27 Şubat 2018 Sayı 117 Sayı 117
İslam und Diaspora

ISV, Wuppertal, Stadthalle Salonu, 19 – 20 Ocak 1991  

 

Esselamü aleyküm,

Aziz ve muhterem kardeşlerim, hepinizi hürmetle muhabbetle selamlıyorum. Bugün Almanya’nın Wuppertal şehrinin Stadthalle’sinde yani şehrin kendine mahsus konferans salonunda toplandık. Bu salonda ilmi bir konferansa iştirak ediyoruz. Bu ilmi konferansın adı açıkça yazılmıştır. “Avrupa’da İslam”. Yani Avrupa’da Müslümanlık dininin tanıtılması ve bu genel çalışma çerçevesi içerisinde de “İslam ve Diaspora” sloganı bu konferansa asıl ana slogan olarak kabul edilmiş bulunuyor. Diaspara demek; kültürler bahçesi demek, çeşitli kültürlerin meydana getirmiş olduğu topluluğun içerisinde Müslümanlık dininin hususiyetleri nedir. Müslümanlığın insanlığa getirdiği kültür düzeni nedir. Bunu tanıtılması gayesiyle ile bir ilmi konferans yapılmaktadır. Hepimiz bu ilmi konferansa iştirak ediyoruz. Bu münasebetle sözlerime başlarken önce Avrupa’da kurulmuş bulunan İktisadi ve Sosyal Nizamlar Araştırma Enstitüsü kısa adı İSV Almancası “Verordnungen des Wirtschafts-und Sozialforschungsinstitut”  ekonomik ve sosyal nizamların araştırılması enstitüsü adlı bu ilmi enstitünün yöneticilerine bu konferansı tertip ettikleri için huzurlarınız da teşekkür ediyorum. Bundan başka bu konferansa konuşmacı olarak katılanlara saygılarımı arz ediyorum. Bu konferansın intizam içinde tertiplenmesi hususunda gösterilen alakadan dolayı Wuppertal şehrinin yöneticilerine de huzurlarınızda teşekkür ediyorum. Şehrin bu en güzel salonunu böyle hayırlı ilmi bir konferansa tahsis etmişlerdir. Huzur içerisinde bu hayırlı çalışmanın yapılmasına yardımcı olmaktadırlar. Ve yine bu konferans münasebetiyle bu konferansa iştirak eden kardeşlerim olarak hepinize teşekkürlerimi arz ediyorum. Ve yine bu konferans münasebetiyle bu konferansın büyük bir alaka içerinden yapılması hususunda yapılması her türlü yardımlarını esirgemeyen Avrupa Milli Görüş Teşkilatı yöneticilerine huzurlarınızda teşekkürlerimi arz ediyorum.

Bu konferans çok önemli bir konferanstır. Çok mühim tarihi bir dönüm noktasında yapılmaktadır. Bu itibarla şu yapmakta olduğum açış konuşmasında bütün kardeşlerime bu konferansın önemi nerededir bunu belirtmek istiyorum. Önce hepimiz biliyoruz ki Avrupa’da bugün otuz milyon Müslüman yaşamaktadır. Avrupa’nın batısında bunların içerisinde üç milyon Müslüman Türkiye’den gelen kardeşlerimizdir. Bu kardeşlerimiz yirmi beş yıldan beri Avrupa’da oturmaktadırlar. Ve şimdi yeni çıkan yabancılar kanunu dolayısıyla bu kardeşlerimiz aynı zamanda Alman vatandaşı olmaktadırlar. Böylece batı Avrupa’da artık bir Müslüman topluluğu o Avrupa’nın ayrılmaz bir parçası olarak yerleşmektedir. Bu gün yalnız Almanya’da iki milyona yakın bir milyon yedi yüz elli bin Türkiye’den gelmiş Müslüman kardeşimiz var. Bu kardeşlerimizin önemli bir kısmı şimdi Alman tabası olacaklardır. Aynı zamanda da Türkiye tabası olacaklardır. Böylece alman toplumu içerisinde kendi kültürlerine bağlı büyük bir varlık meydana getireceklerdir. Alman vatandaşı oldukları zaman elbette Almanya’da ki siyasi yapıda büyük bir etkinlikleri olacak, ağırlıkları olacaktır. Bu bakımdan işte tarihi dönüm noktalarından birisi budur. Artık batıda bir büyük Müslüman varlığı mevcuttur. Amerika’da altı milyon Müslüman var. Amerika’daki Müslümanlar kendilerine bir plan yaptılar. On beş yıllık bir plan, 1985 yılındaki Amerika’daki Müslümanlar 2000 yılına kadar bir plan yaptılar. Dediler ki; 2000 yılında Amerika’da on beş milyon Müslüman olacak. Bu on beş milyon Müslümanın ihtiyaçlarını karşılamak için kaç tane üniversite açmamız lazım, kaç tane okul açmamız lazım, kaç tane hastane açmamız lazım, kaç tane talebe yurdu açmamız lazım bütün bunları planladılar ve bu planları büyük bir gayretle, canla başla o günden bu bugüne kadar altı yıldan beri tatbik etmektedirler. Ümit ediyoruz ki Avrupa’daki bugün bulanan otuz milyon Müslüman 2000 yılında takriben elli milyona çıkacaktır. Bu elli milyon Müslümanda