27 Şubat 2018 Sayı 117 Sayı 117
Adil Düzen Konuşması 1-2

Bugün, güzel Konya’mızda Refah Partimiz Konya Teşkilatımızın tertip etmiş olduğu bir iftar yemeğinde beraber olmak nasip oldu çok şükür. Bu iftar yemeğini tertip ettiği için Refah Partimiz Konya İl Başkanımız, İl İdari heyeti üyelerimiz bütün teşkilat mensubu kardeşlerimizi ve bu salonda bulunan arkadaşlarımıza hassaten teşekkürlerimi arz ediyorum. Bütün sevdiğimiz kardeşlerimizle bu mübarek ayda bir araya gelmemize vesile oldular. Aynı zamanda çok kıymetli Belediye Başkanlarımız gerek Konya’mızın Büyükşehir Belediye Başkanı, gerek Konya’mızın merkez ilçelerimizin Belediye Başkanları, gerekse Konya’mızın ilçelerinin Belediye Başkanları bütün bu kıymetli arkadaşlarımız bugün bir araya gelmek fırsatını bulduk. Bu hepimiz için büyük bir bahtiyarlık oldu. Bundan dolayı da ayrıca Cenab-ı Hakk’a şükürler ediyoruz. Şimdi Konya’mızdayız, mübarek Ramazan ayındayız. Adeta bir bakıma bir Ramazan sohbeti yapacağız. Ancak bu sohbeti, gelip geçici konuların üzerine tahsis edersek yazık ederiz. Bütün gayretimize ve istememize rağmen bu fırsat her zaman elimize geçmiyor. Onun için şu salonu dolduran inançlı kardeşlerimiz, gerek bütün Konya’mızdaki kardeşlerimizin hepsini, gerekse Türkiye’deki 60 milyon kardeşimizin hepsini en kısa zamanda Refahçı yapmak için –ki her şeyin ilacıdır- çalışmalarımızda faydası olacak. Hakkalyakin inanarak, tahkiki imanla diğer kardeşlerimizle bu hak davaya davet etmemize faydası olacak bazı temel konuları konuşmamızda inşallah büyük yarar olacaktır. Onun için biz bugün ki konuşmamızda bir bakıma ekonomide milli görüş, zengin devlet, zengin vatandaş nasıl olacak? Bak görüyoruz 50 seneden beri Türkiye’yi yönetenler bir türlü şu memlekete refah getiremediler. Efendim bütçemiz dar, paramız şudur şudur. Laf çok ama şu çalışkan millet bu zengin vatanda maalesef işsiz, aç, enflasyondan bin bir ızdırap içinde inip inliyor 50 seneden beri. Ve gördüğünüz gibi çok şükür artık Avrupa taklitçisi partiler iflas ettiler. Şimdi biran evvel bu enkazları süpürmemiz lazım. Hakkı hâkim kılmamız lazım. İşte bu çalışmalarımızla faydası olacak diye; nasıl olacak efendim siz geldiğiniz zaman enflasyonu nasıl önleyeceksiniz? Ne olacak da bizi daha zengin yapacaksınız? Bu sualin cevabını inanarak verebilecek, ilmi esasları ortaya koyan bir sohbet, bir konuşma yapacağız inşallah. Sözlerime başlarken önce bir noktayı belirtmek istiyorum. Hepiniz rahmetlik Mustafa Albayımızı bilirsiniz. Mübarek bir Ramazan günündeyiz. Bu davanın başlangıç günlerinde karış karış bütün Türkiye’mizi beraberce dolaştığımız muhterem insandır. Mübarek Ramazan ayındadır. Kendisine can-ı gönülden rahmet diliyorum. Hacı ÜveysZade Hazretlerinin birçok vaazlerini yakinen takip etmiş bir kimsedir. Hatırlayacaksınız kendisi her zaman ben Hacı ÜveysZade’den duydum: “Diriliş, insanların yeniden saadet hareketi Konya’dan başlayacak.” Bu sözü kendisi tekrar tekrar söylemiştir. Biz Allah’a şükürler olsun 23 seneden beri hep bunun teyidini görüyoruz. Yine bir çok alimler Muhyiddin-i Arabî Hazretlerinin aynı şekilde “Diriliş, yeniden Hakkın hakimiyetinin Konya’dan başlayacağını” belirtmiştir. Ve zaten bilinen bir gerçektir ki Konya belde-i muhayyere yani Efendimiz(a.s.v)’e Cenab-ı Hak: “Hangi şehri istiyorsun? Medine’yi mi istersin Konya’yı mı?” dedikleri zaman; efendimiz (a.s.v) muhayyer -istersen bunu al, istersen bunu al-: “Ben Medine’yi istiyorum. Neden? Fakirleri daha çoktur da onun için” buyurmuşlar. Ama bu teklif arasında yer almakta elbette Konya’mız için eşsiz, müstesna çok büyük bir şereftir. Demek ki efendimiz(a.s.v)’e senin şehrin olsun diye teklif edilmiş bir şehir. Ne büyük nimet! Elhamdülillah. Biz Milli Nizam Hareketine başladığımız zaman Urfa’ya gittiğimizde büyük âlim, Evliyaullah’tan muhterem Haranî Hazretlerinin elini öpmüştük. O da o zaman aynı müjdeleri bize tekrar etmişti tam 22, 23 sene evvel. Tebrik etti, çalışmalarda hayırlı başarılar diledi: “Ben biliyorum, kitaplarda okudum diriliş, Hakkın hakimiyeti tekrar Konya’dan başlayacak ve işte sizlerin yaptığınız bu çalışma bu hareketin başlangıcıdır” buyurmuştu Haranî Hazretleri Urfa’da. 90 yaşında bir mübarek muhterem zat. Ziyaret ettiğimiz zaman bu müjdeleri vermişti. Şimdi Allah’a şükürler olsun bu gerçekleri hepimiz gözümüzle görüyoruz. Neden? Bakınız bütün dünyada Allah’ın lütfuyla bugün yeniden ta Büyük Okyanustan Atlas Okyanusuna kadar 1.5 milyarlık bir İslam âlemi meydana geldi. Bilesiniz ki ……………………. Bişkek’te araziler ayrıldı. Adil Düzen Üniversitesi kuruluyor. Anlaşmalar imzalandı. Tahsisatlarını da kendileri veriyor. Niçin? Çünkü Rusya’daki Cumhuriyetler Komünizmi yaşadılar 70 sene. Hiçbir hayır getirmediğini gördüler. Ama bundan önce de Çarlar zamanında Kapitalizmi yaşamışlardı. Onun da bir hayır getirmediğini görmüşler. Şimdi onlar tekrar faizci kapitalizme dönmek istemiyor. Biz onun da ne olduğunu biliyoruz. Zaten 70 sene Komünizm döneminde mekteplerde hep Kapitalizmin kötülüklerini anlattık anlattık anlattık. Söylediklerimiz yalan değildi. Doğruydu. Onun için şimdi biz bu zulümden öbür zulme gitmeyiz. Biz Adil Düzeni arıyoruz demişlerdir duydukları zaman. Böylece inşallah Hakkın hakimiyeti Allah’ın lütfuyla bütün dünyaya yayılacaktır. Bunun en güzel numunesi, örneği de inşallah öncelikle Türkiye’mizde kurulacaktır. İşte Türkiye ‘nin bugün geldiği noktayı biraz önce kıymetli Belediye Başkanımız ifade ettiler. Hepimiz apaçık görüyoruz. Söylediklerimiz gerçeğin ta kendisidir. 50 seneden beri şu memleketi idare eden Avrupa taklitçileri iflas etmişlerdir. Yürümüyor. Düzenleri yürümüyor. Bak kaç defa dedim. Dünkü konuşmam da dahil bütün millete duyurduğumuz meclis konuşmalarımızda ve bizzat Demirel’i ikaz etmek için ne diyoruz? Siz ne yaptığınızı bilmiyorsunuz. Paçanızı bu faizci nizama kaptırmışsınız. Uyanın artık bunun sonu yok. Bak sen çıktın geldin. Ben faizleri indireceğim iddiasıyla indirebiliyor musun? Hayır. Neden? Oturdun sandalyene efendim ayın 15’inde memurlara 5 trilyon para dağıtılacak dedi memurlar sana. Ee? Ayın 17’sinde 7 trilyon Yahudi bankalarına faiz ödenecek dedi. Kaç paramız var? Hiç. 12 trilyon bulacaksın. Nasıl bulacaksın? Basın matbaada diyorsun. Matbaa gece gündüz bassa 5 trilyon basıyor. Geriye kalan ne olacak? Halktan yeniden faiz alacaksın. Para alacaksın. E halkın zaten canı çıkmış ezile ezile. Bu halktan yeniden parayı toplayabilmek için eskiden hazine hissesinin faizi % 70 ise sen şimdi % 75 ile para isteyeceksin. Daha büyük faiz vereceksin ki bu acil para ihtiyacını toplayasın. Çünkü senin düzenin faizci düzen. Veriyor % 75 faizi halktan bu 7 trilyonu topluyor. Topluyor ama bu % 75 faizin