9 Ocak 2017 Sayı 116
Batılılaşma/Düzenin yabancılaşması

“Türkiye'de SAĞ; SOL, SOL da SAĞ'dır. Türkiye'nin

SOLCU ları gericidir. Türkiye'nin İlericileri SAĞ   

cenahta yer alan geniş İSLAMCI halk kitleleridir.”

                                                                                                                      İdris KÜÇÜKÖMER

            Evvela şunu söylemeliyim bu başlık bana değil önemli bir tez olmasına karşın ve iyi irdelemisine rağmen ismi cismi belki de duyulmamış bir isme yukarıda bu makalenin temel konusu olan söylemde bulunan İdris KÜÇÜKÖMER'in kitabına aittir. Burada amacımız sadece bir kitabı tanıtmak değil zira derdimiz bir sanat kaygusu değil bir fikir sancısıdır. Ve bu kitapta Türkiye'nin son dönem (bugünden bakılırsa) siyasi düşüncesine ışık tutmasından dolayıdır.

            Yukarıda da paylaştığımız İdris Hoca'nın temel tezi batıda ortaya çıkan sağ ve sol kavramlarının Türkiye'ye olduğu gibi kopya edilmesi sebebiyle yanlış anlaşıldığıdır. Bu yanlış anlamanın altında yatan temel sebeb nedir? Sorusuna Küçükömer olaya sadece değerler açısından bakmakta görür. Ve dikkat edilirse kitapta sağ ve sol kavramları sadece ekonomi çerçevesinde incelenmiştir.  Ekonomik anlamda yenilik isteyen gelişme isteyen çevrelerin avrupa da geniş halkçı sol kesim olması Cumhuriyet tarihinde de kentli sınıfına karşı köylü sınıfı olması hasebiyle sol kavramı bu ikisi arasında daha çok kırsala uymaktadır. Fakat olaya değerler ve değişim açısından ilk açıda baktığınızda Küçükömer'in eksikliği ortaya çıkar. Aslında bir eksiklik değildir çünkü insanın fikirlerine yön verici etkende iş ve aş sorunudur. Klasik anlamda incelediğimizde nedir bu eksiklik?  Bunun esası Osmanlı'nın vziyon değişikliği esnasında Cumhuriyet kadrolarında Osmanlı'dan kalma devrimci kesimin yer alması ve kadrolaşmasıdır. İktidarın yerine geçen muhalefette iktidar olunca haliyle kendisi o nimetlere gark olacak ve önceki ile aynı konuma haiz bir tavır sergileyecektir. Yani aslında muhalefet zihniyeti de iktidardan farksızdır. Durum böyle olunca evvelemirde kim ne ile anılmışsa ardından onun başa gelişi tavrını değiştirişi onun kimliğine bu ülkede bir etki yapmamış yapmamış çünkü belli olmamış. Devrimler yapılmış yenilikler getirilmişş ve bu sefer o yeniliği koruyacak statüko oluşmuş ve sonuç olarak bu statüko da gelenekselleşmiş ve sağlaşmış ama kendisini hala genç devrimci ve dinamik diye addetmiş nitekim zihin daima yeniliği bulduğu yer olan Batı'dan yana olmuştu. Öncekilerin sağı yani iktidarı ardından kadrolarda yer bulamayınca onlarda sağın muhafazakar kimliğini değiştirmeden ekonomik alanda ıslahat istemiş geniş halk kitlesi olmuş ve bunu dillendirmiş ki, işte bu noktada bana göre sağ ve sol kavramları değerler üzerinden kendini isimlendirmiş ve yenilik isteyenler sağ geleneği kutsayanlar ise sol olmuş ve kavramlar çıktığı menşeden evrile evrile bu hale dönüşmüştür. Peki eleştirmizi buna neden? Vak'anın neresi yanlış olay gayet bir mantık örtüsünde işelemiş mesele ekonomiden değerler kavrmsallaşmasına dönüşmüştür.

            Eleştirimizin  ilk sebebi kavramların nerede ne için ortaya çıktığı ve hangi sosyal kurum adına çıktığı ve bu noktaya sadık kalınmasıyla ilgilidir. İdris Küçükömer dönemine bir bomba gibi indirdiği bu eleştiri evvela CHP'ye yöneltildiği için yani o partinin bir sol değil sağ parti olduğunu söylediği için o dönemlerde pek çok insan buna itibar etmedi. Etmedi, çünkü bu kavramların nerede, ne için ve hangi kurum adına çıktığını ya kimse bilmiyordu. Ya da bilen bilim adamları susturuluyor gerçeklerin ayyuka çıkmasını önlüyorlardı.

