27 Şubat 2018 Sayı 117 Sayı 117
Adil Ekonomik Düzen - ODTÜ -1991

Ortadoğu Teknik Üniversitesi’nin kıymetli gençlerini sevgi ile muhabbetle selamlıyorum. Hepinize saygılarımı sunuyorum. Sözlerime başlarken önce mübarek bir Ramazan günündeyiz, Ramazanlarınızı tebrik ediyorum. Yine sözlerime başlarken bizleri buraya davet eden kulübünüzün yöneticileri arkadaşlarımıza bilhassa teşekkürlerimi arz ediyorum. Sizleri ziyaret ettiğimiz ve inanıyorum ki çok önemli bir temel meseleyi görüşeceğimiz, böyle bir toplantıya koşup geldiğiniz, şu alakayı gösterdiğiniz içinde hepinize ayrı ayrı teşekkürlerimi arz ediyorum. Ortadoğu Teknik Üniversitesi’nin gençleri sizden kendilerine hitap etmenizi bekliyorlar, dedikleri zaman konuşulacak tabii çok konu var, ancak ben konuların içerisinde en önemlisi en temeli olarak gördüğüm bir temel meseleyi, sizde televizyonlarda vesaire de gazetelerde artık Adil Düzen sözünü işitiyorsunuz. Siz elbette bir ülkemizin en ileri üniversitesinde okuyan gençlersiniz. Herkes size;

"Ya şu Adil Düzen nedir?"

"Bari hiç değilse sen biliyor musun?"

dedikleri zaman elbette bu memleketin evladı olarak bu konuda fikir sahibi olmanızın çok faydalı olacağına inandığım için; teferruat, günlük, aktüel, gelip geçici konuların üzerinde değil böyle temel bir konu üzerinde üniversitenin ve Türkiye'nin en kıymetli gençleri olarak size bazı açıklamalar yapmayı, yapılacak konuşmaların en faydalısı, en hayırlısı gördüğüm için mevzu olarak seçmiş bulunuyorum. Önce bu konunun büyük ehemmiyeti üzerine birkaç kelime söyleyerek konunun içine girmek istiyorum. İşte hepimiz Komünizm’ in yıkılışını yaşadık.

Komünizm niçin yıkıldı?

Çünkü insanlığa saadet getirmesi mümkün olmayan bir düzendi de onun için. Çünkü Komünizm temelde kuvveti üstün tutan bir zihniyetin sistemidir de onun için. Ancak ne var ki kuvveti, hakkı değil kuvveti üstün tutan bir diğer zihniyette Kapitalizm'dir. Kapitalizm de yıkılmaktadır. Esasen Komünizm ile Kapitalizm birbirinin temelde aynıdır, bir ezen ezilen düzenidir. Aralarında ki tek fark Komünizmde ezen güç siyasi güçtür. Kapitalizmde ise ezen güç ekonomik güçtür, sermaye gücüdür. Yoksa netice itibariyle ikisi de bir ezen ezilen sistemidir. Bundan dolayıdır ki insanlığa ikisinin de saadet getirmesi mümkün değildir. Çok tabii olarak bir tanesi çökmüştür. Öbürünün çöküşü, iflası suni olarak yürütülüyor. Çünkü yeryüzünde emperyalizm, siyonizm diye bir şuur var. Bu şuur, bu Kapitalist metot vasıtasıyla altı milyar yeryüzünde ki insanların hepsini sömürdüğü için bu sömürme aracının kaybolmamasına elinden gelen gayreti gösteriyor. Yani bir şerbeti, insanların haklarını bir şöyle kamışla içtiğini düşünecek olursanız bir insanın Kapitalist nizam bu emperyalistlerin bu sömürücülerin bir nevi sömürme vasıtasıdır. Bu vasıtanın kaybolmasını istemiyor, suni olarak destekliyor ve onu suni olarak yaşatıyor. Ama unutmayalım ki Kapitalist nizam ancak başka insanları sömürerek, sömürüye dayanarak yaşayabilmektedir. Ama istendiği kadar tedbir alınsın görüldüğü gibi oda çökmektedir. Şimdi ben Kapitalist nizam nasıl çöküyor konusu içerisine girmek istemiyorum. Çünkü asıl konuşacağımız konu bu taktirde dağılır diye endişe ediyorum. İşte bütün insanlığın madem ki Komünizm ’den hayır gelmiyor Kapitalizm ‘den hayır gelmiyor.

Öyle ise nasıl saadete ulaşacağız?

İnsanlığı saadete götürecek düzen hangi düzendir konusu bugün bütün insanlığın konusudur. Hemen sizlere haber vereyim ki bu konuda tam yirmi beş yıldan beri en büyük en derin çalışmalar Türkiye’de yapılmıştır. Bizim ilim adamlarımız tarafından yapılmıştır. Ve bu konu sadece Türkiye’de çalışılmakla kalınmamış bütün batı ülkelerinin en hem ileri düzen uzmanları ile hem de ekonomistleri ve hukukçularıyla yıllardan beri seminerlerle tartışılmakta daha geliştirilmektedir. Bu sebepten dolayıdır ki insanlık aradığı nizama kavuşacak ve kurtulacaktır.

Nedir bu nizam?