ödenmesi en geç gelecek sene gene kapıya gelecek. Gelecek sene o faizi ödemek için bu seferde % 80 faiz vermeye mecbur kalacak. İşte fasit daire dediğimiz bu. Bu faizci düzen öyle bir şey ki içki içen adam biraz sonra daha çok içki içmek ihtiyacını duyuyor ya faiz de böyle. Bu faiz biraz sonra daha büyük faizi gerektiriyor. Ve sonunda perişan oluyorsun. Bizim seçimlerde faiz beni batırdı diye bir duvar afişimizi hepiniz hatırlıyorsunuz. O çok önemli bir afiş ve gerçeği ifade ediyor. Onu seçimden sonra arkadaşlara latife olsun diye dedim ki o afişimizi götürün ANAP’ın duvarına asın, fotoğrafını çekin. ANAP demiş olsun ki faiz beni batırdı. Doğrudur evet. Şimdi de o fotoğrafı Demirel’in boynuna asacağız, fotoğrafını çekeceğiz. Çünkü o da faizden vazgeçmiyor. Bunu da faiz batıracak. Ve de batırıyor. Amerika’yı faiz batırıyor. İşte faiz 40 çeşit belanın mikrobudur. Ve böyle bir mikroptur. Paçalarını kaptırırlar 50 sene bizi ezdiler ezdiler ezdiler bu faizci düzenle. Bugünkü perişan hale getirdiler. Her şey apaçık ortadadır. Şimdi daha ileriye gidemiyor. Çünkü hiçbir vaadini yerine getiremiyor. Bak şu getirdiği bütçeyi görüyorsunuz. Açıklar büyümüş. Ee? Yatırım diye bir şey yok. Ne işsizliği ortadan kaldırması mümkün ne de bir hizmet yapması mümkün. Memurun maaşını bile verebilecek durumları yok. Çünkü düzenleri iflas etti. İşte şimdi ben bugünkü akşam size çok süratli olarak bunlar bizi niye bu hale getirdiler? Peki Refah Partisi iş başına geldiği zaman bu iş nasıl düzelecek? Bu lafla, palavrayla, edebiyatla değil; hesapla, kitapla, rakamla, projeyle, ilimle belirtmek istiyorum ki yaptığımız iş hakikatten ciddi olsun. Böyle bir metotla onların hiç birisi çalışamaz. İlmi metotla ancak Refah Partisi çalışır. Çünkü Refah Partisinin temeli biraz sonra şekillerin üzerinde de göreceğimiz gibi imandır, ilimdir, heyecandır, tatbikattır, Milli Görüş’tür, cihad şuurudur. Bundan dolayıdır ki “peki siz iş başına geldiğiniz zaman ne yapacaksınız da düzelteceksiniz?” sualini istiyoruz ki 60 milyon artık çok iyi bir şekilde öğrensin, gelin yapın Allah aşkına desin. Görüyorsunuz bak Cenab-ı Hakkın lütfuyla şartlar gelişti gelişti gelişti buraya geldi. İşte 20 Ekim seçimleri. Refah Partisi % 17 oy aldı. En büyük başarıyı gösterdi. Arkasından dış güçler aman Refah Partisi iş başına gelmesin diye bu senaryoları yazdılar. Bu eğreti, bu çarpık bu geçici hükümeti kurdular. Bu …………. DYP koalisyonu, Refah Partisi iş başına gelmesin diye dışarının etkisiyle kurdurtulmuştur. Kurdular ama ne oldu? İşte 4 ay. Görüyorsunuz bak Demirel gelmiş Güneydoğu’da olağanüstü hali uzatalım diyor. Hiç dersine hazırlanmamış tembel bir çocuk gibi. Niye? 4 aydır ne yaptın dediğin zaman kendi diyor ki hiçbir şey yapamadım. Peki ne yapacaksın? Henüz çaresini bulmuş değiliz diyor. Bu nasıl iş yav? 14 senedir bu anarşi var. Sen mademki bir partisin nasıl durduracağını bu işler karşına çıktığı zaman düşünüp hazırlayacaksın. Geldiğin zaman iş başına, iş başı düşünme yeri değil. Tatbikat yeridir. Takır takır takır kendi planını uygulayacaksın. Artık herkes seni bekleyecek değil ki. Bu gelmiş 4 ay geçmiş gene düşünemedim ama bulamayacağım diyememekte ama düşünmeye devam ediyor. E sen düşünmeye devam ediyorsun da orada oluk oluk kan akıyor. Bu çocuk oyuncağı mı? Görüyorsunuz ki apaçık ortadadır. E peki sen enflasyonu indireceğim dedin enflasyon arttı. 60 idi 80’e çıkarttın. Hani? Faizi indireceğim dedin ama faiz arttı. En ufak bir yatırım yapacak halin yok. İşte getirdiğin bütçe bu. Herkesi daha çok ezeceğim diyorsun. Ne demek istiyorum? Bu gerçekleri bütün milletimiz görüyor. Onun için 20 Ekim seçimlerinin arkasından Allah’ın lütfuyla Refah Partisi bugün kat kat gelişmiştir. Son günlerde bugüne kadar Refah Partisi hakkında tek kelime yazmayan gazetelerdeki makaleleri takip ettiğinizi biliyorum. Şimdi hepsi artık Refah gelmez diyemeyiz, edemeyiz filan diye kıyısından kenarından sözler ifade ediyorlar. Hala üfleyerek bakıyor. Yahu Refah sana da saadet getirecek be adam. Ne korkuyorsun? ………. Kucakla aman bir an evvel gel de. Niye? GELEN haktır. Gelen rahmettir. Gelen şefkattir. Gelen herkese iyiliktir de onun için. Ah bir ne olduğunu tanısa. Şimdi muhterem arkadaşlarım meşhur benzetmemizi biliyorsunuz. Bak arkasından yapılan mali seçimlerin en sonuncusu İstanbul’daki Kağıthane seçimidir. Kağıthane seçimlerinde Refah Partisinin oyu eskiden 20 Ekim’de %17 idi. % 34 oldu. 29 Aralık 91 tarihindeki 350.000 nüfuslu Kağıthane’nin Belediye seçimlerinden bahsediyorum. Refah Partisi % 34 oy aldı seçimden iki buçuk ay sonra. Peki  Demirel’in partisi ne aldı? % 9 aldı. İşte yeni Türkiye’nin yapısı budur. Kendi yaptırdıkları anketlerde bunu gösteriyor. Çünkü millet şimdi bakıyor diyor ki “Aa bunu bize nasıl tanıtmışlardı, meğer bu neymiş.” Ben de Refahçıyım yahu, niye olmayayım diyor. Biz bunu bütün çehrelerden görüyoruz. Tabi hepimiz görüyoruz. Bundan dolayıdır ki biz 20 Ekim seçimlerini Ulubatlı Hasan’ın kaleye bayrak dikişine benzetiyoruz. Neden? Çünkü o seçimlerde siz inançlı kardeşlerimiz gece gündüz çalıştınız. İnançlı, kuvvetli bir grubun meclise koydunuz. Böylece kaleye bayrak dikildi. Surda gedik açıldı. Ee? Kağıthane Haliç’in kenarında. Onun için 29 Kasım seçimlerine de biz Sultan Fatih gemileri Haliç’e indirdi diyoruz. Ne kaldı şimdi İstanbul’un fethi için? Bir adım. O ne zaman olacak? 7 Haziran’da olacak inşallah. 2 ay var şurada. Bak Konya’mızın da çok kıymetli bir takım beldelerinde seçimimiz var. Bu seçimlerde bu 340 yerde yapılacak Belediye seçimlerinde Refah Partisinin en büyük parti olduğu açıkca rakamlarla ortaya inşallah iki ay sonra. Çünkü hepimizin bildiği gibi Konya’mızda, Kayseri’de, Sivas’ta, Tokat’ta zaten Orta Anadolu’da en büyük parti Refah Partisidir. Doğu Anadolu’muzda da en büyük parti Refah Partisidir. Bu herkesin bildiği bir gerçektir. Güneydoğu Anadolu’da biz her zaman en büyük parti idik. Gene bugün en büyük partiyiz. Ve Batı Anadolu’da şimdi bütün bu gerçekleri görüyor orada da en büyük parti Refah Parti olacak inşallah. Ve 7 Haziran seçimlerinin arkasından nasıl bu Demirel, Özal’a senin tabanın yok. ANAP’a sen artık bu sandalyede oturamazsın dedi 7 Haziran’dan sonra da biz aynı sözleri söyleyeceğiz. Ve böylece bu 50 senelik enkaz biran evvel ortadan kalkmış olacak. Batı taklitçiliği, zihniyeti iflas etmiştir. Tasfiye oluyor. İşte bugünlerde yaşadığımız olay budur. Biz bugün bu akşam niye bunların biran evvel bunların tasfiye edilmesi lazım? Bunu ilmen konuşmak istiyoruz. Bak arkadaş gel buraya biz bunu hissen konuşmuyoruz. Herkese bunu söyleyebilmeliyiz. Buyur gel dinle bakalım. Onları dinle bizi dinle. Bak bakalım onların devamı mümkün