27 Şubat 2018 Sayı 117 Sayı 117
Basel Konuşması

Bismillahirrahmanirrahim Elhamdülillahirrabbil alemin veesselatü vesselamü ala seyyidina muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ecmain

Esselamu aleyküm çok aziz ve muhterem kardeşlerim. Bugün 3 Eylül 1994 günü. Cenabı Allah’ın lütfuyla İsviçre'nin Basel kentindeki Theodor Herzl  salonunun içindeyiz. Her şeyden evvel bu salonda böyle bir toplantıyı yapmayı nasip ettiği için Cenab-ı Hakka sonsuz şükürler ederek sözlerime başlıyorum. Ve biraz evvel bir nihai bildiri okundu, bu nihai bildiri bugün yine İsviçre'nin Basel kentinde yapılmış olan 2. Avrupa İslam Birliği toplantısına ait bildiridir. Sabahtan beri üç celse bundan önce akdedildi. Biraz evvel ki bildiride okunduğu gibi Avrupa’da ki kırk tane temsilcilerinin ki; temsilcilerinin adedi 120- 130’u bulmaktadır. İştirakleriyle 2. Avrupa İslam Birliği toplantısı yapıldı. Bu toplantının şimdi dördüncü celsesini birlikte yapıyoruz. Bu celsede nihai bildirinin okunması ve kapanış konuşmasının yapılması programlanmıştır. Bu toplantıya bilhassa Basel ve İsviçre'de bulunan siz Müslüman kardeşlerim koştunuz iştirak ediyorsunuz. Bu toplantının hayırlı olmasını Cenab-ı Allah'tan diliyorum bir kere daha.

Muhterem kardeşlerim her şeyden evvel bugün bu salonda toplantı yapmış olmanın büyük heyecanını taşıyoruz. Bir kere daha bu heyecanı huzurlarınızda açıklamak isterim. Bu gördüğünüz salon bundan tam yüz sen evvel bir başka toplantıya sahne olmuştu. O toplantı bu salona adını veren Theodor Herzl başkanlığında yapılmış olan bir toplantıydı. Dünyanın tanınmış Siyonistleri bu toplantıya davet edilmiş ve bu salonun içerisinde 1897 yılında yüzyıllık bir plan ve programın esasları tespit edilmişti. Theodor Herzl'in bu salonda yapmış olduğu planın ana hatları neydi?

Onlar dediler ki: "Biz Dünya’ya hâkim olacağız" , Siyonistler olarak! Bunun için üç kademeli bir plan uygulayacağız. Birinci kademe önce bize bir vatan lazım. İsrail'i kuracağız. Sonra bu İsrail'i büyük İsrail haline getireceğiz. Fırat ve Nil arasında Süleyman (as) zamanındaki Beni İsrail topraklarının hepsini İsrail'in içine katacağız. Ondan sonrada büyük İsrail'i kurduğumuz zaman dünya hâkimiyetinin yolu açılacak bize. Üçüncü kademe olarak da bütün dünyaya hâkim olacağız. Ve böylece bugün yeryüzünde bizim hâkim olmamıza mani olan Müslümanlığı tamamen ortadan kaldıracağız. İşte yüz yıl evvel bu salonda yapılan tarihi toplantının ana kararları bunlardı. Bu kararları bu toplantıya iştirak edenler almakla kalmadılar, hayatları boyunca canla başla bu aldıkları kararlar için geceli gündüzlü azimle çalıştılar. Öyle ki şu geçtiğimiz yüz sene esnasında hep bu kararların etkisini insanlar yaşadı.

Nasıl olacakta İsrail kurulacak!