bugünden kendileri için on yıllık bir plan yapsınlar ve bu on yıllık planın içerisinde kendi ihtiyaçlarını karşılayacak kendi kültürlerini Avrupa’ya tanıtacak planlı programlı bir çalışma yapsınlar. İşte Avrupa Milli Görüş teşkilatları yıllardan beri bu hizmeti yapmaya çalışmaktadır. Yirmi beş yıldan beri Avrupa’daki Müslüman Türklerin ihtiyaçlarını karşılamak için çalıştığı gibi otuz milyon Avrupa’daki Müslümanın da ihtiyacını karşılamak için çalışmaktadır. Biraz evvel bu teşkilatın kıymetli başkanı Avrupa Milli Görüş Teşkilatları nasıl çalışıyor bilgi verdiler. Görüyoruz ki Avrupa Milli Görüş teşkilatları bir yandan bu otuz milyon Müslümanın insan haklarını temin etmek için çalışırken onlara her sahada dini ihtiyaçlarını karşılamak, kültür ihtiyaçlarını karşılamak, maddi ihtiyaçlarını karşılamak için hizmet ederken aynı zamanda çok önemli konferanslar yapmaktadır. Dört yıldan beri Avrupa Müslümanları meseleleri konferansı yapılıyor. Bu yıl beşincisinin yapılması programlanmıştır. Yapılan programa göre inşallah haziran ayında Avrupa Müslümanları meseleleri konferansı tekrar akdedilecektir. Burada yaşayan otuz milyon Müslümanın meseleleri nedir bunlar nasıl çözülecektir. Bu kıymetli konferans vasıtasıyla bir kere daha gözden geçirilecektir, yollar görüşülüp müzakere edilecektir. İşte bu otuz milyon Müslüman hizmetini yapan Avrupa Milli Görüş teşkilatları bunun yanında ayrıca bu çalışmaları da destekliyor. Bu çalışma nedir; bu çalışma bir ilmi çalışmadır. Bu çalışma Müslümanlığın bizim kültürümüzün batılılara tanıtılması çalışılmasıdır. Yani bir tanesi, batıdaki Müslümanların meselelerini konuşmak konferansı demek; haklarını koruma, savunma toplantısı demektir. Bu toplantı ise Müslümanlığın, bizim kültürümüzün tanıtılması yani taarruz toplantısı demektir. Kendimizi başkalarına tanıtmak için yapılan bir ilmi toplantıdır. Bunun için her yıl iki defa bir savunma bir de taarruz toplantısı yaparak buradaki insanlara faydalı olmak ve bizim insanlarımıza faydalı olmak için gayret edilmektedir. Buradaki insanlara nasıl faydalı olunacaktır. Burada ki insanlar mesela Almanya devleti zaten kendi anayasasında herkese inanç hürriyeti tanımıştır ve kendi gayelerinin çok kültürlü bir toplum meydana getirmek olduğunu belirtmektedir. Çok kültürlü demek, yani burada her türlü kültür kendisinin geliştirecek demektir. İşte bu çerçeve içerisinde Müslümanlar da kendi kültürlerini geliştireceklerdir ve kendi kültürlerini Avrupalılara tanıtacaktır. Binaenaleyh bu çalışmalar alman anayasasında ön görülen hedeflere uygun çok kültürlü bir toplumun meydana gelmesine katkıda bulunmak için yapılan çalışmalardır. Almanya’nın iyiliği için yapılmaktadır. Batının iyiliği için yapılmaktadır. Bütün insanlığın iyiliği için yapılmaktadır. Gaye maksat insanlığın hepsine hizmet etmektir.

Bu açıklamaları yaptıktan sonra geliyorum bu İSV, Ekonomik ve Sosyal Nizamlar Düzenler Araştırma Enstitüsü işte bu üç milyon Türkiye’den gelen Müslümanlar, Batı Avrupa’daki otuz milyon Müslümanın ilmi ihtiyaçlarının karşılamak için ilmi sahada ihtiyaçlarını karşılamak üzere böyle bir araştırma enstitüsü tesis etmişlerdir. Bu enstitünün kıymetli başkanı Dr. Hasan Özdoğan Bey biraz önce enstitüyü bizlere takdim etti. Bu enstitünün gayesi, maksadı ve çalışmalarını bizlere bildirdi. Aynı şekilde yine enstitünün kıymetli elemanların Muhiddin beyefendi de burada enstitünün çalışmaları hakkında bilgi verdi. Bu bilgilerden de gördüğümüz gibi enstitü geçen sene Almanya’nın Stuttgart kentinde “Adil Düzen” adlı bir konferans tertip etmişti. İlk defa Avrupa’da Adil Düzen ’in ne olduğu bu konferansta tanıtıldı. Stuttgart toplantısı 13 ay önce yapılmıştır, Aralık 1989’da yapılmıştır. Bu toplantıda; Stuttgart toplantısında Adil Düzen ‘in ne olduğu ortaya konmuştur. Batı Avrupa’da da Avrupa’nın göbeğinde Adil Düzen ’in tanıtılması elbette çok mühim tarihi bir olaydır. Böyle kıymetli bir çalışmayı tertip etmiş olan enstitüye huzurlarınızda bir kere daha teşekkürlerimi arz ediyorum.