müdür değil midir? Nasıl bunu açıklayacağız? Bunu açıklamak için önce onların ne yaptığını ortaya koymamız lazım. Onlar bilindiği gibi Batı taklitçisidir. Faizci kapitalist nizamıyla bizi eziyor. Efendim Avrupa’da da faizci kapitalist nizam var. Bak her zaman açıklıyoruz Avrupa’da faiz % 10. Niye % 10’da tutabiliyor o? Çünkü onlar bizim gibi geri kalmış ülkeleri sömürüyor, kanımızı emiyor. Bizim kanımızla kendisini muhafaza etmeye çalışıyor. Orada da çöküntü devam ediyor. Ama bizim kanımızı emdiği için, sömürdüğü için mümkün olduğu kadar kendisini tedavi etmeye, o kanla beslemeye çalışıyor. Ve fakat gene de duramıyor. O da çöküyor. Ama siz sömüreceğiniz ülke yok. Hem de % 100 faize çıkmışsınız. Bu vahşi kapitalizmle işte iflas noktasına onlardan da daha çabuk bu yüzden dolayı geldiniz. Çünkü kapitalist nizamda bütün kardeşlerimiz bu gerçekleri bildikleri için çok süratli olarak bildiğiniz gerçekleri özetleyip asıl üzerinde durmak istediğim noktaya gelmek istiyorum ki bütünü bir matematik ispatı olsun şu konuşmamızın diye. Kapitalist nizamın içerisinde beş tane mikrop var. Faiz var ondan sonra vergi var darphane var ve kambiyo mikrobu var ve bugünkü banka düzeni var. Bunlar faizci bir nizamdalar. Faizler masraflara yazılıyor. Fiyatların içerisinde giriyor. Böylece üretim pahalı oluyor. Üretim pahalı olunca işletme sermayeleri yetmiyor. Daha fazla üretim yapamıyorsun. İnsanlar işsiz kalıyor. Bundan başka fakir fukara her zaman söylediğimiz gibi 1500 lira verip bir ekmek aldığı zaman içerisinde 500 lira faiz ödemeye mecbur kalıyor. 500 lira da vergi ödüyor. Bu ödediğimiz faizler bizden toplanıyor. Amerika’daki bankalardan alınan 50 milyar dolar dış borcun faizi diye Amerika’daki Yahudi bankalarına gönderiliyor. Oradan alınan borcun sahibi aslında Suudi Arabistan. Fakat dünya emperyalizmi Suudi Arabistan’ın, Kuveyt’in 700 milyar dolarlık kendi bankasında tutmuş. O, Suudi Arabistan’a faiz ödemiyor. Türkiye’ye bu yüksek faizlerle bu borcu veriyor. 8.5 milyar dolar faiz ödüyoruz. 60 milyon insan. Bu düzen ne satın alsak 3’te 1’i faiz. Şu ceketin 3’te 1’i faiz. Bu ayakkabının 3’te 1’i faiz. Şu ekmeğin 3’te 1’i faiz. 60 milyon insan bir senede ödediğimiz faiz 60 trilyondur. Satın aldığımız malların içerisinde ödediğimiz faiz. Bu faizler toplanıyor Amerika’daki Yahudi bankalarına gidiyor. Oradaki bankalarda bildiğimiz gibi İsrail’e uçak alıyor, tank alıyor. Her zaman bir sözümüz var. Yahu şu ödediğimiz faizler keşke Eskimolara gitse. Niye? Fakir adamlar bir iyilik yapmış oluruz. İsrail’e gidiyor. İsrail bildiğimiz gibi Lübnan’ı bombalayacağım. Siz ortak pazara gireceksiniz. Ben de gireceğim. Sizinle tek devlet olacağız deyip bizi yutacak olan düşmanımıza gidiyor. Bu kadar acıklı durumdayız bugünkü düzenin içerisinde. Öbür taraftan ödediğimiz vergilerde hepimizin bildiği gibi fonlara gidiyor. Ne fonu bu? Turistti teşvik fonu. Oradan nereye gidiyor? Antalya’daki Şeraton oteline. 250 milyon dolar verip bir otel yapmışlar. Ne işe yarıyor bu Şeraton oteli? Akdeniz’deki ve Afrika’daki, Suud’taki Amerikan askerlerinin haftalık dinlenmesi burada yapılıyor. E peki Konya’nın köyünden ben Mehmet’im. Niye yahu Amerikalı askerin dinleneceği otelin parasını ekmek alırken bana ödettiriyorsun? Yahu ne zalim adamsın. Ben zaten geçinemiyorum. Ekmeğin içerisinde 500 lira vergi ödüyorum. Nasıl ödüyoruz? Un fabrikası maliyeye vergi ödüyor ama bu memlekette vergi kârdan ödeniyor. O kârı yapacak şekilde unu ve ekmeği bana satıyor. Dolayısıyla ekmek alırken o vergiyi ben ödüyorum. Kârdan ödenen vergi fakir fukaraya ödetilen vergidir. Benden vergi diye alıyor turisti teşvik diye Amerikalılar dinlenecek diye 250 milyon dolar. 250 milyon dolara 5000 kişinin helal ekmek parası kazanacağı fabrika kurulabilir. Bunu yapmamış oraya otel açmış. Öbür taraftan sanayi teşvik fonu veya savunma fonuna koydum parayı diyor şu Ankara’daki uçak fabrikasına götürüp veriyor. Bu nedir? Uçan tabut. Yaptıkları uçaklar bir işe yaramıyor. Avrupa yasak etmiş bunların yaptığı uçağı. Amerikalı Dynamics firması bu yasak edilmiş olan uçağın parçaları elinde kalmış. Çevre kirlenmesinden dolayı ormana atamıyor, dereye atamıyor. Ne yapacak? Türkiye’den iyi çöplük mü olur? Getirmiş Ankara’ya koymuş, cıvatalarını sıkıp bize veriyor. Her bir uçaktan 26.5 milyon dolar alıyor. 5 tane yaptılar 3’ü de düştü. Parçayı satarken para alıyor uçağı teslim ederken para alıyor. Nerden? Savunma fonundan. Kim veriyor savunma fonunun parasını Konyalı Hasan, Erzurumlu Mehmet. Nasıl veriyor? Ekmek alırken, ayakkabı alırken. Ödediğimiz paranın 3’te 1’i vergiye, hazineye gidiyor. Oradan da buralara gidiyor. Öbür taraftan darphane harıl harıl çalışıyor. Bu darphanenin makinalarının sesi vatandaşın cebindeki parayı kemiren farenin sesidir. Bu sözümüzü çok duydunuz. Böylece herkesin cebindeki para çalınıyor bugünkü düzende. Öbür taraftan emirle paranın değeri düşürülüyor. Bak dolar oldu şimdi 6350 lira. Herkesin cebindeki paranın dörtte biri böyle çalınıyor. Diğer yandan bugünkü banka düzeninde bir sene faizle hırsız çalmasın diye adam parasını bankaya koyarsa ona %60 veriyor. Ama sen esnafsın sen borç para istersen %120 kredi faizi istiyor. Şu gömleği yapan adam %120 faizle bankadan borç alıyor, bu %120 faizi ödüyor. Masrafa yazıyor, gömleği alırken bana ödetiyor. Böylece bütün fakir fukaranın parası bankalara intikal ediyor. Bankalar zaten holdinglerin. Ya doğrudan doğruya kâr diye o paralar  holdingin cebine gidiyor veya batık kredi olarak holdinglere gidiyor. Böylece bankalar bugünkü düzende fakir fukaranın kanını emip holdinglerin cebine basan bir emme basma tulumba gibi çalışır. İşte düzenleri budur. Bunu bütün Konyalı kardeşlerimiz biliyor. Bilmeyenlere de bu gerçekleri tanıtmak mecburiyetindeyiz. Ama artık Türkiye’de bu gerçekleri bilmeyen kalmadı çok şükür. Bakınız şimdi şu noktaya kadar anlattıklarımı size kısaca her zaman bildiğiniz tablolarla bir kere daha anlatmak istiyorum ki konuşmamız tam matematik ispat şeklinde birbirini tamamlasın, açık kalmasın diye. Bakınız her zaman bizim bu şekillerimizi biliyorsunuz. İşte bu taklitçi partilerin düzenlerinin fırını. Bak Türkiye de 12 tane parti yok. 2 tane parti var; Milli görüş, refah partisi ve ötekiler. ANAP=SHP=DYP taklitçilerdir. Bu taklitçiler 50 seneden beri Türkiye’yi idare ediyor. Nasıl idare ediyor?  