İsrail'i Filistin de, Kudüs de kurmak istedikleri için önce burada gidip Sultan Hamit cennet mekândan Theodor Herzl'in kendisi bu salondaki toplantının arkasından Rusya'ya ilan edilmiş bir harp dolayısıyla para ile İsrail'e toprak satın alıp İsrail'i kurmak için teşebbüse geçti. Sultan Hamid’in meşhur sözünü hepiniz biliyorsunuz. "Şehid kanıyla alınan vatan toprağı satılmaz" dedi. Sultan Hamid’i tanıdıktan sonra Theodor Herzl tekrar bu Basel şehrine dönerken hatıra defterine şunları yazıyor: "Bu salonda almış olduğumuz kararları tatbik edeceğime inanıyordum. Ancak Sultan Hamid’i gördükten sonra şu anda kanaatim odur ki; bu kararların tatbiki bizim için meğer bir hayalmiş". Büyük bir üzüntüyle gözyaşları arasında bu notu yazan Theodor Herzl tekrar Basel'e gelip kendi dostlarına kavuştuğu zaman bir kere daha planını yeniledi ve burada alınmış olan kararları tatbik etmek için büyük bir gayretle çalışmaya koyuldu. Artık İsrail'in kurulması için hatta Osmanlı Devletinin yıkılması gerekiyordu. Bunu temin etmek için İtalya'dan Emanuel Karasu'yugörevlendirdiler. Gitti Osmanlı topraklarına yerleşti. Orada ilk mason localarını açtı ve Sultan Hamid üzerine baskı yaparak II. Meşrutiyeti ilan ettirdi 1908 de.  Yani bu salondaki toplantıdan on bir yıl sonra ve de o teşkil edilmiş olan meclis de bir yıl içerisinde Sultan Hamid'in tahtan indirilmesine karar aldırttı. O Emanuel KarasuSultan Hamid'in tahtan indirilmesini gitti kendisine tebliğ etti 1909'da ve böylece tarihin bir önemli bir dönüm noktasına gelindi. Sultan Hamid tahtan indikten sonra Trablus'u İtalyanlara hediye etmek için Trablus harbini yaptırtırdılar. Sonra Balkan harbi sonra Cihan harbi böylece Osmanlı'yı yıktılar. 1897'den 1918'e kadar takriben 20- 25 yıllık dönem Osmanlı'nın yıkılması için yaşanmıştır. Bu salonda yapılmış olan toplantıdan yüz senelik yapılmış olan programın ilk yirmi beş senesi işte böyle geçti. Arkasından Osmanlı yıkıldıktan sonra bütün Müslüman ülkeler batılılar tarafından işgal edildi. Müslüman ülkelerinin halklarının Müslümanlıktan uzaklaştırmak için akla hayale gelen her türlü metoda çareye başvurup tam yirmi beş yıl Müslüman ülkeler işgal altında kaldılar. Ve ikinci Cihan harbinden sonra ancak Müslüman ülkeler Allah’ın lütfuyla tekrar bir bir istiklallerine kavuşma fırsatı buldular. Bu salonda alınan kararların ilk elli yılı böylece İslami ortadan kaldırmak için yapılan büyük gayretli çalışmalarla geçmiştir. Elli yıl sonra İsrail’i kurdular. Nitekim ikinci Cihan harbinin sonunda İsrail kuruldu. Ondan sonra büyük İsrail’i kurmak için büyük gayretler harcıyorlar bugüne kadar. Ancak görüyoruz ki; kuvvet kudret sahibi Cenab-ı Allah’tır. Bundan dolayıdır ki burada alınmış olan planlar Allah’ın lütfuyla yürümedi. Nitekim elli yıl sonra İslam ortadan kalkacağına, önce yirmi beş yıllık bir dönemde Müslüman ülkeler bir bir bağımsızlıklarına kavuştular. Böylece yüz yıllık planın üç tane yirmi beş yılı geçti. 1969’dan sonra bilhassa bütün Müslüman ülkelerde bir büyük uyanış dönemi başladı. Unutmayınız ki 1969 Türkiye’de de Milli Görüş harekâtının başladığı tarihtir. Ve o günden bugüne kadar tam yirmi beş yıl geçti. Bu bir asrın son yirmi beş yıllık dönemi bütün Müslüman ülkelerdeki Müslümanların bir uyanış dönemi olmuştur. İşte yirmi beş yıllık bir uyanış döneminden sonra bugün ki güne ulaştık. Evet, bu salonda alınmış olan karar yüz yıllık bir plan idi. Yüz yıl sonra Müslümanlık ortadan kaldırılacaktı. Ama Allah’ın lütfuyla yüz yıl sonra Müslümanlığın ortadan kalkması şöyle dursun bugün yeryüzünde bir buçuk milyar Müslüman var ve bir ucu Kazakistan’dan, öbür ucu Fas’a kadar gidiyor. Elli altı tane Müslüman bağımsız devlet var. İki yüz tane Müslüman topluluk var. Amerika’da yedi milyon Müslüman var. Çin’de seksen milyon Müslüman var. Hindistan’da üç yüz milyon Müslüman var. Bir buçuk milyar Müslüman bugün yeryüzünün her ülkesinde bir Müslüman topluluk var. Bu arada Avrupa’nın da her ülkesinde Müslüman topluluk var. Bu salonda alınan kararla gerçi Osmanlı Devleti yıkıldı. Ancak yüz sene sonra Allah’ın lütfuyla Müslümanlık ortadan kalkmadı. Tam tersine yüz sene sonra şimdi Müslümanlık çok daha büyük bir güç, çok daha büyük bir kuvvet olarak yeniden doğuyor. Bakınız Osmanlı Devletinin en fazla nüfusa sahip olduğu zaman nüfusu altmış milyon, şimdi yalnız Türkiye’nin içinde altmış iki milyon insan yaşıyor, üç milyonda Avrupa’da işçi kardeşimiz var. Altmış beş milyon yalnız Türkiye’nin nüfusudur. Bütün İslam âlemini dikkate aldığımız zaman bir buçuk milyarlık bir İslam âlemi var ve inşallah bu bir buçuk milyarlık İslam âlemi şimdi İslam birliğini kuracak. Çünkü yirmi beş yıllık bir uyanış devresi yaşandı. Yeryüzünde barışın saadetin tesisi için İslam birliğinin kurulmasından başka çare bulunmadığını artık bir buçuk milyar Müslümanın hepsi biliyor ve böylece Osmanlıyı ortadan kaldırdılar ama İslam şimdi ta Kazakistan’dan Fas’a kadar bir okyanustan öbür okyanusa kadar çok daha büyük bir tarzda güçlenmiş olarak yeniden doğuyor.

Neden ?

Kuvvet kudret sahibi Cenab-ı Allah’tır da onun için.

Hepimiz bu akşam ve şu anda fevkalade heyecanlı bir an yaşıyoruz. Hepimiz Allah’ın lütfuyla bugün burada yaşadığımız bu tarihi olayı unutmayacağız ve hepimizin hatırında inşallah hayatımızın sonuna kadar şu salonda yüz sene evvel alınan karardan sonra, yüz sene sonra bu salonun alnına Kelime-i Tevhid bayrağının çekilmiş olduğunu bu bayrağı hayatımızın sonuna kadar unutmayacağız. Onun için böyle bir tarihi akşamı birlikte yaşamayı nasip ettiğinden Cenab-ı Hakk’a bir kere daha sonsuz şükürler ediyoruz ve Cenab-ı Hakk’a hamd ediyoruz ki bu tarihi akşamı bu salonu dolduran inançlı kardeşlerimizle hep beraber heyecanla yaşıyoruz.

 Aradaki fark nedir?

Yüz sene evvel bu salonda toplananlar; biz yeryüzüne hâkim olalım. Herkes bizim için çalışsın. Bizim emir kumandamızda olsun inancıyla hareket ediyorlar. Ama yüz sene sonra bu salonda toplananlar ise; hakkı hâkim kılmak için herkese hakkı verilsin, yeryüzündeki altı milyar insanın hepsi saadet bulsun diye toplanıyor. İşte bundan dolayıdır ki toplantının birisi, yani bugün yapılan toplantı hayrın ta kendisidir. Maalesef yüz sene önce yapılmış toplantı ise insanlığın saadetine mani olucu bir toplantı idi. Aradaki fark ak ile kara kadar büyük bir farktır. Cenab-ı Hak bu tarihi akış içerisinde bu ak toplantıda bu hayır yolunda bulunanlardan bizi kıldığı için ayrıca Cenab-ı Hakka sonsuz şükürler ederiz.