İşte ben bu hususta ülkemizin en ileri üniversitesinin Türkiye’nin en kabiliyetli, en seçkin evlatlarının okuduğu bu üniversitede kısaca anlatmayı bir büyük bahtiyarlık, bir büyük şeref sayıyorum. Bu açıklamayı yaptıktan sonra konunun içerisine giriyorum. Hemen belirteyim ki Adil Düzen bir bütün düzendir. İnsanlığa saadet getirecek düzendir. Hakkı üstün tutan düzendir. İnsanlığın saadete kavuşması için beş şey gereklidir. Ben mesut olmak istiyorsam beş şeyin benim için temin edilmesi lazımdır. Birincisi huzur ve barış, ikincisi hürriyet, hür olmalıyım, ancak ne var ki huzur ve barışın hürriyetin korunması için bir üçüncü şart daha lazımdır oda adil bir devlet düzeni, adalet lazımdır. Baskı değil, kendi milletine hizmeti esas alan bir devlet düzeni lazımdır ki o devlet düzeninin temeli de adalettir. Dördüncü şart ise insanların refahıdır. İç barış olacak, insanların hürriyeti olacak, bu iç barış ve hürriyet korunacak, bunlar altyapıdır gaye nedir refaha kavuşmaktır. İnsanlar insan gibi yaşamalı, refah içinde yaşamalıdır. Bu yeter mi? yetmez bu dört tane şart, bir Beşinci şart daha lazımdır. O da insanların itibar sahibi olması lazım gelir. Bizim eski Osmanlıcada kullandığımız tabir ile “izzet” şeref, bu da insanların saadeti için lüzumludur. Bundan dolayıdır ki insanların mesut olması için beş tane temel şart lazımdır. İşte Adil Düzen bütün bu şartları tanzim eden bir düzendir. Yirmi beş yıldan beri Türkiye olarak iftihar edebiliriz. Ki şu anda da beş yüz tane profesörümüz ve ilim adamımız bu konu üzerinde çalışmaktadır. Bunların detayları üzerinde. Böylece bütün bu beş sahada insanlığa saadet getirecek olan nizam nasıl bir nizamdır temel esasları ile matematik şekilde işlenmiş bulunmaktadır. Ben bugün ki konuşmamda size bütün bu düzenin içerisinde sadece Ekonomik Adil Düzen bölümünü takdim edeceğim. Yoksa daha baştan ifade ediyorum ki düzen bütün bir düzendir. Çünkü insanlığın saadeti için sadece ekonomik düzenin yeterli olması kâfi gelmez, bütün düzenin bütünüyle saadet getirici bir düzen olması icap eder. Adil Ekonomik Düzen, bugün hepimiz sömürülüyoruz, Adil Ekonomik Düzen'in ne olduğunu anlamak için önce bugün ki düzenin hastalığını bilmemiz lazım. Bakın bugün ki düzen bir faizci Kapitalist düzendir. Hele bunun Türkiye’deki tatbikatı yüzde yüz faizlerle tatbik ediliyor, tam vahşi Kapitalizm‘in ta kendisidir ve üstelik Kapitalizm’in şartlarına da uyulmamaktadır. Aslında Türkiye’de bir başka düzen var bizim tabirimizle bu düzen çorba düzenidir. Yalnız bu düzen batıda ki faizci Kapitalist düzenin taklidinden ilham alarak ortaya konup yürütülmeye çalışılan bir düzendir. Kapitalist düzen insanları beş tane mikrop ile eziyor. Bu mikrop tabiri ekonomiden bahsederken nereden çıkıyor. Çünkü mikrop neye denir? Hastalığa sebep oluyor ama gözükmüyor. Şimdi köy kahvesinde oturan bir kardeşimiz orada işsiz olarak oturuyor.  Ve de tabii geçim sıkıntısı içindedir. Ekonomik güçlüklerin içinde oturuyor. Bu kardeşimize desek ki kardeşim bak seni bu kahveye sokan sebep nedir biliyor musun? Bugün Türkiye’de tatbik edilen düzenin mikropları sen o mikropları görmüyorsun ama işte o mikroplar seni hasta etmiştir. Buradan çıkıyor mikrop tabiri nedir bugünkü düzenin mikrobu, beş tane mikrop var. Birinci mikrop faiz mikrobudur. Faiz biraz sonra Adil Düzen’i anlatırken açıklayacağım faiz demek üretmeyen insanlara haksız olarak tüketme hakkı vermek demektir. Faiz demek çalışmadan çalışanların hakkını sömürmek demektir. Faizin manası budur. Bu sebepten dolayıdır ki o insan kahvede oturuyor, onu çalışmayan insanlar sömürüldüğü için çalışsa da gene bugün ki düzende sömürülecek. Neden? İşte bildiğimiz gibi Türkiye’de faizci bir düzen var. Her şey. Ben bir fabrika kuracağım faizle para alacağım, işçime para vereceğim faizle alacağım faiz, faiz, faiz ne oluyor bu faizler iş yapan üretim yapan insanlar bu faizleri sözde bankaya ödüyorlar. Ama Türkiye’yi yöneten insanlar öyle bir kanun çıkartmışlar ki faizler masrafa yazılacak diyor. Maliyetin içine yazılacak diyor. Bakın bizim Refah Partisi olarak ilk verdiğimiz kanun teklifi ekonomik sahada, bir faizler bari hiç değilse masrafa yazılmasın fakir fukaraya ödetilmesin teklifiyle işe başladık biz. Şimdi konuyu dağıtmamak için geliyorum faizler masrafa yazılıyor ne oluyor maliyetlerin içine giriyor. O kahvede oturan adam biraz sonra gidip fırına gidip fırından ekmek alıyor. Bugün Türkiye’de bir fırından bir ekmek aldığınız zaman şu anda bin beş yüz lira veriyoruz. Bizim aynen doktora tezi gibi hazırlanmış bir tezimiz var. Bir kilo ekmeğin içine nereden ne kadar faiz giriyor. Köylünün kullandığı gübre; gübre fabrikası faizle kurulmuş fabrika onu maliyete yazmış gübre fiyatını yüksek veriyor köylüye, köylü bu gübreyi kullanıyor ofisten almış olduğu parayla bunun parasını ödüyor, ofis bundan alıyor. Oda bu kahvede gördüğümüz aç Mehmet’ten alıyor sonunda. Neyi? Gübre fabrikasının kurulurken kullandığı faizi. Öbür taraftan kamyon alacak insan, faizsiz para bulamıyor senetlerle bonolarla kamyonunu alıyor, o faizleri yıllarca uğraşıp bankaya ödüyor, ama oda o faizi gene bu kahvede oturan aç Mehmet’in ekmek alırken ödediği ekmek parasının içerisinden ödüyor. İşte böylece bir kilo ekmeğin içerisine gübreden traktörden kamyondan her şeyden dolayı gelip toplanan faizleri hesaplayacak olursanız bin beş yüz liranın içerisinde tam beş yüz liranın bu faizden dolayı teşekkül edip maliyetin içine girdiğini görürüsünüz. Köy kahvesindeki adam o ekmeği bin beş yüz lira değil çok daha ucuza alması lazım. Bin beş yüz liraya alıyor çünkü ekmek parasının içerisine maliyetlere faizler yazıldığı için faizler girmiş bu pahalılık nereden geliyor, onu bilmiyor. İşte onun için ben size konuşmamın başında önce bugün ki düzenin mikroplarını gösteriyorum çünkü o bilmiyor halbuki mikroskop altında bakarsan her şeyin bu pahalılığın temelinde her şeyden evvel faiz bulunuyor. İkinci bir mikrop vergi mikrobudur. Bugün devlet kendi gelirlerini temin ederken hakkı üstün tutmuyor benim polisim var eğer koyduğum vergiyi vermezsen zorla senden alırım diyor. Zorbalık yapıyor. Biraz sonra konuşacağız Adil Düzen de devlet üretime yaptığı katkı karşısında kendi hakkını alabiliyor. Bundan fazlasını polisim var diye alamaz. Bana ne senin polisinden! ben seni beni ezesin diye oraya koymadım ki, devlet olduğun için herkesten fazla hakka riayet etmek mecburiyetindesin. Ama bugün öyle değil bugün ki düzende sabahleyin uyanıyor Kdv'yi %14 'e çıkarttım diyor. Niye? Gece rüyasında görmüş. Böyle yönetiliyor bugün ki düzende Türkiye. İşte aynı şekilde doktora tezi gibi bir hesap yaparsanız bir kilo ekmeğin içerisine gelen vergiler ne kadar? Şimdi gübre fabrikası kurulmuş kar ettim diye vergi ödüyor, ama o karı gübre parasından elde ediyor. O gübre parası dolaşıyor dolaşıyor bizim bir kilo ekmeğin içine giriyor. Şu un fabrikası, kar ettim diye vergi veriyor ama o vergiyi bize sattığı undan aldığı paranın içinden ödüyor. Ben ödüyorum onu ekmek alırken, dolayısıyla şu ekmeği alırken bütün zincirin üzerinde acaba ne kadar vergi payı ödüyorum. Traktör fabrikası kar ödüyor ama benim unuma düşüyor onun karı sonunda. Bu köyde oturan bu kahvede oturan Mehmet gelip ekmeği alırken bütün o vergileri ödüyor. Çünkü bizde vergiler gelirden ödeniyor, kardan ödeniyor yani fakir fukaraya ödetiliyor. Böylece yine bir doktora tezi gibi kuruşu kuruşuna bir hesap yaparsanız görürsünüz ki Türkiye’de ki bugün ki mevcut vergi kanunlarında muayenesinde bir kilo ekmeğin içerisinde tam beş yüz liralıkta vergi toplanmıştır. Eğer Türkiye’de bütün üretimin içindeki vergiler kaldırılsa, bütün üretime katılan faizler kaldırılsa, bugün bin beş yüz liraya aldığımız ekmeği beş yüz liraya almamız gerekir.  Sadece alın teri ve sadece insanların ticarette taşıdıkları risk karşısında hakları olan, helal olan, kar payı hesaba katılacak olursa bir kilo ekmeğin beş yüz liraya satılması icap ettiği görülür. Peki biz Türkiye’de altmış milyon insanız bu altmış milyon insan olarak ne kadar biz vergi ödüyoruz, faiz ödüyoruz. Yapmış olduğumuz bütün alışverişler içerisinde takribi bir hesap yaparsak bir yılda ödediğimiz faizin altmış trilyon olduğunu görürüz. Bu ödüyoruz da bu faizlerde nereye gidiyor. Ben faizi fırında ödüyorum. Fırındaki faiz un fabrikasına un parası diye ödüyor. Ama un fabrikası faizle kurulmuş o gidiyor benim ekmek paramı bankaya bir kısmını faiz diye ödüyor. Bankalar Merkez Bankası'nın parasını kullanıyor. Merkez Bankası'na gidip bu faizler yatırılıyor. Sonunda ya bütçe yoluyla veyahut bu faiz zinciri yoluyla Türkiye’de toplanan bu faizler Amerika’daki Siyonist bankalara gidiyor. İşte bakınız bizzat Saddam’ın kendisi bana söylemiştir.

- Sayın Erbakan ben Kuveyt’i gittim işgal ettim, siz zannediyor musunuz ki Kuveyt'in petrol şirketlerini ben Arap şeyhlerinden teslim aldım.