Biz fırına giriyoruz, 1500 lirayı veriyoruz, bir tane ekmek alıp çıkıyoruz, bunların düzeni bu. Ama bak o fırıncı 1500 lirayı çekmeceye böyle çekiyor ya o çekmeden bir boru Tel Aviv’e gidiyor. Hemen 500 lirası İsrail’e gidiyor bir 500 lirası da işbirlikçi holdinglere gidiyor. Böylece ben eziliyorum, aç bırakılıyorum. Bana bu oyunu oynuyor. Bu oyunu saklamak için fırının duvarına boğazın köprüsünü asmış. Yani bugünkü düzeni tanıtmak için bu şekilde bu gösteriliyor. Neden asılmış bu şekil buraya? Çünkü sünnet çocuğuna hokkabaz oynatırlar acısını duymasın diye. Bizi burada kazıklıyor. Bununla ağızımız açık sözde bizi oyalayacak. Hâlbuki işte şimdi çok yakında inşallah Refah partisi geldiği zaman önce millet gerçekleri görsün diye bütün fırınlara bir emir vereceğiz. Üç tane vezne yapacaksınız diyeceğiz. Birinci veznenin üzerine faiz diyeceksiniz. Şu 500 liranın faiz olarak ödendiğini bugünkü düzende bu millet görsün. İkinci vezneye vergi diyeceksin, buna(üçüncü) alın teri diyeceksin. 500 500 500 ödeyip ekmek alacak bir hafta. Haa ben şimdiye kadar demek ki ekmek alırken faiz ödüyormuşum, vergi alıyormuşum gözüyle görecek. Bir emir daha vereceğiz. Şu faiz veznesinin üstüne bir ok koyacaksın  İsrail’e gider diyeceksin, bu paranın nereye gittiğini vatandaş fırında görecek. Ve verginin üstüne bir ok koyacaksın, bu da iş birlikçi holdinglere gider diyeceksin. Böylece bugün ki düzeni tanıyacaksın. 500 lira İsrail’e ödemeden 500 lira şampanyacı holdinge ödemeden ekmek alamıyoruz biz bugün. İşte bunun için Amerika diyor ki Refah Partisi gelmesin SHP gelsin, DYP gelsin, Demirel bir daha gelsin. Niye? Bu düzen devam etsin diye. Bu 500 liralar kesilmesin, hem kendileri hem de işbirlikçileri için sonunda oynanan oyun budur. Bakınız gerçek odur ki işte bu Konyalı Hasan, şehirlere su getiren kalın cidarlı borunun içine konmuş. Kafasının üzerine de 5 tane değirmen taşı yerleştirilmiş. Bu düzenin taşları bunlar. Faiz onu eziyor, vergi onu eziyor, darphane onu eziyor, kambiyo onu eziyor, kredi düzeni onu eziyor. Onun için beli bükülmüş, ayağında ayakkabısı yok, pantolonu yamalı ama bu iş borunun içinde oynanıyor dışarıdan gözükmüyor. Dışarıdan bakarsan televizyonda sana boğaz köprüsünü gösteriyor, sana şimdi ahlaksız filmler gösteriyor, onunla milleti oyalıyor, ama içerde yaptığı iş işte bu zulümdür. Ve oynanan oyun nedir? Konyalı kardeşim gömlek, ayakkabı, ekmek alırken bunların üçte biri faiz. Bu 60 trilyon 8.5 milyar dolarlık faiz demek hafta da 10 ton saf altın, kir dolusu Amerika’da ki Yahudi bankalarına gidiyor. İşte bak hiç eksiği yok. Her hafta on ton altın. Kim veriyor bunun parasını? Konyalı hasan. Ekmek alırken ne alırsa peynir alırken hepsinin üçte biri faiz oraya gidiyor, düzen böyle kurulmuş. Bu kadar altın gidiyor Amerika’ya buna karşılık bize ne geliyor? Hiç.  Neden? Bunun adı faiz. Vereceksin arkadan avucunu yalayacaksın. Faiz demek bu demek karşılıksız, hiçbir şey gelmeden vereceksin demek. İşte böylece gidiyor, bu paralar karşılığında aslında İsrail’e uçak, tank alınıyor. İsrail’de Mescid-i Aksa’dan çıkan çocukların kemiklerini kırıyor, Lübnan’ı bombalıyor. Siz ortak pazara gireceksiniz ben de geleceğim tek devlet olacağız siz yutacağım diyor. Ve bu televizyon bugüne kadar bu gerçekleri bir defacık şu millete doğru dürüst bu gerçekleri duyurmamıştır. Bilerek yapıyor. Demiyor ki bu millete Ey millet bak Refah Partisi yakında iş başına geldiği zaman sen bugün bir ekmek aldığın parayla 3 tane ekmek alacaksın. Bunu millete duyurmuyor neden? Faiz kalkacak, vergi kalkacak, 1500 liralık ekmek 500 liraya satılacakta onun için. Demiyor ki bu millete bak Refah Partisi iş başına geldiği zaman sizin ekmek ödediğiniz parayla Amerika’dan İsrail’e uçak gitmeyecek. O uçaklar hakikaten bütün parçalarıyla Türkiye de yapılacak ve Türkiye’den kardeş Müslüman ülkelere gidecek. Bunu da halka tanıtmıyor. Ya ne yapıyor bugünkü televizyon? Bu Yahudi çarkına yağ döküyor ki bu çark kolay dönsün. İşte bugünkü düzen böyle çalışıyor. Bak her zaman açıkça ifade ettik. Bu düzen nasıl bir düzendir? Bu vatandaş, Konyalı Hasan Türkiye dikdörtgene benziyor ya harita olarak, presin üzerine yatırılmış sırtına da pres konmuş. Bunu eskiden Özal sıkıyordu, ANAP sıkıyor, şimdi Demirel sıkıyor o geçti nöbete. Sıktıkça vatandaşın kanı canı şu hunide toplanıyor. Bu eskiden ANAP pompası, bu kanı emiyor. İki tane dinlenme havuzuna veriyor. Dinlenme havuzundan İsrail’e, iş birlikçi holdinglere, faizcilere, dalkavuklara, hanedana ve bütçe israflarına gidiyor idi biz bu şekli çizdiğimiz zaman. Bu ANAP pompasını kim çeviriyor? IMF motoru. Nereden alıyor bu cereyanı? Seçim sandığından vatandaşın gözü bu televizyonu bu holdingci gazeteleri gördüğü için Refah Partisini tanımıyor. Oyunu gidiyor kendisini ezen bu partilere veriyor. Yani seçim sandığında şalteri aşağıya indiriyor. Taklitçi partiler=ANAP=SHP=DYP. Yukarıya Refah Partisine verse adil düzen kurulacak, şalteri kendi eliyle aşağıya bastığı için seçim sandığından cereyan önce düzenin gazetelerine geliyor. Bu düzenin bir numaralı transformatörü, cereyanı büyütüyor bu gazeteler. Yani bugünkü bu sömürü düzenini takviye ediyor, TRT ye geliyor bu da düzenin iki numaralı transformatörü. Bu da cereyanı takviye ediyor. IMF motoruna geliyor, IMF motoru pompayı çeviriyor. Kanımız Yahudi’ye gidiyor. Biz bu şekli çizdiğimiz zaman tabi unutmamıştık ki IMF’nin iki tane yedek pompası daha var. Nedir? Birisi SHP sola dönen, öbürü DYP sağa dönen. Ancak bunların IMF’nin yedek pompası olduğunu biliyorduk ta bir nokta da hata yapmışız. Yani ANAP pompası aşındığı zaman bunları ayrı ayrı şebekeye koyacak zannediyorduk. Yahudi bu sefer ikisini birden arabaya koştu. Daha süratle kanımızı emmek için yapılan iş budur. Aynı tas aynı hamam, sonun da vatandaşın kanı Yahudi’ye, şampanyacı holdinglere ve israflara gidiyor. İşte bunların düzeni budur. Şu şekli unutmayın lütfen. Peki, siz ne yapacaksınız sualine bu şekilden başlayacağız inşallah. Bakınız bunların düzenin de hesapla netice şudur. Ben Konya’dayım tarla da çalışıyorum veya şurada sanayi de demirci çırağıyım veya inşaatta taş taşıyorum. Birinci çekici vurduğum zaman hak hesapla konuşuyorum. Bunun parası İsrail’e uçak oluyor. Neden? Çünkü ben aldığım ücretle ekmek, gömlek, ayakkabı alacağım. Hâlbuki bunların üçte biri faiz şemaları teferruatına girmiyorum. Bu faizler İsrail’e gidiyor. İkinci çekici vurduğum zaman İsrail’e tank oluyor. Üçüncü çekici vurduğum zaman Hilton da içilen şampanya oluyor. Dördüncü çekici vurduğum zaman holdinglerin Marmaris de adam boyu pastayla düğün parasına gidiyor. Beşinci çekici vurduğum zaman Mersin’e otel kredisi oluyor. Ve bütçeden harcanan israflar oluyor.  Ancak altıncı çekiç benim soframa geliyor. Onun için kuru ekmek geliyor, yanımda katığım olmadığı için. Çoluk çocuk sofra da ağlaşıyoruz. Bu düzen hakkı 6 olana 1 veriyor. Ayrıca da ücretini de tam vermiyor. Vereceğinin yarısı kadar veriyor. Bugünkü milli gelire göre bütün işçinin, memurun ücreti iki misli olması lazım. Önce yarısını veriyor, sonra verdiğinin altıda beşini geri alıyor.  