İşte muhterem arkadaşlarım. Bu akşam bu salonda bu tarihi anı birlikte yaşıyoruz ve görüyorsunuz ki biraz önce okunan bildiriyle şimdi Müslümanlık yok olmak şöyle dursun, bilhassa bütün Dünya’da ve onun bir parçası olmak üzere Avrupa’da bir İslam Birliği kuruluyor. Avrupa’da bugün elli dört buçuk milyon Müslüman var. Avrupa coğrafyada Ural dağlarının batısında ki bir kıta olarak tarif edilir. Ural dağlarının batısında önce Rusya var. Bugün hepsini yönetmiş olduğu Rusya’nın içerisinde yirmi milyon Müslüman var ve bu tarihi akşamda bu Müslümanların baş müftüsü salonumuzun içerisinde bulunmaktadır. İşte Tacettin Bey Rusya Müslümanlarının lideri olarak bu tarihi toplantımızda aramızdadır. Diğer yandan şöyle haritayı gözümüzün önünde bulundurarak göz gezdirecek olursak Kafkaslarda; Azerbaycan, Gürcistan, Dağıstan, İnguş, Çeçen, Başkır bütün bunların hepsi İslam ülkesidir. Diğer taraftan Balkanlara geldiğiniz zaman Bosna-Hersek, Sancak, Makedonya, Kosova ve Arnavutluk doğu bloğu ülkelerinde, Polonya, Çekoslovakya, Silovanya, Silovakya ve Macaristan bütün bu ülkelerin hepsinde bugün ayrıca İslam cemaatleri bulunmaktadır. Ve yine Finlandiya’da İsveç’te Norveç’te Danimarka’da ki bu cemaatlerin temsilcileri bu tarihi akşamda bu salonda içerisinde birlikte bulunmaktadırlar Ve bugün ki konferansı birlikte yapmışlardır. Viyana'nın batısına geldiğimizde ise; Almanya, İsviçre, Fransa, İngiltere, İtalya, Malta, Portekiz, İspanya, Belçika, Hollanda bütün Avrupa’daki kırk muhtelif ülkenin hepsinde de İslam cemaatleri teşekkül etmiştir. Ve bunları topladığımız zaman yekün elli dört buçuk milyon Müslüman yapmaktadır. Bu elli dört buçuk milyon Müslüman Avrupa’nın ta kendisidir. Avrupa’nın vücudunun bir parçasıdır. Çünkü Avrupa işte bunlardan meydana geliyor. Adet itibariyle iki yüz yirmi milyon Katolik var. Elli dört buçuk milyon Müslüman var. Sadece kırk üç milyon Protestan var. Görüldüğü gibi Müslümanlık adet itibariyle Avrupa kıtasının kendi dini olmuştur. Ve Allah’a şükürler olsun her gün Avrupa’da Müslümanların adedi hızla artmaktadır. Rusya baş müftüsü Tacettin Bey bugün konferansta bir söz söyledi. Dedi ki: "Ben bu konferansa davet edildiğim zaman kendi kendime bir manevi hesap yaptım. Acaba İsviçre’nin Basel kentindeki konferansa mı koşup gitmeliyim yoksa Rusya’da her gün her dakika bir Rus geliyor, Müslüman oluyor. Onların Müslümanlık muamelelerini mi oturup burada yapmalıyım. Hangisi manevi bakımdan daha kârlıdır. Bunun hesabını yaptım. Onların dönüşte de kaydını yaparım ama bu tarihi toplantıyı hiçbir zaman ele geçiremem. Koştum onun için buraya geldim.” demiştir. Görüldüğü gibi bütün Avrupa’da ki ülkelerde sadece Rusya’da değil, her gün akın akın insanlar İslam dinine gelmektedirler. İşte Allah’a şükürler olsun bu salonda yüz sene evvel yapılmış toplantıdan yüz sene sonra Cenab-ı Hakkın lütfuyla böyle bir manzarayı yaşıyoruz. Böyle bir bahtiyarlığı yaşıyoruz çok şükür. Evet, Müslümanlık Avrupa’nın kendisinin bir parçasıdır. Ancak ne var ki; hepimizin bildiği gibi batı toplumlarının içerisinde aşırı uçlar var. Bu aşırı uçlar kendi yönetimlerini etkiliyorlar ve bunlar hala asırlardan beri düşündükleri bir yanlış inanç dolayısıyla Müslümanları ortadan kaldırmak için çalışıyorlar. Ve dolayısıyla bugün Avrupa’da yaşayan elli dört buçuk Müslüman büyük bir baskı ve zulümle karşı karşıya bulunmaktadır. Avrupa’da ki Müslümanların üç mühim derdi var biraz önceki bildiride belirtildiği gibi Müslümanlık Avrupa’nın bir parçası olduğu halde Avrupa’daki Hristiyanlar Müslümanlığı göçmenlerin bir diniymiş gibi düşünüyor. Müslümanlığı yabancı bir dinmiş gibi düşünüyor. Elli dört buçuk milyon Müslüman var Avrupa’nın içerisinde bunun nesi göçmen nesi yabancı Avrupa’nın ta kendisi İslam olmuştur. Ve inşallah zamanla bütünü İslam olacak ve böylece saadete kavuşacaktır. Hal böyleyken bu kabil düşünceler maalesef hala bazı mihraklar tarafından körüklenmektedir. İkinci önemli bir mesele ise, her ne kadar batı ülkelerinde anayasalarda ve kanunlarda efendim biz bütün dinlere eşit muamele yaparız gibi cümleler yazılır. Ama tatbikata gelindiği zaman kanunlarda anayasada yazılanlar başka tatbikat başka. Batının bütün ülkelerinde Müslümanlara karşı hep çiftte standart uygulanıyor. Dünyanın her yerinde olduğu gibi batı da çiftte standart uygulanıyor. Ve de üçüncü önemli mesele; her gün Müslümanlık aleyhine gerçeklerin tam tersine maksatlı propagandalar yapılıyor. (Haşa) Müslümanlık terörizmmiş. Müslümanlık gerilikmiş. Bu nasıl çocukça çelişkidir ya Rabbim. Nasıl Müslümanlığa siz terörizm dersiniz. Müslümanlığın adı bile İslam, "silm" barış demektir. İslam dini barış dinidir. Kardeşlik dinidir. Daha adı barış ve kardeşlik olan dinin, bir inanışın mensuplarını siz nasıl terörist olarak tanıtmaya çalışırsınız.

Öbür taraftan batı nesi varsa hepsini İslam’a borçludur. Çünkü bakınız ta bundan kırk üç sene evvel bendeniz Almanya’da Leopar tankları üzerinde çalışırken Alman profesörlerle bu konuları hep konuşmuşuzdur. Bir gün onlara aynen şu sözü söylemiştim.