Şimdi bu çalışmalardan ikinci bir önemlisi yapılmaktadır. Bu açıklamalardan sonra bu iki günde 19–20 Ocak 1991 tarihinde Almanya’nın Wuppertal şehrinde yapılmakta olan bu konferansın önem ve mahiyetini şimdi size açıklamak istiyorum. Önce bu konferans çok mühim tarihi bir dönüm noktasında yapılıyor dedim. Nedir bu tarihi dönüm noktası? Ne olduğunu görmek için şurada gidin herhangi bir televizyonu açın bakın. Bombalar yağıyor, insanlık yeniden bir korkunç harbin içine giriyor. Ne harbidir bu haliç harbi? Biz burada bir ilmi konferans yapıyoruz. Her ilmi konferansın bir felsefesi vardır. Bu ilmi konferansın felsefesini açıklamak için bu tarihi dönüm noktasını, cereyan eden bu olayın ne olduğunun iyice bilmek mecburiyetindeyiz. Cereyan eden olay nedir? Yarım milyon Amerikan askeri ve bazı batılı devletlerin kuvvetleri körfeze gelmişler, üç günden beri Irak’ı ve Kuveyt’i baştan sona kadar bombalıyor. İki tane Müslüman ülke yerle bir edilmeye, yok edilmeye çalışılıyor. Böyle bir hareket karşısında çok haklı olarak Irak’ta bütün bunların asıl sebebi olarak gördüğü İsrail’e bombalar ve füzeler atmaktadır ve üç günden beri bütün insanlık “Haliç Mesele” ile meşguldür, allak bullak olmaktadır. Şimdi biz bu konferansımızdaki bu olay arasındaki kısa bağlantıyı kurmak istiyoruz ki bu konferansın felsefesinin ne olduğu açıkça orta çıksın. Önce hareket bildiğimiz gibi 16 Ocak gece yarısı biz Türkiye de idik o saatte Türkiye saatiyle gece yarısı bir buçukta başlamıştır. Londra saati ile bu 23.30 demektir. 15 Ocak’ın 23.30’u, yani Birleşmiş Milletler tarafından verilmiş olan müsaadenin bitmesine yarım saat kala bombalar başlamıştır; eğer Londra Greenwich saati kabul edilecek olursa; saatlerce bombalama yapıldıktan sonra bombardıman başladıktan üç buçuk saat sonra ABD devlet başkanı Bush televizyona çıkmış ve bütün insanlığa hitap etmiştir. Önce yeryüzünde garip bir durum yaşıyoruz. Herkesin evinin içerisinde CNN televizyonu var. Bu CNN televizyonu Siyonist maksatlara hizmet eden bir ajanstır. Herkes meseleleri Siyonizm’in ağzından dinliyor. Emperyalizmin ağzından dinliyor. Şu insanlığın haline bakın; kimse bitaraf haber alamıyor. İşte o televizyon uydular vasıtasıyla bütün Dünya’ya yayın yapıyor. Altı milyar insanın evine giriyor ve Bush’un konuşmasının belirtiyor. Bush’un bu konuşmasında ne var. Bush altı aydan beri sadece asık çehre takınmıştır. Bir defacık güldüğünü kimse görmemiştir. Ama bu televizyon konulmasını yaparken maksatlı olarak kendisini sempatik göstermek için suni gülümsemeler yapmaya çalıştığı dikkatten kaçmamaktadır. Bu suni gülümsemelerin içerisinde ne diyor? Söylediği sözleri dikkatlice takip ederseniz dört şey söylüyor ve bunların hiç biriside samimi değildir. Sadece gerçekleri ters göstermek için yapılan maksatlı bir konuşmadır. Söylediği dört şeyden bir tanesi şudur. “Ben emir verdim üç buçuk saat önce Birleşmiş Milletler kararının harfiyen tatbik edilmesi için gayret ediyorum.” Bu hareketin gayesi neymiş Kuveyt’i kurtarmakmış. Böyle gösteriyor. Bu olayı belirtiyorum ki konferansımız asıl hangi gerçekleri ortaya çıkartmak için çalışacaktır o belli olsun diye. Konferansla çok yakinen alakalı şu yaşadığımız bu olay. Önce bir defa bu sözün neresi doğrudur. Birleşmiş Milletlerin kararı ne idi 29 Kasım günü Birleşmiş Milletlerin aldığı kararda iki madde vardı. 1 Irak Kuveyt’i en geç 15 Ocak tarihine kadar boşaltmalıdır. Ama bir karar daha var. O tarihe kadar bu işin sulh yoluyla halledilmesi için elden gelen bütün gayret gösterilmelidir diyor ve bilhassa Irak ve Kuveyt yöneticileri bu meseleyi aralarında müzakere etmelidirler diyor. Suudi Arabistan bir ara bir yetkilisi açıklama yaptı dedi ki; “Bir noktayı unutuyoruz. Birleşmiş Milletlerin kararının içerinde Irak ve Kuveyt yetkililerin görüşmesi vardır. Bu görüşme yapılmıyor. Birleşmiş milletler kararı eksik kalıyor” dedi. Amerika hemen onların ağzını kapattı. Sus,  bunu konuşma dedi ve Kuveyt ile Irak’ı görüştürtmedi. O mani oldu. Meselenin sulh yolu ile çözülmesine fırsat vermiyor. “Onun için ben üç buçuk saat önce hareketi başlattım. Her şeyi denedik” diyor. Hayır, her şeyi denemediniz. Asıl Birleşmiş Milletler kararının emrettiği Irak ile Kuveyt’in görüşmesine zemin hazırlamak için yardımcı olmadınız. Bilakis buna mani oldunuz. Asıl