- Hayır, hepsinin başında bir Amerikalı Yahudi oturuyordu diyor. Ne olacak şimdi, o Amerikalı kontrol altında tutuluyor. Yani bugün mesela Kuveyt petrol satıyor, Suudi Arabistan petrol satıyor istediği gibi satamaz. Dünya emperyalizmi hudutlar koymuş bu kadar satacaksın, bu fiyata satacaksın, sattığın paranın şu kadarı benim bankamda kalacak ancak şu kadarını sen alıp kullanabilirsin. İşte kırk yıldan beri Müslüman ülkelerindeki bu kontrol dolayısıyla Amerika’daki Siyonist bankalarda Müslüman ülkelerin yedi yüz milyar dolar parası tutuluyor. Bu yedi yüz milyar doların içerisinde Türkiye gitmiş elli milyar dolar oradan borç almış. Elli milyar dolar,  bu elli milyar dolar borca mukabil biz bir yılda sekiz buçuk milyar dolar faiz ödüyoruz.  Efendim içerisinde ana parada var, tam sekiz buçuk milyar dolar değil. Sözlerine itibar etmek mümkün değil çünkü Türkiye’de birde sıcak döviz olayı var. Yani Türkiye’de doların fiyatı düşük tutuluyor, faizler yüksek tutuluyor. Türkiye’de kurulmuş olan Amerikan bankaları doları Türk lirasına çeviriyor, getiriyor Türk lirası olarak faize yatırıyor. O yüksek faizi alıp sonra dolara çeviriyor. Böylece dolar üzerinden %20 faizle parasını buraya getirmiş oluyor. On üç milyar dolar rezervimiz var deniliyor, bunun büyük kısmı sıcak dövizdir, yani daha yüksek faiz almak için getirilmiş olan paralardır. Bu sebepten dolayıdır ki o yüksek faizli paralarında faizini hesaplarsanız sekiz buçuk milyar dolar faiz ödediğimizi görürüz. Sekiz buçuk milyar dolar ne yapar takriben altmış trilyon yapar. İç borç faizleri de ayrı. Şimdi ben sadece nasıl sömürülüyoruz mekanizmanın fotoğrafını ortaya koymak için bu açıklamaları yapıyorum. Hangimiz ne alsak bak şu ceketin üçte biri faiz bu ayakkabının üçte biri faiz. Nereye gidiyor bu? İşte anlattığım mekanizmayla Amerika’daki Siyonist bankalara gidiyor. O bankalar bunun için Kapitalist nizamı savunuyor bunun için bizim gibi geri kalmış ülkelerde şu adam değil şu adam dışişleri bakanı olacak diyor, şunu değil bunu seçeceksiniz diyor neden? Bu sömürü düzeni sarsılmasın diye. Çünkü mekanizma kurulmuş boru döşenmiş. Peki, Amerika’daki bu Siyonist bankalar aldıkları bu faizi ne yapıyorlar. Görüyoruz bak Amerika’nın İsrail’in yeni getirdiği Yahudileri işgal ettiği topraklara yerleştirmek için programını desteklemek maksadıyla sadece Amerika İsrail’e otuz milyar dolarlık yardım programı uyguluyor. İlk dilimi on milyar dolar, o bölgelerde Yahudileşsin diye işte biz bunun için sömürülüyoruz. Her zaman benim bir sözüm var. Sömürülüyoruz bari bu para Eskimolara gitse o zavallılarda bizim gibi fakir bari bir hayır işlemiş oluruz. Hayır! İsrail’e gidiyor ki İsrail yarın Lübnan’ı öbür gün Türkiye’yi kendine vilayet yapsın büyük İsrail’i kursun diye. Böyle bir proje için sömürülmüş olmamız çok daha acıklı bir durumdur.