Dedim ki bakın ey batılı profesörler. Siz Müslüman ülkelere herhangi bir keşfinizi patentinizi veridiniz mi; Bizden patent hakkı istiyorsunuz. Peki  ya Müslümanlar sizden patent hakkı isteseler haliniz ne olur hiç düşündünüz mü?

- Müslümanların bizde ne keşfi var, ne patent hakkı dedikleri zaman; Kendilerine basit bir açıklama yaptım dedim ki kalpoflarında her makinanın başına bir kız çocuğu koymuşsunuz sabahtan akşama kadar bu çocuk rakamlar yazıyor önce bu rakamların sahibi Müslümanlardır. Çünkü Müslümanlardan önce insanlık sayı işareti olarak bir şey bilmezdi. Sayı, ne demek sayı, matematik?  Bunu insanlığa hediye eden Müslümanlardır. Bugün batıda kullanılan rakamlar;  İslam’ı bunlar Endülüs’ten aldıkları için bizim mağribi Müslümanların işaretidir. Bizim eski yazıda kullandığımız İslam ülkelerinde kullanılan işaretler ise meşriki Müslümanların işaretidir. Hepsi Müslümanların malı. Sayı diye bir işaret bilmezlerdi. Efendim Romen rakamı yazalım diyorlar şimdi. Romen rakamı dediğin nedir senin arkadaş? X, M, L, C, I bunlar rakam değil ki, alfabenin harfleri. Niye, çünkü Romalılar sayı bilmezdi. Eski mısırlılarda bilmezdi eski Çin de eski Mezopotamya da bilmezdi. Müslümanlar sadece işaret değil, Müslümanlıktan önce alfabede altmış tane harf olduğu için insanların sayı dünyası altmış da biterdi. Müslümanlar geldiler sonsuz sayıyı on tane işaretle ifade edecek olan ondalık sistemi insanlığa hediye ettiler. On tane işaret istediğin sayıyı yaz. Üç yüz altmış yedi trilyon şu kadar mı ne yazarsan yaz. On tane işaret sonra işte bu ondalık sistem vasıtasıyla insanlara toplamayı öğrettiler. Çıkarmayı çarpmayı bölmeyi Müslümanlar öğrettiler ne söylüyorum duyuyor musun ? İşte o Alman profesörlere demiştim ki; bak bizim rakamlarımızı her kullandığınızda çok değil bir para patent hakkı verseniz ve de her toplama her çıkartma yaptığınız zaman bir para patent hakkı verseniz bir paradan küçük para yok ki, bir para hakkı verseniz bir yılda Müslümanlara ne kadar ödemeniz lazım biliyor musun? On tane Paris’i on tane New York’u on tane Londra’yı on tane Berlin’i verseniz Müslümanlığın hakkını ödeyemezsiniz. Tam kırk üç sene önce onlara şu cümleyi söylemiştim. Eğer ey batılı profesörler Müslümanlar sizden patent haklarını isteseler ayağınızda donunuz bile kalmaz. Her şeyinizi verseniz yine Müslümanların hakkını ödeyemezsiniz. Ne konuşuyoruz biz şimdi. Batının kullandığı bütün ilimler; matematik, fizik, kimya, coğrafya, tıp aklınıza ne geliyorsa hepsinin sahibi Müslümanlar. Efendim bunlar aya gidiyor. Neyle gidiyor aya? Bizim rakamımızla bizim toplamamız bizim çıkarmamızla, bizim koyduğumuz temel prensiplerle. Bunlar sadece İslam’ın getirdiği temel mefhumları kullanıyorlar o kadar. Sahibi kim? Müslümanlar. Onun için bak Frankfurt’ta ilimler tarihi profesörü Harkmel Müslümanlık dendiği zaman önünü ilikliyor çünkü İslam’ın insanlığa yaptığı sonsuz hizmet hakkında bir ilim adamı olarak bilgi varda onun için. Sen nasıl bütün ilimlerin sahibi Müslümanlığı gerilik dersin. Hatta makine keşiflerini önce Müslümanlar yaptı. Bak bugün Londra’daki İngiltere’deki üniversitelerde bin yıl evvel bir İslam devleti olan, Diyarbakır’da kurulmuş bulunan, saraylarda kullanılan Ebul İzin makinaları sibernetik otomatik çalışan makinaların bugün Erlangende Almanya’da İngiltere’de kopyaları yapılmıştır. İnsanlık tarihinin ilk mucize makinaları olarak. Onun için tekniğinde sahibi Müslümanlardır. Bak Harun Reşit Alman kralı Şarlman'a bir çalar saat hediye etti. Müslümanlar o çalar saati yapmış göndermiş. Harun Reşid'in gönderdiği bu saat karşısında Şarlman teknik bakımdan o kadar geri idi ki; o gece uyuyamadı şeytan ne zaman gelip bu saati çalacak onu yakalayacağım diye başında bekliyordu. İşte iki âlem arasında bu kadar büyük fark vardı. Ne konuşuyoruz biz şimdi? İnsanlığa elbette saadeti getiren Müslümanlar olmuştur. Dolayısıyla her şeyin sahibi Müslümanlar olduğu halde Müslümanlığı bir gerilikmiş gibi göstermek ancak büyük bir cahilliğin bir ifadesi olabilir. Ama ne yazık ki işte batıda körü körüne bu propagandalar yapılmaktadır.

            Yapılıyor da ne oluyor?