yapılması icap eden buydu. Bu yaptırtılmadı. Samimi konuşmuyor. Doğru konuşmuyor. Gerçekleri söylemiyor. Art maksadını gizliyor. Bu bir! Sulh çalışmaları yeterince yapılmadı. Onun için şimdi insanlığın yapması gereken şey derhal ateşi kesip, önce Birlemiş Milletler kararının emrettiği sulh çalışmalarının tamamlamaya zemin vermek lazım gelir. Birlermiş Milletler kararı bahane ediliyor. Asıl maksatlar, gerçekler farklı. Peki, Birleşmiş Milletler kararı nedir? Kuveyt’in boşaltılması için icabında silah kullanılabilir diyor. Bu yapılan hareket Kuveyt’in boşaltılması, kurtarılması hareketi değil ki. Kuveyt’in kurtarılması hareketi böyle yapılmaz. Kuveyt’i kurtaracaksan Kuveyt’e gireceksin Kuveyt’i kurtaracaksın. Hayır, yapılan iş Kuveyt’i kurtarma hareketi değil. Irak’ın bütün askeri gücünün yok edilmesi hareketi. Nitekim konuşmasında tekrar tekrar söylediği budur. Açıkça ifade etmiştir ki “Bu hareketin gayesi Irak’ın askeri gücünü yok etmektir” diyor ve dikkat ederseniz hareket nasıl başlıyor; ilk önce Irak’ın İsrail’e karşı kullanabileceği füzelerin imha edilmesi ile başlıyor. Niçin? Hareketin bir numaralı gayesi İsrail’in emniyetidir de onun için. Önce onlar yok ediliyor. Hareket böyle başlıyor. Bunların altında çok büyük manalar yatıyor. Birleşmiş Milletler Irak’ın askeri gücü yok edilsin diye bir karar almadı. Böyle bir karar yok. Kuveyt kurtarılsın diyor. Onu alet ediyor, başka şey yapıyor. Karar nerde. Yapılan nerde. Tekrar tekrar o on iki dakikalık konuşmasında Irak’ın askeri gücünü yok edeceğiz diyor. Hedefimiz budur diyor. Niçin? Biz hepimiz çok iyi biliyoruz ki; Haziran 1990 da Amerika’da toplanan Yahudi lobisi daha körfez hareketi başlamadan (2 Ağustosta körfez hareketi başlamadan) Amerikan lobisi İsrail’in emniyeti için İran ile harp ederek tecrübe kazanmış olan Irak’ın askeri gücü mutlaka yok edilmelidir, kararını aldılar. 2 Ağustostan iki ay önce. Şimdi bu karar tatbik ediliyor. Söyledikleri de budur.  Ne diyorlar hedefimiz Irak’ın askeri gücünü tahriptir diyor. Hâlbuki Birleşmiş Milletler ’in böyle bir kararı yok. Birleşmiş Milletler ’in kararını tatbik için hareket ediyoruz diyor. Tamamen bunun dışına çıkıp Irak askeri gücünü yok etmek için çalışıyor. Niçin İsrail Ortadoğu da serbest kalsın. Emperyalizm dünyaya hâkim olsun. Şimdi konuşmasında söylediği diğer önemli bir noktada şudur; Diyor ki efendim diyor “Bir yüzbaşı bana dedi ki” diyor. (Bush on iki dakikalık konuşmasında). “Şimdi Irak Kuveyt’i geldi işgal etti zor kullanarak. Eğer bunun gerekleri yerine getirilmezse; önüne gelen kuvvet kullanarak her tarafı işgal etmeye kalkarsa dünyanın hali ne olur dedi” diyor. Bir yüzbaşı böyle söylemiş miş miş kendisine. “Dünya karma karışık olur. Ne olacak bu haksızlığı önlemek lazımdır” dedi bana diyor. Peki, bu nasıl mantık, kırk seneden beri İsrail her gün kuvvet kullanarak yeni yerleri işgal ediyor. O yüzbaşı nerde idi kırk seneden beri yahu! Sen neredeydin kırk seneden beri! ABD neredeydi kırk seneden beri İsrail her yeri kuvvet kullanıp işgal ederken hepiniz seyirci kalıyorsunuz. Alkışlıyorsunuz. Şimdi Irak Kuveyt’i işgal ettiği zaman ayağa kalkıyorsunuz. Niçin çünkü birisi Müslümanlara ait meseledir. Öbürü Siyonizm’e ait meseledir de onun için. Çünkü bunlar çifte standart kullanıyor da onun için. Bunlarda hak anlayışı yoktur da onun için. Bunların hiçbir söylediğine inanılmaz da onun için, işte bu konuşma apaçık bu gerçekleri ortaya koyuyor. Öyle masum bir insan Kuveyt’i kurtarma hareketiymiş. Kuveyt orda kaldı. O geliyor İsrail hududundaki füzeleri yok ediyor. Bunun Kuveyt’le ne alakası var. Her hareketleri böyledir. Sulfatayı şekere sararak yutturmak için bütün insanlığa ihtisas sahibidirler. İçine acı zehir koyar bunlar dışına şeker sararlar. Ve yine o on iki dakikalık konuşması esnasında söylediği mühim bir söz nedir. Gayemiz diyor bu harekette Irak’ı barışsever bir ülke haline getirip, bütün barışsever milletler ailesinin bir ferdi yapmaktır diyor. Ne demek bu barışsever sözü; bizim emrimize itaat edecek demek. Emre itaat eden bir köle olacak, hiçbir ülke bizim emrimizin dışına çıkmayacak diyor. Herkes, onun barışsever dediği bu. Emrimize itaat eden köle olacak. Hareketimizin gayesi budur diyor. İşte şimdi bulunduğumuz tarihi dönüm noktası budur. Size ne açıklıyorum kardeşlerim.