Peki, ödediğimiz vergiler nereye gidiyor? televizyona bakarsanız “fiş alın fiş” ne olacak? Okul olsun, hastane olsun sana geri gelsin. Hani okul. Bak hepiniz Türkiye’nin en seçkin gençlerisiniz. Yapılmış olan üniversiteye giriş imtihanlarında en yüksek puanları aldığınız için buraya girdiniz. Ama hepiniz bu imtihanlara girdiğiniz zaman hangi olayı yaşadınız, şu an da Türkiye’de sekiz yüz bin - dokuz yüz bin gencimiz liseyi bitiriyor. Üniversitede okumak istiyor iyi ya ne güzel sekiz yüz bin - dokuz yüz bin gencimizin hepsini okutmak daha güzel değil mi? Niye biz bunun içinden sadece yüz binini alıyoruz da yedi yüz binini evinde sokakta açıkta bırakıyoruz. Çünkü bu gençlerimizi okutacak üniversiteleri kurmamışız. Niye kurmamışız? Çünkü bu halkın ekmeğinden, peynirinin içinden bile topladığımız vergileri biz yeni üniversite kurmaya harcamıyoruz ki nereye harcıyoruz? Bu vergileri almışız turizmi teşvik fonu demişiz. Bu turizmi teşvik fonundan Antalya’daki Sheraton oteline götürüp vermişiz.  Oradaki bir tek Sheraton oteli iki yüz elli milyon dolara yapılmıştır. Ne işe yarıyor bu Sheraton oteli Akdeniz deki ve Müslüman ülkelerdeki kontrolü elinde tutan Amerikan donanmasının askerlerinin haftalık, aylık, üç aylık dinlenmesi için kurulmuştur. Parayı kim veriyor parayı işte bu kahvede oturan Mehmet veriyor. Bende bunu ona anlatıyorum bak Mehmet, etrafını tanı, bu borulara bekçilik yapan batıl partilere oyunu verme sen oyunu verirken “Yarabbi ben belamı istiyorum” diye oy veriyorsun. Cenab-ı Hak’ta onun için bunu sana veriyor. Boşu boşuna işsiz değilsin, boşu boşuna aç kalmıyorsun. Bak sözde uçak yapılıyor. İşte Irak, kendimizi koruyacağız İncirlik'e bizim burada yapılan uçaklar mı geliyor Avrupa’dan Amerika’dan uçaklar geliyor. Bizim uçaklar nerede uçak dediğin şey zaten senin adı uçan tabut yani bugüne kadar en fazla adette düştüğü için orada iptal etmişler. Dynamics denen Yahudi firmasının ambarında parçalar kalınca o parçaları çevre temizliği dolayısıyla Amerika’da atacak yer yok. Türkiye’den iyi çöplük mü olur, getirip başımıza döküyor.  Uçak dedikleri bu! Zaten beş tane monte ettiler üçü düştü. Genç pilot anasının bulunduğu köyde, genç çocuk tabi ailesine göstermek isterken yere çakıldı. Ondan sonrada uçurtmuyorlar geçen sene okudunuz işte uçak dedikleri bu, ne oluyor şimdi o kahvede oturan Mehmet ekmek alırken parayı veriyor. Bu para içerisinde 1/3 ü vergidir bu vergi geliyor savunma sanayini teşvik fonu isim güzel tabi kendimizi savunmayacak mıyız edebiyatta bol ama oradan sonra nereye gidiyor Dynamics Yahudi’sinin cebine gidiyor. Önce parçalar alınırken parası veriliyor montajdan sonra uçaklar gene Amerikan ordusunun uçağı oluyor. O deneyecekmiş de müsaade ederse bize verecekmiş. Bittikten sonrada tekrar para paylaşılıyor. Böylece bizim savunma sanayi dediğimiz bu fon müsaadenizle şu tabiri kullanayım arkadan bir fan fin fon oluyor buraya gidiyor, turizmi teşvik fonu dediği bu, savunma teşvik fonu dediği bu, bunların tutarı trilyon tutuyor. Kim veriyor işte bu fakir fukara veriyor. Böylece bugünkü düzen bu işe yarıyor. Biz ya dışardaki bu hurdaları satmak isteyen dış Siyonist şirketleri destekliyoruz. Veya onların Türkiye’deki işbirlikçilerini destekliyoruz. Ve yahutta İsrail’i destekliyoruz. Bunun için sömürülüyoruz bunu için kanımız emiliyor. Bu düzen bunun için korunuyor. Bu düzenin bizi ezen mikropları sadece bunlar mı? Hayır. Daha üç tane mikrop var, bunlardan bir tanesi de darphane mikrobu. Şimdi o Mehmet kahvede oturuyor haberi yok halbuki burada para basma makinaları harıl, harıl, harıl çalışıyor. Bak bir haftada 7 trilyon yeni bastığı parayı piyasaya sürüyor karşılıksız olarak aradan bir ay geçiyor memur maaşı verecek. 5 trilyon daha basıp veriyor. E basarsa bassın efendim banane diyecek Mehmet sanane olur mu bu ülkede belli bir üretim var o üretimin karşılığında o üretimin hakkı olduğu kadar piyasada para olması lazım. Eğer bunun dışında siz piyasaya para çıkartırsanız bütün fiyatlar arz talep dengesi nedeniyle o nispette artar. Sen 1000 liraya alacağın ekmeği 1500 liraya almağa mecbur kalırsın ne demek bu darphane makinası çalıştıkça senin cebindeki ekmeğin üçte birini çalıyor demek diğer bir ifademizi duymuşsunuzdur. Bu taklitçi zihniyetlerin darphanelerin makinalarının çalışırken çıkardığı takır takır ses vatandaşın cebindeki parayı kemiren farenin kıtır kıtır sesidir. O çalıştıkça bizim cebimizdeki para çalınıyor. Böylece eziliyoruz. Bugün ki düzenin işte metotları budur. Görünürde yeni vergi koymamış, yeni zam yapmamış gibi gözüküyor halbuki gözükmeden bu zamlar yapılıyor. Bide bunun arka kapısı var, arka kapıdan çalıyor. Nedir o karşılıksız para basıp piyasaya sürmektir. Buna biz darphane mikrobu diyoruz. Bir dördüncü mikropta kambiyo mikrobudur. Bak görüyorsunuz doların değeri emirle ayarlanıyor. 40 sene evvel 1 lira 1 dolardı. Şimdi 6350 lira bir çuval Türk lirası vereceksiniz bir dolar alacaksınız. Neden? Oraya birini koymuşlar bu hafta 6300 olacak, gelecek hafta 6500, öbür hafta 6700. Her gün senle konuşmaya vaktimiz yok günlük ayarlamaları da sen yap diyor tıkır tıkır tıkır bakıyorsun ki paranın değeri emirle düşürülüyor. E düşürülse düşürülsün banane öyle şey mi olur  o düşen para benim cebimdeki para çalınıyor çünkü ülke ithalatla yaşıyor o yüksek dolarla yapılmış ithalatın hepsi fiyatlara intikal ediyor ben daha yüksek parayla ihtiyacımı karşılamak mecburiyetinde oluyorum yani cebimdeki paranın değeri düşüyor yani cebimdeki para böylece de çalınıyor. Bu kadar mı? Hayır. Birde bugün ki bankacılık düzeni bu bankalar kimlerin holdinglerin, bak dün televizyonda yaptığımız konuşmayı dinlemişsinizdir ne gösterdim orada bir gazete kupürü ne diyor bankaların karları 65 trilyon buna mukabil ödedikleri vergi bilmem 441 milyar yani ödedikleri bütün şeyin %1 i peki bu kadar kar yapıyor. Anonim şirket olsa en aşağı yarısını kurumlar vergisi olarak ödemesi lazım niye %1 veriyor bankalara dokunulmaz, onlar bu düzenin çünkü bu boruların[1]bekçileri. Şimdi o bankalar ve holdinglerin bankaları. O bankalar ne yapıyor? İşte bu Mehmet tarlada çalışmış, mahsulünü satmış parasını koyacak yer yok hırsız çalmasın diye bir şey beklediğinden dolayı değil götürüyor bugünkü bankacılık düzenine koyuyor. Bütün bu paralar toplanıyor o bir avuç holdinge gidiyor. Bunlar bu paraları alıyorlar almış oldukları paralarla görüldüğü gibi gidip Hilton’da şampanya içiyor, Marmaris’te pastayla düğün yapıyor. İyi ama efendim bu bankadan alınan borç para. Bu adam bu parayı sonra geri ödemeyecek mi?  Tabi ödemeyecek. Niye? E bu düzen böyle. Buna batık kredi deniyor. Adam alıyor trilyonlarca lirayı ve geriye vermiyor. Kaldı ki o almış oldukları paraları görüyorsunuz vergi affıyla şunla bunla hep oraya aktarılmış oluyor. Zaten enflasyon bankaların bu borçlarından onlara verilen faizlerinden çok daha yüksek. Bankaya vadesiz para yatıran adam bir faiz almıyor. Enflasyon nispetinde paranın değeri düşüyor. Kime gidiyor bu para? O bankanın kontrolünü yapan o holdinglere gidiyor. Bakın gayet açıkçası şudur; bugünkü düzende bu bankalar fakirin cebindeki parayı alıp zenginin cebine basan birer emme basma tulumba durumundadır. İşte bugünkü düzenin beş tane mikrobunu size kısaca tanıtmış oldum. Nedir bu mikroplar? Faiz, vergi, darphane, Kambiyo mikrobu ve bugünkü bankaların kredi sistemi. Bak bankaya şu pencereden sen bir yıl mevduat yatırırsan %60 faiz veriyor sana ama bu pencereden sen kredi istersen %120 faiz alıyor. Şuradan şuraya dönünceye kadar %60 üzerine zam yapıyor. Banka müdürüne dersen; Allah’tan korkmuyor musun, nedir bu zam? Sus kardeşim diyor eğer böyle yapmazsak bizde yaşayamayız, batık kredilerimiz var. Yaralarımızı tamir ediyoruz. E bu nasıl tamir? Şu gömleği yapan esnaf bankadan kredi alıyor, %120 faiz ödüyor o faizi masrafa yazıyor, gömleğe öderken ben ödüyorum bu faizi gömlek parasını. Onun için şu karşıdaki tuhafiyeciden bir gömlek alırken bu akşam Hilton’da holdinglerin içtiği şampanyanın parasını ödüyorum bu gömleğin içinde. Niçin? Düzen böyle.

