27 Şubat 2018 Sayı 117 Sayı 117
İstanbul’un Fethinin 552. Yılı

Kocaeli (İsmet Paşa Stadyumu)

Esselamu Aleyküm;

Hepinizi hürmetle, muhabbetle selamlıyorum. Bugün 28 Mayıs 2005. Milli görüşün kalesi Kocaeli’mizdeyiz. Kocaeli’mizin en büyük stadyumu olan İsmet Paşa stadyumundayız. Görüldüğü gibi bütün stadyumu dolduran, hınca hınç dolduran mahşeri bir insan seli halinde Sultan Fatih’in İstanbul’u fethinin 552. yıl dönümünü kutluyoruz. Fethi,Kocaeli’nde hep beraber bir kere daha yaşıyoruz. Bu muhteşem insan seli, bu muhteşem topluluk inşallah bir yandan Kocaeli’mizin; bir yandan bütün vatanımızın ve bütün insanlığın kurtuluşunun müjdecisidir. Sizleri bu müjdeciler olarak alınlarınızdan öpüyor, bağrıma basıyorum.

 Çok aziz ve muhterem kardeşlerim;

Kocaeli’mizin en büyük stadyumu olan bu İsmet Paşa Stadyumunun gerek orta sahasını gerekse bütün tribünlerini hınca hınç dolduran bu büyük insan selinin bu coşkusu nerden ileri geliyor? Bunun iki tane sebebi var. Bir tanesi: İstanbul’un fethi gibi tarihi bir olayı yaşıyoruz amma bugün yeniden insanlığın kurtuluşu için fetih yapmak ihtiyacında olduğumuzu biliyoruz bu coşkunuz önümüzdeki fethin müjdesidir, önümüzdeki fethin heyecanıdır. Bu görülmemiş coşku ve insan selinin bir ikinci sebebi daha var. O da: İşte aziz milletimizin özünü temsil eden gerçek evlatları olarak sizlerin milli görüşçü olmanız, İstanbul’un fethinin milli görüşün sembolü olması. Size şunu söyleyeyim ki: kimse, hiçbir işbirlikçi zihniyet İstanbul’un fethini ne böyle bir kalabalıkla, ne böyle bir heyecanla yaşayamaz, duyamaz ve kutlayamaz. Bu ancak milli görüşçüler yapabilirler.

Tarihimizin en şanlı, en parlak bir sayfasını böylesine büyük bir coşkuyla müstesna bir insan seli halinde kutlamayı nasip ettiği için elbette sözlerimize başlarken önce Cenabi-ı Allah’a sonsuz şükürler ediyoruz, elhamdülillah.

Çok aziz ve muhterem kardeşlerim;

Cenabi-ı Hakk’a sonsuz şükürlerimizi sunduktan sonra elbette ilk vazifemiz bu muhteşem toplantıyı tertip eden Milli Gençlik Vakfı, Anadolu Gençlik Dergisinin kıymetli mensuplarına hepinizin huzurunda kalpten teşekkürlerimi sunuyorum, Allah kendilerinden razı olsun.

Yine bu muhteşem tarihi toplantımız münasebetiyle, bu toplantıya teşrif etmiş olan kardeş Müslüman ülkelerin devlet başkanları, başbakanları, oralarda çok kıymetli görevler yapan muhterem, muhlis misafirlerimize de huzurlarınızda; uzak mesafelerden bu tarihi günü bizimle beraber coşkuyla yaşamak için büyük zahmetlere katlanarak buraya teşrif etmiş olan bütün bu misafirlerimize de kalpten teşekkürlerimi sunuyorum. Kendilerine hoş geldiniz diyorum, temsil ettikleri ülkelerdeki 1,5 milyar İslam âlemini şu coşkulu toplantımız münasebetiyle muhabbetle kucaklıyorum, bağrıma basıyorum, Allah’tan hepsine saadetler diliyorum.

Çok aziz ve muhterem kardeşlerim;

Hepimizin gördüğü gibi bu en büyük stadyumu büyük bir insan seli halinde dolduran, bu büyük topluluğun içerisinde şöyle başımı bir yandan bir yana çevirdiğim zaman büyük çoğunluğun aynen Sultan Fatih’in yaşındaki gençlerimiz olduğunu görüyorum. Onun için gençlerimizi ayrıca her birini ayrı bir Sultan Fatih olarak alınlarından öpüp, bağrıma basıyorum. Ve yine demin stadyumdaki bütün kıymetli, inançlı milli görüşçü kardeşlerimizi selamlarken yapmış olduğumuz araba turu esnasında dikkatimi çekti. Gördüm ki: Tribünlerimizin büyük kısmını hanım kardeşlerimiz teşrif etmiş bulunuyorlar. Bütün hanım kardeşlerimize de bu tarihi günü böylesine coşkuyla kutlarken gösterdikleri bu büyük alakadan dolayı her birini bir Sultan Fatih annesi olarak saygıyla selamlıyorum. Hürmetlerimi, saygılarımı sunuyorum. Allah hepinizden razı olsun.