 

Bak açıkladığım şey şudur; bu güne kadar bir Amerika birde Rusya vardı. Bunlar birbirlerini kısmen dengeliyordu. Ancak şimdi Rusya çökünce Amerika yani emperyalizm görüyorsunuz ki diktatörlüğünü ilan ediyor. Şu görüldüğümüz olay körfez olayı değil, bütün dünyanın tek devlet olması olaydır. Kimse benim emrimden dışarı çıkmayacak diyor. Emperyalizm diktatörlüğünü ilan ediyor. Mesele körfez meselesi değil, bütün yeryüzünde yeni büyük bir değişim oluyor. İnsanlık bir tarihinde değişim meydana getirilmek isteniyor. Artık yeryüzünde çeşitli devletler bağımsızlıklar olamayacak. Bir diktatör ve köleler olacak. İşte emperyalizm budur, işte bu Emperyalizm ’in kalbini teşkil eden Siyonizm budur. Bütün bu hareketler neden çıkıyor. Amerika’da Wall Street’te oturan Siyonistlerden çıkıyor.  Siyonizm bir ideolojidir. Bu Siyonistler Tevrat’ı elleri ile değiştirmişler. Dünyanın Cenab-ı Hakkın asıl kulları bizi diye yazmışlar. Bütün diğer insanlar bize köle olacak. Dünya’ya biz hâkim olacağız. Onlar bize hizmet edecekler inanışları budur. Bütün bu yapılan tatbik edilen olaylar budur. Bush’un oynadığı rol; Wall Street’teki emperyalistlerin avukatlığını yapıyor. Hareket kendinin değil, asıl arkada başka emperyalist güçler var. Bush o güçlere hizmet için görevlendirilmiş insan. Bunu yapıyor. Ve tekrar ediyorum bulunduğumuz tarihi nokta asıl manası Emperyalizmin diktatörlüğü noktasıdır. Bu emperyalizm nedir? Emperyalizm bütün insanları sömürüyor. Altı milyar insan hepimiz Emperyalizmin kölesiyiz. Amerikan halkı dahil, Avrupa dahil, Türkiye dahil Emperyalizmin kölesiyiz. Emperyalizm insanlığı nasıl sömürüyor. Yedi tane yoldan sömürüyor. Bunlardan bir tanesi bütün ülkelerin içerisine kapitalist nizamı yerleştirmiş. O ülkelerin halklarını bu kapitalist nizam vasıtasıyla kanını emiyor. Nasıl emiyor? İşte bu konferansımızda bu iki günlük konferansta inşallah bu gün akşam oturumunda bendeniz size mesela Türkiye’de emperyalizm insanların kanını nasıl emiyor bunu açıklamaya çalışacağım inşallah. Bugün Türkiye’de hakkı yüz olan insanın kendine sekizini veriyor, doksan ikisini alıp götürüyor. Ne söylüyorum duyuyor musunuz? Hakkı yüz olan bir insana sekizini veriyor, doksan ikisini alıp götürüyor. Bu kadar insafsız sömürü bir var. Öyle midir değil midir akşamüzeri bunu hesap ile ortaya koyacağız inşallah. Bu husustaki tebliğimizi, konuşurken. Öbür taraftan emperyalizm bununla mı yetiniyor. Hayır! Bütün dünya sermayesi ve servetini ele geçirmiş. Bunları başkasına faiz ile veriyor. Ve bu faizler ile bütün insanlığın kanını emiyor. Faizler sonunda emperyalistlere gidiyor. Çünkü dünya sermayesi onların elinde mesela Türkiye’ye Suudi Arabistan’ın Amerikan bankalarında ki elli milyar dolarını vermiş, Türkiye’den senede sekiz buçuk milyar dolar faiz alıyor. Geçen gün Mısırlı milletvekilleri ile bir aradaydık. Yine Suudi Arabistan’ın Amerikan bankalarındaki parasından elli milyar doları götürmüş Mısır’a vermiş. Mısır’dan da yedi milyar dolar faiz alıyor. Oraya biraz daha insaflı davranıyormuş. Bunu öğrendik Mısırlılardan. İşte bütün Dünya ülkelerinin hali budur. Faizle emiyor. Şimdi, Rusya’da ne oluyor? Rusya kapitalist sisteme geçiyor. Amerika diyor ki sana kredi vereceğim. Üç yüz milyon Rus insanı Rus ovaları ve Rusya’nın bütün kıymetli hammaddeleri artık emperyalizme, Siyonizm’e çalışacak. Neden? Emperyalizm diktatörlüğünü ilan etmiştir. Dünya’yı tek devlet haline getirme yolundadır da onun için. Rusya’da artık emperyalizmin bir vilayeti, bir kölesi olmaya mahkûm ediliyor. Ondan dolayı acaba Rusya’da neler oluyor. İşte tarihi Wuppertal konferansına Rusya’nın planlama başkanı gelecek biraz sonra buraya ve burada bu akşam Rusya’da neler oluyor anlatacak. Ben bu açılış konuşmasında dikkatlerinizi çekiyorum ki, bu Rusya planlama başkanının yaptığını siz bu genel felsefe içerisinde dinleyin. Bu tarihi bir konferans. Bundan başka şimdi doğu - batı Almanya birleşti. Doğu-batı Almanya birleşmesi ne demek? Doğu da aynı imparatorluğun kayıtsız üyesi oldu demektir. Aynı sömürü imparatorluğunun. Böylece şimdi Doğu Almanya’da aynı kapitalist sistem içerisinde sömürülecek demektir. Oralara krediler veriyor. Onlarda aynı sömürgenin içerisinde dâhil ediliyor. Çünkü tek dünya devletine gidiliyor. Onun için Almanya’nın birleşmesinde ne yapıldı. Bu