Sovyetlerin dağılmasından sonra bak şimdi Nato düşman rengi olarak yeşil rengi aldı. Kırmızıydı eskiden Komünizmi düşman sayıyorlardı. Şimdi İslam’ı düşman sayıyorlar. Ve de şimdi mutlaka bir düşman meydana getirmek için uğraşıyorlar. Böylece İslam’la batı arasında gerginlik doğuruyorlar. Yeryüzünü fesada götürüyorlar. İşte böyle bir anda, şimdi biz Avrupa İslam birliğini kuruyoruz ki batılıları ikaz edelim. Düşmanlıktan vazgeçin. Çünkü bu düşmanlık size de saadet getirmez. Ondan dolayıdır ki barış, diyalog, kardeşlik bir arada yaşama esaslarına dönünüz. Bu söz, bu ses, İslam’ın sesidir. Çünkü İslam kardeşlik dinidir. Bakınız bir noktayı çok iyi bilmek mecburiyetindeyiz. Biz Elhamdülillah Müslüman olduğumuz için batının içindeki bazı aşırı mihrakların kalbinde ne var bunu anlamakta zorluk çekiyorum. O insanlara siz Müslüman dediğiniz zaman onlar ifna edilecek bir mahlûk olarak düşünüyorlar. Müslümanlar mı? Yok edilmesi lazım diye düşünüyor. İnancı bu. İşte bu inancı bugün Bosna’da görüyoruz. Bosna’da bütün Müslümanlar ifna ediliyor. Çünkü asırlardan beri böyle yetiştirilmiş bunlar. Hâlbuki biz Müslümanlar elhamdülillah kendi içimizde ne düşündüğümüzü biliyoruz. Müslümanlığın özü iki cümledir: Halikı tazim, mahlûkata şefkat. Yaratıcımız, Rabbimiz her şeyimizin sahibidir. Ona tazim ediciyiz. Mahlûkat yani nebatlar hayvanlar ve insanlar hangi dinden olursa olsun hepsi Allah’ın kuludur. Hepsine şefkat etmek bizim dinimizin temelidir. Biz bir Hristiyan bir Musevi gördüğümüz zaman ne düşünüyoruz? Keşke bu da Müslüman olsa keşke bu da saadet bulsa, biz onun iyiliğini düşünüyoruz. Çünkü Müslümanlık dininin temeli şefkattir, iyiliktir. Çünkü Peygamberimiz (sav) Rahmeten-lil-Alemin, sadece Müslümanlara değil, bütün alemlere rahmet olarak gönderilmiştir. İslam dininin temeli şefkattir. İyiliktir. Onun için biz altı milyar insanın hepsinin saadetini istiyoruz. Ama ne yazık ki onlar yanlış bir terbiye ile yetiştirilmiş. Onlar Müslümanların yok edilmesini düşünüyor. İşte bunun en açık ispatı Kudüs’tür. Bin yıldan beri Kudüs birçok defa Müslümanların eline geçti. Müslüman diyarıdır zaten. Sonra da arada sırada Hristiyanlar geldiler oraları işgal ettiler. Ne görüyoruz? Ne zaman ki Hristiyanlar Kudüs’e geldiler. Bütün Müslümanları katlettiler. Müslümanlar geldiği zaman Hristiyanların hepsini affettiler. İşte bin yıllık tarih bu söylediğimiz gerçekleri açıkça ispat ediyor. Ne yazık ki şu anda batıda böyle bir hastalık var. Bu hastalık batının içindeki aşırı uçlardan ileri geliyor. Onun için biz her vesileyle hep batılı aydınlara sesleniyoruz ki gelin içinizdeki bu aşırı uçları hep beraber tedavi edelim. Siz bunlara uyarsanız yeryüzünü ifsat edersiniz, kimse saadet bulmaz. İşte bu hastalıktan dolayı batı toplumunun içindeki bu hastalıktan dolayı Avrupa’daki elli dört buçuk milyon Müslüman birçok haksız muamelelere maruz kalıyor. Bu durum karşısında elbette Müslümanların birlik kurmaları dayanışmaları çok doğaldır, çok gereklidir. Nasıl Müslümanlara karşı yapılan haksız muamelelerde batının yöneticileri, medyası, kuruluşları, aralarında uluslararası iş birliği yapıyorlarsa; Avrupa’daki elli dört buçuk milyon Müslümanın da Avrupa çapında bir birlik kurması en zaruri hareketlerden birisidir. İşte bundan dolayıdır ki, Avrupa’daki Müslümanlar yıllardan beri 50 yıldan beri burada Müslümanlar var. Bir yirmi beş yıl kargaşalıklarla geçmiştir. İkinci yirmi beş yıl Müslümanlar teşkilatlanmaya başladılar. Son on yılda da Müslümanlar arasında bir birlik kurulması çalışması yapıldı. Bunun en son tatbikatı geçen yıl Davos’ta yapılan toplantıyla ortaya çıkmıştır. Davos’ta denildi ki; böyle senede bir defa toplanarak bu işler olmaz. Bir İslam Parlamentosu kuralım. Nasıl Brüksel’de Ortak Pazar binası var ise bizde Avrupa’nın merkezinde bir bina kuralım bir merkez binası Avrupa’daki kırk tane Müslüman topluluk bu binada temsil edilsin. Binanın bir güzel konferans salonu olsun. Binanın içerinde Müslüman ülkelerden alınan haberler birbirine aktarılsın. Binanın içerisinde İslami lokanta olsun. Süpermarket olsun ve bu bina böylece batılara İslam’ın ne olduğunu gösteren bir vitrin olsun. Bir an evvel bir merkez kuralım ve elli dört buçuk milyon Müslüman beraberce yapılan haksızlıkları düzeltmek için el birliğiyle çalışalım dendi geçen sene Davos’ta ve bu merkez binasının kurulması için hazırlıklar yapıldı. Biraz önce okunan nihai bildiride belirtildiği gibi yerler araştırıldı. İnşallah en kısa zamanda böyle bir bina kurulacak. Ve Avrupa’daki elli dört buçuk milyon Müslüman kırk tane İslam topluluğu birbiriyle en yakın iş birliği içerisinde bütün Avrupa’nın saadeti için çalışacak. Aynı şekilde tabi Asya’daki Müslümanlarında bir birlik kurması, Afrika’dakilerin de bir birlik kurması bütün bunlarının hepsinin de Dünya İslam birliğini kurmaları gerekmektedir. Nitekim biraz evvel ki bildiride konuşmacı kardeşim Asım Beyinde ifade ettiği gibi inşallah işte bu salonda yüz sene evvel yapılan toplantıdan sonra yüz sene sonra İslam’ın ortadan kalkması yerine inşallah İslam birliği kurulacaktır. Bir buçuk milyar Müslüman İslam birliğini nasıl kuracak Müslüman ülkeler kendi Birleşmiş Milletler teşkilatını kuracaklar. Bugün şu halimize bakın Bosna’ya uçak uçurtacağız Btros Gali'den merhamet dileniyoruz. Bu ne büyük zillet ne büyük zillet. O bizden izin istesin. Cenab-ı Allah bu imkanları Müslümanlara vermiş. Müslüman ülkeler kendi NATO teşkilatlarını kuracaklar inşallah. Müslüman ülkeler kendi ortak pazarlarını kuracaklar. Bir Müslüman ülkeden başka Müslüman ülkeye geçerken pasaport olmayacak. İstediğin gün Mekke’ye gideceksin, istediğin gün Bişkek’e gideceksin. Hudutlar bu manada ortadan kalkacak. Yani para, insan, mal tamamen serbest şekilde hareket edecek. Ortak pazarın maksadı bu değil mi? Müslüman ülkeler kendi para birimine geçecek. Kendi kültür birliği teşkilatını kuracak. Bir buçuk milyar Müslüman tek bir vücut gibi olacak. Eğer Müslüman ülkeler kendi NATO'sunu kursaydı; Sırplar Bosna’ya bu taarruzu yapabilirler miydi? Ermeniler Azerbaycan’a bu katliamı yapabilirler miydi? Cesaret edemezdi çünkü bir buçuk milyarlık İslam âlemini karşısında görecekti. İşte İslam Birliği yeryüzünde barışın tesisi için hakkın adaletin hakim olması için kuruluyor ve böylece İslam Birliği altı milyar insanın saadeti için kuruluyor. Cenab-ı Hakk'ın lütfuyla bu salonda yapılan toplantıdan yüz sene sonra nasıl Avrupa’da elli dört buçuk milyon kendi birliğini kuruyorsa Asya’da ki Afrika’da ki ve diğer ülkelerdeki Müslümanlarda aynı şekilde kendi birliklerini kurmak için çalışıyorlar. Ve inşallah çok yakında da dünya İslam birliği kurulacaktır.