Ne oluyor? On iki de bir oluyor. İşte şimdi size bu iş nasıl oluyor bak hesapla gösteriyorum. Sen işçisin, memursun, muhasebeye girdin, hakkın 100. Senden vergi ve sigorta kesmiyor mu? Ne oluyor? Üçte birini kesiyor. 66 kalıyor. Muhasebeden 66 alıp çıkıyorsun. Sonra ne yapacaksın bu parayla? Ekmek alacağım. Fırına gidiyorsun, ekmeğin üçte biri haksız faiz, 66’nın üçte birini faizle senden geri alıyor, dükkân da fırın da kalıyor 44. Ekmeğin üçte biri de haksız vergi. Çünkü vergiler kârdan alınıp fakire ödetiliyor. 44’ün de üçte birini alıyor, kaldı 30. Fırından çıkınca 100 hakkın 30’a iniyor. Bitti mi zulüm? Hayır. Darphane çalışıyor, bu 30 her sene dörtte birini darphaneyle çalıyor kaldı 22. E emirle paranın değerini düşürüyor. Dolar değişmesiyle dörtte biri çalınıyor kaldı 16. Sana iki yüz verecekken yüz verdi. 16’yı da ikiye bölüyoruz sekiz. İşte bu düzenin hesabı. Bu düzen de hakkı yüz olan adam sekiz alıyor. On iki de birini alıyor. Bunların düzeni budur. Şimdi niye 60 milyon refahçı olmaya mecburuz. Gel buraya Konyalı Hasan, Ya refahçı olmayacaksın da ne olacaksın be mübarek ya. On mu büyük bir mi büyük. On daha büyük öyleyse buna aklın eriyorsa refahçı olacaksın. Niye?  On misli kazanmak daha güzel de onun için be akılsız adam. Sen farkında değilsin. Eğer oyunu Refah Partisine vermiyorsan Ya Rabbi ben belamı istiyorum diye oy veriyorsun. Cenab-ı Hak da duanı kabul ediyor, öyle mi Ya Kulum al belanı diyor. Mesele bu kadar açık, bu kadar açık… Niye? Bu faizcilere oy veriyorsun da onun için. Bak bundan önceki bir televizyon konuşmam da ne dedim Demirel’i tarif etmek için. Gidiyorsun halkla konuşurken benim köylüm, benim esnafım, benim bilmem memurum deyip konuşuyorsun. E buraya geliyorsun ondan sonra da sadece holdingler senin oluyor, hepsini eziyorsun. Ne ile? İşte böyle faizleri arttırarak, darphaneyi çalıştırarak orada benim diyorsun, ama buraya geldiğin zaman sadece eziyorsun. Bunu kırk sene yaptınız. Ama bitti. Şimdi herkes bu oyunu biliyor, herkes on misli kazanmak istiyor, onun için çaresi yok. Refah Partisi en büyük parti olacak. Niye? Hak gelince batıl zail olur da onun için. Bak biz matematik konuşuyoruz, bunlar bu milleti elli seneden beri ezdiler. Şimdi gelmişler bak tekrar tekrar geliyor, efendim demokratikleşme yapacağız, düzelteceğiz, bilmem de bir sürü boş laf.  Tabi artık millet bunların boş laf olduğunu biliyor. Çünkü aynı film yedinci defa oynuyor. Şimdi bunların demokratiği düzelteceğiz bak ben dün bir şey söyledim, televizyon da dedim ki sizin bir ilacınız var, bir macununuz var, cekcak macunu. Bir şeyi başaramadın mı üzerine bir cekcak macunu sürüyorsun, tedavi ettim zannediyor, cekcak ile ne tedavi olur? Uyanın uyanın! Demedim mi dün televizyon da; şimdi Güneydoğu da oluk oluk kan akıyor, yara var. Bu ne yapıyor? On iki maddelik şunu yapacağım, şunu yapacağım cekcak, cekcak. Oraya bir cekcak macunu sürünce kan duracak zannediyor, hâlbuki durmuyor niye? Laf ile tedavi olmaz da onun için. Bunların cekcak macunu ilaçları var. Bunları nereye sürsem tedavi eder zannediyor. Hiçbir şey tedavi olmuyor. Yaralar kanamaya devam ediyor. Niye? Cekcak macunuyla hiçbir şey tedavi olmaz da onun için. İşte bu gerçeği ifade etmek için bak size bir şekil gösteriyorum. Herkesin hatırında kalsın. Bu şekil aslında Le Figaro neşretti. Fransız gazetesi. Rusya’da ki Gorbaçov’un reformları hakkında Gorbaçov reformları yürüdü mü? Yürümedi. Niye adil düzene dönemedi, ne yapacağını bilemedi, şaşırdı, onun için. Bak bu bir Rus köylüsü bu da onun hanımı bu da evleri. Fakir fukara tarlayı sürüyorlar, aynen bizim gibi. Tabi kadın çekiyor kara sabanı. Adam şimdi diyor ki hanım sana müjdeler olsun. Hayrola efendi ne oldu diyor kadın, Le Figaro altına bunları yazmış size ne yazdığını söylüyorum, adam diyor ki kadına müjdeler olsun diyor. Bak Gorbaçov reformlar yapıyor diyor. Artık bu kara sabanı düğümlü iplikle değil, düğümsüz iple çekeceksin. İste büyük reform böyle yapılacak diyor. Şimdi ne demek istiyor? Ne yaparsa yapsın gene sen kara sabanı çekeceksin. Ama çekeceğin ip düğümsüz olacak. Şimdi bu İnönü’nün, Demirel’in cekcak macunu var ya buna benziyor. Şunu yapacağım bunu yapacağım ne olacak gene kara sabanı bize seçtirin. Arkadaş sen faizi kaldırıyor musun? Hayır. Ee ne yaparsan yap yaptığın iş boş. Bu mikrop vücuttan çıkmadan verem mikrobu vücuttan çıkmadan bu hastalık geçmez. Macunla verem tedavi et, olmaz öyle şey.  Mikrop çıkacak, faizi bırakacaksın, bu düzen değişecek. Nasıl çıkacak bu mikrop? Haa bak bu mikrop adil düzen ile olacak, adil düzeni herkes biliyor. Ben sırf konuşmamı birbirini tamamlayan tam çelik gibi bir mermi olması için, kısacıkta olsa bunlardan bahsediyorum. Bak adil düzen ilan edilir edilmez, devlet hiçbir ekonomik işle meşgul olmayacak. Ekonomik faaliyetleri şahıslar yapacak. Devlet ne yapacak? Bütün Türkiye’de nerede hangi yatırım yapılması faydalıdır? Bunu araştıracak mühendislik bürolarını teşvik edeceğiz. Konya’mız da bir tane işsiz kalmaması için, Kulu da Cihanbeyli de hangi yatırımları yapmamız en faydalıdır? İlk seferberlikte bu projeler hazırlanacak. Biz bunları şimdiden hazırlattırıyoruz. Ve bu Türkiye de başladı bizim teşvikimizle. Mesela Aydın da daha önce şimdi ki Erzincan valisi Aydın ili için bu projeleri hazırlattırdı. Erzincan’a gitti orası için de hazırlattırdı. Erzincan da bir tane işsiz kalmaması için ne yapmak lazım? Bu atla deve değil, bunun imkânı şu şu şu yatırımlar, tarım da bu, hayvancılıkta bu, madencilikte bu, ormancılıkta bunların yapılması lazım. İlk iş budur. İşte devletin vazifesi bunları yaptırmaktır. Bir; kim bu yatırımları yapacak? Şahıslar hazır, proje hazır, koş, çalış, yap! İstediğin kadar para kazan. Peki devlet hiçbir ekonomik faaliyet yapmayacak mı? Yapacak. İki türlü ekonomi; bir genel hizmetler. 24 çeşit genel hizmet. Ne bunlar? Eğitim, sağlık, yol, su, elektrik vs… Hatta yeminli muhasebeci. Nasıl noterler var, yeminli ambarcı, nakliyat hizmetleri, bütün bunların hepsini halkın ekonomik faaliyetleri rahatça yapması için devlet yapacak. 24 tane bunlara genel hizmet diyoruz. Devlet bir şey daha yapacak tanzim hizmeti. Şimdi bu toprak mahsul ofisi değişecek, buğday vakfı kurulacak. Niye vakıf?  