9 Ocak 2017 Sayı 116
İslam Hukukçuları Açısından Faiz Meselesine Medhal

1.     FAİZ

1.1. Kavram Tahlili, Giriş

Günümüzde “faiz” kavramıyla nitelediğimiz karşılıksız değer transferi Osmanlı döneminde rıbh olarak 17.yy’a kadar nitelendirilmiştir.  Faiz kelimesi ise kar olarak anlaşılmıştır. Klasik dönem İslam hukukçuları ise Kur’an ıstılahından mülhem bir şekilde ribâ kavramını tercih etmişlerdir. Ribâ kavramı ise şişme, yükselme, tepe noktası, büyüme olarak tanımlanır, terbiye kelimesi ile aynı köktendir.      

Faiz tarih boyunca sermayenin bedeli olarak çeşitli şekillerde anlaşılmış ve her daim borç ile ilişkilendirilmiştir. İslam hukuk literatüründe ise bu kavrama ek olarak alışveriş faizi kavramı da eklenmiştir.

İslam düşüncesinde faizi etkileyen en önemli argümanlardan birisi de 6 eşya hadisi olmuştur. Özellikle Alışveriş faizini açıklama noktasında illet tespitine dair öne sürülebilecek en sarih argüman bu hadistir denilebilir. Modernite öncesi İslam düşüncesinde faiz olgusuna değinmeden önce Batı düşünce tarihinde faiz algısı nasıl değerlendirilmiş buna bir göz atmak gerekir.

1.2.  Kısa Tarihçe

                Tarih boyunca birçok düşünür ve din adamı faiz olgusuna karşı gelmiş ve hatta sert bir dil ile tenkit etmişlerdir. Kurumsal İktisadın oluşmadığı ekonominin henüz ev idaresi anlamında (ilm-i tedbir-i menzil) ele alındığı dönemlerde aşırı tenkit edildiği bu tenkidin kurumlaşmayla yumuşadığı ve sanayi inkılabı sonucu modern dönemde gerekli bir işlem olarak algılandığı karşımıza çıkmaktadır.

                Aristoteles Politika adlı kitabında “kısır bir metal olan paradan kâr elde etmek iğrenç bir eylemdir” derken. Eski Hint düşüncesi faizi aşağı kastların (parya, serf vs.) işlemi olarak görür ancak ona da adil bir oran(!) uygulanmasını şart koşar. Üst kastlara ise kat’î surette yasaktır. Ortaçağ Kilise babaları dönemi (Patristik Felsefe) , tüketim kredilerini hedef almış idi. Ve bu düşünce de faizi kesin surette haram görüyor idi. Ta ki Haçlı Seferlerine kadar ne zaman ki bu savaşlarda sermaye terakümüne ihtiyaç duyuldu. Aquinas’lı Thomas imdada yetişti. O da İslam düşüncesinde faiz illeti problematiğine benzer bir ayrım yaparak kullanılan mal ile tüketilen mal ayrımı yaparak kullanılan mal için ödenen bedel nasıl kira ise tüketilen mal içinde faiz o derecede meşrudur demiştir.[1]

                Sonra ki dönemlerde iktisadi düşünce daha da etkin hale geldikçe faiz meşru görülmüş öyle ki J.B. de Say[2] sermaye de emek gibidir. Bir ürünü üretmekte etkin bir rol oynar ve ona da ihtiyaç vardır. Bu halde emeğin bedeli nasıl ücret ise sermayenin bedeli ise faizdir der. Buna ise sermayenin produktivite ilkesi denir. Aynı şekilde merkantilist iktisat ise sermayenin kirası tanımlaması yapmıştır faiz için. Keynes ise Likidite Tercihi Teorisi’nde faizi; para biriktirmekten vazgeçirmek maksadıyla para sahibine ödenen fiyattır demiştir.

 

1.3. İslam Düşüncesinde Faiz

İslamiyette borç faizi kesinlikle haram iken alışveriş faizinde çeşitli illet sorunları sebebiyle kargaşalar yaşanmıştır. Borç faizi ne demektir? Alışveriş faizi ne demektir?

Borç faizi; ödünç, alım-satım veya herhangi başka bir sebepten  zimmete geçen belli bir miktar borca karşılık ödenecek mal veya parada vade sebebiyle alacaklı adına şart kılınan fazlalık veya menfaattir. Borç faizi iki şekilde vuku bulur.

a.       Sebebi ne olursa olsun(satılan mal bedeli, ödünç para , mal) iki taraftan birinin lehine öbür tarafın zimmetinde tahakkuk etmiş bir borcun bulunması

b.      Borcun ödenmesi esnasında anapara veya mala ilaveten alacaklı lehini bir fazlalığın veya bir menfaatin şart kılınması.