Şimdi bugün sizlere bütün bu çalışmalar içerisinde birkaç cümleyle dahi olsun hepinizin merakla beklediği bir diğer konu üzerinde de kısaca açıklamalarda bulunarak inşallah konuşmamızı derleyip toparlayıp kapatacağız. Ne hakkında açıklamada bulunacağım. Bakınız İslam birliğinin kurulması yeryüzünde barışın hâkim olması için hepimiz biliyoruz ki en büyük görev Türkiye'ye düşüyor. Neden? Çünkü Türkiye coğrafya itibariyle, tarih itibariyle ve diğer birçok faktörler itibariyle bu hususta mutlaka yapıcı davranmak mecburiyetindedir. Türkiye de mevcut şimdiye kadar ki yönetimler hep buna mani oldular. Mesela Müslüman ülkeler kendi arasında gümrükleri kaldıralım diyor. Türkiye heyeti geliyor efendim %10’dan fazla kaldıramayız çünkü Amerika müsaade etmiyor diyor. Müslümanlar arasında gümrük kalkmıyor ama İsrail’e gümrükler kalkıyor. Avrupa’ya gümrükler kalkıyor. Başka taraflara gümrükler kalkıyor. Müslüman ülkelere olan gümrükler kalkmıyor. Kim mani oluyor? Türkiye’de ki yönetimler mani oluyor. Yoksa Müslüman İslam konferansı toplanıyor. Bosna’da barışı temin etmek için buraya havadan uçak gönderelim diyor. Nasıl Amerika başka yerlere bu çeşit harekâtlar yapıyor bizde yapalım. Kim mani oluyor, Türkiye mani oluyor. Aman yapmayalım bu Amerika’nın hoşuna gitmez diyor. Bu gerçeği herkes biliyor, hepimiz biliyoruz. Ben buna neden temas ediyorum şimdi? İşte Allah’a şükürler olsun şimdi bu gelişmeler olurken Türkiye’de de en büyük devrim yaşanıyor. Nedir o devrim? Batı taklitçiliğinin aynı şekilde iflasıdır. Nasıl Rusya’da yetmiş yıl komünizm insanlara zulüm etti sonra iflas etti, yok olduysa; Türkiye’de de elli yıldan beri. Bizi geri bırakan hep batıya uyduluk yapan batı taklitçiliği zihniyetini de Allah’a şükürler olsun bitmiştir. Nasıl oldu bitti? Bak bir kapı üç defa çalınır. Çok kısa birkaç cümleyle özetlemek istiyorum. Türkiye'de bu büyük devrimin ilk işareti 1 Kasım 1992’de yaşandı. Bir milyon insanın oturmuş olduğu yirmi üç seçim bölgesinde Refah Partisi oyların %28 ini aldı. Çiller hanımın partisi %14 aldı. Ne zaman 1 Kasım 1992, iki yıl evvel. Böylece Refah Partisi Türkiye’de bütün partilerin önüne geçti ve en büyük parti oldu. Sonra 27 Mart seçimleri geldi. Ne oldu 27 Mart da bir büyük yanar dağ gürledi. Beklenen yanar dağ gürledi. Başta Dünya'nın merkezi İstanbul, Türkiye’nin merkezi Ankara, Anadolu’da Büyük Selçuklu payitahtı Konya, Kayseri, Erzurum, Diyarbakır sayın aklınıza ne gelirse Trabzon, Rize, Sakarya, Kütahya, Van, Urfa, Adıyaman, ne gelirse aklınıza sayın. Bütün buralarda halk yerel yönetimleri Refah Partisine verdi ve batı taklitçilerini tasfiye etti. Bunun arkasında bir üçüncü seçim daha oldu. Ne zaman? 3 Temmuz ve 10 Temmuz da, iki ay önce. Bu seçimde bir milyon insanın yaşadığı yerde oldu. Oldu da ne oldu? Temmuz seçimlerinde Refah Partisinin oy oranı %37 oldu ve DYP'nin oy oranı, Çiller hanımın oy oranı %12 oldu. Peki, SHP’nin oy oranı ne oldu? SHP'nin oy oranı da %5 oldu. %29’du %21' e düştü %15 e düştü %5 e düştü. Çok şükür yerle bir oldu, paspas oldu. İşte son üç tane seçim bugün Türkiye’de Refah Partisinin oy oranı %37’dir. Seçimden bahsediyoruz anket manket değil. Diğerlerinin üçünün toplamı % 29 bak DYP %10 ANAP onun kadar %12 DSP, SHP %5. üçü %29 yapıyor. Yalnız refah %37 yapıyor. Şimdi herkes ne bekliyor? Refah ne zaman iktidara gelecek. Aman bir an evvel gelsin. Herkes dediğim kim? Türkiye deki altmış iki milyon ve bütün Dünya bunu bekliyor. Bakınız bundan bir müddet evvel meclis başkanımız Cindoruk Avrupa ülkelerini ziyarete geldi. On gün Almanya, Fransa, İngiltere. Döndüğü zaman aman hocam şu seyahati siz yapın. Neden? Nereye gittiysem herkes başka şeyi bırak Refah ne oluyor Refah diyor bende sizin avukatlığınızı yapa yapa canım çıktı ya. Gidin kendinizi kendiniz savunun. Herkes sizi soruyor. Ve bakınız Çiller hanım bir ay Amerika’ya giderse öbür ay Avrupa’ya gidiyor. Amerika’ya Avrupa’ya gidip ne diyor? Diyor ki bana borç vermeye mecbursunuz. Neden? Çünkü Refah Partisi geliyor. Refah Partisi gelince ne olacak biliyor musun? Sizin bütün Dünya planlarınız alt üst olacak. Yeni bir Dünya kurulacak diyor. Ve siz yeniden Viyana’nın önünde İslam askerlerini göreceksiniz diyor. Şimdi en son on beş gün önce Fransa’ya geldi. Fransa’ya geldiği zaman Fransa’da geldi bana borç vereceksiniz dedi. Arkadan Fransa’nın strateji uzmanlarıyla bir toplantıda bulundu. Fransa’nın dış politika stratejistleri. Çiller hanıma bir sual sordular dediler ki: "Bakın siz buraya geldiniz beni desteklemeye mecbursunuz yoksa Refah Partisi geliyor dediniz. Peki, Refah Partisi geldiğinde Türkiye’de askeri ihtilal olmaz mı" ?