Şimdi size bu konuştuğumuz hususları birkaç şekille daha belirgin olarak açıklamak istiyorum ki bugünkü düzenin ne olduğunu böylece hep beraber sadece kulaklarımızla işitmiş olmayalım, gözümüzle de görmüş olalım. Bakınız size bir şekil gösteriyorum, bu şekil taklitçilerin düzeni. Kim bu taklitçiler? ANAP,SHP,DYP demek. Taklitçi. Zaten Türkiye’de 12 tane parti yok 2 tane parti var. Milli Görüş, Adil Düzen, Refah Partisi ve ötekiler. Onlar hepsi tek bir parti. 40 yıldan 50 yıldan beri geldiler bu düzeni kurdular. Şimdi biz geliyoruz bu düzenin fırınına, bak düzenin fırını onun için çarpık yazılmış. Buradan içeri giriyoruz 1500 lirayı verip bir ekmeği alıp çıkıyoruz. Burada 1200 yazıyor, niye? Biz bu şekli yazarken 1200 idi de onun için 3 ay önce. Biz bugüne kadar 3 seneden beri 7 defa bu rakamı değiştirdik.  Bak gene bunların hızına yetişememişiz enflasyon hızına. Şimdi bu 1500 lirayı verip ekmeği alıp çıkıyoruz. Peki fırının duvarında bir boğaz köprüsünün resmi var. Bu ne? Sünnet çocuğuna hokkabaz oynatılır. Bu düzenin bir parçasıdır. Seni burada kazıklıyor, acısını duymayasın diye sana bunları gösteriyor. Bu güzel. Televizyonu açarsın boğaz köprüsü çıkar, F16 iki tane Dynamics Yahudi’nin uçağı uçar, ooh neler yapıyoruz neler… Ne yapıyorsunuz? İşte bunu yapıyoruz. Şimdi bak bu şeklin üzerinde 3 tane vezne görünüyor. Niçin? Çünkü inşallah yakında biz iktidara geleceğiz, Adil Düzen’i kuracağız ancak iktidara gelir gelmez bütün fırınlara bir emir vereceğiz. Millet gerçekleri görsün diye bunu 60 milyonun haberi yok. Ne emri? Hepiniz 3 tane vezne açacaksınız, bu veznelerden birinci veznenin üzerine faiz, ikinciye vergi öbürüne alın teri diyeceksiniz, ekmek alacak olan bir adam önce birinci vezneye 500 lira ödeyecek faiz ödediğini bilecek, sonra ikinci 500'ü ödeyecek vergi ödedim diyecek sonra hah alın teri buymuş diyecek. Çünkü bugün 1500 lirayı toptan verdiğimiz zaman ne olduğunu bilmiyoruz. Bir emir daha vereceğiz, bu veznelerin üzerine bir ok koyacaksınız bu faiz İsrail’e gider diyeceksiniz, vergiye de bir ok koyacaksınız bu da holdinglere şampanyacı holdinglere gider diyeceksiniz ancak bu yaşama savaşı veren emekçilere gider diyeceksiniz. Şimdi bak bunların yaptığı iş nedir? Bizi şehirlere su getiren kalın cidarlı bir borunun içine koymuşlar. İşte bu, bu kim? Bu biz. Demin söylediğim kahvede oturan Mehmet. Kafasına beş tane değirmen taşı konmuş, düzenin zulüm araçları: faiz, vergi, darphane, kambiyo, kredi. Tabi bu iş kalın cidarlı bir borunun içinde oluyor. Dışardan bakarsan televizyon sana boğaz köprüsünü gösteriyor. "İcraatın içinden", içeride ne zulüm olduğunu kimseye göstermez.  Halbuki içeride yaptığı iş insanları ezmektir. Onun için insanın yüzünden ter fışkırıyor, onun için yamalı pantolon, onun için ayakkabısının önü açık. İşte bugünkü düzenin gerçeği budur. Peki bu düzen, biz gömlek alırken, ekmek alırken, ayakkabı alırken? Bütün bunun 1/3 ü faizdir ki bu düzen ANAP=SHP=DYP düzenidir. Bu ödediklerimizin 1/3 ü faiz bu 8,5 milyar dolar demek, her hafta 10 ton 24 ayar saf altın dolu bir tır kamyonunun gitmesine tekabül eder, onun için bak bu şekilde 10 ton saf altın gidiyor. Peki, bu altınlar gidiyor karşıdan ne gelecek? Hiç. Neden? Çünkü bu faiz, vereceksin arkadan avucunu yalayacaksın. Faiz demek bu demek. Ondan dolayı bak işte bu tır kamyonları hiç eksiği yok, nereye gidiyor? Amerika’daki Siyonist bankalara. Onlar bizim bu altınımızla ne yapıyor? İsrail’e uçak, tank, tüfek alıyor. İsrail ne yapıyor bizim gömlek, ekmek paramızla? Mescidi Aksa’dan çıkan çocuğun kemiğini kırıyor, Lübnan’ı bombalıyor. Siz ortak pazara girin arkadan bende gireceğim tek devlet olacağız seninle birleşeceğiz diyor. İşte bizim ekmek paramızla bu oyun oynanıyor. Bunlar ne? Ha bu televizyon, hiçbir zaman bu gerçekleri millete duyurmaz. Demez ki bu televizyon “Ey millet, bak Refah Partisi iş başına geldiği zaman bugün bir ekmek aldığın parayla 3 tane ekmek alacaksın. Çünkü faiz kalkacak, çünkü vergi kalkacak, sadece alın teri maliyetin içine girecek.” Bunu göstermez. Demez ki millete “Ey millet, bak Refah Partisi iktidara geldiği zaman senin ekmek paranla Amerika ’ya bu faizler ödenip, Amerika’dan İsrail’e uçak gitmeyecek, uçaklar Türkiye’de imal edilecek ve Türkiye'den kardeş Müslüman ülkelere gidecek. Bunu da göstermez, bunu da göstermez ve bu TRT ne yapar? Sadece bu Yahudi çarkını yağlar. Bu çark rahat dönsün diye. İşte düzen böylece birbirini tamamlıyor, böylece birbiriyle yardımlaşıyor. Bugün bizim bunları alırken ödediğimiz faizler aslında 4 yere gidiyor; İsrail’e gidiyor, işbirlikçi holdinglere gidiyor batık kredilerle ve faizciler dediğimiz Türkiye’de 6 milyon liradan daha fazla banka hesabı bulunan sadece 280 bin kişi var 28 milyon hesabın içinde, işte bunlara gidiyor bu faizler. Bir de %10 vergi koymuşlar o vergi de bütçelerin israflarına gidiyor. Biz ekmek peynir alırken KDV yoluyla gelirden ödediğimiz tüm bu vergiler nereye gidiyor?  İsrail’e gidiyor. İşte şimdi bugünkü bütçenin içinde 42 trilyon faize ayrılmış bütçeden ödenen faiz. Bunu biz ekmek alırken, peynir alırken ödüyoruz. Öbür taraftan teşvikler diyor buraya gidiyor bütçeden yapılan teşvikler, Dalkavuklar bunlar besleniyorlar ve bütçenin yaptığı israflar. Bundan 15 gün önce yapmış olduğumuz bütçe konuşmasında biliyorsunuz bir bir bir açık israf, kapalı israf muzır israf diye israfları saydık ve bu israflar trilyonlar tutuyor. İşte biz bunun için eziliyoruz. Şimdi bugünkü düzeni size tam bir mekanizma olarak açıklamak istiyorum. Bakınız şu vatandaş, Türkiye bir dikdörtgen şeklinde olduğu için bu dikdörtgen kalıbın üzerine yatırılmış, bu biziz. Üzerimize düzenin presi konulmuş. Bu presi yaparken Özal sıkıyor demiştik. Şimdi tabi Demirel sıkıyor, bir şey değişmiyor. Vatandaşın canı kanı bir hunide toplanıyor, burada bir ANAP pompası var demiştik bunu yaparken ve bu pompanın vazifesi nedir? Vatandaşın kanını canını iki tane dinlenme havuzuna koymak: biri bankalar öbürü hazine. Buradan nereye gidecek? Demin konuştuğumuz gibi; İsrail’e, işbirlikçi holdinglere ve faizcilere, dalkavuklara, hanedana ve bütçenin israflarına gidecek. Böylece bizim kanımız emiliyor İsrail’e uçak alınıyor, Hilton’da içilen şampanya alınıyor, Marmaris’te oynanan kumar parası oluyor. Burada bakanlara, milletvekili evinden başka ayrıca Gaziosmanpaşa ‘da bir devlet mahallesi yapılıyor, her bir bakana verilecek olan evin 12 odası, 5 tane banyosu var. 5 tane banyo, ne olacaksa, böyle yapmış. İşte düzen.  Peki bu ANAP pompasını kim çevirdi sekiz sene? IMF motoru. Bu motor nereden elektriği alıyor? Seçim sandığından. Bu vatandaşın gözü bu TRT’yi ve bu holdinglerin gazetelerini okuyor. Tabi bu şekilde uyutulan vatandaş şalteri yukarıya Milli Görüş’e Refah Partisi’ne basacağına aşağıya basıyor taklitçi partilere oy veriyor. Sandıktan cereyan önce düzenin bir numaralı transformatörü bu holdingci gazetelere geliyor. Bunlar hiç Refah Partisinden bahsediyor mu? Burada cereyan yükseltiliyor TRT’ye geliyor bu düzenin iki numaralı transformatörüdür. IMF’ye geliyor, buradan ANAP pompası çalıştırılıyor. Düzen böyle çalışıyor. Peki, burada iki tane pompa daha var, ne bunlar? Bak biri SHP sola dönen, biri DYP sağa döner. Altında ne yazıyor? IMF’nin yedek pompaları. Bak nasıl keramet göstermişim. Biz bu şekli üç sene evvel yaptık. Yalnız bir hata yapmışız bu pompaları ayrı ayrı kullanacağını zannediyorduk. Şimdi ikisini birden koyup daha hızlı kan emmekte. İşte düzen bu. Böyle oluyor da ne oluyor? Bak siz buradan çıkıp gece gündüz çalışacaksınız. İstediğin şekilde çalış. İster büroda çalış ister inşaat yerinde çalış istersen demirci ustası ol. Bu ülkede mi yaşıyorsun arkadaş istersen inşaata taş taşı. Senin halin budur bugünkü düzende. Farz et ki demirci ustasısın. Sabahtan akşama kadar sıcak demiri döveceksin. Niçin? çoluğuna çocuğuna helal lokma götürmek için. Nasıl götüreceksin? Ücretini alacaksın aldığın ücretle ekmek, gömlek, ayakkabı alacaksın. İyi ama bu ülkede öyle bir düzen kurulmuş ki bütün bu satın aldığın malların 1/3 ü faiz İsrail’e gidiyor. 