Hiç kâr gütmediği için bunun vazifesi ne olacak? Ben buğdayımı verdiğim zaman, o gün ki piyasa fiyatından paramı alacağım. Paramı verdiğim zaman o günkü piyasa üzerinden buğdayımı alacağım. Bu buğday alınacak, muhafaza edilecek. Temel maddeleri muhafaza ve tanzim için devlet kâr gütmeden hizmet edecek. İşte adil düzenin birinci ilk temel esası budur. Bütün faaliyetleri özel sektör yapacak. Devlet o faaliyetlerin yapılmasına hizmetçi olacak. Adil düzen de paranın 7 tane esası var. Adil Düzende bir insan ne kadar mal ürettiyse o mal karşılığında parasını alacak. Böylece piyasada halkın alacağı ne kadar mal varsa o kadar para olacak. Hatırlatmak için teferruatına girmeden kısaca söylüyorum. Adil Düzende faiz olmaz. Çünkü Adil Düzenin temel esası herkes kendi ürettiği kadar tüketecek. Başkasının hakkını yemeyecek. Faiz demek başkasının hakkını yemek demektir. Ben şu gözlüğü üretmişim devlete vermişim. Bu gözlüğün değeri on bin lira. Devlet bu parayı bana verdi. Ben bununla isterse elma isterse portakal alırım. Çünkü üretmişim. Ürettiğim kadar tüketmeye hakkım var Adil Düzende. Ama bugünkü düzende bir adam on bin lira bankaya koyuyor. Bir sene sonra on beş bin lira. Arkadaş bu beş bin lira fazlayı nerden alıp bana veriyorsun yahu? Ben yeni bir şey üretmedim ki! Başkasının hakkını bana veriyorsun. Nerden alıp veriyor? Ya darphanede basıp veriyor yani herkesin hakkını alıp veriyor. Ve yahut ta esnaf Hasan’ın bankaya koyduğu parayı alıyor bana veriyor. Hangi şekilde olursa olsun faiz demek başka alın teri döken insanın hakkını yemek demektir. Anasına ilaç alamadığı için şu gecekonduda ağlayan, anasının yatağı dibinde ağlayan çocuğun gözyaşını alıyorum demektir. Faiz budur. Fakir fukaranın kanıdır, gözyaşıdır. Bundan dolayıdır ki Adil Düzende faiz olamaz. Adil Düzende karşılıksız para basılamaz. Kim ne ürettiyse o kadar para. Devlette olsan hakka riayet edeceksin. Adil Düzen demek hakkı üstün tutmak demektir. Piyasada ne kadar satılık arsa ne kadar tesis ne kadar altın döviz varsa ancak bu kadar para çıkartılabilir. Herkes istediği anda malını paraya, parasını mala çevirebilir . Bu değiştirme esnasında fiyatlar serbest fiyat esasına göre teşekkül eder. Bak bu ne demek hepiniz biliyorsunuz ama tekrar matematik bir kesinlik olsun diye açıklıyorum. Türkiye’de 1200 tane belde var. 895 ilçe ve hatta beldeler şimdi 1400’e çıktı yeni seçimler yapılacak. Ve 74 tane de vilayet. Bunları toplarsak takriben 2200 yapar. 2200 tane belde, vilayet, ilçe var. Bak Adil Düzende uzmanlar hesap yapacaklar. 60 milyonluk bir Türkiye’nin bütün buğday depolarında ne kadar buğday stoku bulunması lazım? Kıtlık var. Şu var bu var Allah vermesin. 1 milyon ton buğday bulunması lazım. Peki, tam 2400 tane her beldede toprak mahsullerinin yani buğday vakfının deposu olacak Adil düzende. Uzağa gitmeye mecbur değilim. Ben buğdayımı götürüp vakfa vereceğim. Verdiğim zaman bankamatikle bütün bu şeyler depolar birbirine bağlı oradaki memur düğmeye basacak Türkiye’deki depolarda toplam bir milyon ton buğday var. Bana diyecek ki arkadaş bin liradır buğdayın fiyatı tabloya bakacak. Depoda bir milyon ton buğday varsa fiyat bin liradır diyecek. Peki, kardeşim al bu buğdayı ver bin liramı diyeceğim. Tekrar buğday satmak istiyorum gittim düğmeye bastı. Herkes senin gibi buğday satmış depodaki buğday bir milyon 200 bin tona çıkmış. Ne olacak? Şimdi buğdayın fiyatı tabloya bakıyorum 800 liraya düştü diyor bana. Öyleyse ucuzlamış ben buğdayı satmam ben buğday alacağım diyorum peki diyor bana buğday veriyor. Madem 800 lira ucuz ben gene buğday alayım diye gidiyorum bir de bakıyorum bu arada herkes buğday almış. Düğmeye basıyor depolarda buğday 800 bin tona düşmüş. Şimdi buğday 1200 lira diyor. Öyleyse ben sana satacağım diyorum bu sefer. Ne anlatıyorum size? Depolarda bir milyon ton buğday bulunuyor artarsa fiyat düştüğü için kendi kendine piyasa kendisi ayarlıyor. Adil Düzende serbest piyasa mekanizması aynen mevcut. Herkese aynı fiyat. Kars’ta da, Edirne’de de, Konya’da da aynı fiyat. Adil Düzen budur. Kimseyi aldatmaca yok. İşte serbest piyasa fiyatının bütün menfaati Adil Düzende mevcuttur. Ama faiz ve tekel olmadığı için Yahudi nizamını, sömürüsü kalkmıştır. Yani bütün faydalı şeyler Adil Nizamda mevcut. Peki, yahu faiz kalkacak diyorsun kim kime para veriyor? Bak bir hamal. Ömrü boyunca hep taş taşımış ise bu taş taşıdığı küfeyi çıkardığı zaman yadırgıyor. Benim bir şeyim eksik diyor. Niye? O taşa alışmış. Bizim vatandaşımızda faize alışmış. Biz faizi kaldıracağız dediğimiz zaman kalkar mı yahu diyor. Yahu be mübarek faiz dediğin Yahudi’nin emme hortumu yahu. Sök şu hortumu sök. Bunu sadece toplanıp Yahudi’ye gidiyor işte anlatıyorum. Biz Viyana’yı faizle mi fethettik yahu? Deli misin sen? Haberi yok. O kadar alışmış ki küfeye. Bundan dolayıdır ki bak iyi ama faiz kalkarsa nasıl yapılır, kim kime para veriyor? Adil Düzende 7 türlü kredi var. İstediğin kadar. Yeter ki sen üretim yap. Kâr ortaklığı aynen Adil Düzende de mevcut bugünkü gibi. İkincisi hakkı müktesep kredi. Ben paramı kullanmıyorum bankaya yatırmışım, Erzurum’daki kardeşim kullanıyor. O kullanmadığı zaman da ben kullanıyorum. On bin liram var bankaya yatırdım. Bir sene durdu. 120 bin lira alır bir ay kullanırım. 30 bin lira alır 4 ay kullanırım. İşte buna hakkı müktesep kredi diyoruz. Hepimiz sanki yardımlaşma sandığının mensubuyuz. Birisi kullanmadığı zaman öbürü kullanır. Faiz yok. Enflasyon yok. Çünkü bu para üretim karşılığında zaten piyasaya çıkmış. Bunun adı hakkı müktesep kredi. Emek karşılığı kredi. Ben bir konfeksiyon atölyem var. On tane makine çalıştıracağım ama işçiye verecek param yok. Adil Düzende hiç korkma. Getir, o işi yapacak ustayı koy. Ayda 5 milyon lira mı alması lazım kendi loncası böyle tespit etmiş. 5 milyon lirayı devlet ödeyecek. Kim borçlanacak? Konfeksiyon atölyesinin sahibi, müteşebbis. Sonra nasıl ödenecek bu para. Yapılan konfeksiyon satılıp ödenecek. Ama dikkat ederseniz kredi çalışan insana veriliyor. Yahudi holdinge değil. Siyonist holdinge değil. Üretime veriliyor. Bunun adı emek kredisidir emek. Çalışan insanlar üretim yaptı mı korkmasın. Bütün ücreti ödenecek. İkincisi; reyin karşılığı. Yani buğdayı şimdi satmıyorum 3 ay sonra fiyat artacağını bildiğim için % 80 alıp kullanıyorum 3 ay sonra sattım diyor bakiyesinde o zaman alıyor. Böylece satmadığım halde parasını kullanabiliyor. Ödenmiş vergi karşılığı. Adil Düzende vergi yok. Ancak vergi devletin vergi gelir elde etmesine vesile olmuşum.  İşte onun için ayrıca ilave kredi hakkım var. Yatırım projesi karşılığı kredi. Şimdi ben geldim. Konya’mızda araştırma mühendisleri yeni on milyar liralık bir ikinci motor fabrikası yapılmasını uygun görmüşler uzmanlar. Ben geliyorum buraya Konya’ya bak bu krediyi anlatıyorum bu yatırım projesi kredisi. Bu teşvikli projeyi ortaya koyuyorum. İşte Konya’da bu fabrikanın kurulmasını uzmanlar uygun görmüş. Geliyorum Konya’ya benim loncamdan aldığım ehliyet belgemi ortaya koyuyorum. Nasıl Bayındırlık Bakanlığı müteahhitlere karne veriyor. Bu müteahhit on milyarlık iş yapar, bu beş milyarlık yapar. Bana da mensup olduğum meslek kuruluşum, odam, loncam karne vermiş. Şu kadar on milyarlık bir fabrikayı kurar demiş. Bu belgemde ortaya koydum. Bunlar yetmiyor. Bir belge daha koyacağım. Ne belgesi bu? Ahlak ve dürüstlük belgesi koyacağım. Adil Düzende herkes bir ahlak topluluğunun mensubudur. O ahlak topluluğu beni tezkiye etmiş.  