hususta Alman hükümetine müşavirlik yapan Köln Üniversitesi iktisat profesörü gelecek. Yarın öğleden sonra iki Almanya’nın birleşmesinde karşılaşılan problemleri anlatacak. Ben size açılış konuşmasında haber veriyorum ki bu konuşmayı bu söylediğim felsefe içerisinden dinleyesiniz diye. Bundan başka yine bütün bu sömürü Amerika’da da yapılıyor ve Amerikan halkı da eziliyor. Peki, Amerikan halkı nasıl eziliyor? İşte muhterem Profesör İkbal beyefendi. Cenubi California Üniversitesi iktisat profesörüdür. Bugün size Amerikan ekonomisinde neler oluyor bunları anlatacak. Böylece bu tarihi konferansta bir yandan Rusya’da neler oluyor. Bir yandan Almanya’da ne oluyor. Bir yandan Amerika’da ne oluyor. Bir yandan bütün ülkelerde ne oluyor, bir misal olarak Türkiye’deki durum konuşulmuş olacak inşallah. İşte size bugün bulunmuş olduğumuz noktanın ehemmiyetini ve bu konferans niçin tarihi bir konferanstır. Bu konferansın büyük ehemmiyetini böylece  açıklamaya çalıştım. Bu konferansın içerinde Dünya’da bugün cereyan eden bütün mühim olaylar, ilmi bir konferans olarak edebiyat değil, ilmi ölçüler içerisinde tahlil edilecek, tahlil edilerek size takdim edilecek sizlere takdim edilecek inşallah. Bir yandan da biz altı milyar insan sömürülmeye mecbur muyuz? Bu zulümleri yaşamaya mecbur muyuz? Bu zulümlerden nasıl kurtulmak mümkündür. Bu konferans bununda çözümü için teklifler ortaya koyacaktır. Bunun için Adil Düzen’in ekonomik nizamını Türkiye’den gelen Profesör Arif Bey burada yarın sabahleyin takdim edecek inşallah. Öbür taraftan Adil Düzen’in siyasi ve idari nizamı nedir? Türkiye’den gelen Süleyman Bey bu işin uzmanı olarak, öğretim üyesi olarak bir ilim adamı olarak yarın size takdim edecek inşallah ve yine Adil Düzen’in ilmi düzeni nasıldır? Bunu da Türkiye’den gelen profesör Ali Bey yine yarın takdim edecek inşallah. Adil Düzen’in ahlaki düzeni nasıl bir düzendir? (dini ve ahlaki düzeni) Bununda huzurlarınızda bulunan Ege Üniversitesi öğretim üyelerinden yine Ali Bey size bir ilim adamı olarak size takdim edecek inşallah. Böylece Adil Düzen’in dört tane önemli düzenini temel esasları ile yarın sabahleyin kendilerinde dinleyeceğiz ve inşallah bütün bu konuşmalar yapıldıktan sonra da yarın akşam bunların bir toplamasını yaparak bu tarihi konferansı tarihe tescil edeceğiz inşallah.

 

Bu esnada çok önemli bir konu, ben demin size şunu açıklamaya çalıştım; Emperyalizm altı milyar insanı nasıl sömürüyor: Dedim ki bak o ülkelerin içerisine kapitalist nizamı kurmuş kanlarını emiyor. O ülkelere insanlığın servetini kredi olarak veriyor, faizle emiyor. Bu kadar mı?  Hayır!  Dünya ticaretini ve Bankalar sistemini eline geçirmiş emperyalizm. Bugün siz bir yerden mal almak isterseniz mutlaka emperyalizmin pençesine düşersiniz. Çünkü dünya ticareti bunların elindedir. Ben mesela misal söyleyeyim size. Suudi Arabistan Sudan’ın meyvesini alırken Amman’da oturan veya İsviçre’de oturan bir yahudi komisyoncudan alıyor. Ne söylüyorum duyuyor musunuz?  Suudi Arabistan kendi kardeşi Sudan’dan sebze alacak. Sudan bu sebzeyi İsviçre’de oturan bir Yahudi’ye satıyor. O Yahudi Suudi Arabistan’a satıyor ve o Yahudi iki tane telefon ile yüzde beş alıyor. Bunun adı ne; komisyon. Dünya’nın trilyonlarca dolarlık ticaretinin arasında hep Siyonizm’in eli var. Ben buradan Yahudi derken bir dini kastetmiyorum. Benim kastım Siyonizm ideolojisi; yani insanlığı esir etmek isteyen bir ideoloji var. O ideolojiyi kast ediyorum. Yoksa biz hiç kimsenin dini ile ilgili değiliz. Dini inanış ayrı şey. Bizim tenkitlerimiz dini inanışa ait tenkitler değil; İdeolojik, siyasi cereyanları açısından bakıyoruz konuya. Dünya’da bir Siyonizm cereyanı var. Öyle bir ideoloji var. Başkanlarını köle yapacağım diyen bir ahtapot var. Bunu tanıtmak için bu tabirleri kullanıyoruz ve diyoruz ki işte bu Siyonizm’in kontrolündedir Dünya ticareti. Birisi birisine mal satarken bununla karşılaşır. Mesela biz Türkiye’de hükümette idik, Türkiye’nin beş milyon ton buğdayı vardı satmak için Hamburg da oturan Siyonist tüccarlar Dünya’da buğdayın fiyatını düşürdüler ve biz bir yıl bu buğdayı elimizde buğday var satamıyoruz. Biz satışa çıkmadan önce buğdayın fiyatı çok yüksekti, bizim satacağımız anlayınca bütün Dünya’da buğday fiyatını düşürdüler. Onlar komisyoncu olmazsa