Çok aziz ve muhterem kardeşlerim;

İstanbul’un fethi gibi bu tarihi olayı milli görüşçüler olarak elbette her zaman kutlamak bizim vazifemiz oldu. Tam 34 yıldan beri Anadolu’muzun çeşitli illerinde bu tarihi günü aynen bu günkü coşkuyla kutladık. Bundan önce İstanbul’umuzda birçok kereler, Osmanlı payitahtımız Bursa’mızda, milli görüş kaleleri olan Kütahya, Eskişehir, Sivas, Gaziantep, Sakarya, Elazığ ve Konya’mızda bugüne kadar milli görüşün coşmasıyla, aşkıyla, azmiyle İstanbul’un fethi gününü hep kutladık. Siyasi konjonktürden dolayı üç sene öncesine gelinceye kadar dört senelik bir ara verildi. Ama evvelki yıl tekrar, Allah’a şükürler olsun bu büyük tarihi günümüzü bütün kalbimizle Elazığ’da, onun arkasında Konya’mızda ve şimdi bu yılda Kocaeli’nde kutlamak nasip oluyor. Cenab-ı Allah’a sonsuz şükürler ederiz. İnşallah daha pek çok yıllar aziz milletimizle, gençlerimizle beraber bu tarihi günümüzü hep aşkla, şevkle, inançla, coşkuyla kutlayacağız.

Çok aziz ve muhterem kardeşlerim;

İstanbul’un fethini, Efendimiz (a.s.v) daha hendek harbi esnasında müjdelediler. Hendek harbi yapılırken bir büyük taş çıktı. Bu taşı Ashab-ı Kiram kırmak imkânı bulamadılar. “Ya Rasulullah biz bu büyük taşa gücümüz yetmiyor, kıramıyoruz” dediler. Efendimiz (a.s.v) bir besmele çekip, taşa bir kazma vurunca taş üç parçaya ayrıldı, üç ayrı istikamete fırladı. O zaman ilk müjdeyi verdiler. “İşte bu taşlardan birisi İstanbul’un fethini, öbürü İran’ın fethini, öbürü Mısır’ın fethini müjdeliyor” buyurdular. İşte İstanbul’un fethi bu mucizenin ta kendisidir. Efendimiz (a.s.v) İstanbul’un fethini müjdeledikleri için tarih boyunca İstanbul, biraz önce kıymetli kardeşlerin ifade ettikleri gibi Sultan Fatih’ten evvel 28 kere muhasara edildi. Herkes bu büyük fethe nail olabilmek için büyük gayretler harcadı, çırpındı; ama Cenab-ı Allah bu büyük şerefi Sultan Fatih’e nasip buyurdu. İşte bu sebepten dolayıdır ki Sultan Fatih’in torunları olarak elbette bu şereften bizler de gurur duyuyoruz, iftihar ediyoruz. Cenab-ı Hakk hepimizi Sultan Fatih’in yolunda ve Efendimiz (a.s.v)’ın yolunda yürütsün inşallah.

Çok aziz ve muhterem kardeşlerim;

İstanbul’un fethi için Efendimiz (a.s.v) Hendek harbinde müjdeyi verdikten başka ayrıca hepimizin bildiği gibi:

 " لَتُـفْتَحَنَّ الْقُسْطَنْطِينِيَّةُ فَـلَنِعْمَ  الْأَمِيرُ  أَمِيرُهَا،  وَ لَنِعْمَ الْجَيْشُ  ذَلِكَ  الْجَيْشُ" 

(letüftehannel gustantiniyyete feleni’mel emiru emiruha ve leni’mel ceyşu zalikelceyşu )buyurmuşlardır. İstanbul mutlaka fetih olunacaktır, bu fethi yapan kumandan ne güzel kumandan, o ordu o asker, ne güzel asker ne güzel ordudur” buyurmuştur. İşte İstanbul’un fethi daha önceden müjdelenmiş ve Sultan Fatih 8 asır evvel Efendimiz (a.s.v)’ın ne güzel kumandan methiyesine erişmiş, layık olmuş müstesna kullardan birisidir. Aynı zamanda onun 200.000 kişilik ordusunun hepsi de örnek olarak gösterilmiştir. Biz onların hepsiyle ayrı ayrı iftihar ediyoruz.