Ahlaklı mümin. Eğer ahlaka muhalif bir iş yaparsam o topluluğun üyeleri verdiğim zararı tazmin edecek. Dürüst bir insanım bu belgeyi de ortaya koydum, tezkiye belgemi de. İşte bu üç tane belgeyi ortaya koydum mu bitti. Tam on milyar alarak fabrikanın arsasına bakacağım 500 milyon lira gideceğim bankaya öde diyeceğim. Projemi yazacak banka ödeyecek. Çimento, demir, makine, cam aldım, on milyarlık fabrikayı kurdum, on milyar lira ödendi faizsiz. Bitti fabrika tamam. Şimdi on milyarlık fabrikanın şuan sahibi benim ama borçluyum. Ne yapacağım? Ya fabrikayı satar öderim veya çalıştırır öderim. Bir fabrika kurulmuştur hiç faizsiz. İşte buna proje kredisi diyoruz. Böylece sen fabrika kuracaksan, tarlanı genişleteceksen, fidanlık yapacaksan, yeni traktör ne yapacaksan bütün yatırım için üretim yaptığın takdirde hiç faizsiz kredi alacaksın. Bir diğer kredi de selem senedi karşılığı kredi. Yani benim bir peynir mandıram var. Haziran ayında peynir yapıp satacağım. Ama şimdi ocak ayında şu koyunlarıma yem alacak param yok. Geliyorum Konyalı kardeşlerime diyorum ki benim bir mandıram var. Haziran ayında yüz teneke peynir üretebilirim. Şimdi ocak ayıdır. Biliyorsunuz ki enflasyon olmadığı için fiyatlar baştan belli. Haziranda bir teneke peynir on bin liraya satılacak. Bana şimdi yedi bin lira verirseniz ben size haziranda bir teneke peynir teslim edeceğim. On bin lira haziranda alacağınıza yedi bin liraya şimdi peynir almak isteyen kimlerdir diye soruyor. Ellerinizi kaldırıyorsunuz. Ben kendi mandıram adına peynir imalathanem adına imzalayarak size bir senet veriyorum. 5 Haziran’da şu kalitede bir teneke peyniri teslim edeceğim. Yedi bin liranızı alıyorum. Peyniri teslim edeceğime dair senedi veriyorum. Bu senedin adı senem senedi. Sipariş senedi. 7 Haziranda peyniri getiriyorum, veriyorum. Sizden aldığım yedi bin lira ile yem aldım, peynir ürettim, getirdim, verdim ve senedimi alıp yırtıp atıyorum. Siz o senedi başkasına satabilirsiniz. Ee ne var bunda? Bu çok mühim bir şey. Bak her zaman söylemişimdir İsrail’i atom bombasıyla yıkamazsın, selem senediyle yıkarsın. Neden? Bugünkü Siyonist düzende senet parayı temsil ediyor. Ne kadar piyasada çok senet olursa para çok gibi olduğu için fiyatlar artıyor. Vade ne kadar uzun olursa faiz o kadar çok oluyor, fiyatlar artıyor. Hâlbuki selem senet Adil Düzende tam tersi. Senet malı temsil ediyor. Bu senet bir teneke peynir demektir. Ne kadar çok senet olursa o kadar çok mal varmış gibidir. Fiyatlar düşer. Vade ne kadar uzun olursa gene fiyat düşer bugünkünün tersine. Böylece de fakir fukara korunmuş olur. E niye bu İsrail’i yıkıyor? Çünkü bu senet ortaya yayıldığı zaman bugünkü senetlerin faizi Yahudi’ye gidiyor. Şimdi Yahudi o faizi alamayacak. Bak yüz sene evvel Avusturya’da, Fransa’da Belediye Başkanları böyle senet çıkardılar. Geldi dünya Siyonistleri Avusturya'nın, Fransa’nın anayasasına kimse para yerine kaim olacak evrak kullanamaz diye anayasalarına madde koydu. Her şey bizim kontrolümüzde olsun diye. İşte böylece selem senedini çıkartmak istediğin zaman tepene Irak gibi atom bombaları yağdırır Yahudi. Madem ucuzluk getiriyor niye şimdi Demirel bunu yapmıyor? Ve bunu yaptığı zaman televizyon Demirel’i de bahsetmez. Onu hükümetten düşürürler. Niye? Dünyada Siyonizm diye bir şey var. Bak bugünkü hükümet kurulduğu zaman bunlar sabahleyin Dış İşleri Bakanını başka adam söylediler öğleye kadar o bakan bile değiştirtildi. E siz nasıl yapacaksınız? Biz elhamdülillah haksızlığa karşı topyekûn savaş açmışız. Biz cihad ediyoruz. Biz Allah’a sığınmışız. Biz inançla bunu yapacağız. Yoksa bu iş topyekûn bir savaşı göze almadan yapılmaz. Savaş dediğim manevi savaş. Bunları yaptırtmaz Yahudi. Niye? Çünkü kendi emme hortumları kesilir de onun için. İşte bu yapılan savaş budur. Fakir fukarayı Yahudi hortumundan kurtarma savaşı. Ama o fakir fukaranın bir kısmı hala bu savaşın kendisi için yapıldığını bilmiyor. Gidiyor bu faizci partilere oy veriyor. İnşallah bu gerçekler her tarafa kısa zamanda yayılacak el birliğiyle bugünkü zulümden kurtulacağız. Bir kelime de şu vergi üzerine söyleyeyim. Sonra konuşmalarımızı toparlayacağız. Adil Düzende vergi yok brüt maaşı net maaşına eşit. Ne güzel. Vergi kaçakçılığı hiçbir şey yok. Peki, hocam devlet gelirini nasıl temin edecek? Bak şöyle temin edecek. Şimdi ben geldim Konya’da motor fabrikası kurmak istiyorum veya çalıştırmak istiyorum. Loncamın belgesini gösterdim. Ben yöneticiyim dedim. Bu arkadaşım muhasebeci, bu ticaret müdürüm, şu muavinim. Şu takım var ya burada oturuyoruz biz aramızda anlaşmışız bir fabrikayı yürütecek kadroyuz. İçinizde bizimle beraber fabrikası olup ta bu fabrikayı bize çalıştırmak isteyen var mı diye soruyorum. Oradan bir kardeşimiz elini kaldırıyor. Bizim on milyon liralık bir fabrikamız bizim şirketin. Sizin iyi yöneticinize inanıyoruz. Gelin yönetin bizim fabrikamızı diyor. Buyur gel masaya otur diyor. Tesis sahibi de masaya oturdu. Şimdi fabrikaya işçi lazım. Oradan bir kardeşimiz elini kaldırıyor. Ben işçi sendikası temsilcisiyim. Bu fabrikanın işçilerini koymaya hazırım, projenizi inceledim işçilerim çok iyi para alacaklar. Sizinle beraber çalışacağız. İşçileri ben vereceğim diyor. Sen de gel otur bakalım masaya diyor. Şimdi fabrikayı yönetecek kadro var. Fabrika var ve işçiler var. Ne lazım bize? Pik, demir, hammadde. Bir kardeşimiz elini kaldırıyor. Bu fabrikanın bütün hammaddesini de bizim şirketimiz temin etmeye hazırdır. Sen de buraya otur diyoruz. Şimdi müteşebbis var, tesis var. Onun yanında işçi var, hammadde var. Motor yapabilir miyim? Yapamayız. Niçin? Bize elektrik lazım, su lazım, ambar lazım, nakliyat lazım, umumi hizmetler lazım. İşte biz dördümüz bir araya geldiğimiz zaman devlette beşinci ortağımız olarak masaya oturuyor. O da bize elektrik veriyor, su veriyor, yeminli muhasebeci, 24 çeşit hizmetimizi yapıyor. Şimdi motor yapabilir miyiz? Evet yaparız. Neden? Her şey var. Çalıştık mı hammadde var, elektrik var, işçi var, tesis var, fabrikayı yönetecek kadro var. Takır takır takır motoru yaparız. Şimdi bak bu kapitalist nizama alışmış adamlarla biz bunu konuşurken efendim fabrika kurmak istiyoruz ama para lazım. Parayı nereden bulacağız? Ne parası be mübarek? Ben ekmek yaparken ekmeğin içene para doğrayıp atıyor muyum yahu? Para üretimin