Alışveriş faizini görünce daha da iyi anlaşılacak ki tüm dünya ekonomi sistemleri faizin meşruiyetini yani hükmünü tartışırken İslam hükmüne kesin haram hükmüyle bakarak Faizin illetini problem edinmişlerdir.

1.4. Alışveriş Faizi ve 6 Eşya Hadisi ya da Faizde İllet Problemi

Ubade b. Samit ve Ebu Said el Hudrî’den rivayet ile gelen hadiste faizin illeti problemi daha da belirgin bir hal almaktadır. Alışveriş faizi özellikle bu ve benzeri birkaç hadis ile ilişkilendirilebilir. Alışveriş faizi şu demektir. Faize konu olan standart/mislî mal veya paraların[3] peşin veya vadeli alım satımlarında ortaya çıkan karşılıksız değer aktarımıdır. Alışveriş faizi de fazlalık faizi(Ribe’l Fadl) ve vade faizi(Ribe’n Nesîe olmak üzere ikiye ayrılır.

Ribe’l Fadl(Fazlalık Faizi): Aynı cinsten mal veya paraların birbirleriyle peşin mübadelesinde bedellerden birinde bulunan fazlalıktır. Sadece veznî ve keylî mallarda ortaya çıkar.

Ribe’n Nesîe(Vade Faizi): Mal-Para ve Para-Mal mübadelesi hariç vadeli her misli malın ve bazı kıyemi malların mübadelesinde ki vade sonucu doğan faizdir. Günümüz iktisadında kısmen bileşik faize denk düşer.

 Bu noktada hangi mallar ile faiz durumu ortaya çıkar ne ile neyin mübadelesinde peşin olarak fazlalık ne ile neyin vadeli mübadelesinde zaman sorunu ortaya çıkar bu sorular aklımıza gelmektedir. Kısacası faizde illet problemi bu noktada hadisi verip ve mezheplerin faizde illeti ne ile belirlediklerine bakalım.

              Hadis metni ise şöyle; “Altın altınla, gümüş gümüşle; buğday buğdayla, arpa arpayla, hurma hurmayla, tuz tuzla, misli misline, eşit ölçüde ve peşin mübadele edilmelidir. Sınıflar farklı olursa, peşin olmak şartıyla istediğiniz gibi mübadele edebilirsiniz.”[4] tam bu noktada İslam düşünürleri tartışmaya başlarlar ve ilk soru şu olur. Burada sayılan mallar bir ölçü mü yoksa bizâtihî kendisi mi? Bu soruya sadece Zahirîler, Osman el Bettî, Katâde, Tâvûs, Mesrûk, Şâ’bî, İbn-i Akîl burada zikredilen mallar bizâtihî faize konudur hüküm bunlarla sınırlıdır. Başka malları bunlara kıyas etmek doğru değildir derler. Diğer tüm mezhepler bu malları birer ölçü kabul ederler. Bundan sonra mezheplerin de bu ölçü de kıstas nedir? Yani hukukî terminolojide ifade edildiği gibi kıyasın kendisine dayanacağı illet(son sebep) nedir? Sorusunu gündeme getirirler. Bu soruya verilen cevapları iki ana başlık altında ele alacağız. Birincisi Altın ve Gümüş yani para kategorisi, ikincisi zikredilen mallar yani mal kategorisi.

1.4.1. Altın ve Gümüşte İllet

a. Cins ve tartı birliğini esas alanlar; bu Hanefîlerin görüşüdür. Hanbeliler, İmamiyye ve Zeydiyye de bu görüştedir. Bu görüşe göre altın altın ile gümüş gümüş ile mübadele edildiğinde fazlalık faizi olmaması için eşit ağırlıkta olması şarttır. Vade faizinin doğmaması için de mübadelenin peşin olması. Teslim tesellümün aynı mecliste olması şarttır. Ayrıca burada cins  ve tartı birliği esas alındığı için hiçbir para faize konu olamaz altın dışında mesela o dönemin fels diye kabul edilen paraları için 1 fels ile 2 felsin mübadelesinin caiz olduğu görüşündedirler.

b.  Altın ve gümüşte faizin illeti semeniyye (para olma) vasfının galip olmasıdır. Şafii mezhebi ve Maliki mezhebi bu görüşte olup hanbelilerin yaygın kanaati de bu yöndedir.  Semeniyye vasfının galip olması demek evvelemirde ki gibi diğer paraların yine altın ve gümüşe kıyas edilmemesi demektir. (!)

c. Altın ve gümüşte faizin illeti mutlak semenlik(para olma) vasfıdır. Bu görüş Malikilere muhalif olup Hanbeli fakihlerinden İbn-i Teymiyye’nin görüşüdür. Burada para olan herşey faize konu olabilir.