Çok aziz ve muhterem kardeşlerim;

Biraz evvel okuduğum hadis-i şeriften alacağımız üç tane ders var. Bir fethi yapmak için önce o fethi yapacağımıza kesinlikle inanacağız. Letuftehanne (لتفتحنّ) buyuruyor efendimiz (a.s.v). Onun başında hem lam (ل) var hem de Latuftehanne (لتفتحنّ) diye şedde var. Bunlar ayrı ayrı birer tekit alametidir. Mutlaka ve mutlaka İstanbul fetih olunacaktır demektir bunun manası. Buradan alacağımız ders nedir? Bir fetih yapacaksak o fethe kesinlikle inanacağız. Bunu niye bu kadar heyecanla, altını çizerek coşkuyla söylüyorum böyle tarihi bir anda? Çünkü bugün bütün insanlığın kurtuluşu için gerçekten yeniden fetih yapmaya muhtacız. İşte o fethi yapacağımızı Allah’ın yardımıyla aynı şekilde hep beraber kesin bir şekilde inanacağız. Bu inanmayı sağlamak için bunu size söylüyorum. Fetih için bu hadis-i şeriften alacağımız ikinci ders fetih için inanç lazım ayrıca kumandan lazım ve ayrıca Sultan Fatih’in askerleri gibi askerler lazım. Cenab-ı Allah hepimize bu askerler gibi olmayı nasip buyursun inşallah.

Çok aziz ve muhterem kardeşlerim;

İnsanlığın beklediği yeni fethi yapacağımıza inanmamız için Allah’ın lütfuyla esasen pek çok sebepler var. Bunların başında inancımız geliyor. Çok şükür buna inanıyoruz. Bunun arkasından biz şerefli bir milletin asil bir ümmetin mensuplarıyız. Bundan dolayı Allah’ın yardımı her zaman bizimle beraberdir. Beklenen fethi yapacağımıza o sebepten dolayı da inanıyoruz. Üç, beklenen fethi yapacağımıza inancımız tarihimizden geliyor. Çünkü bizim milletimiz asırlar boyu ne zaman en büyük zorlukların içerisine düşmüşse yok oldu, bitti zannedilmişse hatta çok kısa bir zamanda o şartlar altında dahi en büyük harikaları gerçekleşmiştir. Düşününüz İstanbul 1453’te fethedildi. Ama daha 1402’de Timur bütün Anadolu’yu geldi işgal etti. Aradan 50 sene geçmedi, her şey bitti, işgal altında kaldık zannedildiğimiz sırada bu aziz milletin Sultan Fatih gibi evladı, onun ordusu gibi bir ordu ortaya çıktı, bir çağı kapattı bir çağı açtı. Tarihin en büyük zaferlerinden birisini, en parlak sayfalardan birisini yazdı. Demek ki bu millette bu cevher var. Aynı şekilde 1918 yılında 30 cephede birden savaşmaya mecbur bırakılan Osmanlı, 4 yıllık bir savaşın arkasından yorgun ve bitap düşürüldü. Artık her şey bitti zannedildi, Sevr’in imzalatıldığı bir noktada bu millet bir gün dahi dinlenmeden İstiklal savaşını yaptı ve vatanını kurtardı. Yok oldu zannedildi bir anda yeniden tarihe altın sayfalar yazdı. Bütün dünyanın karşısında daha kısa bir zaman önce kutladığımız Çanakkale zaferlerini bu millet kazandı. Tarihimiz Malazgirtlerle, tarihimiz Gelibolularla, tarihimiz Viyana kuşatmalarıyla eşsiz zaferlerle dolu bir tarihtir. Allah’ın lütfuyla bu millet inancı sayesinde her zaman bu zaferleri kazandığı gibi bugün de kazanacak imkâna sahiptir. Allah’ın yardımına layıktır. Bir noktaya dikkatinizi çekmek istiyorum: Bazı nasipsizler tarihimizdeki bu eşsiz zaferlerin tesadüfen kazanıldığını veya bunların maddi materyalist bir takım düşüncelerle meydana geldiğini zannedecek kadar gaflet içindedirler. Hayır! Kim incelerse incelesin göreceği gerçek odur ki tarihimizdeki bütün zaferlerin hepsi silahla değil, maddi üstünlükle değil; sadece iman ve aşk ve azimle kazanılmıştır. Maneviyatla kazanılmıştır. İşte Malazgirt. Alparslan 40.000 kişilik ordusuyla 240.000 kişilik Romen Diyojen ordusunu silahlar üstün olduğu için, askerleri çok olduğu için mi tarumar etti? Hayır! Bir Cuma namazı arkasından atının kuyruğuna bir düğüm attı, kefenini giydi, ya Allah dedi. İşte o iman bu aziz vatanı kurtardı ebediyen. Hangi zafere bakarsak bakalım altında iman ve maneviyatın olduğunu görüyoruz. Tarih boyunca bütün zaferlerin hepsini milli görüşle kazandık. Bugün de yeni fethi ancak ve ancak milli görüşle yapılacaktır. İşte şu muhteşem kalabalık bu muazzam, bu eşsiz topluluk bunun en açık ispatıdır.

