9 Ocak 2017 Sayı 116
İslam Toplumunda Sistematik Düşüncenin İlk Kurbanları: İhvan-ı Safa

Bu grup hakkında pek fazla bir kaynak, veri yok. Çünkü bu insanlar çok gizli çalışan aslen gizlilikten öte isimlerini gizleyen bir cemaat.

Bildiğimiz kadarı ile ve elimize ulaşan X.yy’ dan kalan52 risalelik Er-Resail adlı eserleridir. İlginç olan bu eserlerin sadece teolojik(din bilimi) yanı yok. Her türlü ilmi kuşatan bir muhit-i Maarif (Ansiklopedi)

Bu insanlar sadece bu eserleri değil toplantılarda düzenlemişlerdir. Ve bu toplantılarda çok büyük bir tartışma ortamı düzenleyip hür düşünce ortamı geliştirmişlerdir.

Hülasa olarak diyebiliriz ki İhvan- Safa bir alim ve filozof birliğiydi. Her üye başka bir bilgi dalında uzmandı. Bu tartışmalar, çalışmalar ve uğraşlar şüpheli görüldü. Önce Sunni alimlerce ve filozoflarca şüpheli addedildi. Hatta daha da ileri gidilerek İslam alimun sınıfı(ulema değil) “kafir” saydı onları. Oysa inanç bakımından mümindiler. Fakat “nas”lara yüksekten bakan bir felsefeleri vardı sık sık akılcı izahlara başvurarak nas’ları sarsıyorlardı. Bununla beraber doktrinleri adı gibi çok saf ve temiz idi. Abbasi döneminde Bağdat’ ta başlayan bu akım iyice insanların canını sıkmaya başladı. Ve eserlerini kimse okumadı. Dışlandılar her yenilikçi gibi kimse anlayamadı onları. Ve eserleri din dışı çevreler tarafından okundu hem de saygıyla. İhvan-ı Safa’yı İslam alemi 20.yy dan sonra anlayabildi ve tanıyabildi. Bunların sonunda 1101 ve 1150 yılları arasında Bağdat’ da bu risalelerin bir çoğu yakılmıştır. Aslında yanan risaleler değil, kitap sayfaları değil hür tefekkürün miftahı idi yanan sayfalar Sadece Yeni Eflatunculuk düşünceleri değil insanları saadete sevk eden yüce akıl anlayışıdır. Yanan filozofların ve alimlerin el emekleri, yürekleri ve aşklarıdır. Hiç bitmeyen aşk. “İlim aşk”ı.

Her ne kadar onlara Şii ortodaksinin akılcı müdafaacıları gözüyle bakılsa da onlar alim ve filozof birliği ve hür tefekkürün kalesi idi. Fakat kimse anlayamadı onları. Ateşli bir grup genç zannettiler onları halbuki alakaları yoktu. Sofi zannettiler onları değillerdi. Peki ya kimdi bu insanlar.

Bilemiyoruz ama bize yaptıkları ideal insan tarifi bence onları anlatıyor.

Ahlakça kamil insan, Doğu İranlıdır, İmanca Arap, terbiyece Iraklı, zekaca İbrani, bir İsa tilmizinin siyretine sahip, Suriyeli bir keşiş kadar cümle esrara aşina ve sonunda bir sofi ahlakçı.”

İhvân-ı Safa zihniyetçe Sünni değildirler dini olmasına dinidirler ama nas ları filozofça yorumlarlar. Bence bunun hiçbir mahzuru yok ama bizim o çok dindar(!) Müslümanlarımız var ya! Onlara göre işte bu küfürdür. İslamı fundamental argümanlara hapsetmek isteyen gerici düşünce… İhvân-ı Safa’yı işte bu düşünce küfür ile itham etti. Şu anki hal de aynı. Boşuna dememiş Akif:

Ders alınsa tekerrür eder mi? Hiç tarih!”

İhvân-ı Safa eserlerinin bir çok bölümünde Aristo izleyicisidir. Metafizik ve mistik alanda ise Eflatun’a ve Fisagor geleneğine bağlıdırlar.

İhvân-ı Safa sayılara tutkundur. Fisagor’(Pisagor’ dur aslı Araplarda “P” harfi olmadığı için f ile ifade ederler) cular gibi varlıkları sayılara göre ele almaya alışkındırlar. <Nefsaniye> adlı yazılarında bu itiyatın izlerini görürüz.