            Bu kavramlar aslen Batı'nın kavramları ve daha öznel konuşursak Fransız İhtilali'nde meşhur olan kavramlardır. Kral XIV. Louis taraftarı olan kimseler o dönemde sağ cenah yani hakk olarak iddia edilen sağ( fransızca da sağ kelimesi ile hak hukuk kelimesi aynı anlamdadır “droit” kelimesi geçer.) kral taraftarı solcular ise devrimci olarak görülüyordu. Ve solcular geleneksel örfîleşmiş yapının dışına çıkarak temel üçlü sloganla yani aristokrasi olan sağa -Libérter, égaliter, fraterniter-  özgürlük, eşitlik ve kardeşlik diyerek karşı çıkyor ve iktidara karşı halkçı bir tavırla çıkyorlardı ki bunun altında yatan en büyük nedende o dönemin Fransasında ortaya çıkan sosyo-ekonomik bunalımlardı. Fakat ne sağcılar ne de solcular hakk temelinde bir siyaset güdüyorlardı. Aslında kendilerini hakk diye göstermeye çalışanlar gücü meşrulaştırmak adına bunu yapıyorlardı.           Sonuçta her iki  cenahında çıkış noktası aynıydı. kim güçlü olacak zaten sol cenahta kalan zayıf, işsiz, fakir kimselerin bu muhalif kanat olması ve iktidarı hedeflemesi de buydu. İktidara geldikten sonra nasıl olsa ona ses çıkarılmayacaktı çünkü o hakkı, adaleti, özgürlüğü isteyen bir SOL’cu idi. Ekonomik sebeblerle ortaya çıkan burjuvanın iktidarını sarsan bu kavram ileriki süreçlerde sadece değerler üzerinde somutluktan soyut bir tavıralış biçimine dönüşecekti. Fransa’da olay değişmedi zaten hepsinin temel hedefi iktidara gelip kendi programlarını uygulamaktı ama bu kavramlarda ki anlam kaymasını orada da hiçe saymak mümkün değil. Fakat suyun yüzeyinde bu kavramların belirdiği ülke ise Türkiye’dir.

