9 Ocak 2017 Sayı 116
Öyküden festival yapmışar

Son bin yıldır çok kritik bir süreçten geçiyoruz. Yoğun gündem şimdiye kadar hayatı ıskalamamıza sebep olmadı. Popüler kültür tüm tersanaleri marina haline getirmiş, tüm kaleleri butik otel yapmışsa ne çıkar bundan? İnsanlar iyi olana, güzel olana meyletmeye devam ediyorlar ve devam edecekler kuşkusuz.

Öyküden festival yapmış güzel insanlar. O kadar çorbaya bu kadar tuz yetmezse de elde olanı esirgemek hiç olmaz. Efendim, mevzumuz bu. Öykü severler okumaya devam edebilirler.

Dedik ya öyküden festival yapmışlar. 4 gün boyunca bir şeyler olup bitecek Zeytinburnu’nda.

İlk gün bir açılış olacak. Sonra öyküler okunacak. Bir konser olacak belki.

Belki okula bir öykü gelir ve biz yeniden keşfederiz genç olmanın, sevdalanmanın ne demek olduğunu. Müdür Bey ahkam kesebilir takdim kısmında, derslerin arasında böyle faaliyetlerle motive olun der, gene de öğrencilerini, yavrularını düşünür. Öğrenciler de teneffüsten çok derste hayal kurmaya devam eder.

Çocuklar ders kaynıyor diye sevinecek ilkin. İçlerinden bir ikisinin gölgeyle çizilmiş yüz hatları gerilecek, gözlerinin derinliklerinde bir ışık belirecek… Yarın saçları gene istediği gibi şekil almayacak delikanlının. Ama daha az düşünecek bunu. Başka, bambaşka bir yol arayacak. Nereye varmak istediğini bilmiyor, kime varmak istediğini ise  sadece bildiğini zannediyor. Bir genç kızın yanaklarına al düşecek, gözleri kabaracak ve belki kalbi. Anlayacak bildik isimlere yazılmış şiirlerin yavanlığını. Ve elbet bakıp aynaya yabancı bulacak kendini.

İçimize bir ümit düşecek. Gökten de düşse tohum, yürekten ağacağını sonra belki çok sonra öğreneceğimiz bir ümit. Bu sırada  salonlarda Ömer Lekesiz de gezinecek Alek Popov da.   

İhalesiz, plansız, ruhsatsız bir atölye kurulacak. Sonra hayal kuracağız. Hayal kurabileceğimiz bir atöyle hayal ederiz mesela. Sonra Aykut Ertuğrul bunun öyküsünü yazar. Nerede başlar nerede biter kendi de bilmez. Üstelik bunu öyküde de yazar, artistlik yapar.

Cemal Şakar gelir sonra. Yeni kitabı çıktı, ama bahsetmez ondan. Günümüz öyküsü diye bir başlık açarlar. Nenad Joldeski ve Ziad Khaddash da birer madde olur. Ama onları bilmem, belki beraber keşfederiz. Keşfedebilirdik. Eğer Köksal Alver sosyoloji koridorlarından hayatın geniş avlusuna hoş sohbeti ile küçük kapılar açmazsa, keşfederdik elbet.

Adı festival ya illa ki ‘geleceği’ni tartışacaklar öykünün de. Bir de ‘mutfağı’ diye başlık açacaklar. Bir de ödül vermek lazım. Zeytinburnu Bilgi Evleri’nin bu yıl ikincisini düzenlediği Genç Yazarlar Öykü Yarışması Ödül Töreni olabilir mesela. Güzel de olur. Biz küçükken sokakta oynardık. Kum tepeleri kale yapar rollere bürünürdük. Kimse ejderha olmazdı ama hepimiz kendimizce şövalyeydik. Kızlar bir kırmızı toka ile prenses olurdu erkekler bir spor ayakkabı ile Kara Murat. Ne olmuş oynayacak sokak kalmadıysa, hayallerimiz de çarpık kentleşmeye kurban gitmedi ya…

Belediye çalışanları mesai yapacaklar. Program başlayınca son yudumu alıp çaylarından tenha bir yerine çekilecekler salonun. Akıp giden büyük laflar arasında evlerini, yarını düşünecekler. Ses, ışık, soru, cevap, plaket derken bitecek program. Işıklar sönecek, kapılar kitlenecek. Kimler kimler daha geçecek bu salondan. İnşallah evlatları okur da rahat günler görürler diye yorgun şakaklar ile dönecekler eve.

Hava nasıl olacak bilemem. Ama paltosu ve ceketiyle gelecektir birileri. Dikkat edin onlara. Belki üç, belki beş vakte kadar bize anlatıları ulaşacak. O vakte kadar dergi, kitap, festival demeden iz sürmeye devam edeceğiz.

Hüseyin Su diyecektik bir yerde, ama kısmet olmadı. Demek anlatının da kendi yazgısı varmış.

Bahanelere ve trafiğe takılmadan festivale gidin. Denk gelirsek çaylar benden.

http://zeytinburnuoykufestivali.com/ adresinden daha gerçekçi bilgilere ulabilirsiniz.

Görüşmek üzere…