1/3 ü vergi israflara gidiyor. Ve sana çok ufak bir kısım kalıyor. İşte şimdi hesapla konuşuyoruz. Burada nereden ne oluyor açıklamış ben sizin vaktinizi almamak için teferruata girmiyorum. Ama hesaba dayanarak konuşuyorum ve hepinize haber veriyorum ki bugünkü düzende siz birinci çekici vurduğunuz zaman bunun parası İsrail’e uçak parası oluyor. İkinci çekici vurduğunuz zaman İsrail’e tank parası oluyor. Üçüncü çekici vurduğunuz zaman Hilton’daki şampanya parası oluyor. Dördüncü çekici vurduğunuz zaman Marmaris’teki pastayla yapılan düğünün parasını ödüyorsunuz. Beşinci çekiçle Mersin’deki otelin kredisini veriyorsunuz ve israflar, yeni yaş günü arabaları özel devletin israflarına para veriyorsunuz. Ancak altıncı çekiç sizin sofranıza geliyor. Bunun için yalnız ekmek geliyor, bunun için çoluk çocukla oturup gözyaşı döküyorsunuz. Neden? Çünkü düzen sizi eziyor da onun için. Altı çekiçte birisini verir bu düzen. Sana vereceği paranın da yarısını verir. Ne olur? 12 de 1’i. İşte şimdi biraz sonra bunun ayrıca hesabını göreceğiz bu düzenin hesabını. Şu bilinmesi lazımdır ki bak bu düzende sen inşaata taş taşırken sadece bu taşı taşımıyorsun, ya? Senin sırtına bu dağları koymuş. Önce düzenin mikrop kayaları; faiz, vergi, darphane, kambiyo, kredi. Bunlar yüzünden fiyatlar artıyor, bu mikroplar yüzünden. Bunlar yüzünden pahalılık, bunlar yüzünden enflasyon oluyor.  Bunlar kalkmadan fiyatları düşürmek pahalılığı önlemek enflasyonu indirmek mümkün değildir. Bu fiyatların 1/3 ü faiz İsrail’e gidiyor,1/3 ü Holdinglere gidiyor. Tüm bu yüklerin hepsi bu insanı eziyor. Bu insan neden eziliyor? Gözü bu televizyona bakıyor, gözü bu holdingci düzenin gazetelerine bakıyor. Bak bu gazetelerin altına bir kuyruk konulmuş. Ne bu? Erenköy’de üç tane daire veriyorum, üç tane araba veriyorum diyor. Bu da düzenin bir parçasıdır. O arabayı almak için ekonomik sıkıntı içinde olan insanlar bu gazeteyi alsın istiyor bu düzen, ama o gazetenin şu sütunundaki zehri o insana içiriyor. Zehir dediğim ne? Bu düzenin yutturması. Hakkı tutmuyor, bu düzenin propagandasını yapıyor. Bu zavallı insanda bunları gözü gördüğü için bu yükleri taşımaya mecbur oluyor. Peki, Refah Partisi ne yapacak? Çok basit. Bak burada iki tane çeltik var. Bu taklitçilerin ANAP, DYP, SHP’nin izi. Refah Partisi’nin yapacağı iş, tıkır tıkır tıkır bu iki çentiğin arasını kesecek, bu vatandaşın sırtındaki bu dağları devirecek, bu vatandaş ne yapacak? Allah’a şükürler olsun dünya varmış diyecek. Neden? Biz bu yükleri taşımaya mecbur değiliz ki. Bunları bize bu Siyonist düzen getirmiş koymuş. Böylece bizi eziyor. Onun için yapılacak iş çok basittir. Bütün bunları kesip düzene toptan bir tekme vurmaktır. Çünkü bu düzenin yürümesi, saadet getirmesi mümkün değildir. Bak bu düzen insanlık tarihinde ilk defa var değil. Üç bin sene öncede Mısır’da aynı düzen vardı. Bildiğimiz gibi firavunlar Mısır halkını topladılar ve dediler ki biz büyük adamız, öldükten sonra da dağ gibi mezar isteriz. Ne olacak? Hepiniz sırtınızda taş taşıyacaksınız işte piramitler böyle yapıldı. Bunlar firavunların mezarları. Ve bu piramitlerin önünde de pek çok Mısırlı kölenin kemikleri var. Taşırken ölünceye kadar taşıttırmış. Bunları ben geçen gittim gördüm, her birisi insan büyüklüğü kadar bu taşlar. O günkü teknikle nasıl taşımışlar hakikaten hayret!  Şimdi aynı işi bize yaptırıyorlar. Hayret edecek bir şey yok. Mısırlı firavunların köleleriyle bu düzenin köleleri olarak bizim aramızda hiçbir fark yok. Onlar bu taşları piramit için taşıyordu biz İsrail’in uçağıyla tankı için taşıyoruz. Bir fark yok. Tek fark onlar çuvaldan eteklik giyerdi, biz çağ atlamış köle olduğumuz için yamalı pantolon giyiyoruz. İşte bu kadar aramızdaki fark. Şimdi muhterem arkadaşlarım bakınız bütün bunlar oluyor da ne oluyor? Görüyorsunuz ki Türkiye’de faizcilerin payı gittikçe büyüyor. Bu 83, bu  90. Faizciler %75 idi %86 ya çıktı. Köylü, memur, işçi, esnaf Türkiye’deki gelirlerin sadece %14 ünü alıyor. %86’sını faizciler alıyor faizciler. Öbür taraftan bütçenin açıkları büyüyor, borç faizi artıyor.  Transfer faslı dedikleri de iç borçların faizleridir. Böylece millet eziliyor. Bak burada 1991 senesinin bütçesi 20 trilyon açık vardı şimdi 1992 senesinde 32 trilyona çıktı. Ve şimdiden 42 trilyon faiz ödeyeceğim diyor. Daha kötüye gitmiştir. Zaten bu kapitalist düzende gittikçe daha kötüye gitmek mecburiyeti vardır. Bakınız bu düzenin şimdi size hesabını veriyorum. Hepiniz yarın ya bir holdingde veyahut da devletin bir yerinde görev alacaksınız. Görev aldığınız zaman size bir brüt ücret tayin etmiş olacaklar. Ama bu brüt ücret sizin hakkınız diye verildiği halde bu düzen size ne yapıyor? Farz edelim ki hakkınız 100 dür. 100 hakkınızla muhasebeye giriyorsunuz. Sizden gelir vergisi ve sigorta kesiyor, size sadece 66 lira veriyor. 1/3 ünü muhasebenin içinde kaybediyorsunuz. Bu kadar mı sizi ezmesi? Hayır.  Arkadan fırına gidiyorsunuz ekmek alacaksınız. Ekmeğin 1/3 ü faiz. Satın aldığınız malların içindeki faizle 66 liranız 44 liraya indi. 1/3 ü ayrıca vergi. Malların içindeki vergiyle 44 lira 30 liraya indi. Her sene en az darphaneyle bunun da 1/3 ü çalınıyor. 30 liranız 22 liraya indi. Doların değişmesiyle de bunun 1/3 ü çalınıyor 16 liraya indi. Size 200 lira verecekken 100 lira vermiş zaten. Çünkü Türkiye’deki gelir dağılımına bakarsanız alt katta oturan %60 gelirin en fazla %30 unu alıyor. Bütün bunlar zaten eziliyor. Bu ezikliği ortadan kaldırmak için bunların aldığı ücretin 2 misli olması lazım. 16’yı da bunun için 2’ye bölüyorum 8. İşte bugünkü düzenin hesabı budur. Bu düzen hakkı 100 olan insana 8 veren bir düzendir.  92’sini elinden alıp götüren bir düzendir. Şimdi bu arada şunu size belirteyim. Bu ne bu? Bu çok mühim bir şey.  Şimdi tabi bu Demirel’in İnönü’nün bugünkü aldatmacaları. Ne diyor bunlar: "demokratikleşme yapacağız". "Yasaları değiştireceğiz, düzelteceğiz". Bak bu olay tıpkı Rusya’daki “Restorica” ve bu değişimlere benziyor. Bu gördüğünüz şekil Le Figaro gazetesinde çıktı. Rusya’daki değişimleri göstermek için. Bu bir Rus köylüsü ki şimdi bizim halimiz aynı durumdadır. Buda köylünün hanımı, burada da evleri. Karasaban ile toprağı sürüp geçinmeye çalışıyor Rus köylüsünün hali de bu bizim halimiz de bu. Şimdi bu adam Le Figaro gazetesinde “Hanım, hanım müjdeler olsun.” “Ne var?” diyor. Bak diyor  “İşte Rusya’da yeni devrimler oluyor. Artık bundan sonra bu karasabanı düğümlü iple değil, düğümsüz iple çekeceksin, yaşadın.” İşte şimdi bu batı taklitçisi zihniyetlerin bu faizci kapitalist taklitçi zihniyetlerin anayasayı değiştireceğiz, şunu yapacağız, bunu yapacağız dedikleri şey biz bu yükü düğümlü iple çekerken düğümsüz iple çekeceğiz. Yahu karasabanı ben zaten çektikten sonra ip düğümlü olsa ne olur düğümsüz olsa ne olur. Bunların yapacakları hiç bir şey yoktur, bu düzen zaten iflas etmiştir, bunun yerine bir an evvel Adil Düzen'in kurulması lazım gelir. Bu ne bu? Bak bu düzenin nereden ileri geldiğini gösteren bir şekil.  Son zamanlarda Lufthansa’nın uçaklarda verilen broşürler varya onun içindeki bir ilan. Bu Alman Toshibası. Japonlarla beraber Almanya’da computer ve televizyon fabrikaları kurmuş bu Toshiba. Kendi malının reklamını yaparken bak üstüne “ZeugnisEinenKohenKultur” “Biz büyük bir kültürün ürünüyüz” diyor. Neymiş bu büyük kültür? Firavunlar. Bununla iftihar ediyor. Peki, bu sözü bunlar durup dururken mi söylüyor? Hayır. Bugünkü batı kültürünün bak bizim taklitçiler batıya bağlı, Refah Partisi dışındaki partilerin hepsi. Bunlar batıyı taklit ediyor. Batının kökü eski Roma, eski Roma'nın kökü eski Yunan, eski Yunan'ın kökü eski Mısır yani kök firavunlara gidiyor. Bütün bu zincirin özelliği nedir? Hakkı değil kuvveti üstün tutmaktır. Bütün temel öğretileri bundan ileri geliyor. Temelde sakatlık var. Firavunlar halka zulüm yaparken biz size zulüm yapıyoruz diye yapmadı ya bu bizim hakkımızdır diye yaptı. Çünkü benim kuvvetim var diyor. Çünkü kuvveti üstün tutuyor. Onun için bizi işte bu zincir eziyor. Ta firavunlardan beri bugüne kadar gelen bu zincir eziyor. Bu batı taklitçiliği, bu batı kültürü oranın halkını da eziyor. Bak New York’tan geliyorum, oradaki o meşhur Manhattan’ın o büyük caddelerin en büyük binalarının  kenarında ’homeless’ler  var. Sürüyle binanın içindekinden çok sokakta adam var. Hatta bugünkü soğukta orası buradan da soğuktu, sırtlarına mukavva geçirmiş adamın hiçbir şeyi yok. O mukavvayla soğuğa karşı korunmaya çalışıyor. Binlerce insan… Amerika’da 3 milyon "homeless" var. İşte batının durumu budur. Kendi halkını da eziyor. Bak biz yeryüzündeki 6 milyar insanın hepsi için Amerikan halkının da sömürüden kurtulması için çalışıyoruz. Bunu durup dururken söylemiyorum. Evet, bütün insanlığın kurtuluşu için çalışıyoruz çünkü Adil Düzen bütün insanlığın kurtuluşunu temin edecek olan bir düzendir.