Çiller hanım ne dedi? "Olmaz" dedi.

Peki, Refah Partisi kendi icraatını yaparsa bu icraat karşında yine askeri ihtilal olmaz mı? Hayır hiç bir şekilde olmaz dedi. Niye olmaz dediler. Soruyor onlar. "Çünkü Türk ordusu demokrasiye son derece bağlıdır diyor". Şimdi bu dediği doğrudur. Ancak Çiller hanımın bildiği başka gerçeklerde var. Nedir o gerçekler? O gerçekler şu o bütün seçimleri takip ediyor. Şimdi bak 27 Mart seçimlerinde rakamlar sandıklar ortada sadece bir doküman olarak söylüyorum ilmi araştırma değerlendirme olarak söylüyorum. Türkiye de deniz kuvvetlerimizin merkezi neresidir? Gölcük'tür. En çok deniz kuvvetlerinin subaylarının lojmanları Gölcük'tedir. Körfezdedir. Peki, bu bölgelerde bütün belediyeleri kim kazandı? Refah Partisi kazandı. Yine subay lojmanlarının bulunduğu mahallerdeki oy oranı şehrin diğer kesimlerinden daha yüksektir. Ne kaldı geriye kara ordusu. Kara ordusunun en fazla lojmanları nerde? Tuzla’da Samandıra’da Kartal’da Pendik’te peki buraların belediyeleri kimde? Yine Refah Partisinde yine buralardaki lojmanlarda Refah Partisi'nin almış olduğu oy şehrin diğer bölgelerinde ki almış olduğu oydan daha fazla. Ne gösteriyor bu? Bizzat ordu mensubu kardeşlerimizde Türkiye’nin kurtuluşunun ancak Refah Partisinde olduğunu gördüklerini, zaten Ordu milletin bir parçasıdır. Dolayısıyla işte Türkiye şimdi kurtuluşa gidiyor. Nasıl gidiyor Türkiye kurtuluşa bugün şu anda Türkiye’de iki tane iktidar var. Biri yerel yönetim iktidarı Refah Partisi burada iktidardır. Öbürü genel yönetim orada da bildiğiniz gibi DHP-SHP. Şimdi genel yönetim ne yapıyor? Sadece halkı eziyor eziyor eziyor. Nereye getirdi Türkiye'yi? Türkiye’nin dış borcu yüz on milyar dolar. Yıllık faiz dış borcun sekiz buçuk milyar dolar. İç borç yirmi milyar dolar. Onun faizi on iki milyar dolar. Dış ve iç borcun faizinin toplamı yirmi milyar dolar yapıyor. Bütün vergiler vergiler vergiler... Hepsinin toplamı ne kadar? On sekiz milyar dolar. Siftah yapmamış bakkaldan vergi alıyor, işçiyi çıkartan fabrikadan vergi alıyor. Alıyor alıyor bütün topladığı vergiler faize yetmiyor. İşte faizciliğin sonu. Battılar bittiler. Şimdi memura zam veremedi. İki yüz bilmem bin lira dedi memurlarda onu geri gönderdi. İşte böylece Türkiye'yi batırıp bitirmişlerdir. Onlar Türkiye’yi perişan ederken peki belediyelerde Refah Partisi ne yapıyor? Sözü uzatacak değilim. İki tane misal söyleyeyim yeter. Bak Ankara belediyesini teslim aldık. Uuu... İçinde neler, neler, neler altı aydan beri içinde ne var hepsini öğrenebilmiş değiliz. Her gün bir marifet çıkıyor önüme. Nedir bu marifet? Ankara’ya sözde metro yapılacak üç milyar dolar borç almışlar beş sene. Bu üç milyar dolar borcu aldınız ne yaptınız dediğimiz zaman Kızılay’da bir çukur açmışlar o kadar. Hiçbir şey yok. Ya üç milyar dolar, insaf edin ya. Bu para nereye kondu. Sıfıra sıfır elde var sıfır. Peki nasıl harcamışlar bunu? Amerika’da ki bir Kanada firmasına metro için bir vagon ısmarlıyor, kaça ısmarlamış bunu? 120 milyar Türk lirası. Yani bir tek vagonu yuvarlak hesap söyleyelim üç buçuk milyon dolara bir metro vagonu. Şimdi Refah Partisi geldi. Aynı vagonu onların üç, üç buçuk milyon dolara aldığı vagonu iki yüz bin dolara Türkiye’de yaptırıyor. İşte aradaki fark bu. İstanbul belediye başkanımızın önüne on beş gün önce bir evrak geldi. Ne bu? Efendim otuz milyar lira ödenecek. Nereye ödenecek? Fransa’daki bir firmaya. Kimmiş bu ya? İstanbul sular iradesinin İSKİ’nin müşaviri bir firma. Eee? Sekiz aydan beri bu firmaya her ay otuzar milyar üç yüz milyar lira para ödemişler. Müşavir firma bir defa gelip bir tek çalışması yok. Bu paralar bildiğiniz gibi gecekondu da oturan insanlardan otuz bin lira kırk bin lira su parası diye toplanıyor, toplanıyor ve bu insafsızlar bu parayı toptan alıp götürüp bir Fransız firmasına müşavirlik adı altında üç yüz milyar lirayı götürüp sekiz ayda acımadan göz kırpmadan veriyor. Bunun için son aylarda bütün Türkiye’de yaygın bir söz var. Bendenizin söylediği bir söz çünkü bütün bunlar belediye başkanlarını toplayıp bu bilgileri aldığımız zaman orda yaptığımız bir kapanış konuşmasında şu sözü söylemek ihtiyacını duydum. Dedim ki ya