Çok aziz ve muhterem kardeşlerim;

Geliniz, İstanbul’un fethini yaşadığımız şu günde, bir kere daha yaşadığımız şu günde İstanbul’un fethinden dersler alalım. Sultan Fatih küçük yaştan itibaren hocası Akşemseddin tarafından mutlaka İstanbul’u fethedeceğim aşkıyla, azmiyle yetiştirilmiştir. 21 yaşında tahta çıktığı zaman bir tek düşüncesi vardı: Önce işe İstanbul’un fethi ile başlamak. Biz her zaman ne deriz bilirsiniz bir insan bir işi yapacaksa başarının temel şartı o işin delisi olmaktır. İşte Sultan Fatih, İstanbul’un fethinin delisi olarak tahta oturdu, Allah yardım etti, bu büyük fethi o aşkla, o azimle kazandı. Bunun arkasından alacağımız en mühim derslerden birisi şudur ki: Sultan Fatih bu fethi yapmak için insanüstü bir gayret harcadı. Bir kış ayında 400 parça gemi yaptı. Çünkü babası 2. Murat ile beraber İstanbul’un muhasarasına iştirak etmişti. O esnada Harçlılar nasıl İstanbul’u kurtarmaya geliyor gördü şimdi ben İstanbul’u alırken aynı şey meydana gelmesin diye kuvvetli bir donanma hazırladı bir kış ayında ve aynı zamanda sırtında taş taşıyarak Rumeli Hisarını yaptı. Dışarıdan Harçlılar gelip İstanbul’a yardım etmesinin böylece önünü aldı. Demin muhterem Recai Kutan Beyefendi işaret ettikleri gibi tarihte ilk defa en muazzam topları döktü. Size bugün bir şey söyleyeyim mi? Bugün ki teknolojimizde Fatih’in o büyük topunu emin olunuz ki onun sağlamlığında dökemeyiz. Dökeriz de karıncalı çıkar. Sultan Fatih o dökümü, o mükemmellikle yapmıştır, o tarihteki imkânlarla, o inançla, o aşkla. Düşününüz İstanbul’u fethedecek babası zamanında ve bütün tarih boyunca şu surlar bir türlü aşılamamış. “E ben bu surları aşacağım. Nasıl aşacağım” diye diye “bunları mutlaka yıkacak bir şey bulmalıyım” diye diye o aşkla, o azimle işe sarıldığı için bu topları dökmeyi Cenab-ı Allah ona nasip etti. Aşk, azim, milli görüş görüyorsunuz ki tekeden bile süt çıkartıyor. İşte İstanbul’un fethinden alacağımız dersler bunlardır. Sadece donanma, toplar değil, her türlü keşif, hazırlık, 200.000 kişilik muhteşem bir ordu değil. Neden muhteşem? Çünkü Ulubatlı Hasanlardan müteşekkil bir ordu da onun için. Ulubatlı Hasanların özelliği ne? O Ulubat köyünde bir manevi şahsın terbiyesinde yetişmiş olduğu için Ulubatlı Hasan oluyor. Her zaman söylediğim bir sözü şu tarihi anda bir kere daha tekrar edeceğim: Herkes bilsin ki bir milletin asıl gücü ne parasıdır ne tankıdır ne topudur. Asıl gücü imanıdır, inançlı evlatlarıdır.İstanbul’un fethi bunu gösteriyor, bunu ispat ediyor. Sultan Fatih düşününüz orduları hazırladı, gemileri yaptı, planları kurdu fakat bütün bunlar yetmiyor tarihte ilk defa gemileri de karadan yürüttü. Böylece aşkın, azmin, inancın en güzel örneklerini, milli görüşün ne olduğunu bize canlı bir şekilde gösterdi. 5 Nisan günü geldiler, surların önünde yerlerini aldılar. 200.000 kişilik ordu, bütün her türlü hazırlık yapılmış Bizans’a son bir kez daha ihtar ettiler: “Senin halkın burada zulüm görüyor. Biz adalet getireceğiz, buradaki insanları kurtaracağız, müsaade edin adaleti getirelim” dediler; onlar: “Hayır, müsaade etmeyiz, biz illa bu zulmü devam ettireceğiz, sizinle harp edeceğiz” dediler. Onun üzerine 6 Nisan günü Cuma namazının arkasından kendilerine yapılan sulh teklifi kabul edilmediği görülünce Sultan Fatih iki rekâtlık bir namaz kıldı. O namazı kılarken dünyanın en mütevazı insanıydı. Ancak namazın arkasında ayağa kalkıp hücum emrini verirken de eşsiz bir arslan kesilmişti. İşte milli görüş budur. Bizans teklifi kabul etmeyince bu sefer trampetler çalmaya başladı, zafer bayrakları dalgalanmaya başladı ve Allah Allah nidaları bütün semaları inletmeye başladı. 6 Nisan 1453. Tam 52 gün, gece gündüz yerin altındaki tünellerde, kalenin üzerindeki havaya çıkartılan merdivenlerin tepesinde, yerde, gökte, denizde her yerde 52 gün 52 gece aman ya Rabbim, o ne muazzam aşk, o ne muazzam azim, o ne muazzam gayret, o nasıl bir milli görüş ki her şeyi seferber etti; inancı uğrunda, hedefi, gayesi yolunda. İşte İstanbul’un fethinden alacağımız asıl ders budur. İnandığı yolda her şeyini seferber edince Cenab-ı Allah’ta o zaman o kuluna hemen yardımını gönderiyor.