              Peki, nedir Adil Düzen ve nasıl temin edecektir? Evet şimdi buraya geldik. Bakınız bir dakika şu ışığı açarsanız Adil Düzen geldi her yerin aydınlanması lazım. Evet sağ olun. Şuraya geleyim ve şu adil düzen için kısa bir giriş yapayım. Birisi gelse bana dese ki gel seninle beraber dama oynayalım. Önce bir matematik açıklama yapmak istiyorum. Ama ben dama oynamasını bilmesem, ne diyeceğim bu arkadaşa? Diyeceğim kardeşim yahu dama nasıl oynanır? O bana ne diyecek? Bak kardeşim ortada bir tahta olacak, senin 16 taşın benim 16 taşım olacak. Taşlar ileriye ve yan tarafa doğru gidecek, yanına başka bir taş gelirse üstünden atlar bu takdirde o taş oyundan çıkar. Karşı haneye giden taş dama olur istediği tarafa gidebilir. Kim taşını önce bitirirse o yenilmiş olur. Bana 7 tane kaide söyleyecek. Siz hepiniz ODTÜ de okuyan en kıymetli gençlerimizsiniz. Şu sözü söylersem bunun ne manaya geldiğini çok iyi anlayacağınızı biliyorum. Aksiyon ne demek? İş demek, hamle demek. Ama bir de matematikte aksiyom tabiri var. Aksiyom ne demek? Aksiyom kriter, temel esaslar demek. Bak bugün tabii sayıları kullanıyoruz. Bu tabii sayılar ne olacakta bir tabii sayı olacak? Tabii sayıların 4 tane temel aksiyomu var. Bu kaidelere uyarsa o sayı tabii sayı olur. Bunlardan bir tanesine uymazsa tabii sayı olmaz. Tabii sayı tarif etmek için beşinci bir kaide de koyamazsınız. İşte o 4 tane kaide tabii sayıları tarif eder. Bunlara Peano Aksiyom diyor batılılar. Halbuki Yusuf Has Hacip Peano’dan altı asır önce bu aksiyomları Kutadgu Bilig’de söylemiştir. Şimdi konuyu dağıtmak istemiyorum. Yalnız aksiyom eski Arapçada mücarife, bugünkü halk dilinde Arapça olarak müselleme yani “kabul edilmesi lazım gelen temel esaslar”. Ben bu açıklamayı şimdi birdenbire dama oyunundan niçin bahsediyorum? Çünkü bak aynı tahtanın üzerinde dama da oynarsınız satrançta. Aynı sahanın üzerinde futbol da oynarsınız hentbolda oynarsınız. Peki fark nerede? Oyunun kurallarında.  Onun için ekonomide de üretirsiniz ve paylaşırsınız. Mühim olan nedir? Hangi düzene göre üretip, nasıl paylaşacaksınız. İşte eğer bir ekonomide "şu şu şu" esaslara uyulursa o ekonomi komünist ekonomi olur. "Bu bu bu" esaslara uyulursa kapitalist ekonomi olur. Peki, Adil Düzen dediğiniz nedir arkadaş dediğiniz zaman biz bir ilim adamı olarak aynı şekilde bunu matematik şekilde tarif etmeye mecburuz. Onun için işte 25 yıldan beri yapılmış olan çalışmalarla Adil Düzen ’in temel esasları, aksiyomları tespit edilmiştir. Adil Ekonomik Düzen, ekonomide ne olacak da o ekonomi Adil Düzen olacak? Ne bir tane kaide ilave edebilirsiniz, ne de bir tane kaide çıkarabilirsiniz. Çünkü bu matematik olarak işlenmiştir. İşte burası ülkemizin en yüksek üniversitesi ve ben huzurlarınıza geldim, size Adil Düzen’i otuz bir tane temel esasıyla tarif ediyorum matematik olarak. Bir ekonomik düzen şu tabloda size göstereceğim otuz bir tane esasa uyarsa o düzen adil düzen olur. Uymazsa Adil Düzen olmaz.  Nedir bu otuz bir tane esas? Bunu size 5 bölümde takdim edeceğim. Adil Düzen ‘in temel esasları.  Adil Düzen ‘de para nasıl olacak? Adil Düzen de kredi nasıl olacak? Adil Düzen ‘de vergi nasıl olacak? Adil Düzen ’de sosyal adalet nasıl sağlanacak? Bunun için şimdi galaksimizi değiştiriyoruz.  Galaksi ne demek? Yıldızlar kümesi. Bu tabiri niye kullanıyorum? Şimdi ben sizinle konuşurken ayın ve yerin beni çektiğinin farkında mıyım? Değilim. Ama bunlar beni çekiyor. Bu açıklamayı niçin yapıyorum? Biz bugüne kadar Kapitalist sistem içinde yetiştirildik. Düşünürken dahi Kapitalist sisteme göre düşünmeye alışmışız. Adil Düzen’i kavramak için önce kendimizi soyutlayacağız bir astronot odasına gireceğiz onun içerisinde bütün bu Kapitalist düzene ait her şeyi içimizden atacağız. Çünkü bu bize sadece hastalık olarak gelmiş, girmiş. Sıfırdan başlayacağız. Mutlak sıfırdan yeni bir düzen kuracağız. İşte bakın şimdi bunu size yapmak istiyorum.  Adil Düzen ’in 31 tane kriteri vardır. Adil Düzen ’de devlet ne yapacak, şahıslar ne yapacak? Bak temel esas şudur: Adil Düzen ’de bütün ekonomik faaliyetleri şahıslar yürütür. Bu bakımdan Adil Düzen bir serbest ekonomi düzenidir, bir özel sektör düzenidir Adil Düzen temel esası itibariyle. Çünkü ekonomik faaliyetleri devlet yürütmeyecek şahıslar yürütecek. Birinci esas budur. Peki devletin ekonomi ile alakası ne olacak? Devlet sadece makro plan yapacak. Türkiye’yi nereden nereye götüreceğim, bu devletin vazifesidir. Onun için bak ben dünkü konuşmamda bunları tenkit ettim. Türkiye zaten milli geliri çok küçük bir ülke. O küçücük ülkede senede 1 milyar dolar Amerika’da bir holdingin temin ettiği geliri temin ediyor, %1,5 kalkınma temin ediyor. Bu ne bu hiçbir şey değil. Türkiye gibi geri bırakılmış bir ülkede %30-40 kalkınma hızı lazım. Bak dün ben bir kere daha elimizdeki proje demetlerine dayanarak 110 milyar dolarlık yıllık geliri olan Türkiye’nin 85 milyar dolar her yıl gelirini artırmak mümkündür diye orda bir proje demetini özet olarak takdim ettim. 85 milyar yani Türkiye’nin kalkınma hızı hatta %75 olabilir. Niye? E 1000 lira alan bir memura bugün sen 1700 lira versen ne fark eder. Yani durumumuz çok küçük bu küçük durumda yapacağın başarılı çalışmalarla çok şey ilave edebilirsin. Bir Amerika’nın %1’i bizim %10.000’imize tekabül ediyor. Çünkü onların milli geliri çok büyük.  Amerika’nın milli geliri 3 trilyon. 3 trilyonun üzerine %1 koymak marifet. 3 trilyonun üzerine %1 koymak demek 300 milyar dolar koymak yani Türkiye’nin 3 katını koymak demek.  O adamlar her sene Türkiye’nin 3 katını koyuyor, %1 oluyor. E biz halbuki çok düşük durumda olduğumuz için büyük bir kalkınma hızına ihtiyacımız var. Ne demek istiyorum şimdi? İşte devlet ülkeye hedef seçecek. Bu hedefi tahakkuk ettirmek için ben şu kadar orman, bu kadar maden, bu kadar tarım, bu kadar sanayi projesini gerçekleştireceğim diyecek. Nasıl gerçekleştirecek? Şahıslara gerçekleştirecek. Bu proje seferberliğiyle siz mühendisler, ekonomistler bu projeleri hazırlayacaksınız ve millete arz edeceksiniz. Müteşebbisler bunların içerisinden istediklerini seçecek, kendine güvenen adam bunu yapabilecek kabiliyette olduğuna dair loncasından bir kağıdı olacak, dürüst ahlaklı olacak besmeleyi çekecek, projeyi gerçekleştirmeye başlayacak. Bunun için sermayeye lüzum yok, bunun için faize lüzum yok. Şimdi açıklayacağım. Ve her bir ilimizde mesela Güneydoğu Anadolu’muzda birçok işsizimiz var.  Ülkemizin bir müessesesi de onun için misal olarak söylüyorum.  İdil ilçesinde hiç işsiz bırakmayacağız. Nasıl? Önce projesini yapacağız. Ne kadar işsiz genç var? Bu kadar. Şu bölgede ne yapacağız da bunlara iş vereceğiz? Bu teknik bir meseledir. Bunları yapacak olan projeleri devlet teşvik edecek, yönlendirecek ondan sonra da bu projelerin gerçekleşmesi için tam teşvik ve tam destek bugünkü gibi sadece holdinglere değil o işi yapacak kabiliyetteki insanlara hem de tam teşvik tam destek verecek. Peki devlet bu tanzim ve yönlendirme işinden başka hiçbir ekonomik faaliyet yapmayacak mı? İki tane ekonomik faaliyeti var. Birisi genel hizmetler; okullar, hastaneler, yollar. Hatta yeminli muhasip tıpkı noterler gibi 24 çeşit hizmeti su, elektrik, yol, nakliyat bunları devlet yapacak. Vatandaşlara hizmet için bütün bu teşebbüsleri desteklemek için. Ondan sonra ekonomik faaliyetleri şahıslar gözetecek. İşte bak size devlet ne yapacak, devletin ekonomik hizmeti nedir, şahıslar ne yapacak? Üç kriter ile bunları belirtmiş oldum. Devlet genel hizmetlerden başka tanzim hizmeti yapacak. Bugünkü toprak mahsulleri ofisi yerine bir buğday vakfı kurulacak. Niye vakıf ? Hiç kar gayesi gütmeyecek de onun için. Vazifesi ne ? Buğdayı olan buğdayını verecek, o günkü piyasa değeri üzerinden bedelini alacak, parasını veren buğday alacak. Bu ofis ne yapacak? Kendisine teslim edilmiş olan buğdayı iyi bir şekilde muhafaza edecek ve de hiçbir kar gütmeyecek. İşte devlet temel malların muhafazası için bu hizmetleri yapacak. Buna tanzim hizmetleri diyoruz. Ekonomik tablo budur temel esaslar.