İki nevi varlık: Kulliler ve cuziler. Kulliler 9 sınıfa ayrılır. 9 sayı gibi. Birlik yaratıcıdır, tektir, yalındır, ezeli ve ebedidir. Sonra akıl veya müdrike gelir. Bu da iki nevidir: fırki ve ya kısbi. Sonra ruh gelir. Ruh üç kısımdır. Nebati, hayvani ve nâtık. Her varlık işgal ettiği sıraya göre ayrılabilir. Dördüncü sırada madde vardır. O da dörde ayrılır. Sanatların maddesi, fiziki madde, bütünlüğün maddesi, madde-i ûla. 5. sırada tabiat 5 cinse ayrılır. Gökler ve ayın altındaki 4 unsur. 6. sırada cisim vardır. Cismin 6 istikameti vardır. Yukarı, aşağı, sağ, sol, ön, arka. Kürenin mertebesi 7, 7 seyyare. Unsurlar 8. basamak. Vasıfları iki iki birleşen dörtlü 4 vasıf (toprak; soğuk ve kuru, su; soğuk ve nemli, hava; sıcak ve nemli, ateş; sıcak ve kuru). (Heyula-i Erbaa) 9. sırada cisimler yer alır. Madenler, nebatlar, hayvanlar her biri üç bölüm.”

İşte İhvân-ı Safa’nın sayısal bir risalesi, daha bunun gibi 52 tane daha var. Ve bu bir tanesinin içinden kısaca seçilmiştir.

Peki ya bu grubun eğitim yaşı ve mertebesi nedir? Diye sorarsanız onu da cevaplayalım.

İhvân kendini 4 zümreye ayırır.

1-) Kabiliyet bakımından kemale erenler en az 15 yaşında eğitime alınır ve mezuniyet yaşları ölüm yaşlarıdır. Bunlara dindar ve rahim (Ebrar ve ruhama)

2-) Öteki insanlara şefkat ve merhamet duyanlar En az 30 yaşında olurlar. Bunlara hayırlı ve üstün kişi (Ahyar ve Fudalâ) denir.

3-) Kurtuluşa götürecek olan, sulh ve sukün içinde savaşabilecek ve direnebilecek olanlar. En az 40 yaşında olurlar. Bunlara Fudalâ-i Kiram denir.

4-) Mürşit mertebesi hakikati doğrudan kavrayabilen kimselerdir. Bu meleklik devresi olup ancak 50 yaşında ulaşılabilir.

Cennete yükseliş için bir hazırlıktır. İbrahim, Yusuf, İsa, Muhammed gibi peygamberler ve Aristo, Sokrat, Fisagor gibi bilgeler bu mertebeye erenlerdir.

İşte ihvan ve eğitim modeli bu sistem biraz daha modernize edilip İslam eğitim sistemlerinde uygulansa yeni medeniyetin mümessili büyük bir olasılıkla biz oluruz tabi ki Dindar(!)’larımızdan destek alır isek.

Bu eğitim ve düşüncenin İhvân-ı Safa gibi kurbanı olmazsak

Elbette ki kurbansız olmaz ama “bir evden(düşünce) bir şehit yeter.”

İhvân hakkında soylenecek, yazılacak daha bazı bilgiler olabilir ama benim bilgim bunlarla kısıtlı.

Allah bizi alim sıfatı ile nasiplenenlerden eylesin. Bu ümmete İhvân-ı Safa gibi Kûfe okulları gibi Dar-ul Erkam Üniversiteleri gibi eğitim ve ilim yuvaları nasip etsin.

Enformatik cahillerden Ala-yı illiyyine ulaşmak temennisi ile FiEmanillah

 

22.10.2007

 

Kaynaklar:

Cemil Meriç “Işık Doğudan Gelir” Pınar Yay. 39.-74. sf.

Macit Fahri “İslam Felsefesi Tarihi” İklim Yay. 133.-146- sf.

Mehmet Bayrakdar “İslam’da Evrimci Yaratılış Teorileri” İnsan Yay. 80.-90. sf.

-Münir Dede “Felsefe Dersleri” Denge Yay. 180.-183. , 185.-188. sf.