknz. B.O.A. ZB. 381/32 12/Nİ/1323
Özcan, s.428.
age, s.429.