sizde buğdayı satamıyorsunuz. Ben Türkiye’nin ekonomik kurul başkanı olarak aylarca bu mücadeleyi vermiş bir insan olarak size söylüyorum. Neden sattırmıyor Siyonizm? Çünkü biz o buğdayı satıp parasını alırsak onunla ağır sanayi kuracağız. Bize sanayi kurdurtturmak istemiyor. Mesele sadece buğday meselesi değil. O bizi tanıyor. Bizim elimize imkân geçmesin. Buğdayı düşürdü. Şimdi Türkiye beş milyon ton buğday satın alıyor senede, bu seferde buğday fiyatları yükseltilmiştir. Niçin? Bütün dünyanın ticareti Siyonizm’in kontrolündedir de onun için. Ayrıca siz buradan Türkiye’ye para gönderemezsiniz. Gönderdiğiniz para Amerikan Express Bank’a gider oradan Türkiye’ye gider ve arada komisyon alınıyor. Bütün Dünya nereden nereye para gitse komisyon alınıyor. İşte dünya Siyonizm’i ticaretten komisyon alıyor, bütün mali muamelelerden komisyon alıyor. Haksız bir komisyon, emek karşılığında alınmıyor. Milyarlarca dolarlık bir iş, iki telefonla yapılıyor. İki telefon bu kadarlık komisyonu elbette hak etmez. Siyonizm insanlığı bu metotlarla sömürüyor. Bundan başka birde açıktan avanta pay alıyor. Siz burdan Türkiye’ye uçakla gideceksiniz öyle mi? Bütün Dünya’daki uçak biletlerinin içerisinde takriben yüzde dokuz bir IATA payı var. Bu IATA sonunda bir Siyonist teşkilattır. Kim nereye giderse yüzde dokuz Siyonizm’e para ödeyecek öyle gidecek. Yoksa senin uçağın hava alanına inemez. İnsanlığın halini anlatıyorum size. Dolayısıyla da bu konferansın ehemmiyetini anlatıyorum size. Bunu anlatmak içinde belirtiyorum ki; bak Siyonizm ülkelerde kurduğu kapitalist nizamla, dünya servetini kontrolüne alıp onları faizli borç olarak vererek topladığı faizlerle, bütün dünya ticaretinin içine girip aldığı komisyonlarla, bütün dünyadaki mali muamelelerinin içerisinde girip aldığı komisyonlarla ve kurduğu şebekelerdeki aldığı paylarla, IATA’yı bir pay misali olsun diye söylüyorum. Bunun gibi Dünya’da o kadar çok kuruluş var ki, mesela bütün sigortalar. Bu sigorta şirketleri hepsi sonunda Siyonist sermayeye sigortalıdır. Yani her sigorta muamelesinden yine pay almaktadır dünya Siyonizm’i. Alınan paylarla, bunlar ne trilyonlar tutuyor. Bir hesabını yaparsa insanlığın aklı başından gider. Bir şebeke kurulmuş ve insanlığın kanı bu damarlar ile emiliyor. Bu kadar mı? Hayır! Bundan başka Siyonizm bütün yeryüzündeki hammaddelere el koyuyor ve servetler el koyuyor. Afrika’da kobalt madeni kimin kontrolünde? Belçikalı filanca Siyonist’in kontrolünde. Hindistan’da demir madeni kimin kontrolünde? Amerikalı Siyonist’in kontrolünde. Brezilya’nın ormanları kimin kontrolünde Amerikalı filanca Siyonist’in tüccarın kontrolünde. İşte böylece bütün yeryüzünün hammaddeleri bunların haksız işgalleri altındadır. Haksız işgaller. Neyi işgal ediyor. Hammaddeyi. Şimdi “Haliç Meselesi” neden bu kadar mühim, iki sebepten dolayı; bir söz dinlemeyen Siyonizm’in emrine itaat etmeyen bir Irak’ı köleleştirmek için mühim. İkincisi de Haliç’teki petrol Siyonizm kontrolünde olsun. Bu petrolü Siyonizm kontrol etsin, gaye budur. Kontrol edip ne yapacak. Haliç’teki petrol trilyonlarca dolarlık bir servettir. Bu serveti Siyonizm kendi kontrolüne alacak mesela Rusya’ya borç diye verecek ve üç yüz milyon Rus halkını köle gibi sömürecek. Eğer Amerika bu petrolü ben alacağım fakir ülkelere bedava dağıtacağım dese; Amerika alsın deriz. Böyle değil bu petrolü ben alacağım bunu servet olarak silah olarak kullanacağım, bütün insanlığı sömüreceğim. Borç diye vereceğim, milyarlarca lira faiz alacağım. Bunun için kullanacağım dediği için bütün bu hareket baştan sona insanlığın aleyhinedir. Mesele Kuveyt’in kurtarılması değildir asla. İşte olaylar nasıl cereyan ediyor apaçık göstermektedir. Ben size ne anlatıyorum. Siyonizm nasıl insanlığı sömürüyor. İşte Haliç’te gördüğümüz olay bunun en açık misallerinden birisidir. Siyonizm dünya servetini hammaddelerini kendi kontrolü altında tutmak istiyor ve nihayet Siyonizm’in Dünya’yı en büyük sömürü aracı dolar denen kâğıttır. “Yeşil kâğıt”. Amerika bu yeşil kâğıdı Dünya parası yapmış. Hem kendi ülkesine kullanıyor hem de bütün Dünya ülkeleri aralarındaki ticareti dolar ile yapıyor. Merkez bankasına gidiyorsun, kasalarla dolar. Şimdi Türkiye’ye iftihar ediyor on iki milyar dolar rezervim var diyor. On iki milyar dolar, rezervim var. Nedir