Çok aziz ve muhterem kardeşlerim;

Bu aşk ve azim karşısında kimse duramazdı. Asırlar boyu fethedilmeyen İstanbul işte böylece fethedildi. Topların surlarda açmış olduğu gedikler arkası arkası artık tamir edilemeyecek kadar büyüyünce ve çoğalınca 29 Mayıs sabahı hücum arkasına hücum tazelendi. Ulubatlı Hasan, Topkapı’daki burçağa İslam’ın, Müslümanların bayrağını dikti ve arkasından seller gibi İstanbul’un içerisine Sultan Fatih’in ordusunun askerleri aktı. Ve Sultan Fatih’e tarihin en parlak, en büyük zaferi müyesser oldu. Sultan Fatih ne yaptı? Bu büyük zaferin arkasından önce Ayasofya’ya gitti, iki rekât bir şükür namazı kıldı. Cenab-ı Allah’a şükretti, dua etti. Onun arkasında hocası Akşemseddin Hazretlerinin bir gün evvel manen keşfedip, teslim etmiş olduğu Ebu Eyüp El-Ensari’ni ziyarete gitti. Ve onun bulunduğu yerde onun şefaatini istedi. Onun büyüklüğü önünde bir kere daha Allah’ın yardımının ne demek olduğunu hatırladı, tanıdı. Böylece İstanbul’un fethinde Sultan Fatih’in ne yaptığına bakarsak alacağımız çok dersler olduğunu görürüz.

Çok aziz ve muhterem kardeşlerim;