1.4.2. Faiz Mallarında Faizin İlleti

                a. Hanefiler yine bu noktada cins ve keyl (hacim ölçüsü) birliğini esas almışlardır illet olarak bunun pratik yansıması şudur ki sadece gıda maddeleri değil(çünkü hadiste sayılanların hepsi gıda) bütün keylî mallar faize konu olabilirler. İnşaat sektöründe kullanılan kireç, çimento, kum vs. ikinci bir husus Hanefilerde, fazlalık faizinin tek unsurudur.

                b. Şafiilere göre faizli mallarda faizin illeti tu’m(gıda maddesi) olmaklığıdır. Buna göre inşaat maddeleri vs. faizli mallara konu olamazlar. Şafiilere göre gıda maddesi mallardan peşin mübadele esnasında ki birinde olan fazlalık, fazlalık faizini bedeller eşit olsa dahi vadeli olması hal,i ise vade faizini meydana getirir. Hanbelilerde bu kanaattedir.

                 c. Malikiler ise bu illeti daha da dar tutarak depolanıp saklanabilen (iddihar olunabilme) gıda maddesini faize konu olarak ele almışlardır.

İslam Hukuk düşünürleri faizin illet meselesini bu şekilde ele almışlardır. Bu açıklamalar geniş bir yelpazede ele alınan görüşlerdir.  Özellikle burada Hanefi düşüncesi malları çok kategorize ederek fazlalık faizini sadece keylî(hacim) ve veznî(ağırlık) ölçüsüne haml etmişlerdir. Mesela kumaşta(zer’î) veyahut yumurtada(adedi) fazlalık faizini mümkün görmeyip vade faizinin sınırını tüm misli mallarla dahi sınırlandırmayıp bazı kıyemî malları dahi vade faizine konu kabul etmişlerdir.

Özellikle piyasa açısından borç faizi meselesini de kıyasen meşru olmasa da istihsanen kabul gören selem meselesiyle çözmüşler ve kredi sorunu, malın bekleme sorunu, satılmama ihtimalini ortadan kaldırmışlar ve hatta modern anlamda reklam gideri gibi vs. giderlerden de kurtararak piyasa da fahiş miktarlarda pahalı ürün çıkmasına engel olmuşlardır. Bugün dahi Uzakdoğu ekonomilerinde selem sistemi kullanılmaktadır. Tarım üretimi için olmasa da sanayi üretimi için çok elzem bir çözümdür.

Bir diğer konu da faiz enflasyon ilişkisidir. İsmail Özsoy hoca her ne kadar faiz enflasyon ilişkisine dia  faiz maddesinde olumsuz baksa da faiz sanal bir ekonomi oluşturarak enflasyonu tetikler, enflasyonda piyasa da gelecek korkusu oluşturarak faize insanları sürükler ve bu sarmal döner durur. Arada bir yapılan spekülasyonlarla önlenmeye çalışılsa da bazen işe yaramadığı da olur.( mesela İkinci dünya Savaşı sonrası Almanya ekonomik durumu para değerlerine bakılabilir)



[1] Bu noktada dönemin hakim varlık anlayışı atomcu düşüncenin etkisi de sezilmektedir. Daha çok mistik olup eşyanın aynına değilde arazına değer veren düşünce kira ile faiz kategorisini bir tutmuştur. Ayn’a ehemmiyet veren  Müslüman teologların etkisinde ki hukukçular “faiz şübhesi, araz-menfaat değersizdir gibi söylemlerle kirayı dahi kıyasen meşru saymamışlardır. Yeni Platoncu mistik düşünce etkisinde ki Hristiyan teologlar ise aynı şekilde faizi kiradan ayıramayıp faize de değer atfetmişlerdir. Siyasi boyut etkin olduğu gibi alem anlayışları da faiz düşüncesinde etkin bir rol almıştır.

[2] Arz Yasasının kuramcısı “her arz kendi talebini yaratır.”

[3] Bu tanımda ki para değerli madenlere altın ve gümüşe tekabül etmektedir. Bugünün paraları anlaşılmamalıdır.

[4] Müslim, Müsâkat, 81; Ebu Davud, Büyu’, 12.