bu? Yeşil bir kâğıt. Ne yapmış Amerika; bir trilyon dolar var Amerika dışında. Kendisi sıcak bir odaya oturmuş. Önünde mükellef bir makine düğmeye bastığı zaman tıkır tıkır makine doları basıyor. O da çayını içiyor, kahvesini içiyor. Bir saatte istediği kadar dolar basıyor senin bir yıl pamuk tarlasında terleyerek çıkarttığın pamuğu alıyor bu kâğıtla. Sen tarlada bir sene çalışıyorsun, o bir dakika, bir çay höpümü kadar kâğıdı basıyor sana veriyor senin pamuğunu alıyor. Müslüman ülkelerin petrolünü alıyor, öbürünün altınını, öbürünün demirini alıyor. Ne kadar mal almış? Bir trilyon. Amerika dışında bugün 1 trilyon yeşil kâğıt var. Bununla mı kalmış? Hayır. Şimdi bu yeşil kâğıdı verdikten sonra; bunu birde sarı kâğıt ile değiştiriyor. Nedir o sarı kağıt? Tahvil. Diyor ki sana senede yüzde on dört faizle, on iki faizle, yedi faizle para vereceğim. Eee? O doları bana ver. Yeşil kağıdı alıyor yerine sarı bir kâğıt veriyor. O dolarla bir kere daha mal alıyor. Onun için dışarda bir trilyon dolar var. Bir trilyonda sarı kâğıt var. İki trilyon insanlığın hakkını almış. Bir senede en aşağı yüzde on getirir bu servet ortada olsa. Demek ki her sene iki yüz milyar dolar haksız kazanç temin ediyor; Dolar beynelmilel para haline getirildiği için. Bu kadar mı? Hayır! Bir o kadar da yeniden basıyor. Etti “iki” bu kadar mı? Hayır. Bir de bu doların değerini en aşağı yüzde beş ile yirmi beş arasında enflasyona uğratıyor. Kendi uğratıyor. Bak geçen sene başında bir dolar iki mark idi takriben. Şimdi bu sene bir dolar bir buçuk mark. Doların değeri düştüğü zaman elinde iki trilyon dolar bulunan insanların hepsinin cebinden parasının yüzde yirmi beşi çalınmış oluyor. Neden eskiden çünkü sen Amerika’dan bir makineyi iki doları alırken şimdi doların değeri düştüğü için iki buçuk dolara, makine aynı makine ama sen daha çok dolar vermeye mecbur kalıyorsun. Yani daha çok hakkını vermeye mecbur kalıyorsun. Bir de böylece sömürüyor. Sömürü, Sömürü, Sömürü , Sömürü ! Sonunda da beş yüz milyar dolar gene açığı var. Bir türlü de iki yakası bir araya gelmiyor. İşte kıymetli ekonomi profesörü bize bugün bütün bu sömürülere rağmen Amerika’nın ekonomisinin durumu nedir bunu açıklayacaktır inşallah.

Böylece bu anlattığım hususları da bu işin Türkiye’de en kıymetli uzmanı olan Profesör Beşir Hamitoğulları’ndan dinleyeceğiz inşallah yarın sabahleyin. Emperyalizm bütün insanlığı nasıl sömürüyor. Bu önemli tarihi konferansın en mühim konuşmalarından birisi de budur. İşte size bir açılış konuşmasında, bu konferansın manası nedir, ehemmiyeti nedir, bugün bulunduğumuz tarihi dönüm noktasında ne yapılıyor bunu konuşuyoruz. Bu tanıtmamı şu şekilde toplama ve konuşmamı -açılış konuşmamı- bitirmek istiyorum. Bütün bunlar ile ne anlattık: Altı milyar insan sömürülüyor. Biz insanlık olarak bu sömürüyü yaşamaya mecbur değiliz. Bir Adil Düzen vardır. Herkese hakkını veren bir düzen var. Böyle bir düzen var mıdır yok mudur? İşte bu konferansta bu düzen gösterilecek. Bugün ki Dünya üzerinde haksızlık bu emperyalizmin diktatörlüğü ilan edişi ve tek devlet kurmak istemesi, bunların tatbikatı bu konferansta dile getirilecek. Bütün bunların manası nedir, nasıl geçen sene Stuttgart’ta yapılmış olan konferansın manası: Ey insanlık duyun, bir Adil Düzen vardır! Bunu tanıtma konferansı ise bu yıl Almanya’nın Wuppertal şehrinde yapılan bu konferansın da özeti; Ey insanlık bizi duyun, Emperyalizm diktatörlüğüne hayır! Tekrar ediyorum, Emperyalizm diktatörlüğüne hayır. İşte ilim yoluyla bu konferansta Emperyalizmin tek Dünya devleti kurmak altı milyar insanı esir etmek üzere Rusya’nın yenilmesinden sonra açtığı bu bayrağın biz ilim yoluyla karşısına çıkıyoruz. Hayır! Sizin bu yaptığınız sömürüdür. Bu Kuveyt’in kurtarılması değildir. Bu altı milyarın esir edilmesidir. Altı yüz bin Kuveytlinin kurtarılması değil, altı milyarın esir edilmesidir. Onun için bütün insanlık adına Emperyalizmin bu ikiyüzlü davranışını ilim ile protesto ediyoruz. Cenab-ı Hak bu konferansı bütün insanlık için faydalı kılsın. Bu konferansa gerek konuşmacı gerek dinleyici olarak katılan bütün kardeşlerimizden Allah razı olsun. Bunu tertip eden İSV, Ekonomik Sosyal Düzenler Araştırma Enstitüsü’nün yöneticilerine bir kere daha teşekkür ederek sözlerimi kapatıyorum.

Esselamunaleyküm.