Böyle tarihi bir günde iki şeyi anmak vazifemizdir. Bir tanesi İstanbul’un fethi münasebetiyle 5 şeyi mutlaka hatırlamak mecburiyetindeyiz. Birisi Sultan Fatih’in kendisi, 21 yaşında, Allah’ın sevgilisinin 8 asır önce methiyesine mazhar olmuş. Aşk, azim timsali muhteşem bir kumandan elbette en güzel örnek, en güzel kumandan hepimize en güzel milli görüş numunesi. İkincisi Ebu Eyyup El- Ensari hazretlerini böyle bir günde elbette anmak mecburiyetindeyiz. Ebu Eyyup El- Ensari hazretleri huzurunda bulunmakla şeref duyuyoruz. İstanbul’umuza, Türkiye’mize en büyük şerefi veriyor. Neden? Medine-i Münevvere ’den gelip, Efendimiz (a.s.v)’a ilk biat eden kimse. Nasıl hanımlardan Hatice validemiz, erkeklerden Hz. Ebu Bekir (r.a) Efendimiz ilk defa biat etmiş ise, Müslüman olmuş ise Medine’den gelenlerden de önce Ebu Eyyup El- Ensari Hazretleri Müslüman oldu. Demin yine kardeşlerimin ifade ettikleri gibi Efendimiz (a.s.v) hicretten sonra devesi Ebu Eyyup El- Ensari Hazretlerinin evinin önünde çöktü. İlk İslam devleti onun evinde kuruldu. Ve işte bu zat İstanbul’dadır. Ondan dolayıdır ki Cenab-ı Allah 5 asırdan beri İstanbul’u onun yüzü suyu hürmetine Hilafet merkezi yapmıştır. Ebu Eyyup El- Ensari hazretleri her bakımdan kendisinden ders alacağımız, Ashabın en muhteremlerinden birisidir. Düşününüz ki Efendimiz (a.s.v)’ın sağlığında, bütün savaşlarda ordunun bayrağını o taşıdı. Bu ne demek?  Bir ordu düşünün, ordunun kumandanı, Allah’ın sevgilisi, askerlerinin her biri bir peygamber gibi, her biri gökte parlayan bir yıldız gibi, her biri ayrı ayrı birer Ashab-ı Kiram. Bu ordunun bayrağını her seferinde kim taşıyor? Ebu Eyyup El- Ensari hazretleri taşıyor. İlk İslam devleti onun evinde kuruluyor. Aman ya Rabbim bunlardan bir tanesi bir insana nasip olsa o insan binlerce kimseye şefaat etmek hakkı kazanır. Ya bir insanın üzerinde bunların hepsi olursa Allah, onun şefaatinden hepimizi ayırmasın. Bununla kalmadı demin kardeşlerimin ifade buyurduğu gibi İstanbul’un fethi için Efendimiz (a.s.v) bu müjdeyi verdiğine göre bu şerefe nail olayım diye 90 yaşında, altı oğluyla beraber sefere geldi. Sefere çıkarken oğulları dediler ki: “Babacığım sen 90 yaşındasın, biz genciz. İşte biz altımız sefere gidiyoruz, sen burada istirahat et, niçin sen de bizimle beraber gelmek istiyorsun” dedikleri zaman, onlara çok mühim bir ders verdi: “Siz hiç ayet-i kerimeyi okumadınız mı? Bak Cenab-ı Allah bize ne emrediyor: ‘Sefere çıkarken hafifleriniz ve ağırlarınızla beraber sefere çıkın diyor. Hafifler gençler, hareket kabiliyeti kolay olanlar, ağırlar hareket kabiliyeti zor olan yaşlılar. Sefere hem gençler hem yaşlılar beraber çıkınız’ diyor. Allah böyle emrederken siz bana, babacığım sen evde otur nasıl dersiniz” dedi ve onlara bu dersi verdikten sonra altı oğluyla beraber İstanbul surlarının önünemgeldi. Bütün askerlerden daha büyük bir cesaretle, daha büyük bir gayretle Bizans’ın, greguar ateşlerine, oklarına, her türlü silahlarına karşı cansiperane bir şekilde savaştı. Ordunun genç kumandanı Ebu Eyyup El- Ensari hazretlerine dedi ki: “ Ya Ebu Eyyup El- Ensari nedir senin bu atılganlığın? Ne olur Allah aşkına biraz geride dur. Sen bize Efendimiz (a.s.v)’ın hediyesisin. Bu atılganlığın sonunda sana bir şey olursa biz ne yaparız? Niçin kendini tehlikeye atıyorsun?” Bunu birkaç defa söyledi. Bu sözlerle onu durdurmasını mümkün olmadığını görünce ona “kendinizi tehlikeye atmayınız” ayet-i kerimesini okudu. Dedi ki: “Bak ayete uy, geri dur kendini tehlikeye atma.” O zaman Ebu Eyyup El- Ensari hazretleri o genç kumandana, Bizans’ın ateşleri altında vereceği dersi verdi. Ona: “Evladım sen kaç yaşındasın?” dedi. Daha genç şu kadar yaştayım, e gördün mü? Bak bu ayet-i kerime nazil olduğu zaman ben Efendimiz (a.s.v)’ın yanındaydım, sense doğmamıştın bile. Senin o ayetten haberin yok. O ayet senin söylediğini söylemiyor. Çünkü biz bir seferden gelmiştik, daha zırhlarımızı çıkartmadan Efendimiz (a.s.v) bize ikinci bir seferi emir buyurdu. Bunun üzerine Ashab-ı Kiram’dan bir heyet Efendimiz (a.s.v)’ın huzurlarına vardılar. “Ya Rasulallah, siz hak peygambersiniz, bir seferden geldik, zırhlarımızı çıkartmadan bize ikinci bir seferi emir buyurdunuz emriniz baş üstüne, elbette emrinize uyacağız. Ancak size bir şey arz etmeyi vazife biliyoruz. Bizler var ya, şu heyetteki insanlar biz bu hurmaların dilinden anlayan uzman insanlarız. Bak bu hurmaların şu mevsim öyle bir mevsimi ki bu 15 günün içinde altları havalandırılacak, yaprakları temizlenecek. Biz şimdi sefere gidersek, bu hizmetleri yapmazsak döndüğümüzde hiç birisinin meyvesini alamayız. Bizim bilgimiz budur. Size arz ediyoruz. Buna rağmen seferi emrediyorsanız baş üstüne. Önce hurmaların bakımını yapalım sonra sefere gidelim diyorsanız gene emriniz baş üstüne” dedikleri zaman bu ayet-i kerime inzal oldu. Cenab-ı Allah buyurdu ki “Ey Müslümanlar hurma ağaçlarının altını havalandıracağız, yapraklarını seyrelteceğiz diye oyalanmak suretiyle cihattan geri durarak kendinizi tehlikeye atmayın.” O ayet-i kerime bu manada gelmiştir. Onun için şimdi benim bu Bizans’ın ateşleri karşısında, senin söylediğin gibi korkup geri çekilirsem işte asıl o zaman kendimi tehlikeye atmış olurum. Elbette ben Allah’a sığınacağım, elbette Allah rızası için elimden gelen gayreti göstereceğim diyerek genç kumandana cephede, ateşlerin arasında vereceği dersleri verdi. Allah, bizi bu muhterem, bu müstesna, bu mübarek insanın şefaatinden ayırmasın.

Çok aziz ve muhterem kardeşlerim;

Bir insan, şuurlu bir Müslüman ne demektir, eğer bunu idrak etmek istiyorsa şu fotoğrafı seyretsin. Ebu Eyyup El- Ensari Hazretlerini İstanbul surları önünde düşünün 90 yaşında nur yüzlü bir insan, beyaz atının üzerinde, elinde kılıç surlara doğru hücum ediyor. Bir tarafında üç oğlu, diğer tarafında üç oğlu. Altı oğluyla beraber Ebu Eyyup El- Ensari Hazretlerinin 90 yaşında, beyaz atı üzerinde bu hücumunun evlatlarıyla beraber fotoğrafına bakarsan şuurlu Müslüman olmak ne demektir anlarsın. Allah o anlayışı hepimize nasip buyursun inşallah.