hu görülüyor ki bu taklitçilere değil devlet idaresi değil bir belediye bir leblebici dükkânı idaresi bile verilemez. Çünkü bunlar böylesine bir israf içerisindedirler. Refah Partili belediyeler ekmeği iki bin liraya satıyor. Faizciler altı bin liraya satıyor. Bak kaç defa kendilerine seslendik. Sizin de üç beş tane belediyeniz var. Hadi sizde ekmeği iki bin liraya satın ya da bin liraya satın. Satamaz neden? Faizci. Faiz faiz faiz. Ankara otobüs idaresi senede bir trilyon zarar ediyor. Refah Partisi geldi üç ayda kâra geçti. Neden? Çünkü herkes talebeler memurlar eviyle iş yeri arasında aylık karne ile gidip geliyor. Bilet alıyor toptan, o biletle gidip geliyor. Tenzilatı olduğu için. Bu biletlerin parası belediyeye gelmiyor. Onun bunun cebinde kalıyor. Kaç tane bilet basılmış kime verilmiş. Sahibi yok, bilen yok. Çok basit Refah Partisi geldi. Biletleri şimdi zapturapta aldı. Bütün para belediyeye geldiği için bir trilyon lira zarar eden otobüs idaresi hemen kara geçti. Şimdi kitaplar ciltler yazılıp. Onları bir bir anlatarak vaktinizi alacak değilim. Bir noktaya temas edip sözü kapatıyorum. Bak Ankara Büyükşehir Belediye başkanımız Melih Gökçek Bey bir müddet evvel Ankara televizyonunda bir konuşma yaptı. Dedi ki ey ahali artık gerçekleri görme günümüz gelmiştir. Bak bu faizciler sizi alıyor bir ay çalıştırıyor. O vakit askeri ücret iki buçuk brüt bir buçuk netti. Bir buçuk milyar net para veriliyordu. Biz ise Refah belediyesi sizi çalıştırmıyoruz. Sadece altı milyar liralık ekmeği iki bin liraya indirdik. Dört çocuğu olan bir gecekondu ailesine bir milyon lira ekmek vasıtasıyla yardım ediyoruz. İstanbul belediyemiz eti yarı fiyatına satıyor. Bir milyon lira etten yardım ediyoruz. Ankara belediyemiz yaş meyve ve sebzeyi yarı fiyatına satıyor. Bir milyon lira oradan. Refah Partili belediyeler kömürün tonunu iki milyon liraya kadar yerli kömür temiz kömür olarak veriyor. Taklitçi belediyeler altı milyon liraya veriyor. Bir milyonda kömürden yardım. Ne demek bu; et ekmek kömür ve sebze dört kalemden dört milyon lira açıktan veriyor Refah Partisi. İşte aradaki büyük fark budur. Şimdi muhterem kardeşlerim Türkiye’de meclis açıldı. Bugünlerde meclis şimdi bir ara seçim kararı almak üzeredir. Neden? Çünkü zaten yirmi iki tane milletvekili boş. Ankara belediye başkanımız hala milletvekili gözüküyor. Altı aydan beri belediye başkanı meclise uğradığı yok. Niye bunu böyle gösteriyorlar? Eğer onun milletvekilliği düşmüştür derlerse anayasaya göre meclisin %5 i boşaldığı için üç ayın içerisinde ara seçime gidecekler. Bundan korkuyorlar. Neden korkuyorlar? Çünkü yirmi üç yerde ara seçim yaptığı zaman kendilerinde biliyor ki o yirmi üç yerin yirmisini de Refah Partisi kazanır. Niçin? Çünkü yirmi tane yer belli Diyarbakır, Bitlis, Muş, Siirt buralar hep Refah Partisi'nin kaleleri. İstanbul, Ankara tam yirmi üç taneden yirmi tanesi Refah Partisi kazandı mı onun arkasından gidilecek olan bir seçimde barajı bile geçemeyecekler. Bunun için şimdi aman ara seçim olmasın diye en geç gelecek sene ekimde seçim yapmak için karar almak hazırlığındadırlar. Gelecek sene seçim olursa ne olacak Allah’ın izniyle büyük bir çoğunlukla Refah Partisi iktidara gelecek. Ve inşallah böylece yeni bir Dünya kurulacak. Ve böylece bugün İslam âleminin bütün meseleleri çözüm bakımından bir sonuca kavuşacak. Refah Partisi iktidara geldiği anda Sırplar Bosna’dan çekilmeye mecbur kalacak. Bizim bir şey yapmamıza lüzum yok. Niye? Onlar Kıbrıs savaşını daha unutmadılar da onun için... Bundan dolayı Çiller Hanım yeni bir Dünya kurulur diyor. Doğru, inşallah gerek İslam birliğinin kuruluşu için atılan adımlar gerekse Allah’ın lütfuyla Türkiye’de ki büyük devrim inşallah çok kısa bir zamanda hakikaten yeni bir Dünya'nın kurulmasına vesile olacaktır. Onun için Allah’a tekrar sonsuz şükürler ederek.. Theodor Herzl'in yüz sene evvel toplantı yaptığı bu salonda inşallah en geç gelecek sene yeni bir dünyanın kurulmasını Cenab-ı Hak hepimize nasip etsin duasıyla sözlerimi kapatıyorum. Ve hepinizi muhabbetle kucaklıyorum. Gelecek sene yine bu salonda yeni Dünyanın kuruluşunu kutlamak üzere Allah’a emanet olun...

Esselamu Aleyküm