            Osmanlının yıkılıp küllerinden doğan Türkiye Cumhuriyeti ınkılaplar ve büyük değişimlerle ülkede bir hızlı değişim meydana getirdi. Fakat bu arada bir şeye dikkat edilmedi yeniliği yapan kadro farkında olmadan gelenekselleşti. Ve ardından da katı bir statüko hakim oldu. Ve bir nevi bu statükonun temsilcisi ise Cumhuriyet Halk Fırkası oldu. Çünkü yeniliğe adım adım giden kadrolar burada mevcuttu. Bu da orayı bu rejimin tek sahibi olarak gösterdi. Rejimi de onların söylemleri olarak gösterdi. Hakikatte Atatürkçülük İlkelerine aykırılık gösteren şeyde işte buydu çünkü Gazi Paşa sürekliyeniliği ve ilerlemeyi savunan inkılabcılık kavramını bu millete kazandırmıştı. Sonuç öyle olmadı. Kentliler hakim sınıf ve kırsal-köy kesimi ise muhalif yani sol sınıfında yer aldı. Bunu 1969 yılında bu başlıklı kitabıyla sosyo-ekonomik açıdan derinlemesine inceleyen İdris Küçükömer oldu. o zamanlarda dalga unsuru olacak kadar kale alınmayan Küçükömer bugünlerde unutulmaya yüz tuttu. Fakat kitabın yayınlandığı döneme de baktığımızda ortaya çıkan Milli Görüş hareketi bir noktadan Adil Düzen söylemi ve teşkilatlanmalarıyla geniş bir halk kitlesine indi. Aslında Türkiye yeni solcularınıdaha doğrusu gerçek solcu, halkçılarını bulmuştu. Fakat bu hareketin yıllardır Sağ olarak anılması muhafazakarlıkları ve millete ait olan kavramlarla hreket etmesi diye söylenegelmişti. Ama bu tamamıyla amacından saptırılmış bir tespitti. Çünkü sağcılık ve solculuk batılı olmak ya da olmamak milli değelere sahip olmak değildi. Bu kavramlar öz itibarıyle ekonomik temelinde tartışılan kavramlardır. Hatta bu iki kavrama sahip olmakta bir anlamda batılı olmaktır. çünkü aldığımız yer kullanılan yerler batıya ait olan ikisi de gücü üstün tutan dünya görüşünün kavramlarıdır. Bu sebeble bana göre 69 yılında ortaya çıkan hareket bir sağ hareket değil merkez dışı rejimiçi ve yeni bir sistem hedefleyen hareketti.  Zaten 94 yılarında bu hareketin devamında kurulan RP  merkez dışı bir parti olarak nitelendirilmişti. çünkü yerel yönetimlerde büyük bir inkılaba yol açan birt hareket hızla bu milletin temsilciliğine doğru oynuyordu. Öyle ki artık bu hareket kapitalizm ve komunizminm dışında liberalliğin bu ikisinin bir bileşimi olduğunu ortaya koyarak (zira liberal düşüncenin serbestlik anlayışı kapitalizmin, ilkelliği komunizmindir). Ekonomide faizsiz kredileşme  ve serbest rekabeti hedef alan, Adil gelir dağılımını hedefleyen. Tüketim merkezli kapitalist-liberal anlayışın karşısına, planlama merkezli sosyalist-komunist söylemi değil üretim-emek merkezli Adil Düzeni koyan bir hareket batılı kavramlarla nitelendirilemezdi. 28 Şubat sürecinde sadece zayıflatmak suretiyle bu insanlarla alakalı olmayan katı söylemli Müslüman duruşlar çıkarılmış ve darbe planları başarıya ulaşmış ve millet kendi temsilcisine olan güveni kaybetmişti. Çünkü bu hareketin en önemli özelliği heyecanını dizginleyememesi olmuş ve dışarıda İslamla alakası olmayan Radikal Müslüman hareketlerde bu zihniyete hamledilmişti. Ama hareketin ardından kurulan yeni parti bir yenilik daha yaparak başı örtülü bir vekil çıkardılar. Ve bu olaya karşı çıkan sol görünmeye çalışan statükocu sağcılar yani o zaman ki DSP olmuştu. Bu da  sol hareketlerin ters yüz olduğuna en önemli örnekti. Ardından yeni partide kendi içerisinde ikiye bölünmüş ve yenilikçi ve gelenekçi kanat ortaya çıkmıştı ki aslında 28 Şubat sürecinden sonra bu olay kaçınılmazdı. Çünkü bu harekette  artık yeni söylemle halkın karşısına çıkmalıydı. Zira artık başarı bu şekilde mümkün olabilirdi. Fakat bu yeni harekette söylem olarak sosyologlar tarafından yanlış anlaşıldı ve muhafazakar demokrat bir sağ parti olarak anıldı. Halbuki AK Parti için yapılan bu uydurma kavramsallaştırmanın bu referandum sürecinde uydurma olduğu gayet aşikar bir şekilde ortaya çıktı gücün safında olan CHP kendi zihniyeti için uygun olmayan 82 anayasasına sahip çıkıldı. Çünkü zihniyet kuvveti üstün tutuyordu. Ama AK Parti madem millet ve devlet bir bütün o halde anayasa milletin olmalı dedi ve yine bir sol gözüken ama millî duruşa sahip bir harekette bulundu bu durumda sonuş olarak analizimizde şu çıkacaktır.

·         CHP ve bu tarz sol partilerin hepsi sağ

·         Demokrat Parti, Adalet Partisi ve Anavatan Partisi gibi sağ gözükenler merkez partiler yada kısmen solcu sayılabilen partiler

·         Millî Görüş kökenli AK Parti ve Saadet Partisi Sn Küçükömer’in tabiriyle sol partilerdir. fakat bahsettiğim hakk ve güç sınıflamasında bu partiler Merkezdışı sayılabilecek olan partilerdir.

                Ama Batı Sosyolojisiyle bakacak olursak İslamcı Partiler sol tamamen sistemiçi kalan partilerde sağdır ki bu noktadan bakılınca kendi ilmine göre bu kriteri esas alarak bu sınıflamalarını ortaya koyan İdris KÜÇÜKÖMER bu dönemlerde değerlendirilmek siyaset bilimi açısından çok ehemmiyet arz eder.