unsuru değildir. Para ne ekmeğin tuzudur ne motorun pistonudur. Ben motoru yaptıktan sonra o üretimime eşdeğer tüketme hakkım olduğunu gösteren bir senettir. Üretimden sonra para vazife görür. Üretimin içine para karışmaz. Tabi Adil Düzenden bahsediyorum. İnsan gücü, hammadde bütün her şey ortada olduğu zaman üretimi alır yaparsın. Böyle yapılması lazım. Şimdi yaptık. Bir araya geldik bin tane motor yaptık. Anayasa bak ne diyorum yasalar değil. Anayasa bu motorları nasıl bölüşeceğimizin esaslarını koymuş. Mesela bizim projemiz için o anayasaya dayanarak uzmanlar hesaplamışlar diyorlar ki müteşebbis beşte birini alacak. İşçi beşte birini alacak. Hammaddeci beşte biri. Tesis sahibi ve de devlet kendi hakkı olarak beşte birini alacak. Proje böyle mi söylüyor. Tamam. Bin tane motor ambara konur koymaz hepimiz hakkımızı alıyoruz. Nasıl işçi otobüs parasını verdi. Kantine para harcadı o ay esnasında. Ama motorlar ambara girince para kazandıysa devlette elektrik verdi, su verdi. Motorlar ambara girince o da para kazandı. İşte devletin geliri böyle temin edilecek. Yani devlet üretime yaptığı katkı karşılığında kendi hakkını alacak. Ve bunu da üretimden pay olarak alacak. Ayrıca vergi diye bir şey yok. O kadar mühim bir şey anlatıyorum ki. Bak böyle olunca üretimin içine hiç vergi karışmaz. Hiç faiz karışmaz. 1500 liralık ekmek Adil Düzende 500 liraya ucuzlar. O 500 lira Yahudi’ye ödediğimiz faiz ortadan kalkar. Vergi diye bizden haksız olarak alınan paralar ortadan kalkar. Üretimin hiçbir manası yok. Üretim yapılıyor. Ondan sonra hakkani olarak paylaşıyoruz. İşte Adil Düzende devlet böylece kendi hakkını alır. Peki devlet böyle olur da zengin olur mu? Tabi zengin olur. Bak 1991 senesi Adil Düzen olsaydı ne olacaktı. Hesap yapalım. 1991 senesinde Türkiye’de sanayi, tarım ve hizmet üretimi ne kadar?  110 milyar dolar. Gayri Safi Milli Hasılayı söylüyorum. 110 milyar dolarlık Türkiye’de üretim yapılmış. Takriben bunun beşte biri devletin olacak. Bu ne yapar? 22 milyar dolar yapar. Dolar ne kadar şimdi? 6 bin 500 lira. 22 milyar dolara 6 bin 500 lira çarparsan 150 trilyon yapar. Bu bir. İkincisi Türkiye’de bütün bu sanayi tesislerinin yarısı devletindir. Devlet tesis hakkı alacak ayrıca. Beşte bir de oradan alacak. 100 trilyonda buradan gelecek. Ayrıca devlet bütün herkesin servetini muhafazasını yapıyor. Çalışmayan servetin de kırkta birini alacak. Yani zekâtı alacak. Çünkü onu muhafaza ediyor. Kendi hakkı olarak alacak. Bunları da üst üste koyduğunuz zaman 300 trilyon olur. Peki, geçen sene 91 senesinde devletin geliri ne kadardı? Bu kadar vergi koymuş. 4000 çeşit vergi maddesi var. 4000 çeşit vergi maddesine mukabil aldığı verginin yekûnu ne kadardı geçen sene? 80 trilyonu bile bulmuyor. Bak bugünkü düzende bu kadar vergi vergi vergi 80 trilyon oluyor. Biz bütün vergileri kaldırıyoruz devlet 300 trilyon gelir elde ediyor. İşte Adil Düzen budur. Hem üretimleri vergi ile frenlememiş hem daha zengin. Ne akıllıca bir iş. Bu mücadeleyi inanarak yapalım diye anlatıyorum bunları. Onun için bak Demirel’e ne diyorum? Sen baba maba dediler geldin buraya torunun pijamasıyla ortaya çıktın. Bütçen bu. Kolu yok bacağı yok. Açık, yatırım diye bir şey yok. Gelmiş o Gaziantepli Milletvekili de diyor ki Erbakan böyle dedi diyor: “Bu kumaştan bu kadar elbise çıktı.” İyi de bu kumaş niye küçük? Niye küçük? Çünkü bu faizciler 50 senedir Türkiye’yi idare ediyor da onun için küçük. Adil Düzene geç bakalım. Kumaşın gelişecek, makine yağlanacak. Her iş yapacak olan insan para diye bir mânia yok. İş yapabilecek kabiliyette misin? Derhal yapacaksın. Bak Adil Düzende ne olacak? Şimdi size neticeyi göstereyim. Efendim siz bu işi nasıl düzelteceksiniz? Bak işte resmi biz böyle düzelteceğiz. (Hoca resme işaret ediyor) Sen ey vatandaş seçim sandığında şalteri yukarıya bağladın mı bitti. Bu taklitçi partilere değil; Refah Partisini iktidara getirdin. Bu sefer cereyan demin onların düzenindeki gibi holdingci gazetelere gitmeyecek. Seçim sandığından gelen cereyan, temeli inanç olacak bir defa. İman, inanç. Ondan sonra birinci trans burada güçlenecek bu cereyan gelecek ikinci trans. Bu nedir? İlim, ilim. Burada da güçlenecek sonra Milli Görüş motoruna gelecek, İMF motoruna değil. Bak iki şekli yan yana koy aradaki farkı görürsün.  Onların motoru İMF, burada Milli Görüş. Demin ANAP pompası vardı şimdi Refah Partisi pompası var. Refah Partisi ne yapacak? Vatandaşın kanı değil! Ya? Cenab-ı Hakkın bu ülkeye verdiği zenginlikler. Ne bu zenginlikler? İnsan gücü, madenler, ormanlar, topraklar, meralar, yedi türlü iklim, akarsular, doğal zenginlikler. İşte Cenab-ı Hakkın verdiği bu nimetleri Refah Partisi pompası kurulacak bütün bu fabrikalarda paraya çevirecek ve bu para bir yandan hazineye akacak, Yahudi’nin cebine değil. Bir yandan vatandaşa akacak. Bir yandan Türkiye kardeş Müslüman ülkelere mali yardımda bulunacak. Hazineye akmış olan para bir yandan bütün ekonominin güçlendirilmesi için yani yol, su, elektrik, nakliyat, yeminli muhasebeci 24 çeşit hizmeti yapmayı finanse edecek. Öbür taraftan bu para vatandaşa verilecek. Ve diğer yandan da sosyal adalet. Bütün fakirler insanca yaşayacak imkâna sahip olacaklar. Ve de bu hazineden Müslüman ülkelere yardım edilecek. Bütün bu kurulacak olan tesisler de parayı Yahudi’nin cebine değil; vatandaşın cebine akıtacak. İşte ilaç budur. İki şekli yan yana koy. Onlar ne yapacak biz ne yapacağız bu şekiller bunu gösteriyor. Onlar vatandaşın kanını Yahudi’nin cebine akıtıyor; biz Cenab-ı Hakkın verdiği nimetleri paraya çeviriyoruz. Efendim parayı siz nerden bulacaksınız? Yahu Cenab-ı Hak vermiş. Bak şu gördüğün ormanlar var ya, bu ormanlar bugün 110 milyar dolarlık bir zenginlik. Ama bunlar bu ormanları işletemiyor. Madenler hakeza. Trilyonluk bir zenginlik. Cevdet Sunay Hacca gittiği zaman rahmetli Kral Faysal’a diyor ki: “Siz zengin ülkesiniz. Cenab-ı Hak size petrol vermiş.” Kral Faysal da çok haklı olarak asıl zengin sizsiniz diyor. Neden? Çünkü bize bir defa petrol vermiş. Biz kullana kullana bitiriyoruz. Hâlbuki her bahar mevsimi geldiği zaman Cenab-ı Hak bizim petrolümüz kadar size yeniden mahsul veriyor. Hem de her sene yeniden veriyor. Asıl zengin sizsiniz diyor. Doğru söylüyor. Bak bizim burada bir tek ot bile yetişmiyor. Çok büyük nimetler verilmiş bize. Uuu. Biz bunları bir kullansak. Yer gök titrer. Parayı nerden bulacaksınız diye sual olmaz. Şu kahvede şu boş adam oturuyor, şurada da bu madem duruyor. Ben bu adamı getirteceğim, bu madeni kırdıracağım, gemiye yükleyeceğim dolarımı alacağım. Parayı bu zenginliklerden temin edeceğiz. Yahudi’den borç istemeyeceğiz. İşte metot bu. Bak şu işaretimi unutmay