Peki, Adil Düzen’de para ne olacak? Bakınız alimler inceleme yapmışlar hayvanların ve bilhassa arıların üzerinde. Arının bal kovanının içinden bir miktar bal almışlar. Arılar malum balı yapıyor balın bir kısmını kendisi yiyor, bir kısmı da bize kalıyor. Şimdi bu kovandan balı aldıkları zaman bakmışlar ki arılar daha az bal yiyor arıların iştahı kesildi. Daha çok bal almışlar hatta arılar ölmüş balı bitirmeden. Niçin? Çünkü Cenab-ı  Hak hayvanları insanlara faydalı olsun diye yaratmıştır. Hayvanlar çok üretiyor az tüketiyor. Biz koyunun sütünü içiyoruz, biz ineğin sütünü içiyoruz. O süt sadece yavrusu için değil daha fazla üretilmiş. Biz istifade edelim diye. İşte bu yaratılıştan. Hayvanları Cenab-ı Hak insanlara faydalı olsun diye yaratmış. Fakat insanlara gelince insanlar hayvanların tersine. Bir insana sofraya buyur dersen yüzü gülüyor, al şu kazmayı dersen suratı asılıyor. Niçin? Çünkü insanlar hep yemek istiyor, hiç terlemek, üretmek istemiyor. Yaratılışları böyle. Niye böyle yaratılmış? Çünkü insanlar asıl cennet için yaratılmış. Cennette hep yiyeceksin, hiç üretme yok. Üretme külfeti yok. Ama şimdi bu dünyada imtihandayız. Bu imtihan esnasında bizim yaratılış tavımız ters düşüyor. Biz burada da cennet gibi olsun istiyoruz. Hep yiyelim, hiç üretmeyelim. Yaratılışımız böyle. Ve biz işte bu yaratılıştaki insanlar için bir Adil Düzen kurmaya mecburuz. Nasıl kuracağız? Bak yaratılış böyle olduğu için Adil Düzen'in birinci temel esası şudur; Bak demin o kahvede oturan işsiz Hasan var ya onu çağırıyorum şimdi masaya “Hasan gel buraya” diyorum “Ne var?” diyor. Adil düzen başlıyor. E ne olacak? Bak arkadaş, sen bu düzende istediğin kadar yiyeceksin, serbestsin. Ama bir şartımız var. “Nedir o?” Ne kadar yiyeceksen o kadar da kendin üreteceksin. Başkasının ürettiğini yemeyeceksin.” Niye?” Bu Adil Düzen sömürü yok da onun için. Bunu nasıl temin edeceğiz? Herkes ürettiği kadar nasıl tüketecek? Bunu temin etmenin yolu şu. Bak ben şu gözlüğü ürettim. Bu gözlüğün bugünkü değeri diyelim ki 10.000 lira. Bu 10.000 liralık gözlüğü getiriyorum ürettikten sonra topluma teslim ediyorum kimin ihtiyacı varsa kullansın diyorum. Diyelim gözlük vakfına verdim misal olarak söylüyorum. Şimdi o gözlük vakfı bana bir makbuz veriyor. Bu insan 10.000 liralık üretim yapmıştır, öyle ise 10.000 lira tüketmeye hakkı vardır. Ben o 10.000 lirayla istersem bugünkü piyasa değeri üzer