Çok aziz ve muhterem kardeşlerim;

Elbette İstanbul’un fethinde Akşemseddin Hazretlerini anmadan geçmemiz mümkün değil. Sultan Fatih’in, Molla Güranî, Molla Hüsrev gibi büyük hocalarının yanında onun İstanbul’un fethi için özel suretle yetiştiren Akşemseddin Hazretlerinin kendisidir. Ne güzel örnek! Ne mübarek bir insan! Önce sonsuz ilim sahibi ama bunun kadar da cihat şuurunda. Bak bunun altını çiziyorum. Neden? Çünkü İstanbul’un fethinde siper siper, asker asker dolaştı. Köşesinde oturmadı. Bir şey sorulursa cevap veririm, benim vazifem budur demedi. Askerlere bir bir bak tarih boyunca 28 kere bu İstanbul alınmadı ama bu sefer Allah’ın izniyle alınacak. Bu inancı, bu aşkı Akşemseddin Hazretleri askerlere aşıladı. Kendine hürmet edilen, sözü dinlenen manevi bir büyük olarak gece gündüz siperler arasında bu hizmeti yaptı. İşte ilim adamlarımız için en güzel örnek. Kendilerine sesleniyorum Akşemseddin Hazretleri örnek alalım. O nasıl hem ilim sahibi hem de cihat ruhunda ve şuurundaysa insanlığa hizmet etmek için yeni fetih yapılırken aynı şekilde cihat ruhu ve şuuruyla hareket etmek mecburiyetindeyiz. Cenab-ı Allah bizi Akşemseddin Hazretlerinin yolunda yürüyen kullarından eylesin.

Çok aziz ve muhterem kardeşlerim;

Elbette Ulubatlı Hasan’ı anmadan geçemeyiz. Hadis-i Şerif’te, İstanbul mutlaka fetih olunacaktır, onu fetheden komandan ne güzel kumandan deyip bitmiyor Hadis-i Şerif. O asker ne güzel asker de diyor. Onun örneği kim? Ulubatlı Hasan. İnançlı, köyünde inançla yetişmiş asıl kuvvet buradan geliyor. Onun için İstanbul’un fethinde Ya Allah dedi mi surlar ona dümdüz geldi. Tepeye tırmandı, bayrağı dikti. Bir insan bu kadar kahraman, bu kadar inançlı, bu kadar cesur olursa Allah o insana elbette şehit olmayı nasip eder. Orada da şehit oldu. Allah, Ulubatlı Hasan’ın şefaatinden bizleri ayırmasın. İşte ne güzel asker, ne güzel örnek. Hepimiz için en güzel örnek. Allah ondan ders alıp, onun yolundan yürümeyi nasip etsin.

Çok aziz ve muhterem kardeşlerim;

İstanbul’un fethi münasebetiyle Sultan Fatih’i anmaya çalıştık, Ebu Eyyup El-Ensari Hazretlerinin şefaatini istedik, Akşemseddin Hazretlerinin şefaatini istedik, Ulubatlı Hasan’ı kendimize örnek yapmaya çalıştık. Bir beşinci noktayı da unutamayız. Nedir o? Ayasofya. Ayasofya, İstanbul’un fethinde Sultan Fatih’in kendi fetih hakkıdır. Kendi malıdır. Kendi malı olduğu için bunu vakfetmiştir. Kıyamete kadar cami olarak kullanılmak üzere. Bundan dolayıdır ki Ayasofya’nın mutlaka cami olarak kullanılması gereklidir. Vakıf, Allah’ın bir emanetidir. O emanete saygı duymak ise insanlığın bir gereğidir. Rahmetlik Necip Fazıl ne güzel söylemişti: Yeryüzündeki bir takım mimari eserler bir takım sembollerdir. Mesela Fransa’daki Notre Dame Kilisesi Fransızlara göre bir mimari şaheseridir. Süleymaniye Camisi tarihin en büyük Sultan Süleyman döneminin sembolü, bir ihtişamın, bir dünya imparatorluğunun sembolüdür. Peki, Ayasofya neyin sembolüdür? Ayasofya hakkın batıla galebesinin sembolüdür. Bundan dolayıdır ki biran evvel Ayasofya’nın vakfa hürmeten elbette bir camidir, cami olarak açılması lazımdır. Ne kadar acınacak bir haldir ki başkaları hoşlanmıyor diye hep onların emirlerine uyarak ne varsa her şeyi terk etmek en büyük bedbahtlık, en büyük nasipsizliktir. Bu sebepten dolayı bir vakıf olarak tarihimizin Sultan Fatih’in öz malı olan Ayasofya’nın elbette bir an evvel cami olarak kullanılması lazım gelir. Şimdi beş şeyi andık. Çok kısaca İstanbul’un fethinden bir de kısaca milli görüş dersi alalım. Ne alacağız? Bakınız Sultan Fatih, İstanbul’u fethetmeden önce acaba bu fethe hazır mıyız? Nasıl ölçtü bunu? Tebdil-i kıyafet esnafı dolaştı, sabah namazının arkasından baktılar ki bir esnaf diğer karşısındaki kardeşi hala siftah etmemiş. Ondan mal almak istendiği zaman: “Acaba aynı mal, aynı fiyatta karşıdaki kardeşimde de var. Ondan almanız mümkün değil mi?” diyor. “Ha benim halkım, bu güzel ahlaka sahip olduğu içindir ki Allah bize fethi nasip edecektir” dedi, inandı. Buradan alacağımız ders ne? Her şeyin temeli önce ahlak ve maneviyat! İşte milli görüş yıllardan beri en önde bu bayrağı dalgalandırıyor. Her şeyin temeli önce Allah ve maneviyata dayanır bir. İkincisi Sultan Fatih, İstanbul’u alırken hepimizin gördüğü gibi ilim ve teknikte asrının en ilerisinde bulundu. Bundan dolayı bizim de bir yandan fethi yapacağımıza inanmamız, ilim, teknik ve teknolojide de mutlaka düşmanlarımızdan daha üstün hale gelmemiz lazım. Milli görüş bunun için ilme bu kadar önem vermiştir. Bizim yedi halkalı tavsiyemizi bilirsiniz bir iş yaparken başarıya ulaşmamız için önce iman, sonra ilim ve teknik ondan sonra plan, program sonra kadro sonra takip sonra intaç. İşte Sultan Fatih’in, İstanbul’u fethinde bütün bu görevleri en titiz bir şekilde yaptığı içindir ki Allah ona en büyük zaferi müyesser etti. Dolayısıyla biz de işlerimiz de planlı, programlı, kadrosu hazırlanmış, takip ve intaç zihniyetiyle çalışmalıyız. Milli görüş bunu her vasıtayla vurgulamıştır. Bundan başka İstanbul’u alır almaz ne yaptı Sultan Fatih? Başta Patrikhane’nin eskiden gasp edilmiş olan haklarını verdi. “Galata’daki Venedik ve Cenevizlere de her türlü insan hakkınız benim muhafazam altındadır” dedi. İnsan haklarını hâkim kıldı. Herkes için hakkı üstün tuttu. İşte milli görüş bunun için hakkı üstün tutan görüştür. Bunun için her zaman hakkı üstün tutma gerçeğini her şeyin üstünde tutmuştur. Sultan Fatih, İstanbul’u alır almaz hemen subaşısını görevlendirdi. İstanbul’a su getirdi. İmar faaliyetlerine başladı ve herkesi vakıf kurmaya teşvik etti. Vakıflar devlet-millet kaynaşmasının en güzel müesseseleridir. O vakıflar sayesinde kısa zamanda İstanbul, İSLAMbul oldu. Bir İslam şehri haline döndü Sultan Fatih’in bu şuurlu, milli görüşçü davranışları vasıtasıyla.  Bu sebepten dolayıdır ki hepinizin bildiği gibi biz de milli görüşte her zaman devlet- millet kaynaşmasına çok büyük önem vermişizdir.

Çok aziz ve muhterem kardeşlerim;

Sultan Fatih’in İstanbul’un fethinde önce inancından dolayı hidayetini sonra İstanbul’u nasıl fethedecek topu keşfetmesi lazım, Rumeli Hisarını yapması lazım, gemileri karadan yürütmesi lazım bütün bunların ferasetinin örneğini verdi. Bunları gerçekleştirecek dirayeti gösterdi. Biz her zaman ne söylüyoruz? Milli görüş sahibi insanlara Cenab-ı Allah hidayet verir, feraset verir, dirayet verir. İşte Sultan Fatih, işte İstanbul’un fethi.

Çok aziz ve muhterem kardeşlerim;

İstanbul’un fethi milli görüşün tekeden süt çıkardığını gösteren en güzel misallerden birisidir. Cenab-ı Hakka sonsuz şükürler ediyoruz. Böyle güzel bir günde aşkla, vecdle İstanbul’un fethini yeniden yaşadık. Şimdi sözlerimi kapatırken önce rahmetlik Necip Fazıl’ın bir sözünü hatırlatacağım. Kendisi derdi ki: “ Ne zaman bu futbol stadyumları Hakkı hâkim kılmak isteyen insanların kalabalıklarıyla dolar biliniz ki kurtuluş yakındır.” İşte bugün Allah’a şükürler olsun bu gerçeği yaşıyoruz. Bugün burası futbol için değil; Hakkı hâkim kılmak isteyen insanların şahlanışına sahne oluyor. Bu, kurtuluşun yakın olduğunu gösteriyor.

Şimdi lütfen ellerimizi yukarı kaldıralım aşkımızı, azmimizi, inancımızı tazeleyelim. Oturanlar da lütfen ayağa kalksınlar. Şöyle bir canlanalım. Yeniden fethe hazır olalım. Hep beraber canla başla çalışacağımıza söz vereceğiz. Başlıyorum.

Bütün insanlığın saadet ve selameti için, yaşanabilir bir Türkiye için, yeniden büyük bir Türkiye için ve yeni bir Dünya için bütün gücümüzle çalışacağımıza söz veriyoruz. Yeni fethi mübarek olsun, Allah’a emanet olun.

Esselamu Aleykum